BÖLÜM 30

TARIHE KISA BIR GOZ ATALIM…
“Lozan’da masada bulunan yedi devletle bir daha bir kez daha savasip savasilmayacagini en iyi bilen hic kuskusuz Ismet Pasa’ydi. O, barisin kacinilmaz olarak yapilmasini ancak her ne pahasina olursa olsun imzalanmamasi gerektigini de en iyi bilen kisiydi, Evet baris antlasmasi imzalanacakti ama Ankara’dan Gazi Pasa’nin verdigi emir ve direktifler dogrultusunda zamani geldigi zaman… 
Mustafa Kemal, Sevr’in Osmanli Hukumetince imzalanmasini su sozlerle elestirir ‘ Insaf ve acima dilenmekle ulus isleri, devlet isleri gorulemez. Ulusun ve devletin seref ve bagimsizligi saglanamaz, insaf ve acima dilenmek gibi bir ilke yoktur. Turk ulusu, Turkiye’nin gelecekteki cocuklari bunu bir an bile unutmamalidirlar’ ve diyerek anlatir.. BU dusunceler ve direktifler dogrultusunda 4 Subat 1923 tarihinde Lozan Baris Antlasmasina ara verilmisti ”
AYNADAKI TARIH SAY.159
E. MUTERCIMLER
MIDILLI” DE NELER OLUYOR?
Ethem Efendinin cenazesi defnedildikten sonra, es dost hatim indirip , komsularina son gorevlerini yerine getirmek icin toplanmislardi. Rustem’in haberi gec oldugu icin ancak duaya yetisebilmisti . Lebibe hanim , oglunu gormenin verdigi huzurla, konu komsuya helva hazirlamak icin dogruldu, o arada yan komsu Elena , Turklerin adetlerini iyi bildigi icin koca bir tencere tereyagli mis gibi helvayi yuklenip gelmis, koyacak yer ariyordu, tencere sicakti, neredeyse elleri yanmak uzereydi Elena’nin . basinda siyah dantelli esarbi, siyah terlikleri, siyah elbisesi ile tam bir yas alemindeydi, kocasinin da gelmek icin izin istedigini soyledi, ne de olsa neredeyse kirk yildir komsuydular, cetelerin yaptiklari koydeki butun Rumlari uzdugu gibi onlari da caresiz birakmisti.Lebibe hanim, sabah gunesinin vurup isittığı salona girer girmez kizkardesinin yine hickira hickira agladigini farketti; 
– Hemsire , biraz topla kendini Allahini seversen, Bak yan komsun Elena bir tencere helva getirdi, sicak sicak daha mis gibi tarcin , tereyag kokuyor.. Kocasi da taziyeye gelmek icin izin istermis, musade eder, kabul edermisin?

Vecıze hanimin acisi cok tazeydi, su anda hicbir Rum’u goresi yoktu ama Elena’ nin yeri baskaydi, her derdine kosmustu. Kizlarinin dugunlerini bile neredeyse birlikte yapmislardi, ceyizlerinde Elena’nin cok emegi vardi. Boyle bir insana gelme demek yakisik almazdi, zaten Lebibe hanimdan cok Elena ile kardes gibiydi Vecize..
– – Elbette , buyursun Ablacim. Benim kusuruma kimse bakmasin, kolum kanadim kirildi, evimin diregi yikildi, kizlarim da olmasa yasamanin manasi yok ama, deyip biraz nazlandi etrafa karsi..
Geleni gideni cok oldu ogun Vecizenin,

-Ne kadar cok ta sevenimiz varmis ! megerse diyerek, kendine ve rah. Kocasina pay cikarmayi da ihmal etmedi, oldu olasi nazlanmayi da, ovunmeyi de severdi sagolsun…
– Misafirler gittikten sonra , kadinlar dinlenmek icin bile yalniz kalamamanin verdigi yorgunlukla herbiri sedirlerin uzerine serildiler. Vecizenin kizlarinin biri Molva ‘dan biri Sigri dan gelmislerdi, ikisinin de agzini bicak acmiyuordu, kocalarinin daha dunku baskindan serbest kalip kalmadiklarini bile bilmiyorlardi.. Baskinlar her yerdeydi, butun erkekleri dusman goruyordu ceteler..Kızların bu hali Rustem’in icine islemisti sanki, ne yapabilirdi kuzenleri icin?elinden gelen birsey yoktu, Ethem beyin evde artik olmayisi Rustem’ i bir lahza olsun rahatlatmisti ama birsey belli etmekten cekiniyordu..O esnada Pereme’ ye gidip haber alabilirmiyim ?diye dusundu, atina atlayip, Peremanin yolunu tutacakti, belki kahvede insanlar uc bes birsey soylerlerdi, olmadi Iskopluya gecerdi oraciktan, su kizlara birer haber getirseydi keske.. Tam kapidan cikarken Ruhi abeyinle karsilasti; 
– Hayirdir Rustem, bu gece olsun dinlenmek yokmudur,oglum?
