Burasi Istanbul’un Cukurcuma semtindeki korunup bugune ulasmis iki guzel ev .. Gorur gormez o evlerde yasananlari hayal ettim ..Belliki cok eskilerden gunumuze degin ayakta kalmayi basarabilmis iki varsil kisinin evleriymis zamaninda .. Belki de biri gayri muslumlerden olabilir .. Ne dersiniz? Soldaki ev bir Ermeni tuccarin evi , sagdaki de Karakoyde iskele civarinda yine ticaretle ugrasan Abdullah efendinin evi .. Ikisi de namuslu tuccarlar .. Hanimlari da can ciger kuzu sarmasi .. Ozellikle Noel zamanı Hayganusun Topicleri, zyagli dolmalari , midye kizartmalari , mis kokulu ekmekleri meshur ..Pek temiz tertipli oldugu soylenemez ama harika bir ahci ! Yaptıgı yemekler civarda dillere destan .. Abdullah efendinin karisi da Çamlıca’nın en güzel kızlarından biri , çağla yeşili gözlerini suzerek Hayganussss diye bir seslenisi var Cumbadan , karsidaki berber Alexi bile hayran hayran o şen -sakrak sesi dinler .. Derlerki Nazligul hanim eskiden cok parasi olan bir tuccarin kiziymış ..Babasi iflas etmek uzere iken kizlarini iyi kismetlerle evlendirivermis .. Nazligul’un kismetine de Abdullah efendi dusmus ..Abdullah efendi namuslu durust namazinda niyazinda bir Istanbul efendisi lakin karisindan 15 yas buyuk ..Kizlari Sebinur dogana kadar ehh işte gecinmisler karı koca , Sonradan Yillar geçip te Abdullah efendi yaslandikca Nazligul ‘un gozu disari kaymaya baslamis ..Hayganuşla sık sık Pera ya gıderler, rengarenk kumaşlar alırlarmış ..Pera’daki bir Ermeni tüccarı gözüne kestirmiş dediler sonradan ..Cuma günleri namaz saati etrafta müslüman kalmayınca Nazlıgül ile Hayganuş Arton’un magazasına giderler uzun uzun muhabbet ederlermiş .. Sonraları bu ilişki her gecen hafta geri dönülmez boyutlara ulaşınca , Nazlıgül’ün gözü kızını bile görmemeye başlamış .. Aşk bu ya…..Çukurcumadan , Peraya yapılan Cuma saati ziyaretleri her geçen hafta uzamaya , ögleden sonra geç vakite kadar sarkmaya başlamıştı..Hayganuş çoğunlukla aşıkları yalnız bırakır , Pera civarındaki eşini dostunu görmeye giderdi .. Agzı hiç durmaz; kenardan köşeden Nazlıgül’ün sırrını , elini ağzına götürüp güya gizli saklı (!) paylasıverirdi .. — Amannn Rebeccacığım , sakın duymasın kimselerrr Nazlıgül bizim Arto ya yaktı abayı! Her Cuma vakti müslümanlar gider namaza biz geliriz Arto’nun dükkana.. Ahh ahh Zavallı Abdullah efendi taktı boynuzları dolaşır ! Ne oluorr bilemiorumm bu kadına çok azgındır şekerimm çok azgın.. Düşünmez bir yakalansa önce beybabası öldürür onu! Hayganuş , Rebecca’yla dedikoduyu ilerletir , ordan burdan derken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmazdı . Üstüne de orta şekerli kahvesini içer, fallara bakar, öglen namazı vaktini geçirdikten bir müddet sonra Arto’nun dükkanının yolunu tutardı Nazlıgül çogunlukla Hayganuş dönene kadar yukarı kattan aşagiya inmiş , Dagılıp terden boynuna ve yüzüne yapışmış açık kumral saclarını toplamış , küçük topuzunu zarif başının arka tarafına kondurmuş olurdu .. Hayganuş un gözünden kacmazdı Nazlıgül ün bu halleri , bazen iç geçirir bazen de boyle bir şeyin ne denli cesaret işi oldugunu düşünür özenmekten vazgecerdi ..Korkaktı Hayganuş , kocasından Allahtan korkar gibi kırkardı.. Nazlıgüle böyle bir arkadaşlık ettiğini bile duysa büyük cingar çıkardı evde ama işte … Şebinur ise serpilip hergeçen gun genç kız oluyordu artık ..Nazlıgülün Pera’ya gittiği Cuma saatlerinde evde piyano ogretmeni Yahudi asilli Alman Frau Hosser olurdu .. Nazlıgül’ün dönüşünde genç kadının neşesinden , bülbül gibi şakımasından birseyler oldugunu sezerdi .. Zeki kadındı Frau Hosser .. Soğuk ama son derece algıları açık bir kadın .. Bazen Nazlıgülün ricasını kıramaz ; ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE YANDIM ALLAH GÖZLERE BAK GÖZLERE Şarkısını piyanoda çalar, Nazlıgül de piyano eşliğinde o kadife sesiyle meşk ederdi .. Cumalar , Cumaları kovaladı .. Köprülerin altından çok sular aktı .. Nazlıgül artık giderken Hayganuş a bile haber vermez olmuştu, Hayganuş bundan dolayı ne kadar rahatlamış olsa da Nazlıgül’ün bu başına bıyruklugundan az da olsa rahatsızdı .. Kendini kulkanılmış , bir kenara atılmiş hissediyordu ..Ara sıra kendıni “ Amann Levon bir duysaydı , allah korudu beni “ diyerek teselli ederdi .. Nazlıgül bir sabah basında crep de moir iğne oyalı eşarbıyla komşusunun kapısını çaldı hızlı hızlı .. Heyecandan titriyordu , gözleri ağlamaktan kızarmişti ..Kekeleyerek konuşmaya başladı .. _ Ah Hayganuşummm vah Hayganuşum .. Senin gibi dost, komşu gelmez bu dünyaya .. Biliyor musun Arto bana ne dedi dünkü buluşmamızda? Hayırdır , Nazlıgülüm , Hayırdır güzel komşum ne dediNAZLIGÜL, KIZI ŞEBİNUR’A DURUMU ANLATIYOR …. Nazligul un dudaklarindan dokuluveren kelimeler, Hayganus’u hayretler icerisinde birakmaya yetmisti .. Agzi acik, gozlerini kacirarak komsusunu dinlerken bir taraftan da olacaklari, mahalledeki dedikodulari dusundu ..Bu dedikodularin ucu Hayganus’a bile dokunabillirdi yani. Nazligul ‘u uzun uzun dinledi , kendini bu isten nasil siyiracagini dusunurken aklina Cihangirde oturan arkadasi Rebecca geldi, nasil olsa herseyi biliyordu az cok ..Olayin Hayganus’tan uzak kalmasi icin her turlu yolu gosterirdi .. Nazligul kararini vermisti , Arto’nun dayanilmaz tekliflerine dayanamayip kocasini birakacak kizini ikna edebilirse alip Arto ‘nun evine yerlesecek ve karisi olacakti . Yasi gencti daha 35 ine yeni basmisti .. Kizi da 15 inde kumral saclari, yesil gozleri ,selvi gibi sallana sallana yuruyusuyle Nazligul’un gencligini andirirdi .. Hepsi tamam da babasi Zekeriya beyi bu duruma nasil ikna edecekti..Zekeriya bey, iflas edip karisini da kaybettikten sonra nasil olup ta hala yasadigini dusunedursun Nazligulun boyle bir durumu adamcagizin olum sebebi olurdu .. Arto 40 yaslarinda yalisikli, karisini yillar once kaybetmis parali bir Ermeni tuccardi , Kimi istese kolaylikla elde edebilirdi, butun bunlari dusunmek Nazligul ‘u kiskancliktan deli etmeye yetiyordu artiyordu bile..Genc kadinin gozu ne kizini ne de babasini goremiyecek kadar kör olmuştu aşktan ..Şebinur ‘u ikna etmek Zekeriya beyi ikna etmekten çok daha kolaydı elbette.. İstanbul’un en güzel yerinde yasayacaklar, Abdullah efendının saçma sapan baskıları üzerlerinden kalkacak, kadınlı erkekli partılere gidecekler , kuyruklu piyanosu olacak Şebinur’un , Boğazın en güzel yerinde yürüyüşlere çıkacaklar ana – kız birlikte ..belki de Annesinin yapamadıgını kızı basaracak , bır erkek arkadaşı olacaktı .. Bu Çukurcuma da küflenip gidiyorlardı ne de olsa .. Osmanlı devleti can çekişiyordu artık, Müslüman tüccarların hali hergecen gün kötüye gidiyordu . Gayri müslümler bir yolunu buluyor, Galata ‘daki bankerlerle al tekke- Ver külah işlerini yürütüyorlardı .. Nazlıgül de Abdullah efendının durumunun çok ferah olmadıgını bildiği için de kendi başına gelenin kızının başına gelmesinden ölesiye korkuyordu ..Nasılsa kocası, bohçasını tıplayıp giderse ar edip “ Bos ol “ diyiverecektı ardından 😢 Nazlıgül o gece düşünüp aglamaktan bitap düşmüş vazıyette kızıyla kınusmaya karar verdi .. Bu iş bir şekilde olacaktı ama Şebinur’unu burada bırakıp gitmek onu mahvederdi .. Şebınur , odasında ogrendiği Osmanlıcasıyla şiirler yazıp ara sıra annesine okuyup onun fikrini almaya bayılan bir çocuktu .. Dıygusal bir kızdı .. Genç kız olma yolunda güzel mi güzel bir cins-i latifti .. Nazlıgül kapıyı acıp içeri girdiğinde pamuk şekeri pembesı yatak örtüsünün üzerinde yine aynı renkteki gecelik entarisiyle uzanmiş kızını görünce yüreği söyleyeceklerinin heyecanıyla güm güm çarpmaya başladı .. Nereden başlamalıydı , nasıl girmeliydi konuya ? Kızıba daha önce adet olacağını bile anlatmamışken böyle bir konu neredeyse ölüm kalım meselesi gibiydi .. Hele de bir gayrimüslümle? Zor bir işti yapmaya kalkıstıgı hem de çok zor ama yıllar önce babasının zoruyla evlendıği Abdullah efendının koynuna gırmekten daha zor değildi ne de olsa….Cesaretini topladı, yutkundu .. -Şebinur’um iki gözüm pamuk şekerim senınle konusacaklarım var yavrum .. Mühim meseleler, beni bir yetişkin gibi dinleyeceğine söz vermelisin öncelikle…Bazen insan neyin dogru neyin yanlis olduguna karar veremez; basi hep karanliktadir zira .. Icinde bulundugu karanligin aydinligi oldugunu bile düşünemez .. Karanliklarda yasamak oyle birseydir .. Ama biraz isigin geldigi yone basini cevirdiginde yuzune gelen gunes isiginin aydinlattigi yuz kivrimlari bile daha guzel gorunur insana .. Iste o zaman o isik nerden gelirse gelsin basini karanliktan cikarmaya calisirsin, disarisi kar da olsa buz da tutsa, tipi de yagsa aydinliktir ya .. Gozlerin guzellikleri bir baska gormeye baslar kizimm.. “ Ne diyorsun anne ? Ne simdi bu sozler ? Anlam vermeye calisiyorum, sen de mi siir yazacaksin yoksa? Nazligul ne diyecegini bilemez vaziyette biraktigi yerden devam edecekti ki ; Sebinur genc kadinin konusmasina izin vermeden bir kez daha sordu; “ Anne, gozlerin daldi , ne diyeceksen de , benimde diyeceklerim var cunku ..Bekleyecek halde degilim bilesin !! “ Nazligul , kizinin bu tavrindan rahatsiz olmustu ama, belli etmeden once Sebinuru dinlemeye niyetlendi .. Ne vardi acaba sakladigi , coktandir kizini ihmal etmisti ; bir dinlesin bir anlasindi bakalim ? “Soyle gozumun nuru, servi revanim , pamuk sekerim bir derdin mi var ? “ Benden baska kimin var senin , soyle de neymis ogrenelimm ; derdin ne ise bilelim ! “ “ Nasıl soylıcemi bir bilsem soylıcem de ; ama çok büyük bir dert benimkisi annem” Ne derdi olurmuş bu yaştaki çocugun kızım , söyle anlat , deli etme beni !diyerek tekrarladı dıyeceklerini Nazlıgül .. Bır taraftan da alı al, moru mor olmuştu .. İman tahtası hizli nefes alnaktan bir kalkıp bır ınıyordu .. Aklına gelen basına gelirdi hep !! Yoksa .. Yoksa kızı birine mi tutulmuştu .. İnsanlık hali ya bu diye düşündü ? Şebinur’un pirinç karyolasının ayak ucuna tutunup yerınden fırladı ; gözleri hızla kalkısından dolayı karardı ; sesini biraz sertleştırerek sordu ; Anlat Şebinur , nedır derdin? Çıkar agzından baklayı ? Dedim ya büyük dert annemm! Nazlıgül kızının ne diyeceğini tahmin etmeye çalışıyordu ? “ Beni daha fazla delirtme de söyle ne dıyeceksen! “ “ Tamam ama düşüp bayılmayacaksın söz ver bana! “ “ Nasıl veririm kızım isteyerek bayılmıyorum ki ben !” “ Anne ben hamileyim galiba? Karnın büyümeye içimde birseyler oynamaya başladı “ Kızım , delirdın mi sen ? Insan kendi kendine hamile olur mu ? Kendi kendime degil tabiki ! Babasi var bu cocugun annem ! Deyince Nazligul bayildi !!! Sebinur, annesinin bu bayilmalarina alisikti .. Limon koklatirdi biraz sonra Nazligul kendine gelirdi .. Tel dolabindan limonu getirdi , annesinin burnuna surdu, genc kadin bir iki dakika sonra kendine geldi .. Elini , yuzunu aliskanligi uzerine aynaya bakip toparladi .. Saskinlik ve uzuntuden ne diyecegini bilemiyordu ama cinnet gecirir gibi bagirmaya basladi , bu kadar yuku kaldiracak kadar guclu degildi ne de olsa? “ Cabuk anlat bana yoksa derhalll.. derhall .. “ Derhal ne yaparsinn…? Babana soylerim diyecek oldu ama onun yediigi haltlari duysa ne yapardi Abdullah efendi ? Kalbi dayanir miydi zavalli adamin ? Annem , hani sen Cuma gunleri Hayganus teyzeyle bir yerlere gidiyordunuz yaa , sizin gittiginiz gunler benim de erkek arkadasim eve geliyordu Frau Hosset gidince .. Iste ne olduysa o zaman oldu annem , istemedim cok korktum ama dinlemedi beni , seni babandan isticem dedi .. Soyleyemedim ben de suze korktum babam beni Sarayburnubdan cuvala koyup denize ativerir diye” Kizim , insan evladini cuvala koyup denize atar mi ? Delirdin mi ? Erken deseydin bu isin caresine bakardik ama simdi bu cocuk mecburen dogacak , usoyle simdi kimmis bu damat adayi ? Gayrimuslim annem, Rum ! Kasap Horto’nun oglu Aris ! Biliyorsun Mektebi Sultanide okuyor, bana Fransizca ogretecekti … Nee ? Bi de Gayrimuslumm haaa? Baban duyarsaaa … Dedi ve sustu Nazligul .. Artik diyecek birsey birakmamisti Sebinur annesine soyliyecek .. Asagidaki tablo ; Oğuz Tolga ADLI DOSTUMUNDUR , kendisine tesekkur Nazlıgül o gece sabaha kadar yatağın içinde döndü durdu, zaten Abdullah efendı ile yataklarını çokktannn ayırmıştı, kocasının yanında yatamıyordu artık, suçluluk duygusu tüm bedenini kaplıyordu Abdullah efendi O na dokunduğunda .. Sabah ezanı okundugunda yatagında doğrularak bildiği bütün duaları okudu, sonrasında kalktı abdestini aldı, yatağının ucundaki al renkteki kadifeden ince dokunmuş seccadesini kıbleye dogru serdi .. Son zamanlarda “Allaha da yüzüm yok “ diye namazlara iyiden ara vermişti .. Sabah namazı duaların en çok kabul edildiği rekatıdır derdi rahmetli anacıgı ..Namazını kıldıktan sonra uzun süre duasını edip yardım dilendi Allahtan .Gönlündeki tanrı inancı da eskisi gibi değildi artık ya ; aksini düşünüp bir kez daha günaha girerim diye bütün inancıyla dualarını ettıkten sonra yatagına yattı. Tanrının yardım edeceğini düşünmekten başka birsey yapmak istemiyordu o an .Gözleri uykudan kapanmak üzereydi .. Kafasının içi öyle karmakarişiktı ki ; tam uykuya dalacakken saçma sapan birsey daha geliveriyordu aklına .. Uzun süre uyku ile cebelleşirken sonunda yenik düştü Nazlıgül . Rüyasında rah anacığı beyaz uzun elbiselerle kızına bu işten vazgeçmesini yoksa felaketin yakın olduğunu anlatmaya gayret ediyordu .. Uykusunun en tatlı yerinde ; Nazlıgül kocasının davudi sesiyle irkildi , sabah kahvaltısı için çorba yapmasını istıyordu Abdullah efendi .. Nazlıgül, kocası için yalnızca mutfakta bir hizmetçi, yatakta kadın olmalıydı . Eski Osmanlı erkeğinin kadına bakış açısı buydu .. Böyle olsun böyle kalsın yeterdi o zamanlarda erkek için .. Abdullah efendi abdestini alıp sabah namazını kıldıktan sonra et suyuna yapılan tereyağlı un çorbasını höpürdete höpürdete içti, sakallarından akan çorba artıklarını peceteyle sildi , kuruladı .. Hava aydınlanırken evinden çıkıp dükkanının yolunu tuttu .. Hava buza kesmişti , bastgı yerlerden çıtır çıtır buz sesleri gelirken yürümek için büyük gayret sarfediyordu.. Güneş çok yükselmeden dükkanda olmalıydı , Çırak Samet çoktan gelip açmiştı da yine de sabah satışı için yerinde olmalıydı .. Şimdi kahveci çirakları doluşur, torba torba şeker istemeye başlarlardı ..Bunları düşüne düşüne huzur içinde yoluna devam etti .. O gün Nazlıgül ‘ün bütün düşündüğü Şebinuru bu durumdan en az zararla nasıl kurtarırımdı .. Eminönündeki Ermeni doktoru Varyan Aranyan a götürecekti eger yapulacak bişey varsa zaten Doktor Varyan yapardı .. Nazlıgül mutfajtaki büyük döküm sobayı ateşledi, o günün cuma olduğu tamamiyle aklından çıkmıştı .. Normal zamanda Cuma günlerini iple çeker gitmek için saatleri sayardı .. Kestiği ekmekleri yanan sobanın üzerine kızartmak için dizdi , kızına alt kattan yukarı sahanlıga dogru yüksek sesle seslendi; – Sebinur kalk artık bugün seninle önemli işimiz var ..demekki kızı hamileliğin verdiği rahatlıkla gec saatlere kadar uyur olmustu .. Besmele çekip tekrar bagırdı .. Sebinur yuksek boylu oda kapısının aralıgından “ merak etme geliyorum “ diye seslenip cevap vermekle yetindi .. Mutfaktan yayılan mis gibi kızarmış ekmek kokusu Şebinur’un sabah bulantısını tetiklemiş olacakki genç kız kendini büyük bir öğürtüyle ayakyolunda buldu.. Nazlıgül ile Şebinur sabahın ilerliyen saatlerinde Eminönündeki Ermeni kadın doğumcu Dr Varyanın yolunu tuttular .. Kalabalıktı Bekleme odası ; başı beyaz patiskadan yapılmiş bir esarpla sıkı sıkıya arkaya dogru sarılmış hemşire kapiyi acti ; uygun bir dille utanıp sakınarak derdini anlattı genç kadın , hemşire bu hikayeleri duymaya o kadar alışmıştıki .. Eliyke içeriki odayı işaret etti Beklıyeceklerdi malesef önlerinde dört hasta daha vardı .. Doktor Kanamalı bir hasta ile ugrasıyordu şu anda .. Nazlıgül bir taraftan dua edıyor diğer taraftan da dualarının tanrıya ulaşıp ulaşmadığını düşünüyordu .. Ulaşmış olsaydı yıllardır bu kadar çile çekermıydi zavallı kendi ? diye düşünedursun Yeni Caminin müezzini Cuma selasını okumaya başlamıştı bile..Aslında bu saatler Nazlıgül’ün , Pera’da Arto’yla buluşma saatleriydi .. Ama Şebinur ‘un durumu şu anda herşeyden önemliydi onun için …. Bir an Arto ‘yu düşündü .. Bütün bedenini tatlı bir sıcaklıkla birlikte göğüslerini bir ürperti sardı .. Allahtan ki üzerinde çarşafi vardı .. Kimse bu durumu farketmez nasıl olsa diye düşünüp , duvardaki tabloyu incelemeye koyuldu.. Şebinur hiç konuşmuyordu , belliki suçlulugun da hissettirmiş olduğu ruh haliyle yalnızca başı önde etrafi dinliyordu …Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu …… ARKASI YARIN…

BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava

BÖLÜM 9 BİLMİYORUM , YÜZBAŞIM …😓😓 Hasan Usta sabahı zar zor etmişti o gece. Ne annesine ne de karısına birsey belli etmemeye gayret ediyordu ama o kadar kolay olmuyordu bütün yükü kaldırıp taşımak .. Sabahın ilk ışıkları ile uykuya teslim olup tam dalmak üzereydiki , evin Rumlardan kalma büyük tahta kapısının halka şeklindeki tokmağı sanki yerinden çıkacakmışçasına vuruluyordu ..Bu saatte gelen elbette hayra gelmezdi, az çok kulagina kar suyu kaçırmışlardı ya yıne de ‘ Hayırdır inşallah “ deyip , terliklerini bile gıymeden pijamasının üzerine damatlıgından beri gıyip soldurdugu lacıvert robdeşambr ‘inı geçirip hızla merdıvenlerden indi ; Karısının nutku tutulmuştu . Zavallı kadın korkudan tir tir titriyordu .Hasan usta’nin “ Kim o ? “ demesine vakit kalmadan kapıdaki başçavusun sesi işitildi ; – Hasan Demircioglu , kapıyı aç ! Evini arayacagız ! Hasan , kendı kendini rahatlatmaya çalışıyordu ; hiç olmazsa arayacaklar ama birsey bulamadan gidecekler diyordu içinden . Hayallerinin üzerinde cereyan edecek olan olayları nasıl tahmin edebilirdi ? Kapının arkasındakı demir kolu indirdi . Başçavuş Erkan , kimliğini gösterip postallarıyla daldı içeriye .Yanında 4 er daha vardı. . “Oglun Rıza Demircioğlu’nu , TC ‘nin temel değerlerine karşi gelmekten , vatana ve millete ihanetten arıyoruz. “ Bütün evi arama iznimiz var, Oglun nerdeyse soyle yoksa seni alıp nezarete götüreceğiz “ dıye baslamıstı içeri girer girmez .. Hasan usta ; yalnızca “gecin arayın “ dıyebildi .. Evde kimse yok bilin bile demek aklına gelmedi .. Kanı çekilmişti birden bire duydukları karsısında , butun vucudu buz kesmişti. Ardından titremeye başladıginin farkına vardı ; Karısı Aysel , merdiven başında ustune gecırdığı pazenden dikilmiş mavi çiçekli sabahlıgı ile beklıyordu .. Başçavuş Erkan , görevini yapmanın huzuru ile evin hertarafını didik arıyor, dılapları açıyor, buldugu kitapları yerle nir ediyor, suç unsuru olarak kulkanmsk uzere erlere taşıtıyordu .. Atiye hanım, seslerden uyanmış , yatagının içinde korkuyla dua ededursun, birden oda kapısının şöyle bir usuleten tıklatılıp hızla açıldıgının farkına varınca az daha korkudan dilini yutacaktı . Erkan Başçavuş ; Atıye hanıma dönerek ; – Teyze sen kim oluyorsun bu evde? – Kim olucam oglum, Hasan’ın annesıyım ben . Ne sandın beni ? -Madem öyle , söyle bakalım torunun nerde? – Oglum ne bileyim nerde, bir sabah kalktık , Rıza’m gitmiş .. Sen bilirsen bize söyle ..Gözümün nuru, yavrumu ne yapacaksınuz ? – Neyse teyze, işimiz senle değil, oğlunu alıp yüzbaşıma götürücez şimdi , o konusturur onu ! Atıye hanım bu sözü duyunca , nasırına basılmış gibi bağırmaya başladı ; – Ne yapacaksınız benim oğlumu , ne yaptı size ? Ne zorunuz var bizimle siz menleketi anarşistten kurtarın ! – Teyze senin torunun bu kasabanın en azılı anarşistlerınden , neyse ne dıye sana laf anlatıyoruz ki biz? Diyerek odadan çıktı . Başçavuş Erkan, Hasan Ustaya giyinmesini , nezarete gideceklerini emreder bir sesle söyleyince Hasan şaşkınlıkla başçavuşun gözlerine baktı .Böyle bir gidişi beklemiyordu zira yine de söyleneni yaparak ,çıkıp üstünü değiştirdi, nüfusunu cebine koydu, askerlerin arasında suçluymuşcasına jipe bındı ..Jipin motorunun sesinden konu komşu uyanmış, perdelerin arkasından Hasan Ustanın götürülüşünü seyredıyorlardı ..Dedikodu alıp başını gidecektı o sabah.. Hele de bakkala ekmek , yumurta , süt falan almaya gelen müdavimler alacaklarını unutup Bakkal Hüseyin’le olanları konusacaklardı bir müddet .. Bilse bilse Hüseyin bilirdi neler olup bittiğini .. Aslında mahallede kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyordu ya, işte laf olsun sepet dolsun dıye sabah muhabbetine başlamışlardı .. -,Hasan, oglunu kacırdı dıyolar ? Dogru mu Hüseyin ? – Ne bileyim abi ? Vallaha tek bildiğim Rıza günlerdir yok ortalarda.. Varsa bir cezası çekecek , vallahi her gece canımız burnumuzda yatıyorduk, kaç gündür rahatladık .. Allah razı olsun Evren Pasamızdan da , diğer pasalardan da , rahat nefes aldık yahu .. Mahalle , askerlerin Aysel’le , Hasan Usta’nın evine gelmesini konustu o gün boyunca.. Hasan usta ; Garnizona getirildiğinde askerlik günlerini anımsayarak , Son derece saygılı biçimde yüzbasıya selam verdi ,Lakin Yüzbaşı saygıdan çok uzak bir vazıyette dünyayı o yaratmışçasına sorulara baslayıvermişti ; – Adın soyadın ne ? -Ne iş yaparsın? .. Hasan usta trbiyesini kaybetmeden yüzbasının sordugu sorulara cevap veriyordu lakin oglunun nerde oldugu soruldukça “ Bilmiyorum” dıye tekrarlayıp dıruyordu .. Hasan’ın aynı cevapları vermesi Yüzbası Settarın sinirlerini bozmaya yetmişti .Bir ara kendine hakim olamayıp Hasan Ustayı tokatlamaya başladı . Hasan başını kaldırıp yüzbasının yüzüne bakamıyor yalnızca yemin ederek -“ Bilmiyorum yüzbaşım “ diyordu Bilmiyorum …. Bilmiyorum yüzbaşım … Yaşı 60 a yakındı Hasan’ın . Saclarında üç renk saç vardı . Beyaz, gri , az kalmış siyah .. O saç kılları diplerinden dimdik kalkmışlar “ Bilmiyorum “ diyorlardı Settar’a sanki hepbirlikte… Hasan sinirlerine gayet hakimdi , ağlamadı , yalvarmadı ve asla aman dilemeden “bilmiyorum yüzbasım “ demeye devam etti Yüzbası , Hasanı konusturamayacagını anlayınca ; – Atın nezarete , diye seslendi askerlere .. Hasan Usta’nın dişlerinden biri kırılmış, agzının kenarından kan sızıyordu .. Askerlerden biri cebinden burusmuş bir kağıt mendıl çıkarıp, Hasan Usta’ya uzattı , Hasan kanını sildi . Genç askerin yeşil gözleri ilk defa böyle bir sorgulamaya şahit oluyordu . Sessizce Hasan Usta’yı demir parmakların arkasına bıraktı, üstünden de kilitledi, bana verilen görev bu dercesine yüzündeki utancı saklayarak Hasan Usta’nın gözlerine bakamadan dönüp gitti ..

BÖLÜM 8 STRATİ TAŞ KESİLMİŞTİ DUYDUKLARI KARSISINDA … Turkiye’de dalgalar öylesine dipten gelmişti ki , sonunda tsunamıye dönüşüp, önüne geleni alıp götürüyordu .Evler basılıyor, kitaplar yakılıyor, yazarlar yaka paça içeri atılıyordu ..Aydınların çoğu içeri atıldıktan sonra işkenceyle tanışıyordu . Kelimelerin yetersiz olduğu acılar yasanıyordu ülkede .. Gencecik çocuklar ; ufacık bahanelerle evlerden toplanıp bilinmeyene dogru götürülüyordu .. Herkes tetik üzerindeydi .. Her an kapı çalinip askerler gelebilir şüphelendikleri evi basabilirlerdi .. Evler didik aranıyordu, hele geceler ve sabahın habercisi şafak vakitleri kabus olmuştu .. İnsanlar çogunlukla beklemedikleri suçlarla karsılasıyorlardı .Hukuk tamamiyle askerlerin kontrolü altındaydı .Ülkenin önce teröre teslim olusunu seyreden , sonraları binlercesinin ölümüne sebeb olan bir grup asker kesinlikle ülkenin kurucusunun izinden ayrılmiş dış güçlerin piyonu olmuştu .. Aslında aralarında büyük kurtarıcının izinde olup ülkeyi koministlerden, faşistlerden temizlediklerini düşünenler , o azim ve istekle görevini cansiparene yapanlar vardı var olmasına da yaptıklarının tamamıyle ülkeyi tırpanlamak için bir kurgu oldugunun farkında değillerdi ve de çok uzun zaman da olamıyacaklardı .. Ancak büyük komutanlardan bazıları daha sonraki yıllarda “ Biz bu işi bir yıl önce yapacaktık ama terörün tırmanmasını ve ihtilalin haklılıgını halkın anlamasını bekledik “ diye beyanet verecekti .. Türk milletini topla tüfekle indıremiyeceklerini Mustafa Kemal’le tanıştıktan sonra çok iyi öğrenen Emperyallerin planları öylesine işliyorduki ; bu başarının Türkiye’de yerle bir edemıyeceği hiç bir şey yok gibiydi .. Herseyden önce kardeş kardeşe düşmandı ; bir ev içinde bir babanın iki oglundan biri solcu biri sağcıydı ..Kendi ülkelerinde alabildiğine refah ve barışı pompalayan dış güçler Türk halkını hallaç pamuğuna çevirmişlerdi ..Önce Üniversitellerde aydınlatmakta olan gencleri kullanmışlar sonra aydın gazetecileri, yazarları, öğretmenleri , ülkedeki eli kalem tutan , dili laf eden kim varsa asker ve polis eliyle tırpandan geçirmeye başlamışlardı .. İhtilalin başı Evren Paşa’nın ülkedeki barışa muhtac anne ve babalar arasında popülarıtesi artmiş her gece ülkenin tek kanalı TRT de çıkıp demeçler veriyordu ..Sorular önceden gazetecilere veriliyor, kimse ama hiç kimse paşaların isteği dışına çıkamıyordu .. Böyle bir isdibdat 2. Abdülhamit döneminde bile görülnemişti .. Osmanlı’dan miras kalan jurnalcilik müthiş bir hızla işliyordu .. Komşular birbirinden çekinir olmuşlardı .. Hapishaneler insan almaz haldeydı .. Yaşı mahkeme kararı ile büyütülüp asılan çocuklar için Evren paşa tekevizyondan “ Asmayıp ta besleyelimmi ? “ diye veciz(!) sözler sarfediyordu .. Velhasıl Turkıye Cumhuriyeti laik ve demokratik oldugu günden beri böylesine acı günler yasamamıstı belki de.. Firdevs hanım iki kızına sarılmiş dua edıyordu yalnızca .. Kocası Cihat çalışmak zorundaydı ..Sabah erkenden kamyonuyla çıkıp günlerce evine ugramadan yük sarmak zorunda kalıyordu .. Geceleri sokağa çıkmak yasaktı .. Kasabaya gece yarısı bile dönse kamyonun şöför nahallinde uyumaya çalışıyor , oğlu aklına gelince yorgun gözleri kapanmıyordu .. Ayakkabıcı Hasan usta bir taraftan anası Atiye hanıma diğer taraftan karısı Aysel ‘e laf anlatma gayretindeydi .İki kadın da perişan vazıyetteydıler .. Gözlerinşn nuru tek evlatları birden yok oluvermişti .. Rıza ailenin tek oğluydu .Hasan usta , tekneyle delikanlıları karsıya geciren balıkçı dostundan çocukların saglık haberini almıştı biraz içi rahattı ama gerisini bilemezdiki .. Tek yapabildiği karısı ve yaşlı anacıgına dirençli görünmekti .. Ayakkabiların üzerine dökülen gözyaşlarına yalnuzca elindeki keski ve çuvaldız şahitti .. Gözyaslarını oldum bittim kimseye göstermek istemezdi, zayıflık sayardı .. Strati’nin Türkçe konuşması İbrahim’i de Rıza’yı da biraz rahatlatmiştı .. Stratinin her sorusuna doğru ama kısa cevaplar verıyorlardı .. Memleketten ayrılmadan avukat olan bir aile dostları ne olursa olsun az ve öz konuşmalarını tembihlemişti .. Strati bu iki delikanlıyı hem sevmişti hem de güvenmişti .. Babasından yadigar Türk sevgisi kalmıştı yaşlı yüreğinde ..Konuştukça gencler biraz rahatladıkça Yorgos ve kizkardeşi çok daha huzur buluyordu ..Iyı ki yardım etmişti bu gençlere .. İyiki eve getirmişti .. Bu arada kızartnaya başlayıp bitirdiği mercanları karagözleri soğutmadan yesinlerdi artık ..Buzdolabından yarım kalmış uzo şişesini çıkardı .. Afrula ‘ya bol domatesli bir salata yapmasını soyledıgını İbrahim ve Rıza bile 😀anlamışlardı .. Ama Stratı de yemeğe kalmalıydı , O giderse kim tercüme ederdi konusulanları ..Lakin saat henüz aksama varmamiştı , Stratının bakkal dükjanını kapatması uygun olurmuydu ki ? Daha çok ilgi çekmesindi köyün içinde? Yorgos bugünlük erken kapatmasıni istedi dostundan . Birbirlerine nazları gecerdi .. Strati dükkana gidip kepengi indirmek üzere yola koyuldu .. İki sokak ötedeydi dükjanı zaten .. Tam kepengi kapatmak için asılmiştiki ; arkadan bir ses işitti ; Stavrostu bu ; kulağı hep delikti , olan biten ondan sorulurdu köyde; – Hayrola bre Strati sakın Yorgos ‘un Turk misafirlerine tercümanlık edersin ? Bilesinizki onlar kanun kaçagıdır .. Hükümet duyarsa çok başınız ağırır bir an evvel götürün teslim edin onları Valiliğe.. Strati taş kesilmişti duydukları karşısında , nerden çıkardın bunu şimdi dıyecektı ama susup hiç cevap vermemeyi yeğledi …..Basını öne eğip kapattıgı kepengi kilitledi ve öylece yürüdü …..

KARAYA VURMUŞ SERSERİ MAYINLAR GİBİYDİLER.. BÖLÜM 7 Yorgos limana geri dönerken gençleri kimseye görünmeden nasıl eve götüreceğini düşünüyordu .. İyisimi pikapını alana kadar çocukları kamaradan hiç çıkarmazsa galiba iyi olacaktı ? Önce kim olduklarını niçin geldiklerini öğrenmeliydı , gençler büyük ihtimal kanun kacagıydılar ama kötü çocuklara benzemiyorlardı . Önce dogru düzgün bir karınlarını doyursundu .Bir iki gün evde misafir ettikten sonra nasıl olsa hükümet haber alırdı ..Bunları düşünedursun İki gencin teknenin kiç tarafında uyuyakaldıkları dikkatini çekti ; demekki sabah erken çıkmışlardı yola Anadoludan .. Gökyüzündeki bulutlar daha da kararmıştı , belliki yagmur geliyordu .. Kuzeyden Anadolu daglarından gelirse arkadan sığuk gelirdi , Lakin daha soğuk olacak zaman değildiki .. Annesini toprağa vereli ancak bir hafta olmuştu , olsa olsa Eylül ‘ün 17 sı falandı ya da taş çatlasa 18 ‘i … Bir müddet sonra limana yaklastıgını farketti .. Teknenin yekesini bırakamadıgı için yüksek sesle bagırdı uyuyan gençlere .. – Heyyy Palikaryasas!! Türkçe bilnediği için el kol hareketıyle birseyler anlatmaya gayret edecekti ama önce bir uyansınlardı .. Rıza ile İbrahim sanki rüyalarında birseyler duyuyorlar sandilar kendilerini , ama teknenin sıçrattıgı deniz suyu uyanmak için yeterliydı , zaten ikisi de tavşan uykusundaydılar ; Yattıkları yerden fırlayıp , yüzlerini deniz suyuyla yıkayıp uykularını açtılar .. Yorgos un el kol hareketkerine dikkat kesildiler. Şu andan itibaren Yorgos ne derse onu yapacaklardı .. Ne olacagını da bilmiyorlardı ki .. Serseri mayın gibi karaya vurmuşlardı artık..Gözlerini ayırmaksızın Yorgo’nun neyi anlatmaya çalısacagına odaklandılar.. Yorgos iki delikanlıya da kamaraya girmelerini işaret etti ..Limana yaklaşıyorlardı ne de olsa..Onların da balığa çıktıgında dönüşlerindeki rutin işleri sırasıyla yapmaya başladı Yorgos. Tekneyi denizden cektıgı suyla yıkıyor, etrafı topluyor, misinaları sarıyor, teknenin demirini denize atmaya hazırlanıyordu .. Bu Rum delikanlısının da yüzünde yasadıklarının izleri vardı sanki ..Göz kenarları morarmış, gözleri belkı de tuzlu sudan dolayı kan çanağı olmustu .. Günesten kararmiş teninin üzerine beyaz fanilasını gecırıp , içinde ancak 5-10 tane mercan , karagöz balığı olan sepeti koltugunun altına sıkıştırdığı gibi sarı lastik çizmelerini ayagına gecirdi .. Eliyle onlara orada kalmalarını işaret edıyordu .. Rıza ile İbrahim birbirlerine bakıp ; Yorgos’a kafalarıyla ”anlasildi “ işareti yaptılar .. Elmecbur ne derse yapacaklardı .. Yoksa daglarda kurda kuşa yem olur gıderlerdi . Yorgos belliki kötü bir insan değildi .. Rıza’nın babaannesinin dediği gibi göz bebekleri göz aklarından büyüktü .. Böyle insanların kalbi kötü olmazdı .. Atıye hanım hep öyle soylerdı oglunun kalbının güzelliğine atıfta bulunurken gelinin yanında.. İki delikanlı da hiç olmadıkları kadar heyecanlıydılar ..İnşallah Yorgos hemen onları hükümete, Yunan hükümeti de gerisin geri Turk hükümetine teslim etmezdi .. Bunları düşünüp endise ve korku içinde aralarında konuşurken başında hasır şapkası , rengi günesten uçmuş açık mavi bir pickup la Yorgos’un limana geri dondugunu farkettiler ..Demekki onlari almaya gelmisti .. Mümkün olduğunca kimsenin olmadıgı bir ana getırerek Yorgos bu iki delikanlıyı pikabın arkasına yatıracak, uzerlerine de eski zeytın cuvalları ortecektı ..Evlerine geldiğinde zaten pek kimse sokak kapılarını görmezdi . Oradan içeri mutfaga alıverırdı bu iki misafiri ama Afrula ‘yı da Stratiyi çagırmaya göndermeliydı .. Bir anlasınlardı bakalım inmiydiler cinmıydıler ? Allahtahki hersey planlandıgı gibi yürüyordu .. Eve geldiklerinde bir an kendi kasabalarındaki evlerden birine gelmiş sandılar gencler kendilerini ..Asma altındaki tahta masanın üzerindeki kaneviçe masa örtüsü bile hemen hemen Ibrahim’in büyüdüğü evdekinin aynısıydı .. Şimdi Firdevs hanım olsaydı kimbilir bu örtü için ne hikayeler üretirdi .Annesi adadan gelirken getirmismis te, ceyizinde varmista.. Boyle hikayeler anlatmayi cok severdi anacigi . .. Sahi sabahtan beri ne annesini ne de kızkardeşlerini hiç düşünmemişti .. Hele babasi hic aklina bile gelmemisti ..Dogru ya babasının senelerdir hiç ağladıgını görmemişti o sabaha kadar ..O gun yasadıkları yıllarca gözlerinin önünden gitmeyecekti bir daha malesef .. Anilarina mih gibi cakili kalacakti .. Yorgos, Riza’ ya da , Ibrahim’e de mutfak masasının etrafındaki hasır sandalyelere oturmalarini isaret etti ..Çesmeden iki büyük bardak su doldurup masaya bıraktı .. Diğer taraftan da beyaz fayansları kırılmıs bulasıklıgın içindeki büyük çinko kasenin içinde balıkları temizlemeye basladı , bir taraftan da islikla tanidik bir ezgi mirildaniyordu,belki de onlara tanidik geliyordu .. Baliklari kizartacaga benzerdi , ocagin uzerindeki yag dolu siyah tavanin atesini actiktan sonra iyice kisti ..Gerçi evdeki temizlik ve düzen bir kadın eli oldugunu soyluyordu ama kimbilir? O sırada Asmalı bahcenin tahta kapısının sesini işittiler ;Iceri dogru esmer güzeli bir kızla yaslıca bir adam giriyordu .. Kızın o evden olduğu hareketkerinden belliydi de bu adam kimdi ; – Hoşgeldiniz bre gençler … deyince İbrahim de Rıza da saskinlikla sevinci ve korkuyu bir arada hissettiler.. Ama onlar değilmiydi Turkıye den ve memleketlerınden kaçan ? Neyin sevinciydi bu simdi bu Türkçe’yi işitince

O KADAR YAKIN AMA O KADAR YABANCIYDI İKİ HALK BİRBİRİNE …..

BÖLÜM 6

Yorgos’un şaşkınlığı uzun surmedi .. Gençler iyi kulaç atıyorlar ve ona doğru yüzüyorlardı.. Bir an hızla kafasında olabilecekleri düşündü .. Bu gençler büyük ihtimal tekneden atlayıp adaya doğru yüzdüklerine göre Türk’tüler .. Ama niçin ? Niçin adaya böyle bir gelme yolu seçmişlerdi ? Yasaktı , iki ülke henüz geliş gidişe açık değildi .. Kaçaktılar muhakkak ? Ya tehlikeliyseler ? Ya O’na bir zarar verirlerse? Dogru ya memkeketinden kaçan insan hırlı olur muydu ? Bir an geçmiş dönemde Yunanistan’da albayların yaptıgı darbeyi düşündü , büyüklerinden bazıları Bulgaristan’a, Yugoslavya ya kaçmamışlar mıydı? Bu genclerde olasi darbeden kaciyor olabilirlerdib..Hay allah nasil dusunememisti .. Bu genclerden zarar gelmezdi ona .. Ama ya Ada valisinin haberi olursa ? Ne yapardi ? Neler geciyordu aklindan .. Simdi bunlari dusunecek zaman degildi .. Delikanlilarin ikisi de degme yuzuculere tas cikartircasina yuzup tekneye yaklastilar.. Yaptiklari el kol hareketlerinden belkiki tekneye cikmak icin izin istiyorlardi ..Yorgos’un insanligi bu cocuklari denizde birakmasina izin vermezdi .. Hemen teknedeki can yeleklerini atti, ikiside zorlanmadan tekneye atladilar . Belliki denizde buyumus cocuklardi yoksa kim binebilirdi bu koca tekneye bu kadar kivrak ve cabuk bir sekilde .. ?
Temiz yuzlu cocuklardi . Biri 20 -21 digeri de 22 -25 yaslarindaydi olsa olsa .. Bir kac kelime ingilizce konusup dertlerini anlatiyorlardi ama Yorgos hic bilmezdiki Ingilizin dilini .. Neyse en azindan Turk olduklarini ogrenmisti ..
Islak giysilerini cikarmalarini soylemeye calisti hareketlerle , ambarda sakladigi eski kiyafetlerle, balikci havlularini cikarip genclere uzatti ..Cocuklarin ikisi de saskinliktan Yorgos ne verirse giyiyorlar, havluya kurulaniyorlar, her dedigine itaat ediyorlardi .
Ac olmaliydilar muhakkak ! Nasil da dusunememisti .. Ama sepette ona yetecek kadar eknek- peynir vardi .. Simdi onun karninin acligi yoktu ama ..
Hay Allah ! Nasil da saflasmisti , butun dusunme melekelerini kaybetmisti sanki ! Donecekti geri .. Bu cocuklari da alip eve cikacakti ama hepsi bisiklete binemezdilerki birlikte …
Ben oldum tralelli deyip – Genclere bakti , Buyuk olani tralelli kelimesini anlamisti ; ilk defa güldü , eliyle deli işareti yaptın! Tabi ya külüstür pikapla goturecekti eve bu cocuklari ..
Ee bre palikarya muu? Deyince genc olani cevap verdi !

  • Yes, palikaryamu ?
    Biraz anliyordu belliki ama yetmezdiki ! Ucude pandomim yapiyordu .. Ama beden dilleri o kadar benziyordu ki ; sanki ayni mahallede dogup buyumuslerdi .. Buyukbabasinin dediklerini animsadi birden .. “ Turklerle bizim ayriligimiz yoktur dinimizden baska neredeyse, onlar elmanin bir yarisi biz oteki yarisiyiz “ derdi .. Dogruydu demekki .. Daha once hic bir Turkle karsilasmamisti Yorgos ..Sarisin olan Turk gencinin gozleri yesil ile kahverengi arasiydi ama Esmer yagiz sarkik biyikli olani daha cok benziyirdu Yunanli genclere .. Kimbilir belki onlar da Mubadil torunlariydi kimbilir?
    Sepetten keci peynirini yarim somun ekmegi ve siyah sele zeytinlerini cikardi .. Ambarin uzerindeki gazete kagidinin ustunde duran renkleri kararmaya yuz tutmus aliminyum tabaklari doldurdu .. Butun azigini koymuştu bu kucuk kaplara ..
    Gencler aralarinda birseyler kinustular ama Yorgos dediklerini hic anlamiyorduki ! Bir an aklindan bu kadar yakin olup nasil bu kadar uzak ve yabanci kalabildigini dusundu bu iki halkin .. Genclerin Turk oldugunu bilmese vucut dillerinden, el kol hareketlerinden, mimiklerinden Yunanli olduklarini bile dusunebilirdi yani .. Genclerden esmer ve yasca buyuk olani ekmegi uce boldu, peyniri kokladiktan sonra yine uce boldu .. Galiba keci peyniri oldugunu anlamisti yoksa onlar da mi keci peyniri yiyorlardi ? Zeytinleri ortaya koydu .. Hep birlikte yemeye basladilar .. Kiyafetleri kurutmak icin yelken diregine asmisti Yorgos biraz sinra hepsi kururdu ama bu hava biraz musade etmeliydi..
    Biraz sonra kisitli miktardaki yiyecekler tukenmisti geri donuse hazirdılar artık .. Donecekler ama bu gencleri ne yapacakti ? Daha neden geldiklerini bile bilmiyordu en iyisi eve goturup bir muddet misafir ettikten sonra Strati ‘yi cagirmaliydi .. O Turkce’yi okur yazar ve konusurdu ..
    Yorgos motora bir kol atti ;motor ikinci kol atista calisti .. Iki genc aralarinda konusuyorlardi ama ne Yorgos onlari ne de onlar Yorgos’u anliyorlardi .. Nereye gittiklerini de bilmemenin huzursuzlugu icinde yelken direginden gidisin de cikardigi ruzgardan kuruyan kiyafetlerini alip giyinmeye calistilar, Yeni ve zor hem de cok zor bir hayat bekliyordu onlari ..

KOMSUDA DARBE OLMUS ….

BOLUM 5
.

Yorgos, cenaze töreninden sonra kızkardeşinin koluna geçip eve dogru giderken bir kişinin eksik olduğunu farketti .. Her pazar kilise dönüşü bir tarafında anacığı diğer tarafında Afrula olurdu .. Babasının yoklugunu aratmamıştı bu iki kadına da .. Balığa gider, zeytınlerini toplar evlerinin rızkını çıkarırdı . Zaten köy yerde neydı ki harcamaları ? Hafta sonları evin hanımlarını alır sahildeki restoranlardan birine gider hepbirlikte uzo içerlerdi ..En büyük lüksleriydi hafta sonu keyifleri .. Bazen de şehir merkezine iner hanımların giyim kuşam ihtiyaclarını görürlerdi .. Babası zamanından kalma külüstür bir pick up ları vardı ama işlerini görüyordu işte..Anacıgı sağ olsaydı” bu sene zeytin sonrası değiştirelim artık Yorgomu “diyecekti her seneki gibi ama mahsul çok karlı olmayınca susup oturacaktı yine yaşlı kadın ..
Eve geldiklerinde asma altındaki masaya bırakılmiş yiyecek buldular, yan komşuları Eleni duvardan başını uzatıp yeni pişirdiğinden bahsetti .. Biraz çorba biraz da musakka yapmıştı .. Tatsınlardı , annelerininki gibi olnazdı ama şimdi
yemek pişirecek hali yoktu ne de olsa Afrula’nın …
İki kardeş o akşam başsaglıgına gelen dostlarını ağırladılar yine..Durup dinmiyordu gelen giden .. Afrula durmadan anneciğinin nasıl ani bir kalp krizi sonrası gittiğini anlatıp duruyordu soranlara .. Babası da ayni şekilde vefat etmişti .. Belki de ailenin kaderiydi bu kimbilir ? Diye yorumlar yapılıyordu .. Yorgos ise annesinin acısıyla unutmuştu Komşu ülkenin radyosunda duydugu acaip türküleri sormayı …O gece aklına geliverdı birden .. Gelenlere sorunca Türkiye de darbe olduğunu anlattılar .. Komşu karışmıştı hem de dibten geliyordu koca koca dalgalar.. Bulduklarını zindana atıyorlardı .. Büyük kıyım vardı ..Misafirlerden biri ;

  • Ehh be Yorgomu çok kudurduydular her gün kaç insan ölürdü !
    Yorgos bir an söyleneni düşündü .. “ Kudurmak “ kelimesini yakıştıramadı arkadasının agzına, severdi Türkleri ..Zira büyük babası Anadolu da doğmuş mübadelede gelmişti adaya ..Türk komşularının ne kadar iyi olduklarını anlatırdı ..
    Büyükbabasından çok dinlemişti Türk arkadaslarıyla nasıl ava gittiklerini, nasıl korkusuz olduklarını, nasıl misafirperver olduklarını .. Yakıştıramadı velhasıl o kelimeyi Dimitri’nin agzına…Keşke iki ülke anlaşssaydı da iki halk ta birbirlerini ziyaret etmeye başlasalardı ..
    O aksam cenazenin yeni topraga verildiği aksam olduğu için çok ta uzun oturacak hali yoktu iki kardeşin .. İkisi de odalarına çekildiler ama Afrula biraz sonra abisinin odasındaki karşı karyolaya geldi .. Çocukken orda yatardı,buyudugunde annesi odasını ayırmiştı ..
    Yorgos, müsade et burada uyuyayım bu gece, o oda bana soğuk geldi nedense, anacıgımla yatardık orda .. Yorgos “bu akşamlık ama “ diyebildi, zira odadan bir soğursa bir daha yatamazdı yalnız başına…
    Zeytin zamanı geliyordu bile .. Ekim ayı gırdı mi başlarlardı toplamaya .. Anacığı olsaydı “ hadı bre Yorgakimu geç kalmayalım bak başladı herkes” diyerek başının etini yiyecekti ya .. Ama yoktu bu sene işte.. 😔😥
    Birkaç gün denize çıkamadı Yorgos.. Gelen giden çok oluyordu eve, kardeşini de bırakmak istemiyordu; kimsesi kalnamıştı Yorgos’tan başka ne de olsa..Lakin fazla da kalamazdı ki karada, tabiri caizse kurtlanırdı , zaten anacığı ona “ Kurtlu Peynir “ adini takmıştı, çocuklugundan beri durdugu yerde durmayi bilmezdi Yorgos..
    Ertesi sabah erkenden uyandı , gün doğmamıştı .. Azıklarını hazırladı , sepetine koydu, bisikletine atladıgı gibi sahile, teknesinin bağlı olduğu yere yollandi .. Birkaç arkadaşı daha vardı balık hazırlıgı yapan .. Selamlastılar ama herkesin avlanma merası ayrıydı .. Kimse kimseye nerede avlandıgını söylemezdi ..
    Yorgos kıyıdan açılmaya başladıgında güneşin ilk ışıkları karsı kıyıları yavastan kızıllastırmaya başlamıştı bile.. Istavroz çıkarıp olta misinasını denize attı .. Beklemeye basladı .. Bugünde iyi olacak gibiydi ya ..
    Güneş yükseldikçe balık artoyordu sanki o gün ama anlamadıgı , anlamlandıramadıgı bir rüzgar çıktı birden bire .. Lodos dese lodos değildi, ya Poyraz ? Hiç değildi .. Başının üzerindeki bulutlar kararmaya başlamiştı ..
    Hade bre Teos, ( allahim) nerden cikti bu hava diyerek tanriya bir salvo gonderdi .. Ara sira dalga gecerdi boyle ..Kulaklarinda bir teknenin motor sesini duyar gibi oldu .. Yoksa Turk sularina mi cok yaklasmisti ? Bakindi ..Karsidan gelen yabanci bir tekne vardi . Cok daha yaklasmadan tekne durdu, iki delikanli denize atladi .. Yorgos saskinlik icinde izliyordu .. Ne yapmaliydi ? Gencler yuzerek karaya cikacaklardi belliydi .. Ama ne yapmasi gerekiyordu bu durumda ..
    Saskindi bir taraftan da kalbi gumbur gumbur atmaya basladi ….

BU SACLAR DEGIRMENDE AGARMADI OGLUM…..
BOLUM 4

İbrahim büyük bir heyecanla yataktan fırladı. .. pijamasını bir kenara savurttu.. Arkadaşlarını görmeliydi .. Tam kapıdan çıkmak üzereydiki Firdevs hanım arkasından bağırdı..

  • Oğlum nereye? Delirdin mi ? Sokağa çıkma yasağı var.. Vallaha vururlar seni ..Gençlik ateşinin verdiği cesaretle arkasına bakmadan çıktı İbrahim , bisikletine atladı .. Rıza’yı görmeliydi , en kıdemli oydu aralarında ne yapacaklarını soylerdi en azından .. Ama caddeye inmesi mümkün değildi ..Her taraf asker ve polis kaynıyordu .. Korktugu basına gelmişti , böyle birsey bilmedikleri için bu kadarini beklemıyorlardı elbet lakin annesinin duaları kabul olmuştu galiba.. Her gece eve döndüğünde Firdevs hanım;
  • “Asker şu işe bir el atsa da kurtulsa memleket” diyip duruyordu ..Ara sokaklarda insanlar pencerelerden birbirleriyle konuşuyor bazıları yorum yapıyor bazıları Kenan paşaya dua edıyorlardı .. Gençler ölmiyecekti artık çok şükür diyip adak yapmaktan bahseden bile vardı ..Kulakları ugulduyordu İbrahimin, Rızayı bulmalıydı bir an önce .. Şehre yakındı Rıza’ların evi ama Allahtan pek kimsenin gelip geçtiği yoktu o sokaktan ..Sokak basina ulastiginda dikkatle etrafi izledi ..Büyük tahta kapıyı hizli hızlı çaldı bir baş uzandı eski Rum evinin üst kat penceresinden ..Rızanın babasıydı .. Ayakkabı tamirciliği yapardı evlerinin alt katında..
  • İbrahim oğlum ! Deyiverdi ..Rıza açıyor kapıyı şimdi al bisikletini de içeri , durma kapıda ..
    Rıza hızla merdivenlerden inip yoldaşına kapıyı açtı, sarıldılar .. Aglamaklıydı İbrahim .. Riza daha büyüktü ve lider ruhlu çocuktu ..Istanbul daki olaylarda okuyamamış memleketine geri dönmüştü ..Arkadaşının gözlerinin içine bakarak ;
  • Bu günleri biliyorduk İbrahim , olabileceğini biliyorduk en azından , korkunun ecele faydası yok, ne yapacagımızı düşünmeliyiz şimdi ..
    Rızanın babası yukarı kata çagırdı gençleri .. Ayakkabı tamircisi olup ta cahil bir adam değildi . Çok kitap okurdu hele de Nazım Hikmet hayraniydı ..
  • Gençler beni dinleyin .. Yaşınız genç , kanınız kaynıyor biliyorum, hiç birşeyden korkunuz yok .. Ama sizi alıp götürecek olurlarsa ne olacagini bilemeyiz ..Belki de sizi bir daha göremeyiz .. Onun için bir an evvel kaçmalısınız buralardan ..
    İbrahim şaşkındı ; Kacmak mı Hasan amca? Nereye gidicez? Öyle korkaklar gibi mi kaçıcaz yani ? Yokum ben bu işte ! İsterse Rıza gitsin ben bir yere gitmem memleketimden , boşuna mı mucadele ettik biz bu kadar? Kaçmak için mi ?
    Hasan tecrubeli ve olgun bir esnaftı . 60 Ihtılalınde neler görmüştü gözleri ..
    -Bak Ibrahim dinle beni ..Çok gençsin .. Neler olacağını bilmeyecek yaştasın.. Sizi yakalama emri çıkarsa ki ; çıkacaktır en kısa sürede ; , sonu belki de ölümdür unutma önce işkence sonra da ölüm .. O yüzden dinle beni bu saçlar değirmende agarmadı oglum .. Bu memleket çok acılar gördü ama yasanacaklar daha da acı olacak gibime geliyor ..Şimdi gidin memleketten, sular durulunca geri dönersiniz ..
    İbrahim , İşkence ve ölüm laflarını duyunca ürkmüştü ..
  • Peki nereye gideceğiz Hasan amca ? Rıza atıldı oradan , – Karşıkı adaya , Yunan adasına iltica edeceğiz yoldaş ! Yoksa kuş gibi avlarlar bizi ! İbrahim daha da şaşırmiştı ..
    “ Peki nasıl olacak o iş, bu sefer onlar vurur bizi kaçak olursak ..Hasan olgun ama bir o kadar da akıl veren ses tonu ile yanitladı genç delikanlıyı ..
  • Korkma, bu işleri iyi bilen bir balıkçı dostum var, nicelerini geçirdi adaya .. Böyle bir durum olursa dıye konusmustuk daha önce, sokaga çıkma yasagı kalkar kalkmaz geçirir sizi .. Sen şimdi eve git ailenle konuş , biraz para tedarik et, yanına paradan baska birsey alma belki yüzmek zırunda kalabilirsiniz, paranızı da su geçirmez naylonlarla iyice sarın .. Herseyınız para olacak adaya çıktıgınızda .. Hadi şimdi geldiğin yollardan kimseye görünmeden geri dön oğlum …

BÖLÜM 3 …….HEM DE DEVLET ELİYLE…😥😓 Suyun öte yanında dalgalar sertleşmişti ..Yorgos’un duyduğu acayip türküler genellikle darbelerde ya da zafer şenliklerinde okunan serhat türküleriydı .. Hasan Mutlucan’ın davudi sesini duyan Türk halkı endişe ile radyolarının ve siyah beyaz televizyonlarının başında ne olduğunu ögrenmek için sabırsızlıkla beklerdi böyle zamanlarda.. Yorgo’nun anneciğini kaybettiği gün işte öyle bir gündü , Komşuda pişen aşlar , taşa dönmüştü hemen hemen ..Herkes korku, telaş, merak bazıları da endişe ile karışık sözde bir rahatlama içindeydi .. Zira 12 Eylül sabahı Türk Ordusu Türkiye de yönetime el koymuştu .. Fırtınalar esiyordu memlekette, yıllardır akan kan bıçak gibi 12 Eylül sabahı kesilmişti .Amerikan başkanı bir konserdeyken çevresindeki korumaları “ Bizim çocuklar başardı” diye mesajı almıştı ..Türkiye asker eliyle binmişti bir alamete, gidiyordu kıyamete.. İbrahim, 19 unu yeni bitirmiş 20 sinden gün alnanın mutluluguyla uyumuştu o akşam, arkadaşları takılıyorlardı İbrahim’e ! – Oglum solcu adam doğum günümü kutlar, bunlar Amerikan adetleri ! Ne dicez sana şimdi “ İyiki doğdun İbrahimmm “ diye Anerıkan şarkıları mı söylücez yani ? Diyerek sarılmişlardı arkadaslarına .O gece çilingir sofrası kurup şarap içmişlerdi , ne de olsa rakı pahallıydı , haftalıklarını rakıya yatıracak kadar büyümemişlerdi daha .. Her sabah erkenden uyanan Firdevs hanım oglunun eve dönüşünü görmeden yatağa girmediği için yine pencerede oglunun yokuşu tırmanışını bekledi o gece geç vakte kadar.Endışesi hiç bitmemişti zavallı kadının.. Kocası kamyon şöförüydü , uzak diyarlara gittiğinde haber almadan uyuyamazdı ama şimdi bir de oğlunun bu sol- sağ işleri çıkmıştı ki hepsinden beterdi ..İbrahim in doğduğu gün olan 11 Eylül ü hatırlamıştı o gece oglunu beklerken , Kaç sene sonra iki kızdan sonra bir oğlan gelince kocasıyla kaynanasının keyfini anımsamıştı ..Cahillik diye geçirdi aklından .. “ Sanki kizlar evlat değil “diye söylendi kendi kendine.. Firdevs hanım ertesi sabah her zamankinden daha geç bir vakit uyandı Kalkar kalkmaz transistörlü radyosunu açtı yine, sabah türkülerini dinler, evlatlarına da kahvaltı hazırlardı öykelikle..Bazen de korku ve endişe ile terör haberlerini dinler, kaç genç ölmüş kaç kişi yaralanmış çetelesini tutardı ,İnanılmaz şeyler oluyordu son zamanlarda ülkede, kim dur diyecekti bu gidişata? “Hay Allah noldu yine bu adam çıktı serhat türküleri soyluyor ?”demeye kalmadı TRT spikeri tok sesiyle haberleri okumaya başladı .. “ Bugün 12 Eylül 1980 , Türk Silahlı Kuvvetleri aziz Türk milletinin refah ve mutlulugu , vatan ve milletin bütğnlüğü için yönetime el koymak zorunda kalmıştır” Firdevs hanım bir ohhh çekti ; “ Hele şükür askerler durduracak akan kanı “ diye sevindi .. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti .. Kimse yerınden kımıldıyamıtacaktı o gün, herkes nüfus sayımının yapıldığı gün gibi evinde olacaktı ..Oglunu uyandırmak için hızla üst kata çıktı, merdivenlerin gıcırtısından , radyodaki türkülerden kızlar uyanmişlardı zaten .. Asagı inmek için odasından çıkan Tülay ; “ Hayırdır anne, ne diyor radyo ? “ “ Ne diyecek , asker memlekete refah getırecek yine, çok şükür kurtulduk bu sağ sol çatışmasından “ dıyerek oglunun odasına daldı ; “ İbrahimm kalk bak oglum, hadi çok şükür kalmadı bir korkumuz, asker yönetime el koydu, gençler birbirini öldüremeyecek artık” İbrahim uyku sersemi yatağından furladı , duyduklarını anlamaya çalışıyordu ; Aman allahım neler oluyordu ?? “Sen ne dıyorsun anne? Dediğinin farkındamısın? Gençler bırbırını değil asker gençleri öldürecek şimdi hem de devlet eliyle “ deyince Firdevs hanımın gözleri faltaşı gibi açıldı ; “ Aman oğlum var mı bu işin sana da bir zararı ? “

BOLUM 11

Zor bir geceydi Nazligul icin, yalnizlik, soguk, sevgilisini kaybetmenin uzuntusu .. Hepsi bir araya toplanmis sanki kafasinin icinde davul caliyorlardi. Ardindan , dislerini sikip uykuya dalacak oluyorduki , dislerinin gicirdisini kulaklarinda duyup tekrar uyaniyordu. Her uyandiginda ayin gokyuzundeki yusyuvarlak halini gordukce yeniden uyuyup derdinden kacmaya gayret ediyordu, ama  ne mumkun? Arto ile yasadiklari anlar gozunun onunden gecip durdukca  deliye donuyordu  zavalli Nazligul.. Nasil gececekti bu aci, nasil atlatacakti bu aciyi kimseyle paylasmadan.. Mutlaka Hayganus yarin Sabah Cumbaya cikar haber veriridi vermesine de , o’na da ne diyecekti ..Dogruyu soyleyecekti , belki de Allah boyle istemis Hayganusum deyip, sineye cekecekti. zaten sineye cekmekten baska yapacak birsey varmiydi ki?

 Sabah ezanini bile duymadi o gun Nazligul, sabaha karsi uykuya dalmisti besbelli. Abdullah effendi uyandiginda ,karisinin hala uyudugunu gorunce merak edip bakmak icin odasina girdiginde genc ve guzel karisinin yuzune vurmus ay isiginin altinda uyudugunu gordu, egildi optu, vardi bir sikintisi ama neydi, yanina yatsa uyanirdi simdi, parmaklarinin ucuna basarak orta kata indi, oda ilikti daha icindeki komurler usul usul yaniyordu.. Sabah namazini kildi, yuvasinin dirligi icin dua etti , yagmur bulutlari vardi yuvalarinin uzerinde dolasan ama insallah kasirga getiren bulutlara donusmezdi.. Mutfaga indi, pompali gaz ocaginda Sabah etli corbasini isitti, disarisi berrak gokyuzunun altinda oyle bir sogumustuki .. Eee kolay mi senenin en soguk gunleriydi , bir kar yagsa yumusardi bu soguk ama  diye dusunurken karisinin ayak sesini isitti..

Sabah seriflerin hayrolsun Nazligul’um , uyuyordun uyandirmaya kiyamadim, dun aksamki halinden sonra da  seni bir tabibe gostermeye  niyetlendim guzel karim, deyince Nazligul ‘un mahcubiyeti yuzunun kizarmasina sebeb oldu. acaba kocasina haksizlik mi etmisti? Arto’nun vefati onlari yeniden birbirine baglarmiydi? bir de bu yonden dusunmeliydi belki de..

 Hayirli sabahlar adamim. hayirli gunlerimiz olsun, dun aksam O ermeni tuccarin olumu beni cok etkiledi, iyi tanirdim adamcagizi, bilirsin hayganuslar sik sik gider kumas alirdik , dun aksam duyar duymaz birden icim geciverdi , olumu dusundum, annemi , babami dusundum, babami da ihmal ettim kac zamandir bugun sebinur u alip ta gidesim var ama Camlica ya gitmek demek orda gecelemek demek Abdullah effendi, belki bir gun birlikte gider , gittigimiz gunde kaliriz..

 Abdullah effendi, duyduklarindan rahatlamisti rahatlamasina ama karisinin  sik sik basini alip nerelere gittigine de bir turlu anlam veremiyordu, Hayganusun dedgine gore , Nazligul neredeyse gun asiri babasina bakmaya giderdi yaaa? acaba dogrumuydu , tam sirasiydi bunu sormanin simdi..

Sana birsey anlatayim da gul Biraz Nazligul’um? Belki bu uzuntulu halini gecirir..

 Hayirdir Abdullah effendi? Neymis gulecegim sey?

Dun oglene dogru senin Hayganus benim dukkana cika geldi, diyince Nazligul korkuyla heyecan arasi tas kesmisti..

 Eee ne derdi varmis ? sekeri kendi mi alicakmis arttik?

 Yok canim, senin babanin hasta oldugunu, sik sik Besiktasa , Serencebeye babani gormeye gittigini , seni goremedigi icin hal hatirimi sormaya geldigini benle muhabbet etmeye geldigini , Levonla konusamadiklarini anlatti bana . Ben de beybabanin hasta olmadigini bildigim  icin caktirmamaya calistim ama sana da sormak istedim, Hayirdir nerelere gidersin boyle tek basina guzel karim? Nazligul biraz olsun rahatliga varmanin rehavetiyle, yutkundu, tumturakli bir yalan uydurmaliydi yoksa Abdullah effendi boyle basit seyleri cabuk yakalardi..

Sorma canim, Ferahgul ablam la enistem biraz sikintidaydilar, kari koca epey kapismislar, Ablam enistemin capkinlik yaptigini duymus biz de hocaya gittik suya baktirdik, ok oyle birsey dedi hoca effendi, derin hocaymis dediler, Ferahgul ablam onunla da kalmadi , Cihangir tarafinda bir falci var dediler arkadan ona da gittik , o da enistemin tertmeiz oldugunu iftiraya ugradigini soyledi, Ablam da rahatlayinca evvelsi gun de Eyup Sultan Hazretlerine gidip Adak yaptik , ondandir gidis gelislerim yoksa benim ikide bir ne isim olur sokaklarda adamim..Hayganus huyundan vazgecermi? Delidir ne yapsa yeridir bilmez misin, Ona laf verilir mi? Ahh Abdullah effendi ben sana bile soylemeye cekindim de , sonunda anlatti iste. Sebinur duysun hic istemem bu mevzulari , genc kizin akli karismasin bu gibi seylerle..

 Abdullah effendi coktandir bu kadar uzun muhabbet etmemisti karisiyla, ici rahatlamiscasina , evden cikmadan guzel karisinin yuzunu avuclarinin icine alarak doya doya optu, Nazligul tedirgindi ama alismaliydi yeniden kocasinin bu davranislarina belki de , kocasiydi o da onun helaliydi, Tanri belki boyle istemisti kimbilir?

 Abdullah effendi gunesin cok yukselmesini beklemeden evden cikti, eminonu faytonlarindan birine bindi, gozden kaybolmak uzereydi ki Hayganus’un sesi isitildi cumbadan belliki Levon daha uyuyordu , zira bu saatte kesen cikmazdi evden levon effendi..

 Nazligul ,Nazligulll ac kapiyi geleyim mubbagina bugun. soyleyeceklerim onemlidir bilesin.. Nazligul yuz vermek istemiyordu gelmesini hele hic istemiyordu, bugunku isleri herseyden onemliydi zira..

 Hayganus abla , Buradan konusalim , cokmisim var bugun.. Aldim ben haberi dun aksam , Abdullah effendi bize kumas numunesi almaya gitmis orada ogrenmis durumu . dun aksamdandir harab oldum ama Allah  belki boyle istedi, diyecek sey yok , O;nun  takdiridir deyince , Hayganus, Nazligul’un sogukkanliligi karsisinda sasirip kaldi. Istavroz cikardi,  ne diyecegini kestiremiyordu, bukadar cabuk mu atlatacakti bu  kiz bu yarayi yani? Ne bicim kadindi bu? duygusuzz , diye gecirdi aklindan ..

Ahh  Nazligul’um ben seni senden cok dusunuordum , Dun aksam Levon soyleyince tutuldum kaldim vallaha , Cok uzuldum ama senin icin daha cok Nazligulum, E belki de boylesi senin icin hayirdir dedigin gibi , bilirsin Tanri en iyisini bilir..

 Oyledir,  Hayganus abla . Allah koymustur yoluna , biz bakalim kendi yolumuza.. Bu arada Nazligul’un abla deyisi , bir de Arto’nun vefatina bu umarsiz tavri Hayganusu Cileden cikarmis olacakki dayanamayip bir iki cift lakirdi edecek oldu Nazligul’ e..

 Ayol  sende alemsin Nazligul, Bu abla lafi da nerden cikti simdi? senin ablan vardir , beni neden abla yaptin bugun? Istemem duyayim  oyle abla mabla , ben bugune bugun Cukurcuma nin Hayganusu’yum.. Hayganus de bana duyamayim bir daha abla agzindan.. Hadi gidiorum ben iceri .. Levon kalkar simdi..Haa soylemeden edemiorum bilesin cok sasirdim bugunku duygusuzluguna bilesin.. Nazligul kadinin ne kadar dedikoducu oldugunu bildigi icin fazla da kizdirmak istemedi , o yuzden alabildigince alttan aldi..

 Duygusuz deme bana Hayganusum, dun aksamdan beridir aylip bayildim ama elden ne gelir,emir buyuk yerden..

 Dogru ya, neyse musait olunca bir kahve yapayim sana daha uzun konusuruz Nazligul’um…. Nazligul hayganustan basini kurtarir kurtarmaz , KIzinin odasina dogru seyirtti gec kalmadan Eminonune inip bu isi bitireceklerdi bugun, uzmamaliydi.. Sebinur kalkmis , yatak icinde annesiyle Hayganusun dediklerini dinliyor ama bir turlu anlam veremiyordu ..

 Anne allahaskina ne deyip duruyor bu Hayganus teyze, Neden cokuzulmen gerekiyormus senin Kumasci Arto’ya.. ?

Aman bilmezmisin geveze Hayganus’ u , cok severdi Arto’yu .. Ikisi de ayni cemaatten diler  ya.. Beklerdi onun kadar uzuleyim heralde , ben birkac defa gormustum kumas almistim, bir iki defa da kahvesini ictim. uzuldum dun aksam duyunca bayildim bile, cok etkileniyorum genc olumlerden ama ne yapayim kizim olenle olunmuyorki?

 Dogru soyluyorsun anne , ne olur musade et bugun bir kez Aris ‘ I goreyeim ne olur? yalvaririm.. sana ..Nazligul’un ici gitmisti bu yalvarisa , o kadar yanmistiki aciyla dolu yuregi ama musade ederse bir daha otoriteyi saglayamazdi , erken erken Doktor Varyana gidip bu isi bitirmeliydiler , Haa bir de Rosa vardi, Hayaganusa dedikodu yetistiren , onun da avucuna ucbes kurus koyarsa susardi insalahh …Ana kiz carsaflarina sarinarak gunes karsiki evin catisina ulasinca evden ciktilar, Hayganus ikisinin gidisini cumbadn seyrdiyordu ama koseyi doner donmez hangi semtin faytonuna bineceklerini goremedi elbette..  Varyan’in muayenehanesi bekledikleri gibi kalabalik degildi, sirada bir hasta vardi, o da yasli bir kadincagiz di, vardi bir derdi elbette ama onlarinki kadar uzun surmezdi heralde ..Nazligul o arada ki gumus mecidiyeyi Rosa’nin avucuna sikistiriverdi;

 Bak Rosa ,  bana gelen haberlere gore buraya giden gelenin adi disariya siziyormus, bizi bugun gormedin duymadin, eger gordugunu yine duyarsam bilki Doktor Varyan a anlatirim isinden olursun, Bilirsin bu mevzular ne kadar gizlidir..Rosa saskindi, Hayganus ne kadar da cabuk kadinin  sirrini yuzune vurmustu ?Aman allahim ya Varyan duyarsa kulagindan tuttugu gibi koyardi onu kapinin onune..

 Ah , Hanimefendi mazur gorunuz, yaptim bir hata, ama bundan sonra olursa soyleyiniz beni doktora , yemin ederim diyerekmistarvroz cikardi , agalamakliydi , avucundaki mecidiyelere binlerce tesekkur edip oturdu bacagi kirik masnin arkasina gecti.. bu arada sogugun ve Ictigi suyun da etkisiyle Nazligul’un ayakyolu ihtiyaci belirdi, zaten kac gundur adetini bekliyordu, hayirlisiyla bir gelseydi bu siniri de gececekti ama iste.. 
 Ayakyoluna gitti, hacetini giderdikten sonra dusundu, bir de  hamile falan kaldiysa Arto dan ne yapardi? iki altini nerden bulurdu. ?

 Aman Allahim diyerek agzini eliyle kapatti . olur muydu ? olmayacak sey degildi ki? hele son bulusmalari ………?

 ARKASI YARIN….

BOLUM 10

Sebinur ‘u kaldirmak uzere odasina girdiginde kiz  coktan kalkmis , piyanosunun basina oturmus birseyler calmaya hazirlaniyordu.. Asikti sevgilisine  hala , cok belli oluyordu her halinden .. Fazla yuz goz olmadan kizinla kisa bir konusmadan sonra  ertesi sabah doktora gitmeye karar verdiler ana kiz..

 Sebinur , sevgilisini gormek icin kivraniyordu kivranmasina ama boyle bir durumda sokaga yaalniz cikip Aris le bulusamazdi ki? Piyano dan ask nameleri geledursun Nazligul , alt kattaki mutfaga inmisti bile. Yemek yapmasi , ev islerini  kolaylamasi gerkiyordu ama akli kiindan fazla buyuk degildi ki ? Ne olmustu anali kizli boyle bunlara ? Yoksa biri buyu mu yapmisti yuvasi dagilsin diye? hay allah simdi de nerden cikti bu sacma sapan seyler diye dusunurken aklina birden Hayganus’un vakitsiz saatte suzlenmis puslenmis Eminonu tarafina gidisi geldi: Hay allah nereye gitmis olabilirdiki bu kadin kusluk vakti? Delidir ne yapsa yeridir aslinda diye dusundu ama boyle bir kadina nasil en buyuk sirrini emanet etmisti.?Olan olmustu bir kere ! ger donusu yoktu , keske boyle bir hatayi yapmasaydi .. Bir taraftan , mutfagin sobasini yakmaya calisirken Piyanodan gelen ezgilerle sarkilari mirildanmaya basladi.. Ne guzel gunler yasamislardi Camlica’daki  koskte , Ablalari ve Nazligul, aksam oldumu yaz gunleri koskun bahcesinde udlar callinir bazen kadinlar toplanir mesk ederler bazen erkekler arka bahcede yemek yiyip icki icerlerdi, hele de o soguk kuyuya sarkittiklari karpuzlarin tadina doyum olmazdi. dusunurken birden usuyuverdi , bu havada dusunulecek seymiydi simdi soguk karpuz? Sonra babasinin ‘ iflasi ve arkadan gelen kara gunler, koskun satisi , cok daha kucuk bir eve tasinmalari , tum kizlarin bir an evvel bas goz edilmeleri ne byuk  sikintilar  yasmislardi  bir kac sene de , Arkadan annelerinin tum bunlara dayanamayip ince hastaliga yakalanmasi ve vefati  ..BUnlari dusunup uzulecek zaman degildi simdi , akli selim kararlar almasi ve uygulamasi gerekiyordu  yoksa cok daha kotulerini yasayabilirlerdi gelecek gunler icinde …Nazligul bir taraftan yemek yapmaya , digger taraftan da piyanodan gelen Istanbul Turkulerini soylemeye devam etti.. Sobadan cikan alevler mutfagi oylesine isitmistiki . isi bittikten sonra mutgaktaki sedirin uzerine kivrilivermisti guzel kadin..

 Uykusu hafifti, Cami yakin oldugu icin ezanlar sanki evin icinde gibi okunurdu, aksam ezaniyla uyandi, kapida Abdullah efendinin anahtarinin tikirtisini isitti , usune basina sacina ceki dozen verip kapiya yonelmistiki Abdullah efndinin elindekileri alma ihtiyaci hissetti, kocasi her aksam eli kolu dolu gelirdi ama bu aksam getirdikleri hepsinden farkliydi .. Birakac kumas numunesi vardi elinde, krisi ile kizina baldizinin nisani icin kumas ismarlamisti , hele kumaslar gelsin de giderler secrler di , lakin Abdullah effendi kirk yilda bir giderdi gitmesine oralara bugun de tam gununde gitmisti .. Peradaki en buyuk kumas tuccari Arto’nun dukkaninda buyuk bir felaket yasnmisti bugun, Abdullah effendi asagida bir kac top kumas ismarlarken yukaridaki kattan feryatlar geliyordu mal sahibi Arto’nun istirahat ettigi yataginda olu bulundugu haberi butun Pera’ ya yayilmisti o aksam megerse kirkli yaslardaki bu yakisikli adamin kalbi ie sikintisi oldugunu kendi dahil kimse bilmezdi …

 Abdullah effendi , bunlari anlatirken bir taraftan da mutfaktaki depodan akan ciliz suda ellerini  yikayip  temizleyedursun arkasinda Nazligul’un baylisini ancak karsinin basini yere vurdugunda farketti:

 Aman allahim yine bayildi? ne oluyor bu kadina boyle diye soylenirken Sebinura seslendi.

Sebinurr, Sebinurr, kizim cabuk koss, Annen yine bayildi, limon getir koklatalim ayilir insallah yoksa gidip ebeyi alayim bakalaim o bilir bu isleri..

  • Beybaba , ayiltirim ben simdi onu merak etmeyin siz dityerek  tel dolabindan aldigi yari kurumus limonu in burun deliklerinden iceri sikti, Nazligul bir kac saniye sonra kendine geliyordu ancak bu sefer de aglama krizi baslatmisti , kolay mi sevdigi adamin birden yokoldugunu duymak?
    • Abdullah effendi , Nazligul’un bu ani bayilisina ve aglama krizine anlam veremeisti vermesine de ; kariinin bir doktora gorunesinin zamani geldi de geciyor diye dusundu, ama nereye gitmeliydiler bilse bilse dukkan komsusu Viron effendi bilirdi, gayrimuslumleri doctor konusunda cok bilgiliydiler, Osmanli’nin isi okuyup uflemekten gecerdi, simdi erkek kardeslerine sorsa hocaya gotur diyeceklerdi lakin Nazligul’un hali hocalik degildi artik..Yemek saati zehir olmustu olmasina da Abdullah effendi ac gelmisti dukkandan butun gun sogukla beraber cilgin Hayganusu dinlemisti bir de , yuz verse aksam onunla beraber donecekti eve de .. iyide yuz vermemisti
  • Abdullah effendi kizina sofrayi hazirlamasini annesine is birakmamasini soyleyerek orta kattaki odaya cikti, aksam namazini kildi, dua edecek cok sey vardi bu gece, karisinin iyi olmasi cok onemliydi, yoksa annesi gibi Nazligul de mi ince hastaliga kariyordu? binbir dusunce doldu Zavalli adamin kafasina .. Butun bunlari dusunedursun kizinin ince ama annesine az cok benziyen sesini istti  asagidan
    • Beybabacigim , yemeklerimiz hazirdir lakin annem yemek istemiyor, yukari odasina cikacakmis  in de biz senle yiyelim.. Abdullah effendi boyle bir tepkiyi bekliyordu ama nedenini hala anlamis degildi..
    • Nazligul, merdiven korkuluklarina tutuna tutuna yukari odasina cikti, kriz vaziyetinde agliyor ama mumkun oldugunca ses cikarmak kocasinin ve kizinin ilgisini cekmek istemiyordu, boyle bir seyi hissetmeleri sonu olurdu hele de bitmis bir iliski icin… Ama sorun nasil bu aciyi  atlatacagiydi ? Annesinin vefatindan sonra uzun suredir boyle bir aciyla karsilasmamisti , yine de ne yapip ne edip yarin Varyan ‘in muayenehanesine gidip sebinur un isini bitirmeliydiler , yoksa bu aci ile karisir gider baslarina buyuk bir is acilirdi..
  • Ellerini gokyuzune dogru kaldirdi genc kadin:
    • Tanrim neden beni boyle acilarla sinayip duruyorsun hala? Dayanma gucumu siniyorsun ama goruyorsun ki dayanamiyorum?diyerek yine aglamaya basladi , uyumasi mumkun degildi ama sabah erkenden Eminonune gideckelerdi Sebinurla.Bir vvel yatagina girip kendi kendini teselli etmeliydi ,Arto yoktu artik , onu teseli edecek kim se kalmamisti etrafinda, Abdullah effendi boyle sicakliklar gostermesini oldum bittim bittim bilmezdi , kendiine yetmesini buyumesini ogrenecekti , yoksa yok olur giderdi.. Yorgan ve kildan yapilis battaniyeyi basina cekti hem agladi hem de dua etti,,,
  • sebinurrr

BOLUM 9

Hayganus dukkan kapisinin pirincten yapilmis caninin ipine  asilir asilmaz , Abdullah efendinin yillardir neredeyse sag kolu olan Samet , hizla ust kattan asagiya sonradan takilan merdivenin  basamaklarini birer ikiser atlayarak  indi, alt katta  iki cirak vardi ama onemli biri olmasa kapinin ziline asilmazdi . Samet , Hayganus’u bir kere daha gormus olmasina ragmen   cikaramadi ,  nezaketle agir misafiri iceri buyur etti, Patronuna haber vermek icin tam  yukari cikiyordu ki ;kadinin kim oldugunu ogrenmedigini farketti;

 -Afferdesiniz hanim teyze, Abdullah agama kim geldi di yeyim?

-Senin anandir hanim teyze, bak bakalim Cukurcuma’li Hayganusta var mi hanimteyze denecek hal? olsa olsa hanimabla denir bana , senin nerden hanim teyzen oluormusum ben? KIzila bakan saclarini arkaya dogru eliyle itti, kirmizi rujuda peril peril parliyordu, belliki yeni tazelenmisti…. Musluman kadinlarin boyle suslenip acik sacik gezmesi uygun degildi ,  gayrimuslumlerden biriydi ama patronunu arayan bu suslu kokona kim olabilirdi?Zavalli Samet neye ugradigini sasirmis vaziyette yeniden sordu;

  • Tamam Hayganus abla ama ben seni tanimadim ki ne kiziyorsun bana ?
  • – Nasil kizmam soyleyene bak ? sen kac yasindasin ben kac yasinda ? surda kac yas varki aramizda olsa olsa uc bes, deyince Samet iyiden afffalladi, Hayganus tam tamina ellilerinde gosteriyordu ama fazla ses etmeden merdivenden tirmanip, Abdullah efendiye durum anlatirken , Hayganus ta Samet’in ardindan tahta merdivenlerden tirmanmaya basladi ..Asagi kattaki biyiklari yeni terlemekte olan iki genc delikanli  cirak  ha dustu ha dusecek diye nefeslerini tutmus bekliyorlardi.. Yukaridaki yazihane bolumune cikan merdiven seyyar bir merdivendi aslinda ama son zamanlarda alt kat ile ust at arasina baglanivermisti is gorsun yenisi yapilincya kadar . Abdullah effendi komsusu Hayganusu dukkani acti acali ikinci gorusuydu   hayir olsundu bu kadinin bu saatte kocasiz ne isi olabilirdi seker toptancisi Abdullah efendinin is yerinde ?
  • Buyursunlar Hayganus hanim hangi ruzgarlar atti size boyle soguk bir gunde Sultanhamama ? Hayirlar olsun?
  • E vallaha bilmem hayirdir bilmem ser ama uzuldum dogrusu Kayinbabaniz Zekariya beyin hastaligina; Kac gundur gormem Nazlligul’u , megerse babasi hasta imis zavallinin .,. burayakadar gelmisken size de gecmis olsun diyeyim dedim, Bilirim cok seversiniz kayinbabanizi .. ” Abdullah effendi saskinligini saklmak istese de Hayganus un gozunden kacmadi, Yine de uygun bir dille karisini mahcup etmemek icin uygun bir dille durumu idare ederc esine:
  • Malumunuz Hayganus hanim , oldukca yaslidir kayin babam, Bizlerin babalari coktan ahirete intikal etmesine ragmen o saglam cikti hala mucadele ediyor , daha fazla konusup baska bir hata yapmamak icin susmayi tercih etmisti ama hayganus’un sorulari bitip tukenmek bilmiyorduki:
  • _ Nazligul Camlicada olmadigini soyledi, Ablasinda miymis neysmis? heralde size de gelir daha fazla yatacak olrsa, degil Abdullah effendi?
  • _ Insallah luzum kalmadan iyilesecek , doktorlar eski toprak saglamdir dediler biraz bobreklerini usutmus kum dokuyormus .
  • Neyse Hayganus hanim sicak bir sey ikram etsin gencler size sobamizin ustunde ihlamurumuz vardir bizim,icermisiniz?
    • Ahh hic icmem Abdullah effendi? Sizi de goreyim dedim, vallahi Levon muhabbet etmez hasret kaldim iki cift lakirdiya.Abdullah effendi saskinlikla Hayganusu dinliyordu, Bu kadin boyle miydi yoksa basina mi vurmustu ? ne diyecegini kestirmeye calisarak kadindan  kurtulmanin yollarini dusunmeye basladi, Vallahi bir dukkan komsusu cika gelse ne demezdi bu kadinin sekerci toptancisindaki varligina , nasil laf anlatirdi  etrafa?
  • Hayganusla, Abdullah effendi muhabbet ededursunlar, Nazligul eve gelip Sebinur u hala uyuyor buldugunda butun sinirleri tepesine cikmisti , demekki hamileligi ilerliyordu bu kizin  bir an evvel dr a gidip bu isi bitirmeliydiler, yoksa basina bir de pic peydah olacakti, bu sikintida olacak seymiydi yani? diye dusunurken kizinin yaptiginin kendininkinden cok daha masum oldugu dustu aklina..Genc kizdi, gonlu dusmustu .. Ya kendisi ? evil barkli bir kadina boyle bir gonul macerasi yakisir miydi? Evli olmus ta ne olmustu sanki? kocasindan sefkat sevgi mi gormustu yillarca ? simdi simdi yaslandikca trenin kacmakta oldugunu farkettikce Nazligul e yaklasir olmustu Abdullah effendi..Ucuncu kata geldiginde kizini uyandirmadan durakladi, derin bir nefes aldi , gozunun onune Arto gelmisti yeniden , ne kadar asik oldugunu hissetti, yillar  once  Camlicadaki koskun yanindaki komsularinin oglu Izzettine asik olmustu  yeni yetisirken , o da kiz gibi bir oglandi yani, annesinin kiz gibi bir ogluydu, karsidn bakar bakar  gulerdi nazligule yalnizca.. Sahi ne olmustu izetttin’ e .. sonradan kiz gibi giyinmeye basladi falan dediklerini duymustu  amannn  simdi , bunlari dusunecek zaman degildi, Kizini kaldirip Dr a gitmeliydiler.. Zamani yakalamak icin cok acele etmek lazimdi…

Bolum 8

 O gece Nazligul yataginin icinde bir turlu deliksiz uyuyamadi, Aklina bir sey takiyor, gozleri aciliyor sonar dusunurken uykuya  yeniden daliyordu, sanki kafasindaki tilkiler dolasirken kuyruklari birbirlerine degdirmemek icin didinip duruyorlar genc kadini uykusuz birakiyorlardi. Sabah ezanina kadar boyle devam etti, Hoca Minareden Allahuekber der dermez Nazligul, yatagindan firladi, orta katta  sobanin ardinda her daim ilik olan su gugumunun  icindeki suyla bir guzel abdest aldi, bir taraftan da miril miril dua ediyordu.. Yeniden tahta merdivenleri pek gicirdatmamaya calisarak ust kattaki odasina cikti, Odada seccadesi kibleye bakar vaziyette her daim acik dururdu, na,az yasmagini basina sarip namaza durdu. Her gunku isleriydi bunlar, namazin dua kisminda uzun uzun Tanriya yakardi, yaptiklarindan dolayi Tanridan af dilendi, yeniden gozune uyku dusmustu ama nerdeyse Abdullah effendi de kalkar namaza dururdu simdi , yatmasi olmazdi. hizmet beklerdi    kocasi.. Al  renkli kadife sabahligini sirtina alip asagiya iniyorduki Abdullah effendi karsi odanin  kapisini acinca yuz yuze geldiler; Nazligul kocasinin boynuna sarilip iki yanagindan optu

  • Sabah seriflerin hayrolsun Abdullah effendi, iyi uyundun mu bari?
  • – Uyudum da sabaha kadar ruyamdan gitmedinki , yanimda olsan ruyamda olmazdin hinzir kiz, laf anlamiyorsun ki . deyip Sabah sitemini inceden gonderdi karisina.. Abdullah effendi genellikle mutfaktaki sicak suyla abdestini alir orta kattaki kose odada namazini kilardi , yeniden yukari kata cikmak yorgun dizlerine bazen zor gelirdi hani..Uc katli evin sikintisi yillar gectikce Abdullah efendiyi zorluyordu ama biraz daha  para biriktirip guzel bir ev alma niyetindeydi Istanbul’un yeni parlayan semtlerinden .. Belki karisina daimi bir hizmetci bile  tutardi lakin Osmanli’nin durumu hic belli degi;di ki, bazen isleri gayet iyi giderken sarayda bir ayaklanma cikiyor, yeni siyasetciler yeni bir kanun cikariveriyor, Tanzimat ilan ediliyordu.. Her gun bir baska degisiklik .. Gayri muslumler bulmuslardi kolayini , Galatadaki bankerlerle oldukca dosttular, dusuk faizli kredi cekip dukkanlarini donatiyorlardi ..Abdullah effendi Sabah namazini ora katta kildiktan sonra  mutfakta Nazligulun  hazirladigi etli un corbasinin  kokusuyla   kendinden gecip mutfakta aldi solugu:
  • Guzel karim ellerine saglik, mis gibi tereyagi koktu yine evin ici, su corbayi da icmeden cikamam kis gunleri anacigimdan yadigar, her Sabah babama yapar icirirdi.. Ne yapiyorsun bakalim bugun guzel karim?
  • – Ne sen sor ne ben soyleyim Abdullah effendi, biliyorsun ablamin kizinin nisanlanmasi yakindir, musade buyurursan Pera’ya gidip Arto efendiden kendime guzel bir kumas alip Terzi Bogos efendiye diktirmektir niyetim .Lakin para durumumuz nedir diye sormak isterdim ne zamandan beridir, Sebinur da laf anlamaz , ona da bir tafta kumas alacagim, ee ne de olsa genc kiz oluyor , eli kulaginda dir bize de goruculer gelmeye baslar yakinda.
  • “Olsun guzel karim yeterki boyle guzel seyler olsun,”deyip belndeki kusaginda sakladigi keseden 3 mecidiye cikarip karisina verdi. Abdullah effendi hem karisini hem kizini buyuk bir sevgiyle sever asla uzulmelerine izin vermezdi , lakin artik yasi ilerleyordu  yeni moda erkeklerden degildi elbet..Nazligul kocasini dualarla ugurladiktan sonra ust kata odasina cikti, kizini uyandirmak niyetinde degildi, hem yapacaklarini dusunecek hem de yavastan yataklari toplayip Peranin yolunu tutacakti.Gunes yukselmeye baslamisti bile , gunesi karsiki buyuk evin catisinda gorunce cikardi evden genellikle sabahlari, bir tarftan sabh islerini acele acele yapiyor bir taraftan Arto yu gorecegi icin kalbi pir pir ediyordu , Dunku gun bulusma gunleri olmasina ragmen gidip sevgilisini gorememisti ne de olsa , o arada orta kattaki Cumba dan Hayganusun  sesini isitti, oyle bir bagirirdiki sanki konu komsu duysun da muhabbetimizi gorsun gibi bir niyeti vardi mubarek kadinin:

_Nazligullll, Nazligullll… nerlerdesin komsumm? Huuu komsun evdesin?? Nazligul daha fazla bagirmasina sebeb vermemek icin hizla cumbanin penceresini acti,

– Sabah seriflerin Hayrolsun Hayganusum, kusuruma kalma bir kac gundur ihmal ettim seni biliyorum ama beybabam rahatsizdir ustune afiyet , o sebebten arayip soramadim seni yoksa hic birakirim ben Hayganusumu?Kac gundur Sebinur’la Besiktasa Serencebey ‘e gideriz, Allahtan ablam Camlica dan getirdi de bir de oralara gitmek zorunda kalmadik.. -“Duydukalarindan sonra  Hayganus pek inanmamisti ama yine de inanir gorunup  gecmis olsun dilejklerinde bulundu.

Nazligul Hayganusla muhabbeti agzindan birsey kacirmamak icin olabildigince kisa tutup, musade istedi. Zira bu sirrini da bilmesini istemiyordu, Yapmisti bir hata, en onemli seyi paylasmisti bu kadinla ama bir de kizinin hatasini duymasi Nazligul u cok sarsacakti artik .. Dayanacak gucu her gecen gun siniyordu guzel kaini zaten bir de Hayganus a nasil  laf anlatsindi.. Yatak odasina gecti, ic camasirlarini degistirdi, ne de olsa sevgilisinin yanina gidiyordu,  bulutlarin pembesi renginde cok sevdigi bir entarisi vardi uzerine gecirdi, dugmelerini gogus dekoltesine kadar ilikledi, uzerone kalin hirlasini carsafini giyip Pera’nin yolunu tutu, Hayganus bu ya , iskillenmisti artik Rosanin dediklrinden sonra , muhakkak ogrenmeliydi Nazligul’un ondan habersiz neler cevirdigini..

Nazligul , bir muddet sonra Pera da Arto’nun  dukkanindaydi, Arto sevgilisini gorunce Ela gozlerinde beliren sevincle Nazligul’u kucakladi, sardi, kokliya kokliya opmeye bsladi, elbette Nazligul dukkana on kapidan herkesin girdigi kapidan degil arka kapidan girmeye baslamisti uzun zamandir, Arto guzel sevgilisini yukari odaya cikardiktan sonra birkac dakkaligina izin istedi, isleri oldukca iyiydi, tezgahtarlari  vardi ama bazi hanimlar sirf yakisikli Arto ile muhabbet edip ardindan belkiii alisveris yapmak icin gelirlerdi.

 Bu arada Nazligul, Arto nun yeni vefat eden annesinin  kiyafetlerinin sapkalarinin, eldivenlerinin , ayakkabilarinin muhafaza edildigi camli dolaba hayran hayran bakti..Ic gecirdi, keske muslumanlarda boyle giyinselerdi , neydi bu kara carsaf simdi? Butun bunlari dusunedursun Artonun davudi sesiyle irkildi, Arto saka yollu dun icin hesap soruyordu sevgilisinden .. bir taraftan da ozlemini kokusunu koklaya koklaya operek gideriyordu, iki sevgili de ozlemle birbirlerine karsi koyamadilar..

Nazligul bir muddet sonra sebebi ziyaretini , kizinin durumunu iki altin liraya ihtiyaci oldugunu anlatti, Arto acik elli bir insandi ayni zamanda Nazligul u sevdigi kadar ilk esini bile sevmemisti belki de.. Kirmizi kadife kutuyu kasadan cikardi. ici altinlarla doluydu, iki tane cikarip Nazligul ‘ e uzatti . kadinin hicbir kotu niyeti olmadigini bilirdi, asla ondan para sizdirma gibi bir ahlaksizligi olamayacagindan adi gibi emindi..

Yalnizca senden bir tek sey itiyorum sevgilim , bir an evvel kizini da al ve evimin kadini ol, daha gencsin ikimizin de ortak cocuklari olsun , diyrek Nazligul u ugurladi..Nazligul yuregine outran bir baska tasla Cukurcumaya dogru yurumeye baslamistiki , tam mahalleye  geldiginde Hayganus’un uzun kurklu mantosu, yunden orulmus sapkasi ile Eminonu tarafina gitmek uzere hazir bekleyen faytonlardan birine binerken gordu; hayirdir var bunda bir is diyerek evine girdi, Seinur hala uyuyordu , Baska bir zaman olsa kizinin bu yaptigini burnundan getirirdi ama simdi kendisinin yaptigi isten ne farki vardi kizinin yaptiginin.. Rah annecigi “kecini  atladigi yerden oglak ta atlar ” demezmiydi..

 Hayganus, Sultanhamam tarafina dogru ilerliyen fayton icinde eski komsusu Rosa’nin soyledikjlerini dusunuyordu, Rosa, r Varanya nin yaninda calisan  katip kadindi, hem muayenehaneyi cekip cevirir, okuyup yazdigi icin hasta listesini yapardi, Nazligulu tanidigi icin o gun kiziyla oraya gidislerini yganus a mujdeliyivermisti(!)

Fayton , Sultanhamam da Abdullah efendinin dukkanin onunde durdu, Hayganus Faytoncunun parasinin yaninda yukluce bir bahsis te birakti ..

Sabah seriflerin hayrolsun Abdullah effendi, diyerek kapida asili zile hizlica asildi…

 

BOLUM 75

Bu arada Fatma ve Ayse, kardeslerinin nisanina bir taraftan sevinirken bir taraftan da icten ice kiskanclik kirizleri geciriyorlardi.. Nezahat’i hem begenir hem de kiskanirlardi hani.. Anali babali buyumesi, mektep medrese gormus olmasi , okuyup yazmasi, etrafta hanimefendi olarak anilmasi gorumcelerinin kiskancligini mi koruklemisti acaba?

Fatma nin kizi dunya guzeli bir kiz olmasina ragmen nerdeyse gelinlik cagina yaklasiyordu ama hic talibi cikmamisti daha.Ayse’nin kizi,Muge’cik cok kucuktu henuz, Lapiska saclari , tatli bal gozleri vardi , ama sansi hicbir zaman o guzel yuzu gibi olamayacakti  malesef…

Yillar icinde kizlarin guzellikleri talihlerine hic yansimamisti , Annelerinin mubadelenin etkisiyle yasadiklari olumsuzluklar, annesiz buyume kizlarin karakterlerinin sekillenmesinde oldukca olmusuz rol oynamisti.. Ikisi de mal mulk kavgasinin icinde buluvermislerdi kendilerini, Annelerinin mubadele doneminden etkilenip hastalanmasi ve hayatini kaybetmesi iki kiz kardes icinde onmaz yaralar acmisti..Hic bir zaman empati yapmayi becerememisler, hic bir zaman kucuk kasabali olmaktan kurtulamaislardi.. Ama Nezahat’in bu kisilik yapisiyla uzaktan yakindan alakasi olmadi, Annesinden , halasindan, yakin akrabalarindan aldigi terbiyeyi Midilli ve Anadolu kulturu ile harmanlayarak mukemmel bir kisilige sahip olmayi becerdi.O da onun sansiydi belki.. Dogustan yetenekli kizdi, guzel resim cizer , musikiye heves ederdi ama erken yasta nisanlaninca butun dileklerini ertelemek zorunda kaldi ..Hayat bu ya!

Bu arada Rasim bey, Yeni bir ev almis, kardeslerinin yardimiyla dosemis, dayamis oglunun askerliginin bitmesini bekliyordu. Evin hayatalti denen altkatina , Hatice ile Veli efendiyi yerlestirmisti, ona yardim etmeleri icin bu arada  atlari icin de evin arka bahcesinde bir ahir yaptiriverdiler, Kiliseli evde biraktiklari kadar buyuk degildi lakin ehh iste idare ededi yine,

— Neredenn nerelere geldik ?diyip duruyordu her aksam yemegini tek basina yerken Rasim bey..Zordu, hem de cok zor .. Bir erkegin o kadar yil sonra esini kaybedip. kizlari ve damatlari tarafindan yalniz basina terkedilmesi.

 Ayse ile kocasi , ev alindiktan sonra el opmeye gelmislerdi ama kalpler kirikti artik, tamir olurmuyduki kirilan , eskisi gibi olurmuydu hic? Rasim bey affeder gorunurdu her seferinde ama yurecigi kan aglar aksamlari Zeliha’siyla konusurdu yalniz basina kaldiginda..

 Ramazan bitmis, Bayram gecmis, kis gelmis, bahar olmus gunler aylara aylar yillara eklenmisti,zaman geciyordu .Lakin Mehmet’in askerliginin bitecegi yoktu, zaman ikinci cihan harbi zamaniydi, Rasim bey, oglunu ara sira ziyarete gider, yegeni Meliha’nin evinde kalirdi, Payitaht artik , Istanbul degil Ankara olmustu, Gazi pasanin emriyle, ama Istanbul baska carpardi Rasim beyin kalbinde .. Sirkeci de Zelihasiyla kaldigi otelin oune gider, karisiyla yedigi lokantada yemegini yer eski gunleri hatirlardi ara sira.. Zaman Harp zamani oldugu icin kitlik ta baslamisti memelkette. Allahtan Milli Sef Ismet pasa . memleketi harbe sokmamisti da , yiyecek ekmek bulabiliyorlardi..Bir  de harbe girseydi genc Turkiye yara ustune yara acilacakti  

Rasim bey, Istanbuldan yeni donmustu, kardeslerinin dusuncelerinden haberi bile yoktu elbette.. Ertesi Sabah erkenden Selim bey ,agabeyini gormek icin solugu Rasim beyin yeni evinde aldi.Mavi beyaz boyali kapinin el bicimdeki tokmagini iki-uc defa hizli hizli vurdu,  Hatice alt katin demirli penceresinden basini cikarip bakinca butun heybetiyle ve yakisikliligiyla Selim bey sarimsak tasindan olma merdivenlerde dikilip duruyordu..  Veli effendi bir kac adim atip sahanliga dogru seyirtti,  kapinin demir kolunu indirmesiyle kapi aciliverdi;

  • Hayirdir agam, Sabah ezani mi atti seni buralara?
  • -Yok, bee Veli !abeyimle gorusucem , nerdedir, sakin kalkmadi uyur daha?
  • -Ayak yolundadir agam, gideyim haber  vereyim geldigini. coktan kalkti sabah namazini kildi, gelir bi lokma atar agzina simdi, Bu arada Hatice sana bir aci kahve yapsin..

Rasim bey, konusmalara kulak kabartmayi oldu olasi severdi, Midilli den kalma aliskanlikti, ne de olsa .. Gavura ne oldu ne olacak, ne yapti ne yapacak darken kapi dinlemeyi aliskanlik haline getirmisti Koca Rasim..Kardesinin vakitsiz  saatte gelisini hayra  yormazdi, Vardir bir melanet gene derdi icinden. Uckurunu ic donlarini toplaya toplaya gecelik entarsinle cikti. biraz da kizmisti hani..

-Hayirdir Selim’im  bu saatte , karga bokunu comaklamadan ne isin var burda? Beni teftis  edersiniz sakin, zamparalik yapar miyim diye.. ? diye esprili bir dille kardesini haslamisti aslinda..

Selim bey , kas goz isaret yapti, ust odaya ciktilar, niyetini nasil aciklayacagini bilemiyordu bir turlu sert adamdi agabeyi.. –

Agabeycigim bak dinle beni, kizmadan dinle ama olur??

-Cikar agzindan baklayi, eveleyip geveleme sabahin seher vaktinde daha cok bozma sinirlerimi ne istiyorsun benden ? para desem para degil, senin benden cok var.. soyle bakalim..

  • Agabeycigim, sana munasip bir hanim var, gel nikahliyalim seni , bitsin bu sefaletin, hem bak ele de karisiyoruz yine , sana dur sus diyecek biri lazim..
  • Rasim bey Kardesinin bekledigi kadar buyuk tepki vermemisti, surati asildi boncuk mavisi gozleri bugulandi, kafasini sert sert kasidi..belliki Zelihasi gelmisti aklina ama bir karar vermeliydi ,Zeytin zamani  yanasmalari zeytine alip goturmeye basladiginda ev bark zebil oluyiordu, evi deruhte ( cekip cevirecek)edecek bir kadina ihtiyaci vardi ama nasil kabullenecekti? Kolay miydi Zelihasinin yerine koskoca Bohlul aganin kizinin yerine baska bir kadin koymak ???Kardesine olumlu ya da olumsuz bir cevap vermedi,
  • – Dusuneyim be Selim birak beni , diyedursun, Emin beyle Selim bey , nikah islemlerini  baslatmislardi  bile ,belliki yalnizlik onun da canina yetmisti.. Abeyleri hayir dememisti, yaaa,,, Ne mutluydu onlara..
  •  Evlendirecekleri hanim da kocasini yeni kaybetmis fakirce bir kadindi, temizligi tertibi meshurdu, Ev kadinligindan ahciligindan da herkes emindi, lakin  zordu kabul edip koynuna almasi Rasim beyin,. Hersey birkac gun icinde olup bitiverdi. Rasim bey, Bahriye isimli bu hanimla iki sahit bir nikah memeuru huzurunda  nikahlandilar.. Rasim bey de Bahriye hanim da birbirlerinden azami derecede utaniyorlardi.. Evdeki hizmetliler yine orada kalmaya devam edeceklerdi.Lakin kizlari Fatma ve Ayse hosnut degillerdi babalarinin evliliginden. Mallarin bolunecegi, uvey annenin babalarini ikna edip mallarin ustune konacagi korkusuyla aynip tutsuyorlardi, en buyuk korkulari buydu..Halbuki Bahriye hanim kimi kimsesi olmayan bir kadindi, colugu,  cocugu yoktu Kizlar gibi art niyetli hic degildi..Rasim beyle ayri ayri odalarda uyuyorlardi, ikisi de yasini basini almis insanlardi, birbirlerinden cekiniyorlar  birbirlerine bey , hanim diye hitap ediyorlardi evin icinde bile…
    • Rasim bey , rahata ermisti, evinde huzur bulmustu, yemegi sofrasi, isi asi eskiyi aratmiyordu , Kardesleri de menunudular agabeylerinin durumundan .. Sira olayin Mehmede duyurulmasina gelmisti . Selim bey uzun bir mektup yazdi yegenine..
      • Sevgili oglum , Memedim..
        • Nasilsin, insallah iyisindir? Harp zamani askerlik kolay degildir ama komutanlarina kendini sevdirgini duydum, Baban gidip geldikce, rahatinin yerinde oldugundan, Meliha ile Feridun’un evine evci ciktigindan bahsediyor, memnun oluyoruz oglum…Kizkardeslerin ve enistelerin bildigin gibidirler, herhangi bir inkisaf (gelisme)goremiyoruz bizlere karsi.. Ne kizlar ne de kocalari bizlere senin gibi sarilmadilar.. Herneyse oglum sana birsey soylemek isterim..Olgun karsilayacagindan suphem yoktur, sen akilli bir gencsin,, Buyuk acilar yasadin, bircok badireler atlattin, hemen kotu birsey sanma.. Lakin canin sikilirsa bize yaz oglum.. Emin amcanla ben birlik olup babani , Bahriye adinda dul bir kadinla nikahladik Memedim.. Babanin rahati yerindedir, huzura kavusmustur…………………………………………….
        • ………………………………………………………………………………………………………………………………….
        • …………………………………………………………………………..Seni hasretle yanaklarindan opuyorum Memedim..                                    AMCAN SELIM

Mehmet ,telsiz basinda sinyal dinliyordu mektup eline gecince,, Komutanin haberi olmadan mektup verilmezdi ama nobet tutan bahriyeli getirip. Mehmet’in eline sikistirivermisti iste, nasil olduysa?

 Mektubu okuyup bitirdiginde Mehmet’in nobetini bir baska arkadasi devralmak zorunda kaldi, ne sinyal dinleyecek ne de kendine gelip insan icine cikacak gibi degildi, annesinin olumunden sonra hissettigi en buyuk uzuntuydu belki de… O gece sabaha kadar icin icin agladi oksuz Mehmet.. Midilli yi dusundu, annesini, Kostayi, kopegi pamugu, Atlarini, arkadaslarini, sokaklardaki celik comak oynaslarini Zeliha hanimin caliliklar arasindan onu kopegiyle cagrisini, babasinin cizmelerine nasil asilip ta cektigini , bahcede kopecigiye oynayislarini, ablalarinin huysuzluklarini …. Hersey gecti gozlerinin onunden film seridi gibi.. Hic birsey eskisi degildi elebette ama bu son olay tuzu biberi olmustu… Gunlerce kendine gelemedi.. Soranlara bir akrabasinin hasta oldugunu soyluyordu, boyle birseyden bahsetmek onun icin buyuk utancti…Kimseye acamazdi bu sirrini buralarda.. Askerlik bitene kadar da acamadi..

Yaz gelmisti, Mehmet te nerdeyse 2,5 senedir askerdeydi, artik teskeresi yaklasmisti ama harp bitmeden gondermezlerdi hicbirini ..Mehmet, bir aksam yine sinyalleri dinlerken cok hizli gecen bir haberi yakaladi.. Japonya ya ATOM BOMBASI denen bir bomba atilmisti, ilk defa boyle birsey duyuyordu, Mehmet.. Hemen sinyalleri yaziya doktu, komutaninin oldugu odaya kostu. sertce bir selam verip komutanina kagidi teslim etti.. Komutan hayretler icindeydi nasil boyle birsey olurdu?nasil bukadar insana kiyilirdi.. Ertesi gun butun dunya calkalaniyordu, JAPONYA’ya ABD tarafindan atom bombasi atilmisti, boylelikle Japonya da  14 agustos 1945 TE resmi olarak yenilgiyi Kabul etmis ve ikinci dunya harbi sona ermisti.

Zaman  zor geciyordu askerde, surekli agir geceden nobetler, ikinci cihan harbinden kalma bazi muskullukler(sorunlar) bahriye cavusu Mehmet’in de askerliginin uzamasina neden olmustu. o devirde 3 seneden asagi bitmezdi askerlikler, ama ise yarar erleri komutanlarinin daha fazla tutma hakki da vardi..Zaman savas zamaniydi, Turk ordusununda askere ihtiyaci vardi..

1,5 sene sonra , Mart  ayi basinda Mehmet terhis oldu, Ayvalik a gitmek icin vapura binmisti, ama nereye gidecegini bilmiyordu, Kendi evi yoktu artik, Kizkardeslerinin evlerine gitmezdi, enistelerin ne kadar huysuz ne kadar ictenpazarlikli olduklarini biliyordu, Babasinin evinde yeni kadin vardi, gitmek istemiyordu, nereye gidecektiki Ayvalik a indiginde ?

1,5 gun suren gemi yolculugunda bunlari dusune dursun, Ayvalik a indiginde ,  Emin amcasinin yazihaneye dogru goturdu ayaklari onu.. Nasilsa Afet yengesini anasi gibi severdi, Afet hanim da baska turlu korur kollardi Mehmedi, evlatlarindan ayirmazdi.. 

 Rasim bey ise , oglunun geldigini duyar duymaz firladi, kizgindi elbette , neden evine gelmiyorduki? Su kadincagiz zaten el gibi hizmet edip duruyordu, O’na  analik yapacak uvey ana olacak hali mi vardi?.. Neyse birkac gun Emin amcasinda misafir kaldiktan sonra Mehmet babasinin israriyla evlerine gitti. Hatice hanim, veli effendi kapida karsiladilar Mehmet’i .. Bahriye hanimda beyaz namaz yasmaginla merdiven basinda bekliyordu,, Mehmet yukari merdiven basina  cikti, Bahriye hanimin elini optu, usulca gerisin geri alt kata ayak yoluna geri dondu.. ,belliki gozyaslarini ayakyolunda silecekti.

Hatice hanim ciglik cigliga seviyordu Mehmedini…Cok ozlemisti belliki. Haniminin emanetiydi, cok sverdi Zeliha hanim oglunu, kucuck birakip gocmustu bu dunyadan..

 Oyyy MEMEDIM MEMEDIM ASLAN MEMEDIM, guzel gozlu memedim, ne istersin pisirelim sana evlatcim? Pirincli guvec yapicayiz sana bugun istersin cocucam?? Mehmet icin icin agliyordu. soyliyecekleri bogazina dugumlenmisti, Hatice ablasinin yesil gozlerine hicbirsey demeden bakip , arka avluya cikti.. Atlarin sesleri sanki  hosgeldin diyordu, Durdu bakti bakti, Midillide kiler kadar besili degillerdi ama yine de ahirdaki koku ayniydi, kavalina (at pisligi)kokusunu icine cekti, atlarin yelelerini oksadi, gozleri bir an Kostayi gormustu sanki acik duran kapida..Ama hayaldi yalnizca ..

Mehmet, bir taraftanda nisanlisini ngormek istiyordu ama cat kapi gidemezdi ki, Veli efendiyle konustu , mahhalleye gidip kizi gorecekti artik .. Nasilsa dugun dernek te yakin sayilirdi  … Nezahat , iyiden boylanmis, guzellenmis tam bir nisanli kiz olmustu, Mehmet karsidan nisanlisini gorunce ici birden daha da isiniverdi, zaten mektuplarda iyiden samimi olmuslardi ama yine de er mektubu oldugu icin dikkatli yazisiyorlardi..

 Rasim bey ,Mehmet’in gelisinden bir ay sonar , Nisan ortalarinda , Bahriye hanimi da alip bir aksam Mehmet emin aganin , Zehra kadinin misafiri oldular, Gelin kizlari hizmet edip duruyordu lakin damadin gelmesi nisanliyken uygun kacmazdi..O gece gec saatlere kadar oturdu iki taaraf ta,, Rasim bey,  Kizlarinin bu dugun  tarihinden mumkun oldugunca haberleri olmasini istemiyordu . Zira huylarini bilirdi, her turlu huysuzluguyapacaklarindan zerre kadar kuskusu yoktu.. Ikisi de Ayvalik a geldikten sonar sanki babalarina kardeslerine dusman olup cikmislardi, Mal mulk pesindeydiler.. Babalari ikisine de evlerini almisti ama zeytinliklerini oldukten sonar paylasmasini istemisti artik.. Ikisininde yemeklik yaglarini getiriyor, gerektiginde yine nakit yardimi ediyordu, HeLe Sakine’nin ayligini tamamen Rasim bey veriyordu..Fedakarligina karsilik buldugu da soylenemezdi zavalli adamin..

 Dugun guz basina alindi, tarih bile belirlendi .. 4 eylul gunu evde nikah kiyilacak sonra buyuk bir yerde dugun olacakti,, Zehra kadin dugun degil de guvey gecesi yapmak istiyordu karsilikli iki evde ,, Zaten Ziyneti  annenin evine gececekti , Zehra ile Mehmet Emin, kizlarini alarak.. Ziyneti ile akli evvel oglanciginin yanlarina tasinacaklar .. Kendi yasadiklari evi Kizlari Nezahat ve Damatlari Mehmet’e birakacaklardi..

 Evin gelin evi olmasi icin yagli boya, badana olmasi icap ederdi, mis kokmaliydi gelin girene kadar.Ne de olsa Misavru’nun Rasim beyinin oglu damat girecekti eve, Rasim bey de bunun altinda kalir miydi, kizlarina aldigi ev degerinde zeytinlik bagislamisti ogluna..

 Iste o zaman , kizlariyla arasinda kizilc kiyamet kopmustu,, Bir turlu kardeslerine fazladan zeytinlik verilmesini hazmedemiyorlardi..Mubadelenin getirdigi bu gelecek korkusunun yarattigi mal mul duskunlugu butun aileler arasinda yillarca surdu gitti.. Bizim ailemiz de bundan fazlasiyla payina duseni aldi.. 

 O nisan gecesinden sonra , Zehra kadinin evinde hazirliklar ikiye katlandi, isler bitiriliyor, yatak takimlari utuleniyor, sandiklar yerlestiriliyor, Mobilyalar Ayvalik’in en meshiur mobilyacisi Tahsin ustaya ismarlanmis bitmesi bekleniyordu. Salatanatli bir dugun hazirligi devam ediyordu, Bu arada Melek te sagligina kavusmustu, gezip dolasiyorlakin biraz egik yuruyordu,, bu durum Onun yillarca hep kardeslerinin yaninda , destek kuvvet olarak yasamasina sebeb oldu, belki de evlenip yuva kuramamasinin sebeblerinden biri de bu durumuydu..Bu konu benim icimde sonmeyen bir yara olarak surdu gitti, dunya iyisi bir Melek teyzeye sahip olmanin verdigi mutlulugu yasarken O’nun yeterince mutlu olamamsinin da acisini hep yuregimde tasidim..

4 Eylul gunu gelip cattiginda kizlar , kardeslerini bir turlu Nikaha gondermek istemiyorlardi , bir tur oc almaydi babalarindan belki.. ama misafirler burnundan solumaya baslamisti, Rasim bey. cizmelerini cikarmadan nikahin yapilaagi hayat uzerinde dolanip duruyordu, Yagli boya kokusu once misafirlerin hosuna gitmissede Eylul sicaginda bir muddet sonar misafirleri rahatsiz esdr hale gelmisti, o arada Kardesi Selim’in sesi isitildi ..

 Damat geliyor, Ayse ile Fatma da  arkasinda, heralde ne giyeceklerine karar veremediler bu saate kadar, diyip olayitatliya baglamaya calisiyordu..

 Kan , ter icinde kalmisti Nezahat te, haberden sonar  rahat nefes alabilmisti zavalli kiz..gorumcelerinin huysuzluklarini cok iyi biliyor, bu nikahi bile engellemeye calisacaklarini dusunebiliyordu ama cehaletleri daha fazla ileriye gitmemeliydi..Mehmet geldi, Hayat ustundeki ceviz masaya Nezahatin yaynina oturdu, herkes hem heyacanli hem mutlu hem de kizlarin yaptiklarindan sinirliydi..

Medeni nikah olurdu bizlerde o zamanlar da , Midillilerde dini nikah kiyilmazdi hic bir zaman da olmadi.. Annecigim dini nikahi hep gericilik olarak sayardi, ben de dini nikah olmadan evlendim ilk esimle..  Nikah memuru nikahi kiymis bitirmisti ki, damatla gelin elini opmek icin Rasim beyi ariyorlardi,,

Koca Rasim, merdivene oturmus, ilk defa insan icinde hungur hungur agliyordu, boncuk mavisi gozlerinden yaslar suzuluyordu.. Ceketini cikardi, Merdiven basindaki tirabazana  asti , ve ellerini acip:

  • Allahim !artik simdi canimi alabilirsin, gozlerim acik gitmez oksuz Memedimi nihayet yuvasina yerlestirdim dedi……… Herkes agliyordu…..

 

BOLUM 74

Rasim aga, Kizinin evinde kaldiginda kendini siginti gibi hissediyordu, Mehmet te de ayni duygular vardi ama, babasini uzmemek icin birsey demeden gecistiriyordu iste.. Insanlar cok degismisti Mubadele den sonar, Ayvalik a geldiklerinden beridir kimse birbirini taniyamaz olmustu neredeyse , mal mulk davalari “sen aldin ben alamadim”paranoyasi insanlar arasindaki baglarin zedelenmesine yol acmisti..Kolay degil, Mehmet  19 yasindaydi artik,arkadaslari vardi, begendigi kizlar vardi ama basini sokacak evleri yoktu vesselam ..Ara sira icinden babasinin yanina gitmek istemez mavnalarda sabahlardi,  Koskoca konak gibi ev damada birakilir miydi? Babasina icin icin kiziyordu kizmasina ama karsi cikamazdi,Rasim bey ,  sert adamdi bir de o zamanlarda babaya akil vermek , karsi cikmak cok buyuk ayipti kendini bilen aileler arasinda..

O Sabah Kusnahalin Sabahati atlatmislardi ama bir gun daha kalacak olurlarsa  anliyacakti olani biteni, Asagi mahallelerin diline dusmek istemezdi Rasim bey, Ama asla evine geri donup o soytari kiziyla,  damadini gormeyi arzu etmiyordu, ancak ayagina gelir de ozur dilerlerse belki giderdi gerisin geri ama onlarin da yalniz kalmak isine gelmisti demek..

 -Oh ne mutlu , desene Mehmedim, Ayse ile Ali effendi balayi yasiyirlar bizim evde desene… Mehmet, basini kaldirdi babasina yan yan bakti, cok doluydu ama bir densizlik etmek istemiyordu..

  • Baba, sana saygimdan sesimi cikarmiyorum , yoksa kimse kurtaramaz o serseri enistemi  benim elimden, simdi yapacagimiz en dogru sey, bir ev bulup satin almaktir, orayi doser dayar tasiniriz , aksi halde ikimizde sokaklar icinde herkesin icinde rezil olup gidecegiz.. Kim duyarsa duysun, bu onlarin ayibidir baba .. Bizim degil..!!diye biraz yuksek sesle anlatmisti derdini Mehmet.. Rasim bey, ilk defa oglunun bu kadar sert bir sesle konusutugunu,  ona bu kadar sert bir sekil;de hitab ettigini duyuyordu, hic birsey demeden basini onune egdi, zira oglu yerden goge hakliydi..
    • – Haklisin Mehmedim, diyecek soz yok, bugunden tezi yok yaglari satip bir ev alacagim.. Ikimize bir ev olsun orasi.. Amcanlara gideyim biraz para kaldirayim.. Ev bulursak kaparosunu verir aliveririz, vardir paramiz cok sukur..
      • Fatma ile Ali Sabah uykusunun mahmurluguyla asagi mutfaga indiler.. Ali bey icten pazarlikli olmasina ragmen saygiliydi kayinpederine, ama sevdigi soylenemezdi,
        • Sabah serifleriniz hayrolsun beybaba.. Hayirdir gitme vaziyeti almissiniz,? diyerek, Rasim beyin agzini yokluyordu Ali bey.. Zira ne kadar belli etmese de evin icinde kayinpederin olmasi cok isine gelmezdi..
  • – Sabah serifleriniz hayirli olsun oglum, ama biz bugun bir ev bakacagiz, boyle ev ev gezip kimsenin huzurunu kaciramayiz.. Mehmet te ayni fikirde benimle, kardeslerimden yagima mukabil biraz para kaldirayim (cekeyim)dedim..
  • – Siz bizden daha iyisini bilirsiniz beybaba, diyerek israr etmedi ne damadi ne de kizi, zaten Fatma pembe sabahliklarla gavur gelini gibi suzulup duruyordu..
  • Birseyler yediniz mi bari baba? diyerek ortamin n gerginligini yumusatmaya calisti Fatma..
  • – Sagolsun Sakine evlatlarimdan haikakt cikti be kizim, allah razi olsun ondan , Sabah kahvelerimizi ictik, bi lokma biseyler yedik , cikma zamanidir , hadi siz Allaha emanet olun bize musade , diye baba ogul arka mutfak kapisindan suzulduler, ama ikisine de dokunsan agliyacaklardi hani.. Ev bulana kadar Emin beyin evde kalmaya niyetlendiler, zira Afet yengesi de akrabaydi Rasim agaya…
    • Emin beyin yazahanesinin yolunu tuttular. Emin bey Sabah ezanindan sonra  yatmaz , fabrikaya giderdi mutlaka, Sabah kahvesini de kahvaltisini da orada eder , meydanciyi denetlerdi, caliskan adamdi ..Abeysini gorunce sevindi, zira dun aksam Karisi Afet hanimla,  Mustafaya dunurculuk yapiyorlardi akillarinca..
      • – Abeycigim , Sabah serifleriniz hayrolsun , gel kocum Mehmedim, otur bakalim yanibasima.. Sasirmisti Mehmet, amcasini severdi, amacasi da onu cok sverdi ama hic boyle karsilamamisti daha once.. ” DUR BAKALIM HAYIRDIR. AGZINDAKI BAKLAYI CIKARACAKTIR MUTLAKA ” diye beklemeye basladi..

-Agabeycigim, bilirsin Afet te senin akrabandir, Dun aksamdan beri ne dusunuruz bilirsin? Mehmet Emin in buyuk kiizini isteyelim Mehmedimize, ne dersiniz?

  • Haydaaa, nereden cikardiniz durduk yerde simdi?? Daha askere bile gitmedi cocuk, Bilirim basiniza agir olduk ama bugun zaten kendimize satilik ev bakacayiz bre Emin!
    • -Yok be agabeyim, ne agirligin koskoca evde seninle mehmedimin ne agairligi olur, kimse kimseyi ne duyar ne gorur gavurun evinde ..Lakin bu oglan asker gitmeden bir nisan takalim derim sen ne dersin??
      • – Vallah ben bilmem, oglan burada kendine sor Emin, ben karismam artik eski camlar bardak oldu , ama o aileyi cok severim hem de akrabamdir .. Namuslu insanlardir , Emin bey memnun olmustu, Lakin Mehmet kizi tanimiyordu nasil evlenirdiki tanimadi insanla, begendigi bir kiz vardi asagi mahallede ama babasi olse onu istemezdi..
      • Emin amca, sizing munasip gordugunuz benim icin de munasiptir, Lakin kizin bir resmi varsa goreyim bari olmaz mi?
    • – Elbette goreceksin oglum, Resmini istetecegim ben merak etme, bulurum ben bir pundunu sen yeterki olur de …Mehmet heyecanlanmisti, ne diyecegini bilemiyordu lakin bir evi bir yurdu olsun en cok istedigi seydi son gunlerde…
    • Kizin resmini gostermek, Rasim beye yeni bir ev almak , baba ogulu oraya yerlestirmek, kiz istemek kisa zaman icerisinde halloldu, zira Cok sukur Rasim beyin parasi vardi, Emin beyin kizi Meliha da kuzeninin nisani icin en cok gayret edenler arasindaydi, Midillili Fahri beyin ogluyla gayet guzel bir izdivac yapmis Istanbulda Emin beyin yaglarini pazarliyorlardi, Damat gayet iyi bir gencti, Almanya da Kimya muhendisligi tehsil etmis pirlanta gibi bir gencti..Hersey goz acip kapayincaya kadar gecti.. Mehmet’ le Nezahat Nisanlandilar..
      • Mehmet ara sira da olsa nisanlisini carsida pazarda uzaktan goruyor ama yanina bile yaklasamiyordu, adet boyleydi, zira ya evlenemezlerse kizin ‘ oynasti diye adi cikardi allah korusundu.. Babasi ve amacalari Mehmet’in asker gitme zamani geldiginde herseyi hazirlamislardi. Nisan bohcalari aileler arasinda gitti geldi, hic bir eksik kalmamaliydi, koskoca Rasim bey tek oglunu eksik evlendirdi dedirtmezdi kendine ..Hele o baklavalarin , simit ekmeginin , sinavritin lezzetini annecigim zamani geldiginde bana ballandira ballandira anlatirdi..
        • Mehmet iyi denizciydi, Bahriyeli olarak secildi ve askerligini 4 yil Istanbul Rumeli kavaginda yapti, Ara sira kuzeni Melihanin evine evci cikar, Sirkecide eski buyuk postaneden  nisanlisina mehtuplar postalardi.. Devir ikinci dunya harbi zamaniydi, Mehmet telgraf cavusu oldu, hafizasi muthisti. butun kumandanlarinin gozune girmisti, bir de dokuz yasinda oksuz kaldigini bilen bir kumandani vardiki Mehmet’i oglu gibi severdi, zira ayni aciyi onunda oglu yasamisti…

/

BOLUM 73

Mayis ayinin serinligi ,  Kaz daglarindan kopan poyrazla  Selim beyin yazahanesine denizin iyot kokusunu getiriyordu,. Koklamasi  omre  bedeldi, yan tarafindaki bahcenin cam kokusu da cigerlerini doldurdu hepsinin sabah sabah.. Arka sokaktaydi ama denize nazir bir yazihaneydi Selim beyin mekani.. onunden de Ayvalik’in Rumlar zamaninda en cok kullanilan yolu gecerdi..

 –Sabah serifleriniz hayrolsun agalar, hangi ruzgarlar atti size bu saatte buraya, kargalar bokunu comaklamadan ne isiniz var ramazan gunu burada? Sakin birsey oldu evde Rasim abeycim?

 -Nerden bildin Selim? kargalar sahurda haber mi getirdi yoksa? derken Kardesi Emin’e bakti ama soylemesi mumkun degildi elbette , hic ayrilmamislardi, demekki Emin gibi Selim de tahmin etmisti . Tuhh tek kendi mi tahmin edememisti damadi olacak hergelenin boyle yapacagini?  Hayiflandi , derin bir nefes aldi,  simdi Selim de ‘soyledik sana diyecekti,’ ama artik kizardi yani haaa.. buyuk kardesi,  agzini acar acmaz;

  • Bana bak ! sakin ben  de ” soylemistim  sana bastan'”teranesini okuma bana, biktim aksamdan beri duymaktan, Bu arada Emin beyin yuzu kizardi, utanmisti abeyine boyle davrandigi icin,  ne de olsa misafiriydi evinde..
    • Simdi Soyle bana Selim , ne yapicaz biz baba ogul?Selim bey de dindar adamdi damadin arksindan giybet etmek istemezdi , hele de oruclu agzinla, lakin cok sinirlenmisti, tutamadi kendini;
      • Abeycigim, dugunden sonra duydumki Agrali Selim bey iflas bayaragini cekmis malesef,  elinde mal mulk kalmamis, sattiklariyla gecinir dururumuslar, bizden baska herkes bilirmis Ayvalik icinde, oglunu da bize ic guveysi vermis yani anliyacagin.. Simdi sira sen de seni de ic guveysi yapicaz diyerek bir kahkaha koyuverdi ..Ortaligin gerginligini yatistirmak istiyordu ama Rasim beyin yatisacak tarafi  varmiydi ya?
        • Ne gulersin be kahpe karilar gibi?
    • Rasim sinirinden agliyacakti az daha, ama kalkip gitmeyi de kendine yediremedi, Mehmet , agzi muhurlu babasini ve amcalarini dinliyordu,dayanamadi babasinin o halini gorunce,  soze karisiverdi.
    • – Selim amca yasimi  mahkemeyle buyutursek ben hemen askere giderim, Babama da bir care dusunuruz , Olmazmi baba? diyerek, Rasim aganin  mavi boncuk gozlerine bakti,Mehmetin zeytin yesili gozleri ile Rasim beyin boncuk gozleri birbirine bakiyor ama ruhlari agliyordu ikisinin de..
    • Uzun uzun konusup rahatladiktan sonar,  karar verilmisti, Mehmet onumuzdeki ay icindeki tertiple  askere  gidecek Rasim bey de iki kardesi arasinda idare edecekti bir muddet, taki yaglari satip yeni bir ev alincaya kadar..

MEHMET EMIN AGANIN KIZLARI BUYUYOR…

 Rasim bey konuyu ertesi aksam buyuk kizi Fatmayla kocasi Ali beye acti, zaten iki bacanak birbirlerine ilk gunden beri kursun atarlardi ama bugune kadar hic kavga ettikleri gorulmemisti..Idare ediyorlardi ele gune karsi iste.. Rasim bey durumu anlatinca Fatmanin sutu kesiliverdi  o gece..Hem babasinin orada kalacagi endisesi hem de enistesinin terbiyesizligi sinirlerini bozmustu. Babasi orada kalsindi kalmasina ama Ya kocasi birsey derse bir densizlik yapar da ayni akibete ugrarlarsa ? Gece boyunca birbirlerine birsey soylemeden kari kocanin uykusu kacmisti, Sezer aglayana kadar ne  Fatma . Ali’ye ne de Ali Fatmaya  birsey dememisti, Sezercik acikinca Ali  de Fatma da birden firladilar, Ama Fatmanin gurul gurul gelen sutu yoktu o gece, sabahi zor ettiler kucuk bebecigi doyurana kadar mecburen inek sutune baslanacakti…

 Sabah , Kusnahalin Sabahat kapinin kolunu cevirir cevirmez Rasim beyin orada kaldigini gorunce sasirmisti,agzini aradi koca Rasim’in:

  • Hayirdir Agam?
  • Hayir hayir kizim evlatlarimi goirmeye geldim ,Mehmetle birlikte, aksam birakmadilar burada kaldik.. demisti  zira  bu  cok bilmis kenar mahalle dilberi dedikodu kumkumasiydi ..O gece sahura da kalkamamisti baba ogul, zebilligin bini bir para idi ..Ac karnina  o gunku oruclarina niyetlendiler, Mehmet’in yasini buyutmek icin Selim beyin yazihanenin yolunu tuttular..

Mehmet emin efendinin kizlari buyuyordu, lakin ortanca kizi Melek  kosup oynarken bir kor kuyuya dusmus bel kemigini kirmisti, buyuk bir ameliyat  sonrasi aylarca hastanelerde kalmaktan ailenin elindeki avucundaki ne varsa gitmisti neredeyse.  Son zamanlarda Kayinvalidesi Zineti hanim ,  kizkardesi ve enistesi Salih cavusla birlikte yasiyorlar, bir tencere kaynatiyorlardi. Aile butun gucunu biir araya getirmis kimseye ser verip sir vermiyorlardi, Lakin gorunen koy kilavuz istemezdi .. Ruhi bey le hanimi sik sik komsularini ziyaret eder, elinden gelen dostlugu gosterirlerdi.. Cok yakindilar birbirlerine zira Zehra yumusak basil kadindi, herkesle gecinirdi , yardimseverdi, insandi, dedikodu bilmezdi, iki dudagi  muhurluydu genelde, dinler ama konusmazdi ..

 Mehmet Emin effendi  de ,  Mayista isleri bitirmis, dinleniyor olurdu, Ramazan geceleri de mahalle kahvesine cikar , ara sira kayincosu  Salih cavus ta O’na eslik ederdi. Gecimli ve terbiyeli insanlardi ikisi de . O gece Rasim bey,  oglu Mehmet’ le birlikte oruc ustune kahvelerini icmeye gelmisleri mahalle kahvesine  , Kardesi Emin beyle muhabbet ediyorlardi. Mehmet Emin effendi yanasip hatir sorana kadar kafalarini kaldirip etrafa bile bakmamslardi nerdeyse..

 -Aksam serifleriniz hayrolsun agalar,

– hayirli aksamlarin olsun Mehmet Emin effendi, Nasildir kizimiz Iyilesti Melek’cigimiz?

– Eh cok sukur, Rasim agabey, cok sukur kaldirdik ayaga yuruyor koltuk degnekleriyle, insallah degneksiz de yuruyecek yakin zamanda..

-Yuruyecek evvelallah, Mehmet Emin’im.. Ona ne suphe, baksana payitahtta buyuk doktorlara gittiniz ..

– Gittik gidebildik sukurler olsun Rasim agabey, bugunu buldurana cok sukur.. 

 Mehmet  Emin de , Salih cavus ta Rasim bey’le Mehmet’in durumunda kiyafetlerinde bir acaiplik farketmislerdi ama kimseye birsey soylemeden teravihiyi kilip evlerine donduler.. Vakit gec olmustu nerdesyse , Sabire de Nezahati alip, evine cekilecekti ki yokusun basindan , kocasiyla , abeysini gordu, soylene soylene geliyorlardi

  • Hayridir , ne der bu adamlar, diyip durdu.. Bekledi, gerisin geri onlarla beraber Zehra’nin evine daldilar. Ziyneti ile Zehra sasirmislardi.. Hep korkulari Sabirenin hastaligiydi, ne  olmus yine diye bakarken , erkekler agzilarindaki baklayi cikariverdiler.. Rasim bey le Mehmet kahvede ,  kirli , pasli kiyafetler icindeydiler, yuzlerinden dusen  bin parcaydi, kimse onlari boyle gormemisti bugune kadar.. Ziyneti cin gibi kadindi, Sabire de oyle elbette.. hemen senaryoyu cozuverdiler..
    • – Vay zavalli Rasim aga vayyy.. Bu hallere dusecek adammiydi? Buyuk ihtimalle o deli kiziyla burnu buyuk kocasi babalarini evden attilar, eger boyle birsey yoksa bana da Ziyneti demesinler.. Cigerini bilirim ben o Aysenin.. diyip gizli tutulan olayi iki saniyede cozuvermisti,.Tanirdi Ayse yi de, Fatma yi da, Mehmet’i de..Kizlarin ikisi de bes para etmezlerdi, Mehmet’e diyecek yoktu.. Anacigi gibi asil cocuktu, babasina bugune kadar HAYIR bile dememisti belki..

BOLUM 72

Jandarma komutani gerekli isleri yapip, Veli effendiyi sorgu sual etti, Hatice ye de sorular yonelttikten sonra ikisini de serbest birakti.Zaten kadinlarin sahitligi gecerli degildi daha, secme secilme hakki verilmemisti kadina ..Cenazenin bir an evvel gomulmesi lazimdi, simdiki gibi morg yoktu Ayvalik ta, Dogru duzgun bir hastenesi bile yoktu, Saglik ocagindan biraz buyukce bir yerde hasta bakiyordu doktorlar, zaten epi topu iki doctor vardi Ayvalikta, kiymetliydi doctor o zamanlar, kolay kolay yetismiyordu, okumak icin dis ulkelere gidiyorlardi ,,Hali vakti yerinde olanlar ancak erkek evlatlarini gonderebilirlerdi boyle bir tahsil icin.. Mesakkatli (zor) ve uzun bir tahsildi .. Dogumlari bile bu kucuk hastane gibi yerde yaptiriyordu Fahrettin bey, ikinci doctor da Daha Fransa dan yeni gelms Cavit beydi, gencti , yeni mezundu ama istikbal (gelecek) vadediyordu iyi bir tabib olacagi belliydi..

Komutan erati aileye haber vermesi icin gonderdi, buyuk bir faciaydi aile icin elbette, iki kucuk oglu kalmisti Huseyin beyin. karisi dul evlatlari yetimdi artik..Kasaba da sonu gelmez dedikodular yayildi, her kafadan bir ses cikiyordu..Butun bunlar devamededursun  bizim cenahta hic akla gelmeyenler soz konusu edilmeye baslamisti.

Kardesleri Rasim beyi evlendirmeye niyetlendirmislerdi bir kere, Nuh diyor peygamber demiyorlardi, Perisan olmustu agabeyleri , boyle giderse o da Zeliha hanimin arkasindan olup gidiverecekti..Nasilsa Ayse yakinda evlenecekti, O buyuk evde oturmasini istemisti abeyleri..Gerci o guzelim ev damada birakilir miydi? ne dedilerse ikna edemediler Rasim beyi, kafasina koymustu bir kere o koca malikane gibi evde  Agrali Selim beyin oglunu oturtmayi.. ` Durum karisikti , Rasim bey ayak diretiyordu, “Ben zelihanin uzerine kimseyi alamam, onun gibi kadin nerdeee” deyip duruyordu..

 Gunler geceleri kovaladi durdu, Nisan hazirliklari bitmek tukenmek bilmiyordu, Tepsiler icinde agzinda limonla gelin evine  gonderilen sinavritler mi ararsin, Koca tepsilerde mayalanmis simit ekmekleri mi ararsin( bu simit ekmeginin halk arasindaki adi rumca sevgilim anlamina gelen aftosimu’ydu, zira nisanliya gonderiliyordu).. Koca koca sinilerle bademli baklavalar gonderilmisti gelin evine.. Hatice de , Rahmetli Hanimindan gordugu gibi tabak tabak konu komsuya dagitmisti butun gelenleri.. Zengin ailenin nisani bile baskaydi ayiptir soylemesi..Ayse nin nisan ve diugunu yakin araliklarla yapildi,  gunlerce surdu.. Nisandan uc ay sonra Dugun istemisti erkek tarafi, Aysenin de canina minnetti yani.. Lakin en buyuk eziyet Terzi Saziment jhanima cikmisti, O duvagi islemek, gelinlige tek tek pul payet dikmek hic te kolay isler degildi, gerci bahsisi de fiyati da hayli tatmin etmisti etmesine Sazimenti ama , sonrasinda gozlugunu degistirmek zorunda kaldigini yillarca anlatti durdu…

Ayse ve Ali bey evlendikten sonra ,Rasim bey ve Mehmet , kiziyla beraber oturmaya baslamislardi, Alt kattaki odalardan birinde Mehmetcigi ile yatiyorlardi, Oglan da  genc delikanli olmustu hani, nerdeyse askere gidecekti ama daha yasi tutmazd Mehmet’in her dedigi enistesine batmaya baslamisti, geceleri her ne kadar cok sik bir araa gelmemeye calissalar dahi Ali beyin suratini asmasi Rasim beyi de Mehmeti de delirtiyordu , Kimseye birsey belli etmemeye calissalar da huzursuzluk gun gectikce artiyordu evin icinde .. Ali bey ise gidince Ayse temizlgini yapar yemegini peisirir, babasinin kardesinin sevdigi yemeklerden cok ,Kocasinin isteklerini yerine getirirmeye calisirdi ..

 Zeytin zamani geldiginde , Mehmet erkenden kalkar. Veli efendiyle birlikte zeytine tayfanin basina giderdi, butun zeytin toplalnana kadar bu boyle devam ederdi, cikan yaglar kilisedeki lancalara(depo) doldurulur, fiyat yukselmesi beklenirdi. Hatice  de Aysenin en buyuk yardimcisiydi, Evin butun temizlik islerini  kizartmalari, firina girecek yemekleri Hatice hazir eder, Agalarina aksam oldu mu sofrayi hazir ederdi, Kendileri de ayni karavanadan yerlerdi Rasim bey hic bir zaman iscisinin yemegini kendi yiyeceginden ayirmadi, ayiramazdi da zaten aldigi terbiye geregi..

 Yeni seneye girilmis, Avrupa da kullanilan saat takvim agirlik olculeri Mustafa Kemal tarafindan sart kosulmustu, kadinlara secme secilme hakki bile vermisti buyuk kurtarici, Sapka devrimi yapilmis, Ataturk ilk defa Kastamonu ya sapka giyerek gitmisti.. Kadinlarin kiyafetleri de Avrupali kadinlara benziyordu artik. carsafa girmek yasakti bir nevi, kadinlar baslarini isterlerse ortebilirlerdi  ama , Osmanli daki gibi kara carsafla ya da  kiyafeti cirkinlestirecek bicimde olmamaliydi..Cok guzel seyler yapiyordu Mustafa Kemal, Rasim bey bunlari duydukca keyifte dort koseydi neredeyse ..

 -Ah Zeliham, kalk ta bak, Kemal pasa neler yapiyor, sen olsaydin ilk tayyor giyen kadin bvelki de sen olurdun memlekette..Selmi bey de Emin bey de bu durumlarda hosnuttu hosnut olmasina ama Selim beyin karisi  Hatice yenge tutucu biraz da geri kafali bir hatundu, O guzel adamin , o modern adamin sansina da o dusmustu bir zamanlar..Bir turlu carsafini cikarmayi istemez, o yuzden de pek sokaga cikmazdi..

Ali ile Mehmet ardi ardina sokagin basindan gorunduler, neredeyse yanyana gireceklerdi eve..

  • Ahh nerde o gunler diye ic gecirdi Hatice.. Herseyin farkindaydi  evin hizmetlileri, Veli effendi de Hatice de Mehmeti evlatlari kadar severlerdi, terbiyeli, gozu tok, kadir kiymet bilen cocuktu. Zeliha hanimin huylarinin aynisini almisti neredeyse.. Ayse biraz deli bozuktu , o da heralde halasina cekmisti olsa olsa , zira ailede oyle biri yoktu baska.. Hatice bunlari dusunedursun Ali kapiyi hixla acti, Mehmet’in geliisini gormemisti, Karisina seslendi;
  • – Ayseee nerdesin ? Daha gelmedi mi hayta kardesinle , ugursuz baban?
  • Ayse kapiya cikmaya kalmadan Mehmet demir kapinin esiginde gorundu, delirmisti birden, eline gecirdigi sandalyeyi kaldirdi lakin Veli effendi butun cevikligiyle yetisti, Boyle birsey aile faciasina neden olabilirdi, Ali hala Mehmet’in geldiginin farkinda degildiki camekanda karisina hayta kardesiyle ugursuz babsini sormaya devam ediyordu.. O anda olanlar oldu iste, Mehmeti tutabilene askolsundu, Veli efendinin kollarinin arasindan firladigi gibi Aliye iki siki yumruk indirdi, Olay buyuyecekti Rasim bey duyarsa, Ayse araya girdi  butun bedeniyle bir tarafta kardesi bir tarafta kocasi vardi, ama oldum olasi kocasinin tarafini tutardi yaa..O esnada dis kapinin demir kolu iceriden acildi, Rasim bey tam olayin uzerine gelmisti..
  • – Ne oluyorsunuz bre Haytalar, Sakin gures tutarsiniz? tam anlamiyla  bir anlam veremiyordu olanlara , Ali ye de boyle bir seyi yakistiramazdi , koskoca Agrali Selim beyin oglu boyle laflar etsindi olacak seymiydi yani??
  • – Ne oluyor burada Ayse ? Sen anlat bu haytalarin anlatacagi yok, soyle neden aglar durursun ?
  • – Yok bisey babacim, biraz atistik kardesimle de.. Mehmet bu lafi duyunca dayanamadi.
  • – Ne atismasi be , Kocan bana da babana da resmen kufretti duymadi mi o kepce kulaklarin ?Is cigrindan cikmak uzereydi, Rasim bey in mavi boncuk gozlerine yaslar birikti birden , dusunmustu boyle birseyi ama asla ihtimal verememisti  o yere bakan terbiyeli Ali”ye..  Ne diyecegini sasirdi. yuzgoz olmak istemiyordu, arkasini dondu ve yokus asagi kosmaya basladi.. koskoca Rasim bey deli gibi kosuyordu, arkasindan da Mehmet pesinden .. Nereye gidecekti ne yapacakti bilmiyor yalnizca sokaklarda agliyordu, Koca Rasim.. Mehmet , babasina dur sus diyemezdi, saygisindan ona laf yetistirmek imkansizdi neredeyse..Ramazan da yeni baslamisti hani.. Iftar saatinde nereye giderler ogluyla nerde oruc acarlardi??
  • Tek gidecegi yer kardeslerinin eviydi elbette..Daha yakindi  Emin beyin evi. Kapiyi caldiklarinda nerdeyse top patlamak,  hoca Allahuekber demek uzereydi , Afet yenge butun guzelligi ve misafirperverligiyle kapiyi acti . Kaynini  ve Mehmet I gorunce dili tutulacakti az daha , >:
  • -Hayirdir Rasim abeycigim, Bu saatte >hayirdir?
  • – Hayir olsa ne isimiz olur bu saatte burda Afet kizim? Ali bize olmayacak seyler soylemis Mehmet le kapisiyorlardi geldigimde.. Az cok son zamanlarda surat ifadesinden hissediyordum ama  bu hale gelecegini hic tahmin edememistim..
  • – Cabuk cikalim yukariya . simdi Emin de merak eder, corbalar tabaga kondu konacak .. demesine kalmadi , Muezzinin sesi duyuldu..
  • Allahuekber allahuekber
    • Eshedu enlahilahe illahlah…
      • Emin bey agabeysiyle , Mehmedi karsisinda gorunce cok sasirmamsiti , boyle bir seyi az cok tahmin ediyordu zira, oturdular, oruclarini actilar, kimsenin agzini bicak acmiyordu, iftardan sonra namazlar kiilindi, aksam kahveleri icildi, Rum hizmetci habire hizmet edip duruyordu..
    • – Demek oyle yapti Agrali’nin bastarkusu haa?? (pici)Yaziklarim olsun, besle kargayi oysun gozunu sana dedik demeyecegim ama dedik be abeycigim  dedikk  iste….. Rasim zaten burnundan soluyordu , cok fazla sinirlenip cevap vermek istemedi, Kalbinin teklemesinden korkuyordu, Koydeki Rum doktorun soylediklerini hatirladi, Cok sinirlenmek , cok kizmak yok demisti yatros(doktor)..O geceyi orada gecirdiler, neyse zeytin bitmisti ama kilise yag doluydu , Satip paraya cevirsindi bari .. Sabah kalktiklarinda ilk isleri Selim beyin yazihanede bulusup ne yapacaklarina karar vermek olacakti elbette .. Zaten Mehmet te 19 yasina basmisti nerdeyse askere gidecekti giderse zaten uzun sure askerde kalirdi hemen donemezdi..

BOLUM 69

 Iki kiz kardes ilk defa biribilerine bu kadar  yakin olmuslardi, icten ice de anneleri sagken yasadiklari yakinligi hissetmenin huzuru vardi ikisinde de.. Guvensiz buyumuslerdi annelerini kaybettikten sonra  . Mubadelinin getirdigi acilar, korkular, kaybedisler, yeni yasadiklari yere  alismanin verdigi uzun soluklu donem  herkesi birbirine ya cok yaklastirmisti ya da bazilarinin birbirinden nefret edercesine  iclerinde suphe  beslemesine sebeb olmustu..

 Velhasili Mubadele aci receteydi, Mecburi bir aci recete .. Orada kalanlar olmustu elbette tek tuk.. Ama kalanlar ya Rumlarla evlenip din degistirmisti ya da Turk olmadiklarini iddia edip Rum olarak yasamayi secmislerdi. Bu cogunluk icin mumkun gorunmeyen bir durumdu, Bizim ailelerimiz , yakinlarimiz, bildigimiz ,tanidigi miz aileler Turk olmaktan gurur duyan , dinlerine bagli, Mustafa Kemal ‘I buyuk kurtarici olarak goren kimselerdi..

Ayse ve ablasi Fatma,Ali beyin arkasina takilip o aksamuzeri Seli amcalarinin yazihanesinde aldilar solugu. Sasirmisti Selim bey, cok onemli birsey olmadan kizlarin hatta hatta Ali beyin oraya ugramayacagini iyi bilirdi.. Basini okudugu gazetesinden kaldirdi, tel kenarli gozluklerini indirdi, yakisikli yuzu kalin kaslari, sapsari saclari daha bir belirginlesmisti.. Ayse oldum olasi amcasina bakmaya doyamazdi, guzeli severdi vesselam.. Gerci nisanlisi da yakisikli cocuktu ama amcasinin eline kimse su bile dokemezdi. Boyle dusundugu icin yuzu kizardi, ablasinin enistesinin arkasina saklaniverdi, ne de olsa onlar buyuktu, onlari  soze girmesi icap ederdi terbiye icabi.. Selim bey,  buyuk ceviz yazihane masasinin arkasindan kalkti, hosgeldin demek icin genclere sarildi, severdi yegenlerini, ozellikle oksuz kladiktan sonar sevgisine bir de cima duygusu eklenmisti.. Bir de abeysinin ara sira cahillik yaptigini da dusununce  acimasi katlanirdi ..

  • Hayrola cocuklar, havada ruzgarli degil ama hangi ruzgar atti size buraya,? anlatin bakayim deyiverdi.
  • Ali bey , anlatmaya basladi, uzun hikaye degildi aslinda ama yolu yordami vardi Selim beye anlatmaninda, cahil adam degildi, okumasi yazmasi, muhasebesi , riyaziyesi, vardi, Midilli de saygin bir ismi olan tuccarlardandi AYVALIK a gelene kadar. Neyse Anadol da da iyi bir isim yapmisti ..Hikayenin sonunun nereye varacagini anlamisti Selim bey,
  • Soyleyin bakalim, siz simdi asil neyi  dusunuyorsunuz?Babanizin ve kardesinizin Boyalik damindan kurtulmasini mi yoksa malin elden gitmemesini?
    • sasirmislardi, boyle bir soru beklemiyorlardi elbette , ne diyeceklerini dusunurken Ayse arkadan atiliverdi;
      • SELIM amcacgim sana dogrusunu soyleyimmi; ikisini de dusunuyoruz, ben sahsen babamin, kardesimin dag adami gibi olmasini istemedigim gibi. yanasmlarinda babami kandirip mallarimiza ortak olmalarini istemiyoruz..Selim bey bu kadar acik bir cevap beklemiyordu ama dogrusu da buydu acikca soylemek gerekirse, Ayse devam etti.. Biliyorsun Nisanim yakin, nisanlimin ailesi Ayvalik in sayili ailelerinden , onlarin yaninda eksikli kalmaui hic istemem.. Bizi kucuk dusurecek babam..
  • Tamam kizim anlasildi mesele , Yarin gidip abeyimle konusacagim, Emin’ I de yanima alayim, daha etkili olur, zaten ikimizde Abeyimizin orada dag adami olarak yasamasina karsiydik boylelikle hepbirlikte karar vermis olduk..

ERTESI GUN..

Selim bey’ kucuk kardesi Emin beyi de yanina alarak, Boyalik a dogru atlariyla yola ciktilar ertesi Sabah gun dogarken..Bir  eski cip vardi ama attan daha yavas giderdi, hem mazotta pahaliydi boyle gitmek daha iyiydi, Bahar havasini cekerlerdi iclerine .. Iki kardes atlariyla yaris edercesine yaklasik bir saat gibi bir zamani devirdiklten sonra  gunes yukselene dogru Boyalik tepesine varmislardi. Agabeyleri oturmus kuran okuyordu, Mehmet te gorunurde yoktu, yanasma Veli effendi de.. Rasim bey kardeslerinin ikisini birden gorunce once korktu sonra  sasirdi..

  • Hayrolsun agalar, sizin ne isiniz var burda sabahin bu saatinde ?
    • – Hayir abeycigim , merak buyurma deyiverdi Emin bey..
    • Oglum , ne isiniz ar diyorum siz hayir diyorsunuz, yoksa kizlarima…… birsey mi oldu diyecekken, Selim bey rahatlatti agabeysini.. –
    • – Yok be Rasim agam, evvelalahh hepsi de turp gibi ama seni merak edip dururlar..Bunu anlatmak icin geldik buraya, cocuklar huzursuz senin burada kalmandan , hele de kardeslerinin yaninda dag adami gibi buyumesini hic istemezler.. Senin ne isin var buralarda, hadi zeytin zamani olsa neyse de , simdi ilkbahardayiz biraz sonra sicaklar basicak, budamalar bitti.. Saray gibi evin var, don evine demeye geldik ikimizde..Rasim bey bunu pek beklemiyordu, herkesin Ondan vazgectigi gibi bir sabit fikir vardi kafasinda, boyle birsey duyunca icne biraz da su serpilmisti, karisi oldukten sonra onu dusunen birileri vardi hala demekki ..
    • – Oyle de oglum , ferahimdan midir burdayim sanirsiniz? o eve girdigimde her yerde Zelihayi goruyorum nerdeyse, cocuklara da bunu soylemeye utaniyorum, ayri ev alip ciksam yakismaz, en iyisi daga kacip burada yasamayi uygun buldum..
    • Haah be agabeycigim soyle soyleene , herseyin caresi var olumden baska. gel sen hele , bak ne careler bulacagiz bu duruma yeterki sen gel. Mehmet nerede bu saatte sormasi ayiptir

BOLUM 68

Salih cavusla , Sabire hanim Istanbuldan ayrildiklarinda gun aksama evriliyordu, gemiye binerken Sabire bildigi butun dualari okumaya basladi, oldum olasi uzun yolculuklar korkuturdu genc kadini.Butun gece yol gideckler, oglene dogru da Ayvalik limanina varacaklardi insallah..Salih cavus zengin degildi lakin kadin kiymetini iyi bilirdi.Eee kolay mi Rumeli terbiyesi almisti enistecigim derdi her seferinde anacigim.. hele de karisini yere goge koyamazdi, Annesi Ruveyde kadin ,laf soyleyecek bile olsa ilikine kadar titrerdi, hem annesini kirmadan hem de karisina laf soyletmeden orta yolu bulabilmek icin..Yolculukta yorulup uzulmesin diye yatakli kamara tutmustu ..Sabire hanima ilaclarini Verdi, karisi melek gibi uykuya daliverdi  biraz sonra.. Cok guzel kadin degildi belki karisi ama melek gibi tertemiz , bembeyaz bir yuzu vardi, yanaklari al al olurdu utaninca, sinirlenince.. Lafini sozunu esirgemezdi kimseden, ici disi birdi .. Su hstalik olmasaydi belki bir cocuklari da oluverirdi kimbilir?Lakin Salih Ustanin harplerde yasadigi sikintilar cocugunun olmasina imkan ve ihtimal vermyordu, bunu bilecek kadar tip ilerlememisti ogunlerde..Gemi dalgalari yara yara seyrederken birden bire hava sertlesti, gerci mevsim ilkbahardi ama yine de deryaya belli mi olurdu?

Uzun sure dalgalarla mucadele ederek , Marmarayi asip, Canakkale bogazina ulastiklarinda, sanki sehitlerin yuzu suyu hurmetine deniz iyiden sakinleyiverdi. Salih cavus karanligi delen daga sesleri arasinda , yillarca savastigi Canakkale Kilitbahir tabyasina bakmak icin guverteye cikti, ruzgarin aci sesi kulaklari deliyordu , bir de toplarin bitmeyen seslerini, arkadasi Sabri cavusun AH ANAMMM diyip, sehit olurkenki

 feryadini duyumsadi dalagalarin cikardigi sesler arasinda..Gozleri secmiyordu elbette o karanlikta ,lakin denizen kokusu, martilarin cigliklari, Canakkale bogazinin kendine has sesleri Salihi yillar oncesine suruklemeye yetmisti.. Cok genc degildi artik ama yine vatan gorevi dusse hic dusunmeden yine gidermiyim diye dusundu birden.. Elbette giderdi, sorusu bile olmazdi bunun.. Bacaginda hissettigi sizI o gunlerden kalmaydi, ne zaman nem rutubet gorse Canakkaleyi hatirlatirdi Salihe.. Gunun yavas yavas aydinlanmaya basladigini hissetti, sanki o daglar simdi daha bir heybetli gorunmustu gozune , oysaki o zamanlar komutan emretse bir kosuda gider daglari asar, muhimmat goturuverirdi dagin ardina.. Gerci Salih cavusun isi daha cok eratin cariklarini tamir etmekti ama bos kaldigi zamanlarda vurusmaktan kimse alikoyamazdi Onu..

Uykusu gozlerini zar zor acik tutmasina sebebiyet verdigi icin, kamarasina dondu, Sabire’si melekler gibi uyumaya devam ediyordu..yanina kivriliverdi, karisinin o guzelim sabun kokan ten kokusunu icine cekti, arzulamisti birden ama olacak seymiydi ya simdi.. Aklindan cikarmaya gayret etti, olmuyordu.. Sabire’sini uyandirsa bile aldigi ilaclar onu sersem etmisti bir kere.. Dusunurken uykuya daldiginin farkina bile varmadi Salih, yorgunluk erkekliginin onune gecivermisti..

AYSE VE FATMA ALI BEY’LE AMACALARINI GORMEYE GIDIYORLAR..

Ayse, ablasinda kaldigi aksamin sabahinda usulca kalkip ayak yoluna cikarken, adet gordugunun farkina vardi.Hic sevmezdi bu halleri, ama kadin olmanin icabi demisti Saziment ablasi,” kendini sicak tutacaksin, temiz tutacaksin birkac gunde gecicek kizim”Oyleydi oyle olmasina ama hareketini engellerdi her gelisinde. Eve gitmesi icab ediyordu bu durumda.. Ablasinin yedeklerinden kullanirdi da simdi enistesi gitmeden kapiyi calip kendine adet bezi isteyemezdi ya.. Velhasil cani sikildi sabah Sabah..

Tel dolabindaki yag peyniriyle eksi maya ekmekten bir parca koparip agzina atti. Kusnahalin Sabahat zaten coktan gelmis, Sezer’cigin bezlerini yikamaya baslamisti bile.. O’nunla biraz hos es ettikten sonra bu evde kalisinin asil nedenini agzindan kacirmamaa dikkat etmeliydi, zira bu gobek anneler bircok evde calistiklari icin evler arasinda dedikodu agi gibiydiler, burada olan biteni bir baska evde anlatmak onlar icin Kabul gormenin abc’si gibiydi..Ayse butun patavatsizligina ragmen, agzindaki sirri kacirmadan Sabahati, yegenini daha cok sevebilmek icin k istedigine ikna etti, ikna kabiliyeti de yuksekti hani..Tiyatro tahsil tseydi  iyi bir artist olurdu hani, ama babasi keserdi O’nu elbette.. O zamanlar Kizlar olsa olsa nakis isler ya da orta mektebe kadar okurdu, fazlasi kiz kismina gore degildi, Rasim beyin fikrince..

Mutrafaga dondugunde , Ali bey Sabah kahvesini iciyordu, Evin yatili hizmetlisi vardi o zamanlar, Varlikli aileler ya Rumlardan ya da fakir muhtac Turklerden hizmetli tutarlardi.. Sakine de Midilliden gelir gelmez anacigini kaybetmis, devletin verdigi muhacir hakki zeytinlikle gecinmeye calisan yalniz bir kadindi. Rasim bey,kardeslerinin tavsiyesi uzerine gidip asagi mahallelerden Sakine’yi bulup getirmis ayliga baglamisti kizinin evinde , namusliu kizdi, ser verir sir vermezdi az konusurdu, zaten gecirdigi atesli hastaliktan oturu kulaklari da iyi duymazdi zavalli kizin , bazen laf anlatmak icin el hareketlerine bile basvururlardi ama elinin temizligine lezzetine kimse yetisemezdi.. Yemeklerine rasim bey bayilmisti ilk yediginde ,”Bak kizim “deyip karsisina cekip bagira bagira anlatmisti neler istediklerini..

  • Bu evlerde barinmak icin oncelikle agzin siki olacak, gordugunu gormedin, duydugunu duymadin olacaksin..Bir de iyi yemek yapacaksin, saygida kusur da istemem , simdiden soyleyeyim de sonra kulahlari degismeyelim.. Sakine yalnizca “emedersin beyim”diyip cekilmisti, alt kata merdiven altindaki kucuk odada yatardi, o isigi az oda bile iceri girildiginde tertemiz sabun kokardi, temizligine diyecek yoktu. Hic evlenmemisti , ama gonlunden     bir    zamanlar     bir Rum delikanlisi gecmis derlerdi, hatta babasi Yorgoy’la yaklamis , silahini cekince Sakinenin korkudan kulaklari sagir olmus diyen bile vardi ..
  • Ayse , Sakine’nin kulagina egilip, eve  gitmesi gerektigini tane tane anlatti, zaten o da kadindi anlardi bu islerden .. Ayse sabahin erken saatinde cikip eve gitmemeliydi aslinda kimse disarida goirurse ne diyecekti insanlara,
  • – Aamannn biktim bu dedikodolardan , bulurum soyliyecek bir yalan diyip , firladi,, neyseki cok uzak degildi ev, tek tuk insan kapidan cikiyor ya da kadinlar ka[pi taslarini yikiyorlardi.. Eve gittiginde , kapinin giciertisina Hatice kucaginda ogluyla birlikte mustemilattan disari firladi, Veli effendi atina atlayip Boyalik ‘a gitmisti bile..
  • – Ayse hayirdir , kizim gece geledin, gunduz bu saatte burdasin, anladiysam arap olayim..
  • – Dur bakalim Hatice abla, isimiz var simdi ablamla, eve geldim cunku adet olmusum biraz sonra yine gidicem..Hatice birseyler dondugunun farkina varmisti ama ustelese deli kiz terslerdi Onu . o yuzden ;
  • – Nasil bilirsen kizim , diyip iceri girdi.. Ama onemli birseyler olmasa bu kizlar kolay kolay bir araya gelmezlerdi, demekki ikisinin de menfaatini ilgilendiren bir durum vardi ortada .. Ayse, evdeki sini bitirip , bir bohca daha yapip evden cikti, Hatice ile fazla muhatap olmak istemiyordu zira agzindan laf almasi an meselesiydi, asil olan bu durumun babasinin kulagina gitmesini istemiyorlardi,Onceden ogrenirse belki de Amcalarina hayir diyecekti..

Ayse , bunlari dusune dusune, ablasinin evini buldugunun bile farkinda degildi, havalar da isinmisti artik. saclari terden sirilsiklam olmustu bile, yanaklari kizarmis, agzi kurumustu , cani sikiliyordu elbette , kolay seyler degildi yaptiklari bir de gerginligi vardi adeti gormenin.. Ama ne bilsinki Aysecik , adet gormenin kadinlar uzerinde bircok etkileri oldugunu o zamanlar, ama ilerliyen yaslarda hepimize akil verecek kadar bilgisi olmustu bircok konuda cin gibi kadindi..Olene kadar da aklini ve seytan dusuncelerini hic kaybetmedi..

 Sakine kapiyi acti. kapinin caldigini, kapi kolundaki ipin cekilmesiyle anlardi, duymasini beklemek biraz safiyane olurdu zira. Ablasi pembe saten gecelikleri ile merdiven basinda gorundu, Enistesinle konusmuslar bu aksam uzeri Selim amcasinin yazihanesine gideceklerdi, nasil olsa oradaydi Selim bey gunun her saatinde .. Eve gitseler iyiydi ama Sezer’i gece disari cikarmak en son istedikleri seydi.. Sabahat iyi bir gobek anneydi ama geceleri hicbiryerde kalmazdi..

 Fatma ile Ayse ilk defa bu kadar yakindilar birbirlerine belki de ,hem aile sereflerini hem de babalarinin hizmetlilere mal bagislayacagini dusunuyorlardi aslinda .. Ikinci secenek daha kuvvetliydi aslinda. Kosta ya bile mal bagislarken ici gitmisti kizlarin, kendilerine kalacak mirasin azalacagi endisesindeydiler hep…

 

BOLUM 67

Veli effendi ve karisi cogunlukla Ayse’nin yaninda kalacaklardi mustemilatta, yemegini yapacaklar, ona yalnizlik cektirmeyeceklerdi  ama aile gibi olurmuydu ki?Ayse o geceyi cok zor gecirdi,Ana ve babasinin buyuk ceviz karyolasinin oldugu odaya gecti, yastik sanki hala anacigi kokuyordu .. Elbette mumkun degildi, Hatice camasirlari sakiz gibi yikar bir de civit boyasi atip kaynatirdi, ama Ayse ye oyle gelivermisti iste o gece.. Gozyaslarinin yastigi islattigini farketmesi zaman aldi, Basini yastiga koydugunda kardesi mehmeti blasinla kavgalarini hatirlamak biraz rahatlatmisti onu..Disari da biraz ruzgar vardi, mavi boyali kanatlarin vurmasi ara sira urkutse de uykuya daliverdi Ayse bir muddet sonra.. Ne de olsa gencti, genclik gibisi var miydi yaaa??

Koskoca Rasim beyin ailesi neredeyse paramparca olmustu, birisi beddua mi etmisti onlara? Hani beddua edilecek bir aile degildi ama yine de Aysenin cahil kafasindan binbir dusunce gecmisti uyumadan once..Ablasiyla oldum olali cok iyi anlastiklari soylenemezdi, biribirlerini hep kiskanirlardi, Zeliha hanim olsaydi bu cekememezligi sindirir , kizlarinin arasini buluverirdi , ama artik kimseler yoktu ne Ayse ye ne de Fatmaya dur , sus diyecek…

Velakin bu uyumsuzlik ve gecimsizlik iki kizkardes arasinda yillarca devam etti.Cocuklari,hatta torunlari bile birbirleriyle hic bir zaman uyumlu, gecimli olamadilar..Sik sik birbirlerine darilirlar, sanki cok onemli birsey varmiscasina uzun zaman kus kalirlardi,, Mehmet , ablalarina hic benzemezdi, Babasiyla yasamis oldugundan midir nedir, bilinmez; hep uysal agirbasli effendi bir genc olarak yetisti, Amcalarini cok sayar severdi, hurmeti buyuktu her zaman ..Hele ki babasina saygisi dillere destandi. Tayfa damindan eve cevirdikleri Boyaliktaki mekanda uzun zaman beraber yasadilar,, Taki babasini ,bakilmasi icin evlendirdikleri zamana kadar..

Rasim beyin  evlenmesi ayri bir travma olmustu cocuklara ama kimse sahip cikmadigi icin evlendirilmesi gerekiyordu diye dusundu Emin ve Selim amcalar zira Boyaliktaki damdan olma evde perisan olmuslardi ogluyla birlikte…O rada yasamalari hic bir sekilde hos karsilanamazdi , aileye de uygun dusmezdi, koskoca Rasim aganin BOalik ta damdan olma evde ogluyla yanasmalariyla yasamasi, hirlisi vardi hirsizi vardi.. gerci Arnavut Veli efendii cok iyi bir nisanci ve dovuscu idi ama olsun ayni zamanda  aile sereflerine de uygun degildi hani..

Ayse o gecenin sabahinda bas agrisi ile uyandi, daka sonraki yillarda da adi konmayan bas agrilari cekecekti  yillarca, basina halk arasinda ” ceki” tabir edilen bir esarb baglar uzun sure karanlik odada yatardi..Ayse’nin uzerinde anasiz kalmanin yarattigi travmalar olene kadar etkisini gosterdi, supheci, dedikoduyu seven, haciya hocaya falcilara inanan, onlardan medet uman bir kadin olarak devam etti.. Daha sonraki yillarda tek evladi kiziyla buyuk anlsmazliklar yasadi.. Bu detaylari daha ileriki bolumlerimizde anlatacagiz..

Ayse uyanir uyanmaz, bahceye firladi, Veli effendi atina atlayip gitmisti bile, insallah karisi ve oglunu getirirdi gelirken.. Zira kimsecikler yoktu konusacak, yarenlik edecek , konu komsuyu da pek sevmezdi hani.. Bazen onlara tyepeden bakar , bazen de can ciger kuzu sarmasi olurdu.. Dedik ya   kisiligi gelisecegi yillarda anasini kaybetmek Ayse de  cok buyuk yikima mal olmustu.. Omru boyunca da devam etti,,

Bir ara ablasina gitmeyi dusundu, ama Fatma lohusaydi dinlermiyid ki onu? yine de karnini bile doyurmadan ablasinin kapisini caldi. Sezercigin gobek annesi vardi , kapiyi acan yine o oldu, ablasi pembe saten sabahliklarla kizini emziriyordu.. Aslinda soylenecek zaman degildi ama . Ayse’nin seytanlarinin cok da umrunda degildi ablasinin bebegi,,

  • Abla, akasamdan eri neler geldi basima bir bilsen ? deyince Fatma basini kaldirdi, aklina ilk gelen kapiya birilerinin gelip Ayse ye laf atmasi olmustu..
  • Ne oldu yine ? sakin yaptin yine yaramazliklar? babam duydu sakin??
  • Nerde duyacak be abla? senin de aklina gelmez baska birsey, insanin adi cikacagina cani ciksin derler ya benimki de o fasil…
  • Hadi anlat be kizim, catlaticasin beni simdi kayi!
  • Babam , Memet’i de alip Boyalika tasindi… der demez aglamaya basladi Ayse..
  • Dur , anlat anlamadim? nasil tasindi? orada mi yasayacaklar yani yaz kis? Olacak is degi;l! Eeee Mehmedin okulu  var, nasil olacak?
  • – Babam demis ki Veli amcaya, zaten cok parlak bir talebe degil, riyaziyesi zayif, benim malim mulkum cocuguma yeter okusa daha cok mu kazanacak?

Halbuki, riyaziyesi ( matematigi) denilen  rahmetli babacigim yillarca butun muhasebesini kendi tutmus. vergisini kendi vermisti..O zaman ogretmenler , simdiki kadar anlayisli ve ilgili degildi anlasilan…

Fatma bu duyduklari karsisinda dondu kaldi, Bebecik emeiyorken uykuya dalmistiki, yatagina gobek annesi yatirdi kucuk Sezeri..

  • Ne cahilliktir bu? hadi bizi okutmadi, oglani da mi okutmayacak?yetecek mi hepimize bu mallar?deyip iki kiz kardes sohbeti koyulastirdilar, ilk defa birbirlerine bu kadar yakin olup cozum ariyorlardi..
    • Cozum acikti, amacalarina gidip her seyi olani biteni butun acikligiyla anlatacaklardi, Babalari yalnizca amcalarinin lafini dinler , onlara kendinden kucuk olsalar bile karsi gelemzdi..Ama simdi de nisan vardi , nasil etsinlerdi, nisanin olup bitmesini mi beklesinler yoksa ondan once mi konussunlardi?
      • Dusunup tasininca once konusmanin mantikli olacagina karar very ikimkiz kardes, nasilsa babalari gelecek ve o zaman da amcalari konusacakti Rasim beyle,,
  • Neredeyse aksam olacakti, konusmaktan saatlrin farkina bile varmamaisti kizlar, bebecigin uyanmasiyla vaktin geciktigini , gunesin batmaya hazirlandigini farkettiler.. Ayse eve gitmek icin davrandi, ama ablasi o gece orada kalmasiicin israr etti.. Eve hizmetkarlarin biriyle haber ucururlardi, eger Veli effendi ile Hatice gelmisse onlarin da canina minnetti zaten..Yemek yapmaktan kurtulmus olurlardi Ayseye ..
  • Gunesin batmasiyla, eniste Ali bey, elinde filesiyle gorundu sokagin basindan, yorgundu, belliki isi zorlamisti bugun Onu da, ee kolay mi Kazan Kazan sabun kaynatiliyordu, zaman siki calisma zamaniyidi . Cumhuriyetin ilk yillariydi, Mustafa KEMAL  PASA ulkede kalkinma sefrberliigi ilan etmisti.. ehh az cok kazaniyr evine de bkiyordu Ali bey, anasi Besime hanimdan baska sikntisi yoktu Fatma ya..

Ali bey , kapidan iceri girer girmez Ayseyi gorunce sasirdi, gerci baldizini cok konustugu icin pek te sevmezdi ama asla da belli etmezdi karisina..

-Ayse hos geldin. hayrdir kizim? yoksa nisan hazirligi mi hizlandi? bilelim e biz de kendimize kiyafet diktirelim, degil mi yaaa? Zira o zamanlar hazir kiyafet yoktu ne kadinlar ne de erkekler icin, Bir toren olacagi zaman kisinin yakinligina gore kiyafetler diktirilirdi..

  • EE enistecigim. nisan yakindir elbette. sen diktirsen iyi olur, ama ben onun icin urda degilim , durum vahim, otur da bir soluklan anlatalim sana..
  • Sofrayi evdeki hizmetli hazirladi, masa da yeniyordu artik ablasinin evinde , gayet guzel bir ceviz masaydi, uzeine beyaz ortusu ortulur , porselen tabaklar konur, herkes alafranga bicimde kendi tabagindan yerdi, Ayse de evlenirken ayni masdan istiyordu elbette. Zaten Dantel anglez masa ortusu de.deyse bitmek uzereydi..Kizlar konuyu Ali beye uzun uzun anlattilar, Ona gore de tek cozum amcalar la goorusmekti.. Ali bey oldu olali serin kanli adamdi, icten pazarlikliydi ama ne dedigini bilirdi , hata yapmamak icin az konusur oz konusurdu..

-Durun bakalim hanimlar, Sabah olsun hayrolsun.. Ayse, sen git yarin Sabah bir bohca yap, kiyafetlerini al buraya gel kizim, o koca evde yalniz kalamazsin, hem seni de yalniz orada birakmak bize yakismaz..

-Ayse de ablasi Fatma da bu davete memnun olmuslrdi, gerci Aysenin tilkileri kafasinda dolasmaya baslamisti ama , olsundu dogrusu buydu.. ertesi gun ablasi ve enistesiyle  ancalarina konusmaya gideceklerdi, Oradan donerken de ablasini Terzi Saziment hanima goturur, nisanlik kostumunu ablasina gosterirdi, Hepsi istahla, sofra daki meshur Midilli yemegi Lalankitayi istahla yediler, uzerine de kahve icmek istedi Ali bey, sedire oturup sigarasiyla, kahvesini icmek adettendendi..

BOLUM 66

Ayse gunler sonra isteklerine kavustu ..Ali ve ailesi Amcalarindan ve babasindan istemislerdi kizi..Nisan tarihinin adi bile konmustu , eh zaten laf aramizda nisan elbisesi de neredeyse bitti, bitecekkkkti , Saziment hanim sikintiya girmek istemezdi boyle durumlarda, onceden isini bitirir parasini alirdi…

Ayse isteme aksaminin ertesi gunu Saziment ablasina bir mendil icinde turlu turlu lokumlarla gitti, Gozlerinin ici guluyordu , mutluluktan neredeyse ayaklari yerden kesilmisti… Bir gece onceki olaylari hic atlamadan anlatti; Saziment akilli kadindi, Ayse nin huyunu ogrenmisti artik; Kizi bolca pohpohluyor nabzina gore serbet veriyordu …Nisan elbisesinin provasini yaptilar, Ayse her ne kadar cok guzel bir kiz degilse bile gencliginin tazeliginin verdigi durulukla nisan elbisesini cok guzel tasiyordu…Saziment ablasiyla uzun kahve muhabbeti sonucunda eve dondu .Avlunun dis demir kapisi her zamanki gbi gicirdayarak acilirdi , kimseler yoktu avluda…Hatice genellikle mustemilatta olur, yemek yapar , firin yakar , oglunun pesi den kosardi ; In cin top oynuyordu koskoca bahcede… Allah allah hayra alamet degildi bu sessizlik , vardi bi’musibet!

Evin kapisina gelince camekanda bir bez parcasi buldu,bu bir tur nisandi aralarinda, Hatice boyle habersiz bir yere gidince mutlaka bir bez parcasi birakirdi camekanda, gittim gelicem demekti…

Yavasca kapiyi acti, iceri sessizce girdi, mutfakta ocak basinda bir miktar para vardi; Saskinligi ikiye katlanmisti , neydi bu simdi .?Parayi saydi , belliki babasi birakmisti, ama ne icin?

Anacigim benim sagolsaydin ne olurdu?, dertlesir konusurduk, bu muammalari yasatmazdin bana..Kimsecikler yok, ablam lohusa, Babam , Mustafam erkek , ne desem anlmazlarki ,diye diye soylene soylene aglamaya basladi.. Kendine hakim olamiyordu, neredeyse aksam olacakti… Kapiyi bacayi siki siki filledi, tel dolabini acti , Hatice’nin bir gun on e pisirdigi patatesli eti isitti, cani yemek istemiyordu lakin yemeliydi ac uyunmazdi yaaa….

Etli tarcinli patates yemegini tekrardan canlandirdigi odun atesinde isitti; oldu olasi gaz ocagini yakmaya korkardi,Odunlar da sanki yeni sonmuslerdi, bir kac parca cali cirpiyla tekrardan alevlenivermisti ates.. Lambayi yakti, pencerelerin kanatlarini siki siki kapatti, korkuyordu .. Hayatinda ilk defa bu koskoca konak gibi evde yalniz kalacakti.. Bir taraftan meraktan oluyor bir taraftan da korkuyla karisik yalnizligin huzurunu hissediyordu beyninde .. Evde kendinden baska kimse yoktu… Ne Rasim bey ne Mustafa ne ablasi ne de bir baskasi !

Isinan yemegi yedi, Camekandaki kapinin kolunu yerine yerlestirdi..Artik yukari cikip odasinda hulyalara dalacakti , ehhh ne de olsa boylesi de guzeldi be yaaa!Evin buyuk odasindaki cinili sobadaki ates de hala evin icini isitmaya devam ediyordu … Tam merdivenlerden cikacakti ki ; Camekan kapisinin acildigini duydu, biri gelmis olmaliydi ;korkudan dislerinin kenetlendigini farketti , yalnizdi , geceydi , biri ona zarar vermeye gelse kimsenin ruhu duymazdi alimallah…Kapi sakin sakin caliniyordu ya hayirdi elbette …

Kapıyı açmadan önce anacıgının alcanfes sabahlıgını üzerine geçirdi, böyle gecelik entarisiyle el içine çıkılmazdı elbette..

Kapının demir kolunu indirmeden önce, nefesini tıtup; kim o ? Diye seslendi ..Veli efendiydi gelen allahtan ; Tanıdık sesi dıydugunda derin bir nefes aldı .. Yalnız ilk defa kalıyordu o koskoca evde…

  • Ayse, ac kızım soyleyeceklerim var, Boyalık tan geliyorum ..
  • . Ayse hem şaşkın hem de rahattı olmasına ama , bu da neyin nesıydı bu saatte .. Boyalıktan geliyorsa babasıyla kardeşi neredeydı ? Olacak sey miydi bu , vardı gene bir musibet yaa! Hayır olsundu ..
  • Kapıyı actı, Veli efendi körüklü çizmelerini çıkarmaya yelteniyordu, demekki uzun uzadıya kalacaktı .. anlatacakları vardı demekki..
  • Hay allah bir de Veli efendi çıktı başıma, dıye düşünürken .. Yaslı adam terini sildi, besbelli yorgundu, uzun suredir at üstündeydi .. Kara gözlerınde bir endişe vardı ama Ayse bu endişeyi sezınleyecek yasta değildi daha ..Veli efendi , boğuk , genizden gelen sesiyle anlatmata başladı ..
  • Bak kızım, Boyalık taki damdan geliyorum , baban orayı boyattı, temizletti , gunlerdır Hatıce teyzenle orada çalışıyoruz, sana birsey soylememezi emretti .. Canı çok sıkkındı ama böylesinin dogru olacagını düşünüyor, çünkü bu evde yasayamıyorum bana hersey Zeliha hanımı hatırlatıyor “ dedi bize.. Mustafa’yla birkikte orada yasayacaklarmış bir sure kızım ..
  • Ayse , beyninden vurulmuşa donmustu .. Ne diyecegini şaşırmıştı.. Babasi niye ona soylememisti daha once? Biyle hirsiz gibi kacivermenin manasi varmiydi ki? Neden ama neden yalniz birakivermusti oksuz kizini ?
  • Sahi mi Veli amca, sahi mi ? Ben ne olucamm burda? Kim bakacak bana ? Nasıl yatıp kalkıcam bu koskoca evde yalnız basıma deyıp gizlerinden boncuk boncuk yaslarin aktiginin farkinda bile degildi ..
  • Zordu elbet, hem de çok zorr.. Gelinlik kız da olsa koskoca konak gıbı evde yalnız kalmak kolay degıldı o günlerde, çok ta normal karsılanmazdı elbet etrafca..

BOLUM 65

Ziyneti hanimla, Zehra kapidan girer girmez lohusa evinde esen soguk ruzgarlarin esintisinden etkilenmislerdi, ama lohusalikta olurdu boyle seyler, diyip gecistirdiler.. Sidika hanim elindeki topside hareli fincanlardaki  lohusa serbetleriyle  geleni gideni agirliyordu, Fatma,  hala daha zor dogumun acilari icindeydi, ebe hanim bir kac dikis atmisti elbette, Bebecigini emzirmek icin bile dogrulamiyordu genc kadin..

Mesele isim olayindan cikip alev almisti..Besime hanim, kendi adinin konmasi icin isrardaydi , dedikya lafini sozunu blmez huysuz bir kadindi diye.. Dogum olunca sanki huysuzlugu ikiye katlanmisti, Fatma da yeni isimlerde israrliydi, ama anaciginin adini da gobek adi olarak koymak istiyordu elbette , bundan dogal ne olabilirdi? Birkac yil once kaybettigi anasiyla, yeni isim koyup evladini istedigi gibi cagiracakti.. Besime hanim saatler ilerledikce terbiye sinirlarini asmaya baslamisti, yuksek sesle bagirip cagirip gitmelere kalkisiyordu. Sidika, gelinlerini her  ne kadar yatistiriyorsa da  da Fatma ve Ayse nin yuzunden  dusen bin parcaydi…. Fatma , kocasinin hatirina susuyor, Ayse ise soyleniyordu  agzinin icinde .. Hepsine zehir olmustu neredeyse guzelim lohusalik.. Ali de anasina karsi cok sakindi, asla hayir diyemezdi, saygisindan bulsa yaninda yatacakti yat dediginde..

 Ziyneti hanim elindeki kanatayi mutfak masasinin uzerine koydu, Fatmanin ayak ucuna oturdu, cok severdiler birbirlerini, Fatma, Ziyneti abla der bir daha demezdi, Zehra cok konusmayan saygili kadindi, daha sonra  Fatma ile dunur olduklarinda ayni seyleri yasacaklarini nerden bilecekti yillar once…Ziyneti pembe yatak takiminin kenarini kaldirip, beyaz igne oyali yatak carsafinin uzerine ilisiverdi, konusacak cok sey vardi ama kimseyi kirmayi da istemezdi gonlunce,, Soyle bir disari cikip, Sidika hanimdan, Ali beyden izin aldiktan sonra tekrardan Fatmanin yanina ilisti , bu sefer konustuklarini duymasinlar diye daha yakindi lohusaya..Zehra yi da kas goz isareti yaparak, disari cikardi, Fatma ile yalniz kalmislardi, bir de bebecik sapsari bukleleriyle anasinin yanibasinda misil misil uyuyordu.. ;

 -Fatma bak kizim , ne mutlu sana.. Allah dunyalar guzeli bir kiz nasip etti, Allahin sevgili kulunun ilki kiz olur derler bizde.. Demekki sen de sevgili kullardanmissin kizimm,Keske anaciginda olsaydi da bu guzel gunleri gorseydi, ama bu durumlardan da cok sikilirdi Zeliha hanim, terbiyeli kadindi, bilirsin anacigini.. O sagolsaydi, O’nu hatirina bu ise evet demezmiydin? Fatma bu sozlerden cok etkilenmisti, acisindan ,sikintisindan o gun hic anacigi gelmemisti aklina dogrusu , bir aralik  ne diyecegini dusundu , Ziyneti ablasi hakliydi belki ama o kadar karninda tasiyip dogurdugu yavrusunu kaynanasinin adiyla mi cagiracakti simdi yani? Birden urperdi, tuyleri diken diken oldu..

 Ziyneti abla , derdim  demesine ama , bu cok ayip birsey degilmi sence? neden musade etmiyor ki bana, istedigimi yapayim? Ne terbiyeizliktir bu boyle?

  • Aman nn suss , duymasin kimse , Eskiler boyledir kizim, sen gene istedigin gibi cagiracaksin kizini, lakin gobek adini Besime koyuver, gonlu olsun, nufus kagidina yazsinlar, ama sen kullanma yine evlatcim, olmaz mi?Yoksa gonul kirginligi cikacak, babanin kulagina giderse kocani da kirabilir, bilirsin Rasim bey boyle seylerde altta kalmayi hic sevmez. kadin olarak sen idare edeceksin yuvanin dirligini…
  •  Fatma dusundu, tasindi , annesi olsaydi O da Ziyneti ablasi gibi akil verecekti elbette , degermiydi evinin huzurunu bozmaya  bir isim icin? Elbet degmezdi..
  •  Ziyneti ablacigim, ben uzun zamandir kizim olursa adini Sezer koymak istiyordum, yine Sezer koyacagim ama Besime Sezer olsun bu sefer olmaz mi?
  • – Bak gordun mu yavrum ? herkes icin bir orta yol her zaman vardir, Sen yeterki sikma canini; bizde lohusanin mezari kirk gun aciktir derler, Gobek anne tutuldumu?
  • – Tuttuldu, tutuldu, Ziyneti abla merak etme, Kusnahal’in (lakap)Sabahat gelecek dediler..
  • – Neyse, kim gelirse gelsin de sen soguk sularla ugrasma guzel kizim ,lohusaliginin keyfini sur.. bir daha ya olurrr ya olmazzz??
  •  Ziyneti, orta yolu bulmanin huzuru ile odadan disari cikti, Sidika hanimin gozlerinin ici guluyordu, ikna ettigini anlamisti lakin ne diyecek diye Ziyneti hanimin agzindan cikacak lafi bekliyordu, Ziyneti cok uzatmadan mevzuyu anlatti, Sidika cok memnun olmamis gibi bakti yasli kadinin yuzune< Besimenin bu konuyu kabul edecegini cok sanmiyordu zira, ama yine bir kez soyleyecekti elbette.. Kardesi Kemal efendiye kas goz etti, Besime’yi arka avluya alip fisir fisir konusmaya basladilar, Besime, sah oturup sah kalkiyordu, “ILk torunun adi oglan anasinin adiyla cagrilir ” diye tutturmustu, laf soz anlamiyordu. Kemal effendi dayanamadi, damari kabardi birden;
  •  – Bana bak Kadin ya susarsin ya da elalemin yaninda susturmasini bilirim seni ben, rezil etttin beni koskoca insanlara, boyle bir aileye girdi oglun hala daha isim derdindesin, cocuklarin gul gibi giden yuvasini yikacaksin o zaman da bende  seni bosayacagim haberin olsun…
  •  Besime sesini alcaltti, kocasindan oldu olasi korkardi, Kemal effendinin karisini ara sira dovdugu soylenirdi ama kimse icyuzunu bilmezdi elbette. ortalikta rezil olmak vardi, oyle bir seye kalkissa ele gune , basta gorumcesi Sidika ya rezil olurdu, ‘ – Tamam Kemal effendi ‘ demekten baska caresi yoktu, sesini alcaltti, mantosunu aldi, bohcasini bebegin yanina birakti ses etmeden lohusanin odasindan disari dogru seyirtti, Fatma uyuyordu allahtan, zaten konusacak hali de yoktu…
  •  Ayse de durumdan pek memenun olmasa da olurmus gibi davrandi, babalarinin kulagina gitsin istemiyordu, nasilsa iki kardes  te  Sezer diye cagiracaklardi bu guzel kizi..Dayisi da oyle cagiridi elbette,, Oyle yaa, Mehmet neredeydi sabahtan beri? Onu unutmustu herkes, Ayse bir kosu eve cikti, Babasi ile kardesi oturmus Hatice’nin pisirdigi sicak mis gibi yemekleri yiyorlardi. Cok sukur dedi kendi kendine , bari o harbedede yoktu  babacigim..
  •  Masallah yersiniz balkarim soganli pideleri, tarhana corbasi da mi ictiniz? ahh ne de severim yaaa. hemen ben de iceyim bari bir tabacik?
  •  Hayrola, abla sen bu saate neden biraktin Fatma ablami geldin eve? diyerek girdi soze Mehmet, sagduyusu cok kuvvetliydi olacak la , olecegi sezerdi onceden..
  •  Koca sulalaesi orda ablamin , dayanamadim kayi geldim bi parca evcezimize..bi lokmacik yiyeyim de yatayim, yorgunuyum   kac gundur terzi ye gidip gelmekten canim cikti.
  • . Ayse , babasina ne zaman istemeye geleceklerini soramiyordu utancindan elbette ama terzi neredeyse elbiseyi teslim edecekti.. Yarin olsun hayrolsundu, Saziment hanima gidip elbiseyi almadan,  Hatice yengesine ugrar, Ona sorardi, bu is uzadikca uzamisti artik, boyle seylerde uzamaya gelmezdi, biri bozuverirdi guzelim kismetini alimallah..
  •  Fatma , o geceyi hayli zorlu gecirdi, anacigi olsaydi yalniz birakirmiydi onu ama sagolsun Sidika hala, kalmisti o gece yanlarinda, bilgili kadindi, daha uc bes sene once ikiz torunlari onun yardimiyla cikmisti meydana.. Sabaha kadar uyutmadi bebecik annnesini,  gazi vardir heralde deyip anasonlarla ovdular karincigini guzel bebecigin..
  •  Uykuya daldiklarinda Sabah ezani okunuyordu taa uzaklardan, hazin hazin okunan ezani dinledi, kalkip abdestini tazeledi Sidika, namaza durdu , tum olanlar icin dua edecekti, butun bu gunler tanrinin hediyesiydi ona gore…..
  •  Rasim bey, sabah erkenden kalkip giyindi beline kusagini sardi,Mehmet’i uyur uykusundan kaldirdi, Kara yerlere gidip iscileri denetleyeceklerdi, Mehmet’in ne olur baba musade et uyuyayim yalvarmalarina aldirmadan oglunun giyinip bir lokma bisi atistirmasini bekledi, kilisedeki atlari hazirlayacakti ki , Veli Efendi nin de Kosta gibi Sabah ezaniyla kalkip iki ati da kusattiginin farkina vardi..
  •  – Sabah seriflerin hayrolsun, Rasim agam,
  •  – Hayirli sabahlar Veli.. Sen bugun Ayvalikta kal, Fatmanin evine ugrayin Hatice ile beraber, yapilacak islere yardimci olun , Biz Mehmetle gideriz disariya..
  •  – Nasil emredersen beyim, basim ustune.. Veli efendi, uyumlu adamdi, sakindi terbiyeli idi ama Arnavut damari da tutunca hicbirseyi gozu gormezdi.. KUsaginda oldum olasi kasatura tasirdi, biyiklari da tam efelerinki gibi kaytandi, cok gavur kellesi aldigini da anlatirlardi geldigi yerde..
  •  Ayse uyandiginda Mehmet le babasi coktan varicaklari yere varmislardi, Akilinda seytanlliklar vardi ama kimsenin kulagina gider diye de korkuyordu, bu isi hizlandirmak icin Alinin calistigi Sabunhaneye gidip Onunla konussa nasil olurdu? Ama Rasim beyin haberi olursa keserdi alimallah, diger tarafta duyarsa Ona’ hafif kiz ‘ imasini yapistiriverirlerdi, ne yapmaliydi, yataginin icinde planlar yapmaya koyuldu…

BOLUM 64

Salih Usta ile Sabire hanim , ertesi Sabah uyanir uyanmaz Asabiye hastanesinin yolunu tuttular, eskiden simdiki gibi randevu almak , gunler onceden telefon etmek gibi kurallar da yoktu , imkanlar da.. hastalar hastaneye gitt mi sirasi gelen doktoru gorurdu..Asabiye hastanesi bu konuda en iyi calisan hastaneydi hem de; gelen hasta geri dondurulmezdi ..

 Sabire oldukca heyecanliydi, korkuyordu, hic gormedigi yerleri, hastaneleri, gormustu, Dunyasi; Midilli, Misavru koyu ve Ayvalik la kisitli olan biri icin cok buyuk bir deneyimdi elbette..Biraz sonra elinde kagitlarla kisacik boylu, biraz sismanca, gulup soyleyen , etrafina sakalar yapan bir adam gorundu koridorun basinda;

  • Sertabib geliyor dediler, Aaa bu adamcagizmiydi koskoca Fahrettim Kerim?Sabire Gozunde o kadar buyutmustuki , dev gibi enine boyuna, gozluklu, kimselerle konusmayan kocaman bir adam bekliyordu.. Hosuna gitti, demekki rahat rahat derdini anlatabilecekti Sertabibe.. rahatladi, basindaki esarbin dugumlerini acti, terlemisti heyecandan.. siralarini bekliyorlardi onlerinde bir kac hasta daha vardi, belliki Anadolunun ic taraflarindan geliyorlardi, ust bas uryandi.. yanlarindaki hastalar da  belliydi, kiminin kasi oynuyor kimi hic etrafa bakamiyor, kimisi hep guluyordu, Allah dusurmesindi, eksik te etmesindi.. Salih cavus , bir kez Sertabibi gordugunu hatirlar gibi oldu, cepheye gitmeden askerleri muayene etmis gibi hatirliyordu , ama bellegi aldatabilirdi yine de…
  •  Biraz sonra beyaz kepiyle guzeller guzeli bir hemsire Sabireyi ve Salih cavusu iceri cagirdi, Heyecandan titriyordu hala Zavalli genc kadin;
  • – Gelin bakalim buyurun oturun demekle basladi Fahrettin Kerim; kim dertli onu dinliyelim once.. Sabire heyecanli idi ama konusmayi hic ihmal etmezdi, cekincesi yoktu nerde olsa kendini ifade ederdi.. Derdini anlatti dili dondugunce… Sertabib  Ayvalik adini duyunca:
  •  Oooo! zeytinyag memleketinde o guzelim cam havasinda insan sinir hastasi  mi olur aa kizim ?diyiverdi
  • Siz dunyanin cennetinde yasiyorsunuz, bol zeytinyagli yiyecekler, temiz hava bol gida, sikintisiz hayat bu hastaligin ilacidir , lakin bir kere kurt dusmus bedene ilacini da ihmal etmiyeceksin, Verdigim ilaclar saati saaatine alinacak lakin ilacini birakirsan seni koruyamayiz kizim, sonra doktor derdimi bilemedi dersin.. Nerde yakalandin ilk krize anlat bakalim biraz.. Sabire herseyi bastan sona kadar anlatti doktora, hakliydi elbet, hic te kolay olmayan bir degisimin eseri olarak kalmisti  bu lanet hastalik ama allahtan ilaci  vardi…Doktorun muayenesi uzun surdu, basini olctu, dinledi ,  , bacaklarina , dizlerine cekicle vurdu,, Sabirenin hic gormedigi bilmedigi seyler yapti velhasil , ama cok neseli adamdi. konusmasa bile sarkilar mirildanirdi.. Sonunda anlatacaklarini anlatti Sabire ile Salih cavusa; sikinti uzuntuden uzak duracakti, ilaclarini kesinlikle alacakti, ertesi sene mahsulden sonra yine gelecekleri hocayi gormeye…

Kari koca hastaneden ciktiklarinda rahatlamaislardi, Sirkecideki eczanenin birine girip receteyi uzattilar, yapilmasi uzun surecekti , o yuzden aksam uzeri ancak biterdi ilaclarin hazirlanmasi.. Civari dolastilar iyice, Denizin kenarinda oturdular, mis gibi iyot dolu havayi soludular, Lakin Sabire Yeni camiye gidip dua etmek istiyordu, asil niyeti de bu koskoca camiyi gorebilmekti yakindan..Salih Cavus o kadar iyi bir esti ki; annecigim her anisinda “Enistem olmasa , Halam o kadar uzun yasayamazdi ” derdi..

FATMA, KIZ DOGURUYOR..

 Bir aksam vakti, asagidan bir kadin yokus yukari dogru soluk soluga tirmanmaya ugrasiyordu, Fatmanin sancilari siklamisti, kardeslerine, babasina haber verilmeliydi.. Dogum yakindi…

Ayse , hemen uzerine bir hirka alir almaz, ablasinin evine kostu, Besime hanim, Sidika hanim, coktandir orada bekliyorlardi, biraz bozulur gibi oldu ama belli etmedi, kizkardes dururken bu kaynananin da ablasinin basinda ne isi vardi?Ablasini gormek uzere odaya girdiginde Ismet ebe, yardimcisi genc bir ebeyle Fatmanin basindaydilar.. En son Onlarin haberi olmustu ,

Ayse bu ise hayli icerledi, babasina durumu anlatacakti ama simdi konusulacak konular degildi  bunlar..Gece olustu, Fatmanin feryatlari gitgide yukseliyordu ama bebek daha gelecek gibi degildi, Ismet ebenin cani sikkindi; lakin dogum guc degil ama gec olacakti durum onu gosteriyordu, bebek annesine biraz cektirecege benzerdi..

Zorlu bir gecenin sabahinda Fatma nur topu gibi guzel bir kiz dogurdu, sari saclari bukle bukleydi. cin gibi bakiyordu etrafina.. Ismet ebe kizi guzelce yikayip pakladiktan sonra babaannesinin kucagina veriverdi;

  • Yuklu bahsis isterim Besime hanim, zor dogumdu, gelinini  de bebegi de kurtardim evvelallah ama anamdan emdigim sut burnumdan geldi.. Besime kesesinden bir mecidiye cikarip uzatti ebeye, Surati asilmisti Ismet ebenin, lakin diyecek sey bulamadi, utandi konusmaya.. Rasim bey olani biteni disaridan duyuyordu, Ebeyi cagirdi dis avluya;
  •  Gel bakalim, Ismet hanim, hakkin odenmez kizim, buyur diyip kirmizi kadife kesesinden cikardigi  iki altin mecidiyeyi  Ismetin avucuna birakiverdi..Durumun farkindaydi Rasim, Besime hanimin da Kemal efendinin de ne kadara cimri olduklarini bilirdi , lakin simdi sirasi degildi bu mevzularin.. Ayse iyiden zivanadan cikmisti, yuzu asikti. Sidika hanim durumu farketti ama araya girmekten de cekiniyordu, Besimenin hatalarini saymakla bitmezdi.. Neyse biraz  gunler gecsinde arayi bulurdu insallah.. 
  •  Iyiden Sabah olmus  Gunes yukselmisti, bebekte annesi de uyuyorlardi, Ismet ebe agri kesici ignesini yapip gitmisti, tembihledi yine de kanama artarsa O’ na haber versinlerdi..
  •  Oglene dogru, Naciye iki guzel kizini ellerinden cekerek, Fatmanin evinde almisti solugu kizlar neredeyse uc yaslarini dolduruyorlardi, cok guzel seylerdi yuzlerine bir bakan bir daha bakardi.. Bilal de oglen arasi, karargahin yakinligindan istifade edip  kuzenini gormeye geldi, cok sevincliydiler, Sidika hanim, mutfakta lohusa serbetini kaynatmaya baslamisti bile, bira taraftan bademler kavruluyor , diger taraftan cevizler dovuluyordu..Sabah tan konu komsu haberdar olmustu elbette, zaten gece feryatlari duydukca Allah kurtarsin diye dua etmislerdi.. En sonunda haber Ziyneti ile Zehraya ulasti..Bu durumlarda Badem sutu kaynatmadan gitmezdi Ziyneti, Duyar duymaz badem sutunu kaynatip, kanataya doktu, ogleden sonra gormeye giderdi lohusayi Zehrayla birlikte… 

BOLUM 63

Salih usta, o gun dukkanini kapar, kapamaz solugu gemi acentesinde aldi, sansina  cuma gunu sabahtan Istanbula gemi vardi, yetisiriz dusuncesiyle, kamaralidan iki kisilik biletini alarak cuzdanina yerlestirdi, Cok luks degildi kamaralari ama olsun, yatacak, yerleri olacakti ya, muhim olan Sabire hanimi dinlendirmek yormadan goturmekti..Salih Usta iyi kazanirdi ama harp te cok yoksulluk , cok aci, cok aclik cektigi icin parasini harcamaktan da korkardi hep.. Harp geliyorum demezdi, bir de bakivermissin bir gun toplar karsi kiyilari dovmeye baslardi, Harp ;ne ana, ne evlat ne de kari koca dinlerdi, emir geldimi arkasina bakmadan giderdi insan.. Elin silah tutmayagorsun, kendini cephede buluverirdin..Salih usta ; eve biletlerle donunce , Sabire’nin yuzu dusmustu, Istanbul’ a doktora gitmek oldu olasi korkutmustu genc kadini .Oldum olasi eli tez kadindi,ertesi sabah erkenden  tahta valizi yukari hayat ustundeki sandigin yanibasina yerlestiriverdi, aklina geleni icine atmaya basladi, Hazirlanmak dedigin nedir derdi hep..

Cuma sabahi erkenden Salih usta ile Sabire hanim, limanin yolunu tutmuslardi, heyecanliydi Sabire.. ne de olsa ilk defa Ayvaliktan cikacakti,  Gemi ye ayak atar atmaz , sendeledi, bildigi seymiydi yaaa bu gemiye binisler? Salih Usta gozunun icine bakardi karisinin, koluna gecer gecmez kamarlarinin yolunu tuttular, off ne de buyuk gemiydi bu yaaa???, Midilli den gelirken bindiklerinden daha buyuk daha temizdi..Yatmasi ve iyice dinlenmesi lazimdi..Sakasi yoktu hastaliklarin, sardimi goturuyordu.. Yolculuk zorlu  gececekti malesef.. Sabire yattigi yerden ne zaman basini kaldirsa mide bulantisiyla istifra ediyordu, yaklasik 24 saattir sudan baska birsey dusmemisti midesine.. Salih cahil adam degildi, askerde cok ilk yardim derleri almislardi harp boyunca.. Gemide doktor vardi mutlaka gidip bulmaliydi, boyle giderse cok su kaybedecekti  zavalli kadin..

 Salih Usta bir muddet  sonra yaninda uzun boylu beyaz tenli, masmavi gozleri deniz gibi parlayan bir Rus doktorla geri dondu, Ihtilalden kacip gelen Ruslardandi , yarim yamalak Turkcesiyle , sikintisinin ne oldugunu soruyor tek tek anlatmasini istiyordu Sabireden.. Sonunda , gayet insani bir bicimde mudahelesini  yapti, tedavisini verdi, tekrar gelip bakacagini soyluyerek cikti kamaradan..

 Ertesi gun ogle uzeri Istanbulda Karakoy  Limanina  yanasiyordu Bahr-I Cedit gemisi Ayvaliktan getirdigi bircok yolcusuyla.. Elbette yolcular yanliz Ayvaliktan degildi civar nahiyelerden, kasabalardan , yerlesim yerlerinden gelenler de vardi iclerinde .. Ama Ayvalik yolcusu fazlaydi, hele de bircok genc talebe vardi Ayvaliktan Istanbulda tahsil eden..Salih Usta, Istanbul’un yabancisiydi, Elbette payitahttan sevk olmuslardi harp muddetince ama hic otel aramamistiki kendi basina.. Yine de akilli adamdi, murekkep yalamis gencleri severdi.. Talebelerden biriin yanina yanasip, muhabbet etmeye kendini tanitmaya basladi, Sirkecide Anne babasinin Ayvalik tan geldiginde kaldigi Oteli tavsiye etti, Genc delikanli .. Hayli temiz bir aile oteliydi, her otelde kalinmazdiki Istanbul gibi yerde,Batakhaneler coktu , rahmetli babacigimin deyimiyle…Keske Rasim beye sorsaydi cikmadan ama , adamin derdi basindan askindi simdilere , nerde bulacakti Rasim abeyini?

 Salih ile Sabire Sirkecideki Lalezar oteline yerlestiler.. odalari caddeye bakiyordu, Yeni cami o kadar yakindiki, her ezani keyifle dinleyebiliyorlardi.. Sabire rahatlamisti. Yemege , rahat nefes alip, rahat uyumaya basladi.. elbette ertesi gunu bir taksi bulup Bakirkoye Asabiye hastanesine gideceklerdi..Bakalim Sertabib Fahrettin Kerim’e  ulasmak o kadar kolay olacakmiydi?

AYSE’NIN ELBISESI DIKILIYOR…

Ayse , Saziment ablasiyla icli disli olmustu son gunlerde .. Provalar da kendini aynada gordukce ici kayniyordu.. Kolay mi nerdeyse Ayvalik’in en iyi ailelerinin birinin ogluyla sozlenecekti, Hem de cok yakisikliydi Ali.. Enistesine tas cikartirdi.. Zaten o enistesini hicbiri sevmemistiki, suratsiz, icten pazarlikli adamin tekiydi.Ama O’nun Ali’si oyle mi olacakti yaa? Babasina da kardesine de saygida kusur emeyecekti..Ayse aynaya bakarken bunlari dusunuyor, bir taraftan da Saziment ablasina belli etmemeye gayret ediyordu..Lakin Saziment kurt gibi bir kadindi, ne dedigini ne diyecegini bilir, musterisini gayet guzel tavlar, asla da saygisizlik etmezdi hani.. Genclerin dilinden de cok iyi anlardi..Ayse’yi iyice tanimisti artik nerdeyse 15 gundur her gun gidip geliyordu, az kal misti bitmesine kiyafetin ama daha bunun nisanligi gelinligi vardi, yagli kapiydi Rasim beyin kapisi..

  • Ayse’cim ne dusunuyorsun bakalim? Gunler yaklastikca kalbin de agzina yaklasmistir heralde?
  •  Vallahi ne desem Saziment ablacigim, bilemedim.. Zor isler bunlar , hem cok guzel hem cok zor, Annem sagken bu kadar dusuncem yoktu, simdi herseyi dusunmeden edemiyorum,Bazi konularda da sabirli olmak susmak zorunda kaliyorum biliyorsun ;  diyerek basini one egdi..
  • – Yerden goge haklisin guzel kizim , lakin hayat o kadar mucadele istiyorki hicbirimize dur durak yok…Sabirli olmak en buyuk meziyettir. Rah. annemin  cok guzel bir sozu vardi boyle zamanlar icin derdiki; Sabirla Koruk Helva Dut Yapragi Atla Olur.. O yuzden sabrederek goreceksin bu isin devamini Aysecigim..
  • O deli kiz gitmis yerine olgun bir genc kiz gelmisti soz isi cikti cikali, babasina yemegini , sofrasini hazir ediyor, Kardesinle ilgileniyor, anasinin yoklugunu aratmamaya calisiyordu.. Bu arada Fatma da dogurdu doguracakti hani.. eli kulagindaydi.. Hergun her gece haber bekliyorlardi..
  •  Rasim bey o gece yemekten sonra kahvesini icerken soyle bir Ayseye bakti, kizinla konusmasi lazimdi bu koca evle basa cikamiyordu artik .Bahceler, kilise, evin dokulen duvarlari iyice  bir elden gecmeliydi…Boyle ihmal edilirse yikilir giderdi papazin evi..
  • Ayse, gel bakalim otur karsima; dinle simdi lafimi; Bu evi sana   vermeye karar verdim ben kizim, Biz Mehmetle Boyaliktaki evde kaliriz, Hatice ile Veliyi de gotururz yanimizda onlar alt katta biz ust katta uyuruz.. Dugune kadar bu evi guzel bir elden geciririz boyatir badana ettiririz, bizde kardesinle Ayvalik a geldigimizde  naa (elinle isaret ederek)suracikta alt odada uyuruz size sikintimiz olmaz kizim…
  •  Ayse neredeyse sevincten ciglik atacakti, Zeliha hanim olsaydi asla boyle birseye izin vermezdi biliyordu,
  • – Beybabacim, senin evin nerede istersen orada uyursun orada oturursun, boyle bir seye ne diyecegimi sasirdim..
  •  Rasim bey, iyi bir aileye girmenin de verdigi huzurla boyle bir comertlik yapiyordu, bir de bu evden sitki siyrilmisti, her kapidan iceri girdiginde Zelihasi gozunun onunde canlaniyordu, Ama Mehmetin gelecegini fazla dusunmemisti boyle bir karar verirken; kafasinda soyle bir plan vardi.. Oglumu da madur etmem yaa ona da fazlaca mal veririm, tek gozumun nurudur benim Memedim oksuz Memedim…
  •  Ama gelecek gunler Rasim beyi yaniltacakti elbette, Evlilik olduktan sonra bu planlar hic te dusundugu gibi islemeyecekti, Mehmet’i en cok madur olan evladi olacakti…

BOLUM 62

Annecigi olsaydi , babasinin ofkesini yatistirir, en azindan kizinin yakinda bir yerlerde oldugunu muhabbet ederken vakti unutuverdigini soylerdi.. Ayse, hem eve dogru kosuyor hem de bir taraftan da hickira hickira agliyordu, kimseler  duyacak diye de odu kopuyordu ama Allahtan sokaklarda  in cin top atiyordu o aksam…Evlerin pencerelerinden sizan ciliz isiklardan , vaktin kac oldugunu az cok belli oluyordu olmasina ama babasina ne cevap verecekti simdi? Yokusun basina vardiginda , oncelikle bir ohh cekti, nihayet sokak basina gelmisti sag salim. Olmadik seyler duyuluyordu son zamanlarda , it kopuk takimi, ceteler gece oldumu hep sokaklardaydilar  , bir genc kiz nasil olurda bu saatte sokakta kalirdi? Bunun cevabini kendi de veremiyordu, babasina dogrusunu soyleyecekti, ne derse desin yalan soylemeyecekti.. Karar vermisti.. Avlunun  dis kapisini gicirdatmamaya  calisarak acti,camekanin kapisi  mutlaka ses cikarirdi ama sansini denedi , sessizce iceri suzuldu, yukari cikarken alt odaya kulak kabartti, hic ses seda yoktu.. Yukari odasina cikip kiyafetlerini cikarip ev entarisini giydi, Yukari babasinin yattigi odada da kimseler yoktu, bu sessizlik urkutmustu Ayseyi, odada  lamba yaniyordu yanmasina da onun da gazi neredeyse bitmek uzereydi, kardesciginin her zamanki siltesinde uyuyakladiginin farkina vardi, Babasi da sedir uzerinde uyuyordu, hem de horlamacasina..  Mutfaga dogru seyirtti, Hatice , yemekleri yapmis sahanlarin agzini siki siki da kapatmisti sogumasinlar diye .. Mis gibi tavuklu pilav vardi, bir de tas kebabi sever diye Rasim bey icin pisirmisti .Hatice. uzum hosafini da eksik etmezdi pilavin yaninda .. Hanimindan tembihliydi..

  • Hay allah demekki ikisi de coktandir uyuyorlar diye soylend kendi kendine, ne demeliydi acaba simdi babasina? Ablasinla , terziye gittiklerini soylese yalani cikardi belki, bir baskasiyla gitmis olsalardi keske.. kimle olabilir diye dusunurken , Sabire hanimi geciriverdi aklindan, Cok severdiler birbirlerini, Sabire de , Ayse gibi cok oturakli degildi hani, dellendimi kimse gecemezdi onune.. Babasi sorarsa Sabire ablasiyla Saziment hanima gittik , Kumasi vermeye diyiverecekti.. Bunlari dusunedursun, Rasim bey , Aysenin tikirtilarindan uyandi,
  •  Hayrola yahu saat kac oldu boyle, Yatsi okundu mu yoksa?  Aysenin namaz saatleri ile pek arasi yoktuki nerden bilsin?  
  • – Bilememki Beybabacigim, horluyordun duyamadim vallaha, Hatice ile yemekleri yapmistik uyanmanizi bekliyordum.. Uyandirmaya kiyamadim ikinizi de .. Sofrayi hazirlayimmi, hemen buracaga getiririm siniyi istersen?
  •  Vallahi iyi olur kizim sabaha karsi gide gele su Karayerlere; Mehmet te ben de helak olduk a kizim! eve geldik mi uyuyakaliyoruz..
  • Ayse ucuz atlatmisti, babasi sormazdi insallah bugun nerede oldugunu, sorarsa soylecekti eli mecbur.. El cabuklugu marifet diyerek, siniyi bir de elegi getirdi, elegin ustune yerlestirdi kocaman baklava sinisini, artik herkes ayri porselen tabaklardan yiyordu..Tabaklarin en guzelllerini koydu sininin ustune, tas kebabi ile pilavi da sobanin uzerine isinmaya birakti.. Pilav tam citirdamaya baslamistiki, uzum hosafini kaselerle tepsi icinde getirdi  Ayse, ayni annesine benzerdi aslinda, cok guzel kiz degildi ama , Fatma dan cok anasini andirirdi, Rasim bey kizina baktikca duygulandi, duygulandikca tekrar bakti, boncuk mavisi gozlerinden yaslar akmaya basladi.. Ayse de cok duygulanmisti ama simdi Mehmeti de aglatirlardi , sirasi degildi, zaten agamadiklari gun ya da gece yok gibiydi..Mehmetcik mis gibi tas kebabinin kokusuyla gozlerini acti, Pilav da tane tane dokuluyordu hani Hatice ogrenmisti son zamanlarda Zeliha hanimdan yemek yapmasini..Ucu de hic konusmadan yemeklerini yediler, Rasim bey , kahve isterdi yemekten sonra.. adeti hic degismemisti.. Ayse , babasinin kahvesini de yapip, bulasik yikamaya gecti mutfak tarafina .. Mehmet soyleniyordu, agzi icinde:
  •  – Ablaaa, nerdeydin sen biz geldigimizde, cookta  gecti yani?Ayse ne diyecegini sasirmisti, hic orali  olmadi, tekrar sorunca dayanamadi artik..
  •  Offf Mehmeeett yani napican benim nerde oldugumu artik ben sozlenecek yasa gelmis genc bir kizim, sana hesap mi vericem ?
  •  Nee neee  ne dedin? kiminle sozleniyomussun bakalim?
  •  Hadi sen anlamazsin, cocuklar boyle seylere burnuna sokmaz, cok sorup durma, enisteni gorunce begeneceksin o kadarini bil yeter..Mehmet kendini cok ilgilendirmedigini bildiigi icin ustune gitmedi, kimdir nedir ne zamandir diye de sormadi, ama aslinda gelecek gunlerde bu izdivac en cok O’nu ilgilendirecekti….
  •  Ayse , ertesi gun Sabah olur olmaz babasinin Sabah kahvesini yapti,  evden cikmak icin hazirliklarini tamamlamaya ugrasiyordu.. Kisik bir sesle babasindan terziye gitmek uzere usuleten izin istedi, KIminle gidecekti elbette biri olmaliydi yaninda, Rasim bey kizina cok guvenmedigi icin yalniz sokaga ciksin istemeezdi.
  • Ablamla gideriz diye dusundum , beybabacigim.. Simdi once Ona ugrayacagim sonra  da oradan Dereboyuna gideriz birlikte..
  •  OOO ne isiniz var oralarda, uzak orasi be kizim, yagmuru var camuru var, baska terzi yokmuydu bu cenahta?

Yengemler orayi tavsiye ettiler, deyince akan sular durmustu, Rasim bey, yengelerinin zevkine pek guvenirdi. Ayse yeniden sandigi acti birkac kumas daha vardi orada ama hepsi birbirinden degerliydi yani.. Mavi krep saten bir Kumasi begendi , cantasinin icine bir kagida  sararark yerlestirdi, Ablasinla gitmeye hic gonlu yoktu ama gidip agzini aramaliydi, zaten gelmezdi ya, gebeydi zaten.. Evden firladi, Ruzgar gibi ucup, Fatmanin kapisini caldi, ablasi daha uyuyordu nerdeyse, Ayseyi gorunce korktu birden;

  • Yoksa babama mi……? diyecek oldu.. Amannnn  cok sukur herkes iyiydi simdilik.. terziye gittiigini , gelmek isteyip istemedigini sordu.. Elbetteki gelmeyecekti Fatma, kendini zor tasiyordu , simdi Dereboyuna kadar da yurunurmuydu yani?
  •  Ayse, Saziment hanimin kapisini caldiginda duvardaki saat Sabah 10 u gosteriyrdu. Saziment hic evlenmeisti ,erkek kardesi ile birlikte koca bekardilar ;neredeyse ikisi de 40 yslarinin uzerindeydiler, annecikleri adadan gelir gelmez vefat etmisti, el emegi bir de zeytin geliri ile gecinirlerdi, duzgun insanlardi etrafta bir dedikodulari cikmamisti cok sukur…Saziment, yeni evlenecek kizlarin heyecanini bildigi icin gulerek ;
  • Gel bakalaim, Ayse .. bilirim heyecandan uyuyamamissindir dun aksam?
  •  Nerden bildin Saziment ablacigim?
  •  – Ah kizim sen ne ilk gelin adayisin ne de son olucaksin insalllah.. hep bole olurlar ilk baslarda.. Ayse ile Saziment iki ahbab gibi oturdular, konustular, kahveler ictiler, biraz da dedikodu ettiler, terzilerin dedikodusu meshurdu. eh Ayse de dedikoduyu severdi hani…Sonunda mavi krep sateni nisana kirmizi kadifeyi de soze dikmeye karar verdiler, modeler begenildi.. Bir hafta on gun icinde kirmizi alcanfes kadife hazir olurdu … Ayse ayaklari poposuna vuraraktan evlerinin yolunu tutu… Bir kizin hayal edebilecegi en guzel zamanlardi bunlar , ama keske anacigi da olsaydi yaninda..
  •  SABIRE HASTALANIYOR;
  •  Geldiklerinden beri neredeyse ciddi olarak hic kriz gecirmemisti Sabire hanim. o yuzden de Istanbul’ a gitmeyi ihmal etmislerdi kari koca, Paralari da vardi ama Istanbula tabibe  gitmek kolay ismiydi?O Sabah aslinda kuslarin sesiyle uyandi, havada bahar havasi vardi, cemreler dusmustu , havacikta isiniyordu cok sukur, soguk havayi oldu olasi sevmezdi, hele de soba yakmayi hic beceremezdi, Salih ustayi beklerdi yakmak icin, Ya da Zehra gelir sobasini tutusturuverirdi.. Ama Sabah olunca bir fasil mutlaka Zehraya gecer, Sabah seriflerin hayrolsun der, Bazen teyzesini de orada bulurdu, uc kadin oturduklari yerde kahvelerini icerken mahahallede olan bitenden konusurlardi, daha Aysenin soz isi duyulmamisti ama , dunurculer gelir gelmez herkes ogrenirdi birbirinden , zaten adetti, hisim akrabaya haber verilirdi, Lakin kim haber verecekti ama bir yolu buunacakti iste..
  •  Sabiha uyanir uyanmaz asagiya ayak yoluna indi,  elini yuzunu yikadi, kendinde bir tuhaflik hissediyordu , ne oldugunu anlamadan kendinden geciverdi Uyandiginda ne oldugunu hatirlamayacakti elbette..
  •  Zehra, Sabah olup Sabire gelmeyince meraklanir yoklamaya giderdi, koca anahtarla ust kapiyi acar once hayat altini sonra da alt odayi yoklardi.. Sabire  alt odanin ortasinda agzindan kopukler cikararak debeleniyordu, Zehra’nin  korkudan nutku tutuldu, ama kendini toparlayip anasina bagirdi.. Ciglik cigliga idi ne pacaklarini bilmiyorlardi, akli evvel Mehmetcigi hemen Ruhi beyin evine gonderdiler.. Ruhi bey , golf pantalonunu yeni giyiyorduki, saskinlikla ayaginda kadin terlikleriyle cikageldi, az cok ne yapacagini biliyordu, dislerinin arasina eline sokup cenesini acmayi deneyecekti. Elini zar zor Sabirenin agzina soktu, dilini disari cekmeye calisti  o kadar zor bir durumdu ki kaygan dili yaklamak kolay degildi. Sonunda sobanin tablasindaki kucuk masayi yikayip getimelerii istedi, boylece dilini disari cvekebildi.. Sabireyi tokatladi, bir muddet sonar Zavalli kadin kendine gelmisti ama bitkindi, ilaclarini ihmal ediyordu gecti hastaligim diye…
  • Ruhi bey, Sabire ayildiktan bir muddet sonra elini uzunu yikamak icin evine gitti, giyinip kusandiktan sonra Salih ustanin dukkaninin yolunu tutacakti elbette , Istanbula Doktor Fahrettin Kerim’e  goturmesi lazimdi Sabire’yi..bu isin kompedani oydu, O nederse  degismezdi..
  • Salih Cavus,Ruhi abisinin anlatiklarindan sonra,  Elindeki Nazike hanimin pabuclarini attigi gibi evine kostu, karisi bitkin vaziyette sedir uzerinde yatiyordu, ilaclarini vermislerdi ama duzenli almiyorduki bu meretleri..Ziyneti anne de basinda bekliyordu ,kocasi gelince terbiye geregi hayat altina gecti , cok uzgundu zavalli kadincagiz,bu yasta olmasindi boyle seyler genclere…Salih Ustanin Istanbul lafini telaffuz ettigini duyyordu Ziyneti, daha fazla dayanamadi ,  daldi iceri;
  • Sabire, bana bak, yarim aklim vardi basimdan aldin bugun, Salih effendi oglum , sen yarindan tezi yok git gemi acentasindan al Istanbul biletlerinizi. ne gun munasipse cikin yola… Gorsun bakalim Sertabib, Cok bilgiliymis diyorlar.. KOrkunun ecele faydasi yok neyse ciksin ortaya nihayetinde  ne fena dertler var dunyada diyorlar, Sabirenin , Teyzesine itiraz edecek hali yoktu.. olur anlaminda basini one dogru salladi.. Salih effendi boylece rahat bir nefes alarak isine geri donmek uzere kapidan disari cikti Ama  gun boyunca  hic akli basina gelmemisti Salih cavusun…

  •  

BOLUM 61

Zehra, babasinin olumunden sonra iki evin arasinda git gelden yorgun dusmustu, Kendinle ilgilebecek hali yoktu ama Nezahatciginin bakimini, okul ,kiyafetlerini, yemek saatlerini , cahil de olsa ders calisma vaktini  asla ihmal etmiyordu.. Nezahat te duzenli ve titiz kizdi zaten , kurdelelerini kolalamayi ogrenmisti anacigindan, nisasta kolasi yaparlardi birlikte, pazartesi sabahlari en sevdigi sey kurdelerini kivircik saclarina baglayip okula gitmekti, Hatice hanimin kizi Munise ile ayni okulda ve ayni siniftaydilar, birlikte giderler birlikte gelirlerdi ya, Munise de anasi gibi kaprisli kizdi hani..Ovunmeyi pek severdi, Babasinin Istanbuldan getirdigi urbalari , Nezahate gosterir , zavalli kizi aglatincaya  ovunur dururdu, Zehra sirf bu yuzden  dikis kurslarina  gidip dikis ogrenecekti ileriki zamanlarda ..Munise de annesi de  insanlar etraflarindaki  kimseleri begenmezler, herkese tepeden bakarlardi,  bakmasina da Ruhi beyin hatiri vardi iste, akrabaydilar Zehranin kocasiyla.. Ziyneti hanim , uzak durmayi yeglerdi bu aileden mumkun oldugunca, Sabire zaten hic lafini esirgemez, Hatice ogunmeye baslar baslamaz, dogru bildigini yuzune vururverir , Haticeyi kipkirmizi ederdi , ama gelgelelim, can cikar huy cikmazmis derler, Hatice hanim olene kadar ogunmeyi elden birakmadi ve uzun yillar kendini herkesten ustun gormeye devam etti..

Zehra , bu aralar o kadar cok yoruluyorduki, bir taraftan  kulaklari agirlasan annesine laf anlatmaktan , bir taraftan kardescigini cekip evirmekten digger taraftan da kocasinin isteklerine cevap vermekten…..  Geceleri nerdeyse yastiga basini koyar koymaz uyuyor, Sabah namazina bile kalkamiyordu, zaten Namazlar neredeyse MIsavru da kalmisti artik..Mehmet Emin efendi ne kadar yorgun olsa da erkekliginin verdigi heyecanla karisina sariliyor, geceyi karisiyla icli disli gecirmek istiyordu.. Zordu Zehra icin . ama seviyordu kocasini elbette.. Hicbir istegine hayir demiyordu..

Zeytin toplanip bitmisti artik , yaglar fabrikalarda cikiyor taze taze  hayat altindaki kuplere dokuluyor, pirina  bakir mangalda kahve pisirilirken kor gibi icin icin yaniyordu..Zehra  o gunlerde yine sabahlari  kalkmakta zorlaniyordu ama yorgunluga bagliyordu tum sikintilarini.. Bir ay gecip adet olmayinca yeniden hamile kaldiginin farkina vardi  zavalli kadin, Dogrusu zor geliyordu cocuk buyutmek ama bir taraftan da belki bir oglum olur dusuncesiyle kendini avutup duruyordu… Boyle olunca belki anasi yemek isine yardim ederdi kimbilir?Mehmet te karsi bahceden odun getirir sobayi ateslerdi, biraz daha beklesin de belli olmaya baslayinca anasina soylesindi, boyle yurumeyecekti ,bu yorgunluk baska turlu hafiflemeyecekti…Gebeliginden iyice emin olduktan sonra kocasina soyledi bir sabah , hala kocasindan bile utanirdi soylerken.. Cok mutlu olmustu Mehmet Emin.. Belki bir ogullari olurdu kimbilir, Belli mi olur , allahin isi !diye dusundu..

Zehralarin evinde hayat boyle akadursun, Bilal de calistigi karargaha iyice alismisti.. Gelen giden hemen Bilal’i arardi butun askerlik isleri evraklar, giden gidecek olan , her delikanli Bilal’in masasindan gecerdi.. Bazen Oylesine yorulur, tam kolluklarini cikarip ogle arasi kestirecekken , Kumandan muhabbet edip, Ankara dan gelen evrak konusunda bilgi vermek icin Bilal’i odasina emrederdi.. Yine de Bilal yaptigi isten cok memnundu, Kumandan musade etse askerlerle eskiya avina bile cikardi, elbette boyle bir sorumluluga giremezdi hic bir komutan..

 Naciye ise kizlarini buyutuyor, gozlerinin icine bakiyordu guzel yavrularinin.. Ikisi de yeni acmis gul tomurcuklari gibiydiler, artik yeni yeni huysuzlanmaya baslamislardi , dis cikarma zamanlari gelmisti zira.. Sidika hanim , torunlari icin dis bugdayi kaynatti  sekerledi, dislerini ilk bulan komsulari bakalim bu guzel kizlara neler  alacak, diye gecirdi icinden? Gelin kaynana hic bir sikinti yasamadan gecinip gidiyorlardi gitmesine ama Besime hanimla Kemal efendi Fatmaya fazla gidip gelmeye baslamisti .H.emen hemen her aksam yemege gidiyorlar, ardindan da Fatma gebe halinle egilip bulasiklari yikiyordu, dur bakalim ne zaman bir hir cikacakti? Sidika kac defa kardesini uyardiysa da, Kemal,  Karisina laf dinletemiyorduki?Cahil kadindi;  aksam oldumu ‘ oglumu gorucem’ diye tutturuyordu Besime..

  AYSE’YE DUNURCULER GELIYOR….

Ayse ye dunurcu  haberi ni elbetteki babasi degilde Hatice yengesi vermisti, O zamanlar babalarin bu tur mevzulari kizlariyla konusmalari cok ayipti,  koskoca Rasim aga kizina nasil sana  talip var diyebilirdi? Olacak sey degildi alimallah!Duyulsa dedikodudan Ayvalik calkalanirdi vallaha, kadinlar aralarinda kimbilir ne dedikodular uretirlerdi artik?Nurlar icinde yatsin Zeliha tam olmasi gereken zamanda yoktu..

Hatice yengesi, meseleyi Ayseye actiktan sonra oglani tarif etmeye kalkti ama Ayse zaten biliyorduki Aliyi! O’nun da adi Aliydi diger bacanagi gibi.. HIc bildigini belli etmeden dinledi, gozlerinin ici parlamisti, cok yakisikli cocuktu Ali..Hayir dermiydi Ayse boyle bir teklife, usul geregi;

– Sizler munasip gorduyseniz olur, Hatice yengecigim deyiverdi..Sevinmisti Sevinmesine ama simdi onu istemeye geldiklerinde   ne giyecekti?

Seytanin kic bacagiydi  Ayse tam manasiyla. Eve gider gitmez anneciginin sandigini acti, rahmetlinin Istanbula gittiginde aldigi al canfes kadife kumasi cikardi, Dosdogru terzi Saziment hanimin yolunu tutu, Ablasina da haber vermeyi dusunmustu ama simdi gebeydi Fatma bir de zaten oldu olasi aralarinda bir kiskanclik vardi, O’nunla mi ugrasacakti en guzel zamaninda…Dereboyunda otururdu Saziment hanim, oyle herkesin dikisini de dikmezdi hani;  ama Hatice ile Afet hanimlarin tavsiyesi uzerine geldim onlarin yegeniyim deyince akan sular durulacakti elbette…Dere boyundaki evler de Rumlardan kalma son derece guzel mimariyle yapilmis tas binalardi,birbiri ardina siralanmis bu guzel evlerde Sigridan, Sarlicadan, Molvadan gelenler yerlesmislerdi cogunlukla. Kepenkleri ruzgarli havalarda  gicir gicir   eder, cocuklar hayaletler geldi diyerek yorganlarini kafalarindan yukari  cekerlerdi uyuyabilmek icin, hele de bir yagmur yagarsa ortadan akan dere resmen kopukler sacardi dereboyuna. Ayvalik, Kaz daglarinin deli poyrazini. Midillinin lodosunu, karsi kiyinin da imbatini cok severdi, hele de bir esek imbati cikmayagorsun balikci teknelerini darmadagin ederdi, Lakin bu sevgi zavalli balikcilara cok zarar verirdi hazirliksiz yakalarsa ; Yillar icerisinde balikcilar da esek imbatindan ve lodostan korunmayi ogrendiler ogrenmesine de cok ta para ve zaman kaybetti  zavalli  emekci insanlar…

Ayse , Saziment hanimin kapisini caldiginda nerdeyse aksam uzeriydi, bu saatte pek kimse gelmezdi ama , kapinin aslanbasli tokmagi vurulunca Saziment yukari parmaklikli pencereden basini uzatti , son derce duzgun giyimli, saclari kisa kesilmisgenc  bir hanim elinde dolu  cantayla bekliyordu..

  • Buyur kizim, kime bakmistin acaba ?
  • Ben Hatice hanim yengem ile Afet yengemin yegeni Rasim beyin kiziyim efendim, kapiyi acarsaniz ne istedigimi anlaticam ..
  •  Ayse utana sikila iceri girdi, hickimse o yasta terziye yalniz gelmezdi elbette ama kime yalvaracakti simdi, keske Hatceyi yanina alsaydi ama oun da cocugu vardi, olacak seymiydi ? Hem babasina , kardesine yemek hazirliyacakti Hatice, evde olmasi icap ederdi..    Ayse birden saatin aksam ezani  saatine yaklastigini farketti, aman allahim babasina terzide oldugunu nasil anlatacakti simdi? Nasil yapmisti bu hatayi, bu saatte terziye gelmekle…Iceri girer girmez kendini cabuk cabuk tanitip anneciginin 3 yil once vefat ettigini o yuzden kimseyi rahatsiz etmemek icin yalniz geldigini anlatti ballandira ballandira, agzi iyi laf yapardi Ayse’nin, karsisindaki  dinlemeye baslar baslamaz ikna olur , merakla dinlerdi deli  kizi. Saziment hanim  Zeliha hanimin vefatini duymustu, zira Ayvalik yas tutmustu Zelihaya o sene.. Cantadan cikan alcanfes kadifeye hayranlikla bakiyordu  Saziment..
  •  – Nerden aldin kizim bu guzel Kumasi?
  •  Annem hastalandiginda babamla Istanbuldan almislardi Saziment ablacigim. musade buyurursaniz ben simdi gideyim ne zaman isterseniz gelirim zira beybabam gelmistir eve.. Aysenin bunu soylerken dudaklari ucuyordu korkudan.
  •  Bak kizim Ayse , bu Kumasi gel Nisanina yapalim, baska bir kumas varsa onu getir dikeyim, cok guzel bir iki saatlik bir is icin ziyan etmeyelim , derken vakit gecmis saat hayli ilerlemisti.. Ayse sokaga ciktiginda birkac kopuk serseriden baska kimse hatta hicbir kadin yoktu sokaklarda.. Birden korkuya kapildi, Nasil giderim ben simdi eve deyip kosturmaya basladi, beybabasi da eve gelmisti muhakkak, simdi zamanimiydi gec kalmanin?Ahh bu hatayi nasil yapmisti?kalbi gum gum atarak  evlerinin yolunu tuttu, ara yollardan degilde ana yolda gidecekti, ara yollar bu saatte tekin olmazdi..

BOLUM 60

Ogretmen Nazim bey, Mehmet’in derslerdeki basarisinin dususune cok uzuluyordu , lakin  sebeb te belliydi ,sonuc ta ortada idi.. Rasim aganin pek ilgilenir tarafi yoktu;

  • Amann Nazim bey okuyup ta katip mi olacak, olsa da gonderemem tek oglumu uzak  yerelere, sonra bu zeytinleri kim bakar deyip duruyordu.. Boylece Mehmet 5. sinifin sonunda iyi derece ile okulunu bitirdi..derslerdeki basarisizligi bitirme imtihanlarinda gitmis sanki yerine baska bir Mehmet gelmisti..
  •  Bak Rasim aga, Oglan Sifai imtihanlarda (sozlu sinav)cin gibi masallah, gel dinle beni bu oglani orta mektebe yazdiralim.. diyince Rasim aga boyun bukmus,  kiramamisti elbet ogretmeni. Ayvalik Orta Mektebine yazdirmislrdi Mehmet’i . Devam ediyordu etmesine ama cocuktu sonucta, yaramazlik  yapiyordu ara sira, kimse yoktuki Mehmedi duzene sokacak.. Ana yoktu, babasi cogu zaman Boyalik merasindaki evde kaliyor Ayvalik’ a gelmek bile istemiyordu.. Ayse zate kendi dunyasindaydi, Evde bir hizmetli ve kocasinin eline  kalmisti Zeliha hanimin kiymetli  Mehmetcigi.. Fatma da ilk gunlerdeki gibi gidip gelemiyordu artik, kocasinin ve kayinvalidesinin istekleri bitmiyorduki.. Yeni gelinden cesit cesit yemek bekliyorlardi, zira Zeliha hanimin ada koffteleri, pirincli pilavi, keskegi meshurdu..Fatma bazen kardesini cagirsa da Mehmet gitmekten cekinir olmustu , enistesinin birkac aci sozunden sonra .. Cogunlukla Selim amcasina gider, Hatice yengesinin yemeklerini yerdi okuldan cikinca.. Amcasi her seferinde kulagini ceker ;
  •  – Oglum dinle bak lafimi, derslerini calismamazlik etme, malini mulkunu idare etmek icin okumus olman lazim yoksa cahil adami herkes oynatir..derdi.. Mehmet icin ok yaydan cikmisti lakin, okuldan dondugunde cantasini bir tarafa, sapkasini bir tarafa firlatir, sokakta oynamaya dalardi ortalik kararana kadar, Aysenin ya da Haticenin pisirdigi yemekler sicak olursa yer sicak degilse agzina bile koymadan yatardi…
  •  Rah. babacigimin bu sicak yemek isteme aliskanligi olene kadar devam etti, zeytinyagli yemeklerin bile isinmasini isterdi annemden, olaki o gunleri hatirlatirdi soguk yemekler O’na..
  • O yil, Mehmet orta mektebin ilk senesini  guc bela bitirdi ..  Ikinci sene dersler zorlasmisti ama Mehmetin derdi ders degildiki , dinlediklerini bir cirpida ogreniyor, dinlemedigi derslerden de nefret ediyordu.. ikin ci yilin sonlarina dogru matematik ogretmeninden yedigi bir dayak sonucu okulu birakmaya karar verdi, amcalar elbetteki karsi cikmislardi bu karara ama kim dinlerdi amcayi.. Rasim bey, memnundu bile bu isten bir bakima.. Altinova yolu uzerinde Kara Yerler dedikleri arazileri almisti, Calisacak mallari deruhte (cekip cevirecek) adam lazimdi, Okuyup ta ne olacakti oyle…?Kayisi agaclari ekiliydi o zamanlar o yeni arazide, Sabah erkenden babasiyla at ustunde giderler , isciler kayisilari  toplamayi bitirene kadar beklerlerdi.. Daha sonraki yillarda babacigim yalniz basina gitmeyi ogrendigini bazen annesinin mezarina ugrayip O’nunla dertlestigini anlatirdi bize.. 12-13 yasindaki bir cocuk icin travmanin buyuklugunu anlatmak icin baska bir olay aktarmaya gerek yoktur sanirim..

Bu arada Ayse, gelinlik kiz olmustu nerdeyse, Rasim beye degil  ama Amcalara dunurculuk icin arabuluculuga giden coktu..Rasim bey henuz bir dugun yapacak gibi hissetmiyordu kendini.. Acisinin uzerinden 3-4 sene anca gecmisti.. Fatma da gebeydi artik bi dogursaydi hayirlisiyla , isin ucundan tutardi belki…Gerci Fatma kocam koylu olmustu ya , iste gene de umut ediyordu Rasim aga..

Zeytinler de o yil iyi vermisti hani, epeyce zeytin  toplamisti, Adada biraktigi mallarin yarisiydi belki ama ayni cuvali topluyordu Rasim bey..Yagi da kardeslerinin fabrikasinda cikariyordu, aldigi randiman fena degildi hani. Biraz para yatirsaydi yeni acilan Osmanli Bankasina.. Cunku kime  kime para emanet etse , hirsiz girip caliyordu(!)Zeytinden dondugu bir aksam Selim bey, abeysine yaklasti, agzinin icinde birseyler soyluyordu, ama Rasim aga yorgunluktan mi yoksa tansiyonun yuksekliginden midir bilinmez, Kardesini duymuyordu, Onunla dalga gectigini sandi..

-Selim ne diyorsun, anlamiyorum, kulaklarim da sagir mi oldu nedir?

-Abeycim , diyorumki, Agrali Selim beyin oglu  Ayseye taliptir, ne dersin?

  • Sahi mi soyluyorsun yoksa dalga mi geciyorsun  benimle? Bizim deli kizi ne yapsin Selim beyin oglu? 
  • Aman be abeyy, amma da yaptin neden yalan soyleyim, git Emin’ e sor istersen, O da variydi, Selim bey yazihaneye geldiginde, Bilirsin soyu sopu yerindedir Selim beyin..
  • Eger dogruysa vallaha allah gonderdi derim Selim beyi, bizim deli kiza, Oglunu tanirmisin nasil bir delikanliidir?
  •  Sabuncu ustasidir O da, katip kilikli eline yuzune bakilir bir delikanli , benim kizim olsa hic tereddut bile etmem.. Basi onunde gider basi onunde doner, duymadim bir kopuklugunu..
  • Var midir ickisi kumari Selim ?bir sor sorustur bakalimm, sonra  karar verelim birlikte, Lakin ben eve dunurcu kabuledecek durumda degilim, koca ev neredeyse harebe oldu bakimsizliktan..
  •  SElim beyin uc kizi vardir oglanin yani sira abeycigim, lakin sen Ayseyi kizlarin ustune vermicesin ya, alirsin ona da bir evcez..
  • SElim benim acim kendime simdi kizima ev dusunecek durumda degilim, birak gideyim ben ac karnimi doyurayim yag cikinca gelirim..
  • – O da nasil soz abeycigim, hanim evden yiyecek gonderdi gel birlikte yiyelim yazihanede;
  • Yazihaneye girdiklerinde yemekler isitilmis masanin ustunde duruyordu sicak ekmekle yemege basladi iki kardes, Rasim beyin gozleri dolmustu birden Zeliha hanimin guzel yemeklerini hatirlayiverdi birden, bogazinda dugumlendi yiyecekler,,,IKi damla damlayiverdi gozlerinden; firsat bu firsat deyip kardesi giriverdi soze;

-Abey , yahu boyle olunceye kadar yas mi tutacaksin? gel Ayseyi de evlendirdikten sonra sana da munasip birini bulalim, evin olsun bir kasik sicak yemek bulursun.. Rasim bey dellenmisti birden, her gece ruyasinda gordugu Zelihasinin ustune nasil gul koklardi?

Selim bak kalbini kirmayim, bir daha boyle bir sey duymak bile istemiyorum.. ben sizin gibi degilim, Karimin ustune gul koklamadim..

O zamanlar kardeslerinin capkinligi dillere destan olmustu , yakisikli ve parali adamlardi, Kadinlar zeytin , yag bahanesiyl e cok  defa yazihanenin arka odalarina suzuluverirdi..

ZIYNETI  YALNIZLIGA ALISIYOR..

Ziyneti , akli evvel oglancigi ile aksamlari  yemekten sonra  kizina gider, toruncugunu sever, yine yatmaya evine donerdi; Mehmet Emin her ne kadar kardesinin kuzusu idiyse de rahatsiz etmekten cekinirdi.. Nezahatcik  o sene okula baslamisti, okuma yazmayi ama en cok ta resim yapmayi seviyordu, Ogretmeni yaptigi resimleri sinifta teshir ediyor( sergiliyor), Nezahat’e yildiz takiyordu, daha ilk mektep te bile ben buyuyunce ressam olucam diyordu.. Lakin Ziyneti ressamligin ne demek oldugunu pek bilmedigi icin torunu kotu yola dusecek saniyordu..

-Amaninn evlatcim , istemem ben oole seyler sana muallime olmak yakisir, ressam ne is yapar, bilemm bile..

_Buyukanne ben hep resim yapicam, resimlerim duvarlara asilacak, muallime olmak istemiyorum ben..

  • Aman evlatcim gunahtir bile dinimizde oyle resimler yapmak..
  •  Nerde  yasiyorsun sen buyukanne Gazi pasamiz Ressamlara buyuk ihtimam gosteriyor, benimde resimlerim meshur olacak, ben de Pasa’min elinden takdirname alicam…. Hem ben Gazi  Pasamizi gormeyi cok istiyorum…
  •  Boylece annecigimin istegi gercekelesti, Gazi pasasinin elinden takdirname alamadi belki ama sinif olarak Ataturk’un Ayvalik I ziyaret etmeye geldigi 13 nisan 1934 de gitiklerinde on saflarda Gazi pasayi karsilamayi basardi.. Her zaman Deve tuyu rengindeki golf pantolunu, sapkasini, asaletini anlatti durdu senelerce, olene kadar da Ataturk sevgisi icinden cikmadi..

BOLUM 59

Acilar, eskiden simdiki kadar kolay etkisini kaybetmiyordu, Insanlar kaybettiklerinin arksindan uzun yillar yas tutuyorlardi, Belki de Rumlardan kalma bir adetle uzun sure siyah giyiyordu kadinlar, Bu adet Giritlilerde cok daha yaygindi..Yasi olanlar uzun zaman sazli sozlu eglencelere katilmaz, gunlerce  evlerden bile cikmazlardi.. Genc olumler cok yaygindi mubadiller arasinda.. Korkularla, acilarla , heyecanlarla yipranmis bu insanlar Anadolu’ya gectikten kisa bir sure sonra yasadiklarinin bedelini canlariyla oduyordu..

Fatma yeni gelinliginin keyfini suremeden, annesinin yerini almak zorunda hissetmisti kendini.Babasini kardeslerini yalniz birakmak gelmiyordu icinden , Hatice ile birlikte, yemekleri yapiyor, gelen gideni agarliyor, Annesinin yoklugunu aratmamaya calisiyordu lakin Zeliha hanim  yeri dolacak kadin miydi?

Mehmetcik , gunlerce okula gidemedi, ogretmeni derslerini eve gonderiyor, ara sira da Rasim beyle birlikte ogrencisini gormeye geliyordu, Nazim bey babacan bir adamdi, Mehmet’in bulunmaz hafizasina da hayrandi.. Herseyi rahatlikla aklinda tutuyor, gordugu yaziyi kolay kolay unutmuyordu, muthis bir ezberleme yetenegi vardi Mehmet’in..Lakin , Zeliha hanimin kaybi en cok Mehmet’i etkilemisti, her gece yattigi yatakta once dua ediyor sonra da uyuyana kadar agliyordu.. Ayse ile ayni odada yatarlardi , ama Ayse o kadar etkilenmis gorunmuyordu.. yasi evlenme yasina dogru geldikce , kocaya gidecegi zamani sayiyordu bir nevi…

Evin diregi yikilmisti , anasi gitmisti evin, Fatma ne kadar toparlamaya ugrassa da , kolay degildi , Zeliha hanim gibi bir kadinin yoklugunu gidermek.. Ali bey, kayinpederinle birlikte kalmaktan oldukca rahatsizdi, evinde olmak rahatlamak istiyordu, hakliydi hakli olmasina ama su kirk gunu bir atlatsalardi hic olmazsa..Her aksam is donusu geceyi Fatmaya zehir ediyordu, bazen evine gidiyor orada yatiyordu, asi olmustu o sakin ve munis adam.. Fatma da bir an evvel kirk mevlidini yapsam da evime donsem moduna girmisti artik…

Haticenin gebeligi de yavas yavas belli olmaya baslamisti, neredeyse alti ayi tamamlicakti ama Rasim agasindan saklamak icin hep bol entariler giyerdi, o zamanlar utanilirdi gebelikten..BIzler o terbiye ile buyutuldugumuz icin ben bile ilk cocuguma hamile kaldigimda babamdan uzun sure utanmis ve cekinmistim…Belki de dogalliktan uzakti bu yasadiklarimiz ama ogretilen oydu o zamanlar..

Zeliha hanimin kirk mevlidi buyuk bir kalabalikla yapildi, erkekl;er ayri kadinlar ayri yerde oturdular, Camiden sesi guzel hocalar getirtildi, hem mevlid hem de Kuran okudular, akide sekerleri helvalar dagitildi, fistikli kirmizi serbetler icildi , hersey fevkindeydi, tek eksik olan  Zelihaydi elbetteki..Rahmetli, guzel bir kadin olmamasina ragmen , bastigi yeri titretirdi, aile icinde de  cevresinde de gormus gecirmisligin verdigi bir agirligi vardi, herkes hem sayar hem de severdi Zelihayi..

Fatma, kirk mevlidinin ertesi gunu , cekinerek babasina gitmek istediklerini Ali beyin de dinlenmeye ihtiyaci oldugunu soyledi, Son zamanlarda aciyla ters olmustu koca Rasim..Diyecegini bilemiyordu, ne dese yanlis olacakti;

Saraydan mi geldi Ali effendi, kicina igne mi batirdik biz bur da a kizim?

Yok, beybaba ama uzuyor beni, birak ta gidelim evimize..

 Hadi, ugurlar olsun o zaman.. Alisicam kayi yalniz sefil yasamaya..

  • Neden oyle soylersin beybabam, ben iki sokak asagidayim gunduz gelir gece giderim, bak kardeslerim evin icinde ee Hatice de var her gun yemegininizi icmeginizi yapip hizmetinizi gorecek…Uzme beni diyip, babasinin ellerine sarildi.. Uuzuluyordu uzulmesine ama kocasinin da golunu yapmak zorundaydi, artik bir evi vardi..
  • Kirk mevlidinin ertesi gunu , Rasim beyin evde olmadigi bir sirada Ali ile Fatma esyalarini toplayip evlerine donduler, Sessizlik egemen oluvermisti birden, Mehmetcik okul donusu, bu sessizligi bir turlu icie sindiriemiyor, Hatice’den aynen anasindan istedigi gibi yiyecek birseyler istiyordu, Hatice de arnavut boregini iyi yapardi hani… haftada bir defa Mehmetcige borek acar, bir dedigini iki etmezdi . Mehmet te Hatice ablasini cok severdi…Bu sevgi , Rah Hatice hanim teyze vefat edene kadar devam etti, babam birkac gun gormese , cagirir evimizde misafir ederdi Hatice ablasini…
  • Zelihanin kaybindan en cok etkilenen de Rasim beydi aslinda, eve donerken ayaklari geri gidiyor, disarida daha uzun kalmak istiyordu, evin o sessiz hali koca Rasimi resmen zehirliyordu, iceri girer girmez bas donmeleri mide bulantilari hissedip yatiyordu,asil kacisi aglamak icindi belki de.. Haticenin hazirladigi yemeklerden bir kac lokma kah yiyor kah elinin tersinle itiyordu, Kardesleri Emin’le Selim beyler, abilerini sik sik cocuklariyla birlikte aksam yemeklerine cagirsalar da gitmiyordu, bazen kapakli sepetlerle yemekler gonderiyorlar, geceleri kendileri geliyorlardi.. Bu boyle uzun bir sure surdu gitti….
  •  ILk bahar yaklasiyordu, Haticenin de bir oglancigi olmustu, is yaparken bazen arkasina baglar, bazen uyutur cikar bazen de beraberinde getiriralt odada siltecigin ustune yatirrdi Ismailini..

 Evin baskisiz calisi, Ayseydi, Yanina kimseyi almadan carsiya cikar, istediginle gezer , istediginle bulusur olmustu, Rasim beyin bunlardan haberdar olmasi olasi degildi elbette ama amcalarinin kulagina caliniyordu ufak tefek oladik seyler..Bir an evvel bu kizi basgoz etmeliydi abileri, yoksa basina bir is acacak aile serfleri yerle bir olacakti.. Ama nasil soylesinlerdi , nasil kizini basgoz et te kurtul desinlerdi o kadar kolaymiydi?

Zeytinleri budama zamani gelmisti, Mehmet Emin efendi gurubunu kurmus, Rasim beyin agaclarini usulunce budamaya baslamisti bile…Rasim aga, hemen hemen hergun zeytinliklere gidiyor hatta bazi aksamlar , Boyalik merasindaki evinde kaliyordu, nasilsa Ayse artik buyuktu, Mehmetle ayni odada yatiyorlardi.. Yalnizliga alissinlardi..

 IKi kardes babalari gelmedigi geceleri, duyduklari seslerin papazin ruhunun onlari korkutmaya geldigini sanarak  gecirdiler.. Papazin cesedini gormeselerde uzun sure aile arasinda mubalaga edilerek anlatilmasi beyinlerine neredeyse naksedilmisti..Sesler geldikce , Merdiven altina saklanirlar, papazin ruhunu kovarlardi akillari sira.. Halbuki  ruzgarin azizligi idi butun o duyduklari.. Rahmetli babam bize bunlari anlatir bazen de aciyla karisik gulerdi..

 Rasim bey, disaridan geldiginde babalarina ilk anlattiklari sey papazin ruhunu nasil dua ederek kovduklariydi iki cocugunda, tabiki bu arada Mehmedin okul basarisi gun gectikce dusuyordu, Nazim bey , Rasim agayla gorusmeliydi…

BOLUM 58

Uzun bir gun olacaga benzerdi, Zeliha her gecen dakika daha zor nefes almaya baslamisti, Hatice ile Ayse caresizligin verdigi uzuntuyle kivranmaya basladilar, Ayse birden ablasini cagirmak icin evden firladi , Allahtan ki Fatma da cok uzak oturmuyordu..Kocasi Ali doktoru getirmeliydi hemen , bekleyecek zaman degildi.. Fatma basina esarbini alip, sabunhaneye dogru kosturmaya baslamisti  bile..Kocasini bulamazsa doktorun muayenehanesine gidecekti , zaman kaybetmek istemiyordu, anasinin durumunun aciliyetini tek o biliyordu babasindan sonra ..Ali bey, karisini gorunce , saskinliktan az daha kaygan sabunlu merdivenlerden dusecektiki  Fatma;

-Aman Ali bey, dusecek zaman degil, anam fenalasti, doktoru getirelim, ben babamin eve gidiyorum ,  Fahrettin beyi getir bir an evvel, ama sakin gecikme  diye de tembih etti kocasina..Ali bey biraz agir adamdi zira.. Kizlari, Hatice hep basindaydi Zelihanin, zavalli kadin agzini acip ta neden buradasiiz ne isiniz var burda ;bile diyecek halde degildi.. Ara sira gozlerini aciyor, kizlarini gorunce gulumsuyor, sonra tekrar uykuya daliyordu.

Hatice, Fatmanin gelmesiyle birlikte , ahirdaki kucuk ata atlayip Boyaliklarin yolunu tuttu, zeytinlikleri iyi bilirdi aslinda yaman kadindi, gebe oldugunu bile unutmustu zavalli.. Arnavut damari tuttu mu kimse Haticenin onunde duramazdi, Zeliha hanimi kisa zamanda cok sevmisti, Ona insanca davranan, bahsisisni esirgemeyen , kizlarindan ayirmadan bir anacligi  vardi Zelihanin, Hatice de  bu durumu suistimal etmezdi ..saygi da kusur ettigi gorulmemisti, yattiklari yeri piril piril yapardi, o Mustemilat boyle temizlik  gormemisti, sabun kokardi  butun bahce…. Hatice at uzerinde yarim saat icinde Boyalik merasina varmistiki , Rasim bey le kocasi , yol ustundeki cesme basinda atlara yalaktan su iciriyorlardi, Haticeyi gorunce saskinlik ve korkudan az daha bayilacakti Koca Rasim, anlamisti az cok ama kondurmak istemiyordu..

Hayirdir , Hatice kizim diyebildi ancak, heyecandan titriyordu, o koca adam..

  • Pek hayir degil ama , korkma agam henuz birsey yok, lakin bir an evvel gelmen icap eder evimize, hanimim yatiyor, Ali bey doktoru getiriyordu ben ciktigimda.. Rasim durumun vehametini kavramisti… , Atina atladigi gibi Ayvalikin yolunu tuttu, Kari koca arkadan O’Nu takip ediyorlardi lakin o kadar hizli ucuyorduki at, cogu zaman gozden kaybolmasi hicten bile degildi..Rasim bey, eve vardiginda , Doktor Fahrettinbey hastanin basinda nefesini olcuyordu, odada KIzi Fatmadan baska kimse yoktu, Ali ile Ayse asagidaki alt odada beklesiyorlardi, Aysenin aglamaktan gozleri sismisti.. Rasim beyi gorur gormez Ali ayaga kalkti;
  •  – Hosgeldiniz Beybaba, lakin durum vahimdir galiba diyebildi dislerinin arasinda..
  •  Rasim bey, cok sikkindi, aglamak istiyordu, ama sanki birseyler engel oluyordu aglayip bosalmasina, bagirmak istiyordu ama karisi duyar diye bagiramiyordu, Isyan ediyordu ruhu, Tam herseyi yoluna koymuslardi,  bu muydu tanrinin reva gordugu.. Doktorun odadan cikmasini bekledi, uzun sure cikmayinca dellendi, yukari odada aldi solugu.., Fahrettin bey , Son nefesini veren Zelihanin gozlerini eliyle kapatiyor, Fatma da sessiz sessiz agliyordu odanin bir kosesinde… iste o an Rasim bey butun bildigi dogrulari bir yana birakarak bagira bagira aglamaya basladi, Fahrettin bey, soyleyecek birsey bulamiyordu bassagligi dilemekten baska ,asagi odada bekleyen Ali ile gorusup cikti evden,Bir doktor olarak bile bu sahneye dayanabilmek o kadar kolay degildi Alinin cebinden cikardigi mecidiyeleri , eliyle  gerisin geri itti, bu acidan medet mi umacakti koskoca  Tabib Fahrettin  yakismazdi olumden para almaya..
  • .Vakit te cocuklarin okuldan dagilma saatine yakindi, Hatice bir an evvel gidip, Mehmetcigi okuldan alsin Afet hanimin evine gotursundu, Cocuk bu felaketi gormemeliydi.. Lakin tum bunlari dusunedursunlar, Mehmetcik asagi kapinin ipini cekerek bahceye girdi..
  •  Ana , anaa , diye bagiriyordu, cok aciktim . yaptin borecik? bak ogretmenim bana yildizlar takti, bakkk nerdesin annaaaa..Kimsenin bu sorulara verecek cevabi yoktu, herkes agliyordu, Mehmet artik kucuk degildi, birseyler oldugunu anlayacak yastaydi..
  • Ne oldu , neden hepiniz burdasiniz? Anam nerde? ne oldduuuuuuuuu? diye hickira hickira aglamaya bagirmaya basladi.. Elindeki koca cantasini bir tarafa savurtarak firladi.Yukaridaki yatak odasinin kapisini actiginda anacigi , beyaz carsafin altindaydi artik..  Cocuk aklinca carsafi cekti anasinin yuzunu optu optuu , uyanacak saniyordu.. Sarsmaya basladi anacigini;
  • – Ses ver anam, bak ogretmen bana yildizlar takti gogsume, bunlari gormeden olme anam.. diye  hickiriyordu, yesil gozleri kan canagi olmustu, anasinin uzerinden kalkip durumu kabullenmek istemiyordu.Hatice, Mehmeti geri cekmek icin geldiginde kucuk Mehmetcik anasinin yanina yatmis , yuzunu opuyor, o mis gibi sabun kokusunu icine cekiyordu.. Ancak uyanmaz uykularda oldugunu ogrenme zamani gelmisti .KImsenin konusacak, birbirini teselli edecek hali kalmamisti.. Mehmetin bu cirpinislarina kimin yuregi dayanabilirdiki? Rasim bey , yasadiklarinin karsisinda kendini toparlayip konusacak gucu bulamiyordu  , Yalnizca Fatmayi cagirip, bundan sonra  evin  hanimi sensin kizim gerekenleri yap. diyebildi.. Fatma daha sogukkanliydi hepsinden, Daha sagduyulu hareket edebilirdi, anasinin  birgun gidecegini biliyordu bilmesine ama bu kadar yakin beklemiyordu, Daha evleneli 6 ay yeni olmustu.. Anacigi, Ona en cok ihtiyaci oldugu zamanlarda birakip gitmisti Fatmasini.. BIraz kendini toparlamak icin bahceye cikti, Mustemilatin bahcesindeki tulumbadan su cekip yuzunu yikadi, Veli dayi ile Haticeyi akrabalara haber vermeye gondermeliydi . bu aciyi paylasmaliydilar yoksa hafifleyecek gibi degildi…

Haberi duyan kosup geliyordu, herkes saskinlik ve yurekten gelen bir aci icindeydi, Zeliha hanim daha 45 indeydi , olum yakismamisti bu yasta .. Mehmeti vardi geride, Ayse vardi cekip cevrilecek, KOcasina tam karilik edecek zamaniydi Zelihanin.. Bircok fakir fukara ekmek yemek , yag , sabun beklerdi Zeliha ablalarndan.. Buyuk bir kalabalik olmustu evde.. Bahcede erkekler oturuyor , o gece cenaze bekleniyordu.. Sabah olunca oglen namazina yetistirelecekti kismetse.. Sidika hanimla , Besime hanim, mutfakta kahve pisiriyor, tepsi tepsi  oturanlara gonderiyordu, Rasim bey . agliyor Istanbuldaki doktorun dediklerini anlatiyordu ara sira.. Mehmetcik kucaginda belki de ilk defa babasinin boynuna sarilmis, ayrilmak istemiyordu.. Midilli de Rustemin olumunden sonra boyle bir aci yasamamisti Misavrulular… Bilal , Naciyesini cocuklarla evde birakmis. erkeklere hizmet ediyordu, bira ara anacigini eve birakip geri donecekti, Rasim agabeyini boyle zamanda yalniz birakamazdi.. Ertesi gunde , ne derlerse onu yapacakti..

 Rasim bey ve ailesi , Ayvalikta nufuslu insanlardi, Sabah selasi verildikten sonar rutin islemler basladi, lakin cenazenin gomulecegi  yer belli degildi .. O aralar olenler, yedikuyular mevkiinde gomuluyordu, Rasim beyin cok hosuna gitmedi, bahcesinin ust kisminda gommeyi bile dusundu ama olmazdi.. Dogrusu diger mevtalarla yatmasiydi…O arada basini kaldirip dusuncelerini kardeslerinle paylasacaktiki, gordugunun karsisinda nutku tutuldu; Kosta duruyordu karsisinda.. AMAN ALLAHHIMM ..

 Dogru mu goruyorum yoksa  ruyadamiyim diye soylenirken Kosta aglayarak agasinin boynuna sarildi. Dun gelen gemilerden bir mico Kostaya haber salmisti, ertesi sabahta gizli olarak Kostayi ambara saklayip Ayvalika gecirmisti.. tehlikeli isti lakin Kosta.nin gozu hicbirsey gormemisti. Anasinin beni de gotur yalvarislarina kulaklarini tikayip gemiye atladigi gibi Ayvalika gelmisti iste..Rasim bey , bir an uzuntusunu unutup Kostayi bagrina basti, saatlerce aglastilar konustular. Kostanin yanina tek gelmeyen Fatmaydi elbette.. Lakin boyle zamanda konusulacak sey degildi bunlar.. Kosta zaten fazla kalamayacakti, gemiye canli hayvan yuklenir yuklenmez haber gelecek O da Midilliye donecekti, camilere aliskindi, Butun sevdiklerini cami avlusunda toplanmis gorunce hem uzuntuden hem sevincten neredeyse bayilacakti zavalli palikarya..Cok kotu gunler gecirmislerdi Turkler gittikten sonra,  heleki O’nunla anasini hic rahat birakmamislardi, Simdi de  geldiginden haberleri olursa vururlardi onu..

 Ziyneti hanim, Zehra; Sabire’ye Nezahaticigi emanet edip Cenaze evine geldiler, o zamanlar kadinlarin camiye gidip cemaatin arasina karismasi hos karsilanmazdi, Annecigim olene kadar da cenazelere camide katilmadi , erkek cemaatinin yaninda durmaz kadin derdi o kadar aydin olmasina ragmen..Eski terbiyeye cok bagliydi..

Ziynetinin de, Zehraninda uzuntusu cok buyuktu ama yapilmasi gerekenlerde yapilacakti, Zeliha hanim olsa, simdiye kadar, bu isleri yoluna koymustu bile.. Hatice den irmik seker tereyag ve fistik  istediler, hep birlikte kazanda helva yapilacakti ..erkekler cenazeden donunce yemeliydiler, bir de simit ekmekleri getirtildi firindan yag peyniriyle adetti cenazede yenmesi, Cenaze sahibi yiyemezdi ama Cemaat ac gelecekti simdi…Rasim bey ve kizlari neredeyse gunlerce yiyemediler, Mehmetcik kucuk oldugu icin acikinca birseyler kemiriyordu yalnizca .Aci eve hakim olmustu..kimse yemiyor icmiyor surekli evde kuran okunuyordu, Kosta da cenazeyi defnettikten sonar gitmisti gerisi geri.. Fatma babasinin evine tasinmis, kardeslerini ve babasini yanliz birakmiyordu, Bu durumdan rahatsiz olan yeni damat Ali beydi yalnizca.. Daha sonraki yillarda bu rahatsizliginin acisini kayinbiraderi Mehmetcikten cikaracakti zaten…

Rahmetli babacigim, ozellikle aksamlari bir – iki kadeh raki ictikten sonar efkarlanip annesini kaybettigi gunu bize hem anlatir hem aglardi, o yasinda yasadigi travma O’nu cok derin etkilemisti, bir de anasinin kaybindan sonra  yasadigi acilar hem olgunlasmasina , hem yureginin katilasmasina sebeb olmustu, her sozunu baglayisinda ise Allah hicbir cocugu anasiz birakmasin derdi, belki de ben dogmadan kisa bir sure once evladi manevi olarak aldigi ablama sevgisi ve safkati daha cok o yuzdendi… 

BOLUM 56

Gunler gunleri , aylar aylari kovaladi.. Fatma ile Ali nisanlandilar.. Nisan bohcalari, kurban bayraminda kiz evine gonderilen kurbanliklar, baklavalar, corekler, ramazan geceleri bir araya gelip yuzuk oynamalar hersey usulunce devam etti bir sene boyunca.. Fatma ile Ali birbirlerini bir iki kez yakindan gorme firsati bulmuslar az da olsa konusabilmislerdi, dugun yaklasiyordu, onun icin pek sikmamaya karar vermisti Zeliha hanim kizini.. Fatma zaten akilli uslu bir kizdi, kendine zarar getirecek birseye asla musade etmezdi..

KIs geceleri en guzel zamanlardi Ali ile Fatma icin; yuzuk oynamaya, muhabbet fasillarina uzun kis gecelerinde devam edildi, aslinda Sidika hanimin amaci, Yegeninin, Fatmayi yakindan tanimasiydi, Daha cok kiz evine gidilirdi, kiz evi bir kac kez oglan evine gelse bile , adet kiz evinin kendini naza cekmesiydi..Dugun tarihi zeytine gore belli olurdu, Mahsulun toplanip iceri girmesi, yaglarin satilip paraya donusmesiydi dugun tarihi genellikle..Kemal efendi tarih teklif etti Rasim beye .munasipmiydi acaba? Mayis ayi nasil olurdu dugun dernek icin? Rasim bey , Hazirani uygun gordu, ne de olsa acik alanlarda yencek icilecek, oynanicak, ickiler icilecek olan biten her seyiyle ev ve avlularda gececekti, eskiden dugunlerin yapilmasi icin salonlar yoktu ki!
Dugun gununden bir ay once hazirliklara baslanmisti, Zeliha hanimin mavi atlas uzerine altin sirmalarla isli harba entarisini Fatma kina gecesinde giyecekti, Beyaz gelinlik te tek tuk baslamisti mubadiller arasinda, masumiyeti temsil ettigi icin Zeliha hanim kizinin giymesi icin israrliydi.. Damatliklar diktirildi.. Bohcalar hazirlandi, son gunden bir gun once kuzular kesildi kazanlarda kaynatildi, davullar tutuldu,Klarinetci cok neseli bir cingeneydi.. Parasi bol agalarin kulaklarina gelip ufluyorduuki bahsisi bol alsin diye.. Sazli sozlu bir dugun olmustu..Erkekler adet geregi zeybek oynamislar, bazi kadinlar , Zehra da dahil olmak uzere sirtaki yapmislardi, adadaki adetler burada da devam ediyordu.. Zeliha kizini evinden cikarirken huzur icindeydi , iyi bir aileye gelin gidiyordu, Rasim bey de kizina bir ev almisti ceyiz olarak. oturacak evi olsundu kizinin , kayinvalide ustune yollamazdi hali vakti yerinde olanlar kizlarini.. Bu adet uzun yillar bizlere kadar sirayet etti.. Ben bile kizimi evlendirmeden once elim erdigince bir ev alabildim istanbulda..Burada karsi tarafa verilen mesaj suydu; Bak benim kizim ne sana ne de senin ogluna muhtac degildir.. ama yine de KIz analari evlatlarinin gecinmeleri icin dugun gecesi kizlarinin kulagina sunu fisildarlardi..
Bak kizim , gidiyorsun kocani da kaynananai da kayinpederini de sayacaksin, saygida kusur ertmeyeceksin, biz de adet Hoca getirir , Hoca goturur, bunu bilesin… Annecigim beni de evlendirirken her ne kadar gelin gittigim aileyi tasvib etmese de kulagima ayni seyleri fisildamisti.. Evlendikten sonra asla olumsuz bir yorum yapmadi, ilk esimin ailesi ya da kendisi hakkinda, hep saygili ve hurmetli oldu… Mubadil aile terbiyesi buydu…
ZIYNETI HANIMIN MISAFIRLERI VAR..
Ziyneti anne, esini kaybettikten uzun bir sure sonra bile bassagligi ziyaretlerinde misafir agarlamaya devam etti, seveni geleni gideni coktu, Bir ogle vakti kapi calindi, iki genc hanim bahcenin alt girisinden elleri kollari dolu yukari dogru geliyorlardi, Kapiyi calan arabacilari ; sabah ezaniyla Edremit taraflarindan ciktiklarini , hanimlarinin yorgun olduklarini soyledi Ziyneti anneye.. KImdi acaba gelenler? Ziyneti anne cin gibi kadindi , lakin gozleri eskisi gibi secmiyordu ki insanlari .. hele kocasini kaybettikten sonra puslu gorur olmustu..
-Buyursunlar bakalim oglum.. gecsinler iceri, sen de gel, hayat altinda bir lokma yemek ye, bu saatte gelen tok olmaz..
Vecize hanimin kizlariydi gelenler.. sarmas dolas oldular, aglastilar , artik anneleri evden cikamayacak kadar yasliydi, evin icinde zor gezdiriyordu kendini ama Salih cavusa giden gelen musterilerden almislardi haberi, cok uzulmuslerdi Ziyneti ablalarini goreceklerdi illaki.. Ziyneti kizlarla konusup hasret giderdikten sonra yattigi odadan elinde kirmizi kucuk bir kese ile cikti..
-KIzlar bilir misiniz en cok neden sevindim size gorunce.. Vecize hanimin bir emaneti vardir bende.. Sacide ile Vacide cok sasirmisti bu emanet hikayesine, ne emanetleri olabilirdi Ziyneti annede.. Ziyneti hanim keseyi kizlardan buyuk olanina teslim etti, Icinde cok guzel uc sirali bir inci gerdanlik vardi.
-Vayy, bu da nerden ziyneti abla? demeye kalmadi.. KOmsulari Elena ‘ni Annelerini alip gittikten sonra Bu inci gerdanligi kendine teslim ettigini anlatti Ziyneti..Hep birlikte aglastilar ada gunlerini hatirlayip, ne guzel Rum komsulari vardi adada.. Herbiri altin degerinde insanlardi, gorguleri, komsuluklari , saygileri bircoguyla mukayese bile edilemezdi, lakin kader ayirmisti hepsini.. hem de ebedi …birbirlerini goremeden oleceklerdi belki de.. Ziyneti , heyecandan kizini, Sabire’yi cagirmayi bile unutmustu Sacide ile Vacideyi gorunce, eee kolay mi ada kokusu getirmislerdi burnuna .. bir kosu Mehmetcigini ablasiyla, Sabire ablasina gonderdi, gelsinler de sofra kursunlardi gelen misafirlere….
ZELIHA HANIM HASTALANIYOR..
Zelihanin yorgunluklarinin acisi cikiyordu gun gectikce.. Guz donemi gelmis, zeytin baslamis, Mehmetcik ucuncu sinifa gider olmustu, hergun geliyor odevlerini yapiyor, annesine okulda olani biteni, ogretmenin onu sinif baskani yaptigini sevinerek . anlatiyordu, Buyuyordu evlatcigi, gozunun nuru yesil gozlu Memedi.. Derslerini yapmadan asla disari oynamaya cikmazdi Mehmet,, sonra mahallenin cocuklarini kiliseye toplar , celik comak oynarlardi, Rasim bey bu kiliseye cocuklari toplama meselesinden pek memnun degildi ama oglunun kalbini kirmak ta en son istedigi seydi hani..
O Sabah yine Rasim bey atina atlayip erkenden , Veli efendiyle birlikte zeytinliklerin yolunu tuttu.. Uzakti yerleri, BOYALIKLAR derlerdi zeytinlik merasinin adina, sabahtan ciktinmi anca kusluk vakti varirdin , hele de hava soguksa.. Mehmet te Cumhuriyet okulunun yolunu tuttu, koca bavul cantasiyla, kendinden buyuk canta almisti babasi ogluna Istanbula bir gittiginde.. Sinif baskaniydi o gun, konusanlari susturacak , yaramazlik yapanlari ogretmene bildirecekti..
Zeliha hanim evde , HIzmetcisi hatice hanim ve kizi Ayse ile yalnizdi, yavas yavas yatagindan dogruldu ama halsizligi had safhadaydi, yurumekte bile zorlaniyordu, Ayseden bir bardak su istedi.. Hava da nasil sogumustu o gun .. disarisi sonbahardi ama ne vardi bu kadar usunecek?
Neydi bu usumek simdi ? diyerek kendi kendine soylendi.. Rasim bey gelsinde yarin Tabib Fahrettin beyi cagirsindi.. Bu halsizligi doktorsuz gecmeyecekti…

BOLUM 57

Ziyneti hanim elindeki yasin kitabini birakip, odanin kosesinde serili duran Kabe den gelme hali seccadenin uzerinde namaza durdu, aksam ezani az once okunmustu, Sabire de Zehra da Kur’an okumaya devam ediyorlardi. Aksam namazi kisa olurdu nasilsa, bitirip tekrar yasinine basliyacakti efendisinin basinda.. Mehmet Emin  ile Salih cavus ta yer minderine oturmus sesizce dualarini ediyorlardi, artik edilen dualar ‘hayirlisiyla emanetini al’ yarabbimden ileri gitmiyordu.. Ziyneti hanim tam namazini bitirmis, selam vermistiki Koca  Huseyin son nefesini soludu. Meleklere es olmustu artik.. Tanri cennetine Kabul etsindi..

O gece , ev konu komsuyla doldu tasti, dualar okundu, yemekler yendi, sabaha kadar mevtanin basinda uyanik kalmak icin  kahveler icildi, duyan geldi , Gelenlerin en basin da da  Rasim bey le Zeliha hanim vardi, Bu aileyi cok candan  severlerdi, Pehlivan Huseyin aganin hepsine cok iyiligi dokunmustu, hele de Zeytin zamani ,- en bildigi isti tabiki -KImsenin  ricasini ikiletmezdi, Iyi yasamisti Koca pehlivan, ertesi gunu buyuk bir kalabalikla birlikte ogle ezanindan sonra cenaze  namazi kilinarak, topraga verildi.. Hemen hemen geldiklerinden beri vefat eden ilk mevtalar arasindaydi Huseyin aga..

 O tarihlerde Ayvalikta mezarlik yoktu, Mevtalar uygun gorulen yerlere gomuluyorlardi,Ornegin babaannemin su andaki sahanin oldugu yerde yattigini, Pehlivan dedenin mezarinin da, Sakarya Camisi diye anilan yerde oldugunu cok kereler annemden dinlemistim.. Simdiki mezarligin yillar sonra kuruldugunu biliyorum..Kurulus tarihi konusunda net bir bilgiye rastlayamadigim icin kesin birsey yazmaktan cekindim.

FATMA’YA SOZ KESILIYOR…..

Sidika hanim , bir iki  gun sonra bassagligi icin Ziyneti hanima kosmustu, Bilal elbetteki cenazede her turlu isi yardimlamisti ama Sidika hanim nasil unuturdu Ziyneti ablasiyla , Huseyin aganin iyiliklerini., Zeliha hanimin hizmetlisi ,Hatice hanim ve Veli dayi da kapakli sepetlelerle yiyecek getirmislerdi cenaze evine , uc gun ust uste yiyecek getirmek adettendi o zamanlar.. Sidika , firsat bu firsat deyip , Hatice yi yakaladi.

Bak! Hatice,  hanimina selam soyle, hayirli bir is icin rahatsiz ediceyiz onlari ne zaman musaitse haber yollasin bize , bekliyoruz.. duydun mu beni?

Taman , Sidika abla, hizmetciysem de aptal degilim ya, allaha sukur kafam yerindedir, soylerim

-Aman be kizim sen de ne alinganmissin boyle? kim sana aptalsin dedi, hadi git yuru soyle hanimina bekliyorum seni burda, bir de bizim eve kadar yorulma haber getirmek icin ramazan gunu

.Hatice , kocasiyla beraber hizli hizli eve donduler, kafalarinda hep Ayse’ye gorucu mu geliyor sorusu vardi ama zayif ihtimaldi elbette.. Kopru boyundaki  kavaklar nazli nazli sallanip biraz olsun ortaligi serinletiyor, bir nebze olsun susuzluklarini hafifletiyordu kari kocanin.. Ramazan mubarek te baslamisti , oruc bu uzun gunlerde ne de zor oluyordu , allahin gucune gitmesindi… Hanimina oruc tutmayi yasaklamisti doktorlar, hersey yasakti neredeyse, zavalli Zeliha’ya.. Yalniz yemek pisiriyor, Mehmetinin okul donusunu bekliyor, O’na bir annenin gosterbilecegi en buyuk ihtimami gosteriyordu, iki uc gunde bir yukari mustemilatin yanibasindaki firin yaniyor, Veli dayi firini hazir ettikten sonra karisiyla yiyecekleri koyup agzini siviyorlardi, Bu aralar Hatice de gebeydi galiba ama , sesi solugu cikmiyordu, calisip para kazanmasi lazimdi gebe olsa bile…

 Zeliha, hayirli haberi alinca ne dedigini bilemez olmustu, erken deseydi belki kacirridi, olmaz deseydi gozu acikken kizlari basgoz etmek istiyordu, Rasim beyi bekleyim diyecekti ki , Hatice hanim ;

Sidika abla, cenaze evinde haber bekler, hanimim, deyiverdi.. Hay allah olacak seymiydi bu simdi, iki ayagi bir pabuca girecekti, Ramazan gunu misafirlik olurmuydu? Neyse bir kizi yuz kisi ister bir kisi alir diyerek;

– Git soyle, Buyursunlar gelsinler ne zaman isterlerse, zaten biliyorlardir ben oruc tutamiyorum  .. N e zaman gelecek olurlarsa bana bir haber salsinlar onceden… Mahcup olmayalim , Sidika hanimin kulagina egilip soyleyiver bunlari, Herkes birden duymasin, sadece Ziyneti abla duysa neyse de Sabirenin agzi durmaz herkese tevatur eder simdi..

Sidika hanim , haberi alir almaz , evine dondu, cenazeden donunce once  kendi evine girmek gibi bir batil inanc vardi.. Adimini esikten iceri atti, Torunlarini sevecekti ki Naciyenin  iki gul yuzlu torununu  emzirdigini farketti Biri Sehriban digeri de  de Sidika olmustu bu guzel yuzlu yavrularin isimleri . Mis gibi gul suyu kokarlardi. Naciye ikisini de hemen hemen her gun yikar paklar, gul suyuyla siler, popolarini  zeytinyagla ovar  kundaklardi..Kayinvalidesini etekleri zil caliyor halini gorunce agzindaki baklayi cikarmasini bekledi..

– Naciye’m bu yavrular ugurlu geldi ailemize, Ali’ye Rasim beyin kizini istiyecegiz. Kabul etti Zeliha hanim. Bu  izdivac olursa , Ali’me voli vurmus demektir.. Fatma hem guzel hem de zengin kizi, babasindan cok mal mulk kalacak yarin oburgun Naciyem…

 Soylenenler, Naciyenin boynunu bukmustu,gonlunu kirmisti az da olsa,  kendisinin canindan baska hicbirseyi yoktu neredeyse, demekki kayinvalidesi icin onemliydi mal mulk sahibi olmak.. Bilal’i onu bilerek almisti ama, kimsesi yoktu o zaman bir garip anacigindan baska.. Ama belki de anasindan kalan dukkanla ev bir gun olur iyi para ederdi kimbilir?

Bir  kac gun sonrasi , aksami icin izin alindi kiz  evinden , Kiz evi naz evi derlerdi ama Zeliha naz yapacak zaman olmadigini az cok seziyordu, Yarin oburgun gozunu kapatirsa kizlari ortada kalir. yuzlerine bile bakan olmazdi, kendi eliyle vermeliydi gozlerinin nurlarini.. O’nun en buyuk derdi Mehmetcigi idi, O da okuyacakti ya, KImse ilgilenmese de Amcalari okumasina on ayak olurlardi hic degilse..Son zamanlardaki ruh hali aynen boyleydi Zelihanin, kimseyle bu konulari konusacak degildi elbet, zaten konusacak kardesi mi vardi? Dalsiz budaksiz bir kadindi, tek kizdi.. Allahtan Rasim bey , O’na hem ana hem baba hem kardes olmustu ,efendisinin hakkini odeyemezdi, Adadayken , Maria kardes gibiydi Zelihaya, derdini anlatir, konusur, guler  ya da agalarlardi birlikte.. Kosta da evlat gibiydi, her gun Sabah yataktan kalktiginda sanki adadaki evin demir kapisinin acildigini duyardi hayalinde .. Cok ozlemisti bu iki vefali ana ogulu.. Izin olsa coktan gideceklerdi yaa, izin cikmazdiki simdi..

Bir  kac gun sonrasi , aksami icin izin alindi kiz  evinden , Kiz evi naz evi derlerdi ama Zeliha naz yapacak zaman olmadigini az cok seziyordu, Yarin oburgun gozunu kapatirsa kizlari ortada kalir. yuzlerine bile bakan olmazdi, kendi eliyle vermeliydi gozlerinin nurlarini.. O’nun en buyuk derdi Mehmetcigi idi, O da okuyacakti ya, KImse ilgilenmese de Amcalari okumasina on ayak olurlardi hic degilse..Son zamanlardaki ruh hali aynen boyleydi Zelihanin, kimseyle bu konulari kousacak degildi elbet, zaten konusacak kardesi mi vardi? dalsiz budaksiz bir kadindi, tek kizdi.. Allahtan Rasim bey , O’na hem ana hem baba hem kardes olmustu efendisinin hakkini odeyemezdi, Adadayken , Maria kardes gibiydi Zelihaya, derdini anlatir, konusur, guler  ya da agalarlardi birlikte.. Kosta da evlat gibiydi, her gun Sabah yataktan kalktiginda sanki adadaki evin demir kapisinin acildigini duyardi hayalinde .. Cok ozlemisti bu iki vefali ana ogulu.. Izin olsa coktan gideceklerdi yaa, izin cikmazdiki simdi..

Fatmaya olani biteni anlatti, Tabiki Aliyi tanima imkani yoktu Fatmanin, ancak bir resim getirecekleri Ona , Cok istekli degildi elbette Fatmacik, akli hep Kosta daydi;

  • SEn simdi gider orada evlenirsin Fatmamu. demisti Kosta ona. Baban seni zengin biryle evlendirir simdi..
  •  – Kosta’mu senden baskasini gormez gozum benim , beklerim seni gelene kadar demisti Kostaya ama olacak  seymiydi bu simdi, Hukumetler yasak koymuslardi, ne gitmek mumkundu ne de gelmek?
  •  Persembeyi Cumaya baglayan gece , Sidika hanim, Besime hanim, Kocasi Kemal effendi cikageldiler, ellerinde kucuk bir soz bohcasi vardi, bir de kuucuk bir tepsi  bademli  mis lkokulu corek..
  •  Sidika hanim Zeliha hanima sokularak;
  •  Hemsire size layik degil bunlar ama daha ilk geliste tadimiz olsun istedik , Kabul buyrursaniz bizi ihya edersiniz.. Eski den kiz evi bazen getirilen hediyeyi Kabul etmez giderken geri veriridi ,, Zeliha hanim edepli kadindi, boyle bir seye yeltenecek insan degildi elbette ama yine de yolunu yapsindi Sidika..
  •  Ramazan mubarek diye baslandi soze.. Oruclar konusuldu , firinlardan ne yemekler yapildigi konusuldu , Kac , goc yoktu erkek kadin arasinda artik, Gazi Pasa hergun  gittigi gezilerde hanimlari da yaninda goturuyor, kadinla erkek esiitir diyordu.. O’ndan daha iyi mi bilecekti cami hocalari, Onlar islerine geldigi gibi konusurlardi.. Koskaca Sari Pasa ne derse oydu..
  •  Kemal efendi,  huzursuzdu, Rasim bey sozu sohbeti cekilir, konusmayi az cok becerirdi, Simdi ne diyecekti koskoca Rasim beye?KIziniza talibiz mi diyecekti yani ? Verecekmiydi bakalim, yoksa ne haddinize sizinmi diyecekti? Ama oglu da aslan gibiydi hani, eeh meslegi de vardi sabuncu ustasiydi, kimsenin kazanmadigi kadar para kazaniyordu, ee az cok zeytin de verecekti ogluna , daha iyisi mi olurdu? daha iyisini isterlerse katibe versinlerdi kizlarini .. O da alip giderdi gurbet ele.. Kemal effendi butun bunlari dusunurken Rasim bey  rahatlatti birden zavalli adamcagizi..
  •  Sidika hanim , evlatlar nasildir? Bilal ‘in iki guzel yavrusu olmus cok sevindim ee artik size karada olum yok, bir de biz evlendirseydik su cocuklari gozumuz acikken..

Kemal effendi firsat bu firsat diyip giriverdi soze;

  • Zaten bizim de sebebi ziyaretimiz odur , Rasim beycigim,  mahdumum Kemal’e kiziniz Fatmayi Allahin emriyle istemeye geldik, Kabul buyurursaniz bizi ihya edersiniz.. 
  •  Rasim bey bu girisi bekliyordu zaten..
  •  – Bize birkac gun musade ediniz Kemal efendi, size haberi gondeririz., deyip kahve yapmasi icin Zelihaya isaret etti.. Zeliha Mutfakta bekleyen Hatice ile Fatmaya  seslendi, kahveleri yapip Fatmanin eline verecekti Hatice… Kahveler icildikten sonra , fistikli Istanbul lokumlarinin son kalanlari yendi, agizlar tatlandi..Mesele az cok halolmusa benziyordu ama son cevabi beklemeliydiler yine de.. Besime hanim heyecandan az daha  ayakyolunun yolunu bulamayacaktiki kalkip Disari cikti, amaci hem Fatmayi yakindan gormek hem de hacetini gidermekti, Ali haber beklerdi; –
  • – Anne !kiza oyle bir bakacaksin ki; fotografini cekmis gibi bana anlatacaksin anladin mi demisti gelirken..
  •  Oglan tarafi izin isteyip ayriliyorlardiki Zeliha hanim soze karisti, Besime ‘nin odu patlamis getirdiklerini geri verecek sanmisti; –
  • Ayaginiza saglik geldiiginiz icin, Allah yazdiysa olur diyerek hanimlara sarilip optu ve yolculadi misafirlerini…Adette gelin olacak kiza pek fikri sorulmazdi ama Zeliha hanim Fatmanin fikrini almak icin yine de yarini bekliyecekti, kucuk bir resim tutusturmustu Sidika eline giderken.. Alinin, boylu poslu   askerlik resmiydi, EE fena delikanli da degildi, daha ne isterdiki Kizida , ehh Aile de munasip sayilirdi, Davul dengi dengine vurmaliydi, ayari kactimi gecim olmazdi…..

BOLUM 55

Ayse , odaya girdiginde  aglama rolunu  basariyla  oynuyordu..gozyaslari sanki kurumusta gozlerinin yanina birikmis  gibiydi, Zeliha hanimin her sordugu soruya;

-Hayir ben oyle birsey yapmadim,gitmedim, bana iftira atiyorlar diye cevap veriyordu. Papagan gibi ayni cumleyi tekrarliyordu her soru soruldugunda.Cok zordu agzindan laf almak ama Zeliha kizinin yalan soylediginden adi  gibi emindi.. Rasim beye soylemesi gerektigine inanmisti artik, bu yuku kendisi kaldiramazdi, Ayse hercai bir kizdi, ailede sulalede gorulmemis kadar rahatti ,Bir gun olur da kacarsa aileyi rezil rusvah ederdi alimallah..

 Aksam yemeginden sonra Ayse, yukardaki sandik odasina saklanmis cikmamak icin inat  ediyordu, Babasindan cok korkar ama yine de yapacagindan geri kalmazdi. Rasim bey , olanlari duydugunda bir kez daha kalp kirizi gecirmesi hicten degildi neredeyse.. Misavru kucuk yerdi, boyle seyler icin cok cesur olmasi lazimdi genclerin ama bu Ayvalik’a geldiler geleli; Cocuklarinin akibetinden korkmaya baslamisti.. Giritten , Adadan, Rumeliden gelenler karmakarisikti artik , neredeyse kimse kimseyi tanimaz olmustu, kendi hisim akrabalarini , kendi mahallelerini bile tanimak zorlasiyordu gun gectikce.. Yeni gelip yerlesenler, baska koylerden gelenler, Giritliler, Rumelliler, nasil tanisindi hepsini Zavalli Rasim?Yuz kisinin yasadigi bir koyden binlerce mubadilin birlikte yasadigi bir Anadol kasabasina gelmislerdi. Ovundugu tek sey namusuydu, O zamanlar belden asagi namus herseyden onemliydi, sozune guvenilirlikte oyleydi ama  namus denince akla ilki  gelirdi hep..

 Rasim bey , biraz kendine gelince hizla merdivenleri cikip merdiven basindaki  kucuk sandik odasina daldi, Ayse orada saklanmaya calisiyorsa da babasinin elinden kurtulamazdi, BIr kac tokat ask ettikten sonra , daha fazlasini yapmamak icin kendine hakim olmaya calisti; avazi ciktigi kadar bagiriyordu; Yan taraftaki mustemilatta Hatice ve kocasi da sinmis korkuyla olanlara kulak kesilmislerdi..

Ben koca Rasim hic bir zaman namusuma laf soyletmedim , bundan sonra da soyletmem, Bizde bir laf vardir ‘YA EL BEGENSIN YA YER BEGENSIN’.. Duydunnn? haberin olsun … Bundan sonra carsiya bile cikmak yoktur, her yere ananla gidicesin…Ayse olanlardan oldukca urkmustu, artik sokaga cikmayacakti, Hatice hanimda ona yardim etmezdi, O gece aglaya aglaya uykuya daldi, ablasi Fatma da anasi babasi ile ayni fikirdeydi, kesinlikle ona yardimi olmayacagindan emindi.. Acaba Kardesi Mehmed’e mektup verse gotururmuydu okula giderken?

 Rasim bey, ertesi gun solugu kardeslerinde aldi, bu delikanlinin kim oldugunu sordu, pek az kimse taniyordu, lakin kizinin daha kocaya varacak yasi degildiki 14une yeni basmisti Ayse, Onunde ablasi vardi , Fatma neredeyse 19 una girecekti yaz sonunda..Ayseyi disarida yalniz gorecek olurlarsa O’na soylemekten cekinmeyeceklerdi..

Bu terbiye sekli yillar sonra da bizim evimizde  de surdu gitti, Fiziki siddet hicbir zaman gormesem bile babamdan herseyden cok korkardim,Birbirimiz ne kadar cok sevsek te asla yuzgoz olmadi babam benimle.. O’na sormadan evlenecegim ilk esimi sectigimde , aylarca benimle ayni sofraya oturmadi, Onun terbiyesine gore ben O’n un aile onurunu yerle bir etmistim.. Anneme benim terbiyem konusunda ; Ilk soyledigi sey YA EL BEGENSIN YA DE YER BEGENSIN di, Yillar sonra anlamini  cozdugum bu soylemin ne buyuk agirligi oldugunu farkedebilmistim, Bir gun kendi hayat hikayemi de yazacak olursam , yasadiklarimi anlatmak isterim…

 ZEHRA KIZINI BUYUTUYOR…

Yaz sicaklari artik yavas yavas hissedilir olmustu,Ziynetinin bahcesindeki cardak tan asma yapraklari ve koruklar  sallanir olmuslardi, Zeytin de Koruk taneleriyle ayni zamanda buyur dusuncesi  yaygindi mubadiller arasinda.. Mehmet Emin effendi sik sik , disari ( zeytinliklere ) gidiyor, mahsulu yokluyordu, cok sukur bu sene beklenilenden iyiydi..Disaridan donunce kahveye gidip zeytin muhabbeti etmek erkeklerin en buyuk zevkiydi

– Nailsin be, Mehmet Emin aga? nasildir zeytinler? Var mahsul bu sene?

 – E cok sukur be Emin abey , iyidir .. EE cok baktik  bu sene gavrun zeytinine , geldigimizde agacciklar korungaziydi(celimsiz, bakimsiz)bakarim bu sene yeni  dallar olmus  kolum gibi..Koyun gubresi cokuydu damlarda, hepsine verdim ,bu yakin yerler kiz gibi masallah.. Uzaklara da gideriz Mehmetle ama zor olur gubreyi goturmek tek arabayla, du bakalim seneye belki  cift kosariz .. kimbilir?

-Kolay degil be Mehmet Emin, bak Ramazan mubarek te basliyor , yarin arife, kalkicayiz  sahura insallah, nasil bu sene Zehra kizimiz oruc tutamaz ama sen kismetse devam degil?agzini ariyordu Kapyali Emin efendi..

 -Elbette , Emin abey , sihhatimiz oldugu muddetce oruc birakilir hic?

– Malum, Zehra hanim emzikliydi ama kizcazimiz buyudu emmez kayi, bu sene ikimiz de tutariz insallah allah nasip ederse…

 – Tutun tutun evlatcim , allah bereketini verir evinizin..

 Mehmet Emin yorgundu, bir fincan aksam kahvesi ictikten sonra evin yolunu tuttu, kahveciler yeni yeni cay da demlemeye baslamislardi  pek makbul degildi henuz ama kahveden daha bile ucuzdu yani.

.Eve girdiginde Mehmetcik Nezahatin besigini salliyor, dayisina (enistesine) eliyle sus isareti yapiyordu? Mehmet Emin efendi sasirmisti, Zehranin cocugunu Mehmed’e emanet ettigi gorulmemisti , Ne de olsa akli evveldi. becerip bakamayabilirdi..

-Memet, , kim birakti seni buraya oglum, nerdedir ablan?

-Babam hastadir, hepsi bizim kose odaya toplandilar, yasin okurlar.. Kodular (koydular)beni buraya, sallayim kizcazimizi diye , sen de gidicesin dayi? demeye kalmadi, Mehmet Emin effendi hizla kapidan gerisin geri firladi, demekki kayinpederi iyiden agirlasmisti, gerci az cok bekleniyordu ama bu kadar cabuk olacagini dusunmemislerdi.. Yukari odaya cikmak icin hizla koruklu cizmelerini cikardi, odaya girdiginde kayinvalidesi, kizkardesi Sabire, karisi baslarini ortmus yasin okuyorlardi, Koca Pehlivan HUseyin aga yalniz bir nefes alip veriyordu,  gogsu hizli hizli inip kalkiyordu, gozleri simsiki kapaliydi..yasi kemale ermisti ermesine ama yine can kiyiliyormuyduki? Mehmet Emin gozlerinden iki damla yasin aktigini farketti, nasirli elleriyle sildi, burnunu da cebinden cikardigi mandilisiyle temizledi.. Cok severdi kayinpederini ara sira kizsa bile babacan adamdi, evlatlari icin , sulalesi icin canini siper etmeye hep raziydi, Adadan gelislerini, karantinadaki halini,  koca pehlivanin asi olurken ki aglamakli suratini, Misavru daglarinda beraber ayiklama (budama) yaptiklari gunleri, cigirdiklari Istanbul turkulerini , kahvedeki  Gavur cetecileri devirsini, herseyi ama herseyi hatirlayiverdi birden.. Ada koftesini cok severdi ikisi de Ziyneti hanim sik sik yapar sopaciklara takar, hem kocasina hem damadina hem de Mehmedinin eline tutusturudu yukari bahcedeki odun atesinde kizarttiktan sonra..

 Mehmet Emin effendi once bir koseye cekildi, dua etmekten baska yapilacak birsey kalmamisti..  O arada Salih Cavus tu  kapida beliren. Canakkale de, Balkan da yuzlerce binlerce sehidi topraga vermis  o adam gitmis, yerine cocuk gibi aglamakli bir delikanli cikagelmisti nerdeyse.. Aile toplanmisti deryaya bakan o guzelim kose odada.. Baska kimseye haber vermeye luzum varmiydi? belliki bu geceyi cikarmazdi koca pehlivan…