– Ruhi abeyim, bizim teyze kizlarinin beyleri de iki gundur esirdi camide bakalim, onlardan haber varmidir diye cikmistim..
– – Gir oglum , iceri Ayvali’dan Kumandan’dan telgraf gelmis, herkesi salmak zorunda kalmislar, bugun sehirde ogrendim, damatlar cikmislar bu tarafa geliyorlardir haberi aldilarsa…Malum her iki koyde uzaktir bizim buralara…
– Rustem rahatlamisti, yorgunluktan perisan vaziyetteydi zaten, iceri girip bir yorgunluk kahvesi ictikten sonra dogru anaciginin yattigi odaya cikti, anasinin yatagina uzandi, anacigi gelince nasilsa duyardi…Yorgunluktan deliksiz uyudu, sabah ezani ile gozunu actiginda Lebibe hanim kendine yer minderi acmis misil misil uyuyordu…Uzun uzun hasretle anacigina bakti, gidesi vardi , ama uyandirmadan giderse Lebibe hanim O’nu hic affetmezdi…
– 
– KOSTA GIZLICE KOYE GELIYOR…
Zeliha hanim, gogsune tufegin kabzasini yedikten sonra uzun sure kantron yagiyla icli disli olmustu, her gun her gece Maria, Zeliha hanimi kantron yagiyla ovar, elini sicak sudan soguksuya dokundurmazdi, Tula olan biteni duyar duymaz zaten haniminin yanindan ne gece ne gunduz ayrilmamisti, yalnizca yasli anasini birakmamak icin geceden geceye yatmaya gidiyordu eve. O gece Tula isini bitirdikten sonra Zeliha hanimdan izin isteyip disari cikti, buyuk kopek te yoktu artik , kucuk Pamuk ta ahirda yatmak zorundaydi, kim yol gosterip haber verecekti gelene gidene diye dusunurken, buyuk demir kapinin disinda bir kararti gordu, 
-KImdir orda? diye bir ciglik atti, Tula.
Herkes birbirinden korkar olmustu,Turkler Rumlardan, Rumlar da Turklerden cekiniyorlardi , bir kere kalem kirilmisti olan olmustu, dusmanlik baslamisti, kimin kime ne yapacagi belli olurmuydu bundan sonra..
– Sus Kiz sus, benim Kosta..sesini kes, yoksa ikimizi de bizimkiler kus gibi avlarlar, katalavas?
– Ahh anladim Kostamu, nerden ciktin sen?
– Sana hesap veremem simdi, don ac kapiyi icwri girezeyim..korkmasin mama , Zeliha mama.. Iki genc donduler merdivenleri cikip , iceri girdiler, Zehra hanim Kostayi yalniz gorur gormez az daha bayiliyordu ki, Maria kucuk fridanin (nis) icinden kafurun getirip hanimina koklatti, Rasim agasi cok iyiydi, sikintilari yoktu sukur, bu gece koyde kalip sabaha gidip agasini getirecekti. Koydeki herkese de agasini habersiz kacirdigini soyleyecekti, plan buydu, yoksa agasi kimsenin yuzune bakamam demisti, tembihlemisti Onu.. o gece Tula haric hepsi ayni evde kaldilar, Zeliha hanim basini yastiga koymadan , dua etti, Mehmetcigini yanina aldi, uykuya daldilar, sabaha karsi Kosta kimseye gozukmeden cikacak daga tirmanacakti, hala kimseye nerede saklandiklarini soylemiyordu, lazim olursa hepbirlikte gideriz simdilik ogrenmenize gerek yok diyordu, ara sira kurnazligi tutardi boyle .. 
KOYDE HERSEY ESKISI GIBI…..
Bir muddet koyde hersey eskiye doner gibi olmustu, Ziyneti hanimin karsi komsusu Eleftra, uzuntusunu anlat anlat bitiremiyordu, gun asiri yogurt kuruyor, corek yapiyor, tatlilar getiriyor, sanki kendilerini affettirmeye calisiyordu, akli basinda butun Rum komsular uzulmuslerdi, hele Ethem efendi olunce , erkekler elleri bagli alinip camiye hapsedilince cogu kimsenin, hele kadinlarin uzuntusu buyuktu, yasli erkekler de bu durumu bir turlu kabullenemiyorlardi ama gencler, disaridan gelen capulcularin cok etkisinde kalmislardi; 
Ziyneti hanimin yarim akilli oglancigi Mehmet bir turlu adam yerine konup ta goturulmemeyi hazmedememis olsa gerek her aksam anasina,

-Bir daha sefere beni de alirlar babamla degil, ana ? Alsinlar beni de .. deyip deyip duruyordu, bazen guluyorlar bazen de olayi hatirladikca gozleri yasla doluyordu hepbirlikte..
Zor gunlerdi yasananlar, ertesi gun ne olacak kimse bilmiyordu, Ayvali dan Rumlara gelen mektuplar, Turklerinde tek avuntu kaynagi idi, Onlarin iyi oldugunu duydukca kendilerini guvende hissediyorlardi..Rasim bey döndü doneli bir turlu evden cikmamisti, her ne kadar Kosta beni kacirdi diyecekse de boyle bir seyi kendine yediremiyordu. Boncuk mavisi gozlerini tavana dikip dusunuyor belki de Ethem efendiden sonra ikinci cenaze benimki olacakti diye avutuyordu kendini …
Koyde herseyin eskisi gibi olmasi beklenemezdi elbette, Kim kalacak kim gidecek, ya da hic gitmeyecekler mi , kimse birsey bilmiyordu, Gazi pasa bile bilmiyordu ne olacagini , yabanci diyarda Ismet pasa Gavurla masaya oturmustu, simdilere de mutarekenin iyi gitmedigi ara verildigi şayiası cikmisti.( soylenti)Belirsizlik devam edip duruyordu, bu arada zeytinler bitmis, agaclar budanmaya baslamisti bile; Rasim aga Peramaya gidip yaglarini Rum Tuccara satacak oldu o sabah; havacik da guzeldi, firsat bu firsat diye dusunerek Mecnununa atladi, Peremada Kirya Dimitris’in yazihanesinde aldi solugu; Dimitris Rasim beyi gorunce kapilardan karsilardi, yağlı musteri oldugunu bilirdi, namuslu adamdi , soz verdimi geri donmezdi Rasim ;Ama bugun Kırya (bay) Dimitri, yagli musterisini gormesine ragmen yerinden bile kimildamamisti, Hayret diye dusundu Rasim bey, kapinin pirincten topuzunu geriye dogru itti, Dimitri hala koltugundaydi; 
-Kalosorisete Rasim , hos gelmissin!
-Hayrola Kirye Dimitri, haline bakicak olursak pek hosgelmise benzemem ama hayir olsun?
– Yok bee, iki gundur hastayimdir ustunuze afiyet ondandir kalkamadigim..
Rasim bey, Dimitriyi iyi tanirdi, kaz gelicek yerden tavuk esirgemeyen bir adamdi, para kokusunu aldimi Midilliye kosarak giderdi vallaha hasta bile olsa, lakin bugunku durumuna mana verememisti, fazla lafı uzatip sinirlerini bozmak istemedi, hemen soze girdi, 
– – Biliyorsun bir kac haftadir olanlari, zeytin toplanti sikildi ama ancak sana getirebildim asiti de allahtan cokiyidir, ne fiyat vereceksin?deyip yağ numunesini Dimitriye uzattı ..
O da coktandir bu soruyu bekliyordu zaten , tam zamani diya dusunup Rasim beye daha once verdigi fiyatin yarisini soyleyiverdi;
Rasim bey once kulaklarina inanamadi, tekrar sordu , tekrar ayni cevabi aldi, o koca yuksek tavan sanki basina yikilmisti, sinirlerine hakim olmaya calisiyordu yalnizca ,alttan almaya çalıştı ;
– -Neden boyle yaparsin Kirya Dimitri ? nerden cikti bu simdi?diyebildi.
– -Bundan sonra boyle Rasim bey, siz gidiyorsunuz nasilsa satacaksiniz yaginizi kimse yuksek fiyat vermiyor Turklerin malina ..Git Midilliye gez sor istersen deyince, Rasım bey kendine hakim olamadi, Dimitriye yaklasti, yakasina yapisip suratinin ortasina okkali bir tukruk yapistirdi..
– Tuhhhh yaziklar olsun senin kalibina dua et daha genc degilim olsaydim seni burda canli tutmazdim ben, serefsiz herif diyebildi ancak..
– Dimitri piskindi, boyle saldirilara alisikti, yuzunu cebinden çıkardığın mendiline sildi , kili bile kipirdamamisti, sakalini sivazladi onundeki hesaplarina devam etti… 
Rasim bey. Basindaki fesini kaybetmis bir halde Mecnuna atladi, fesi orada icerde kalmis olabilirdi ama asla geri donup o adamin onunde yere uzanip asla fesini almazdi.. Mesagros catisina (ayrimina) geldiginde gogsunde bir agri hissetti, boyle sikintilar iyi degildi ama bundan sonra sikintidan kacamayacakti malesef….Misavru (mesagros) yokusunu cikarken kalan yaglari Kostaya bagislamayi dusundu, ama zeytinde bagislayacakti ki yagini satabilsin Kostacik, o zamankı kanuna gore zeytini olmayan yag satamazdi.Zaten gideceklerdi, burada yiyecekleri ekmek bitmisti demekki ….Rasim bey agir agir evinin kapisini buldu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir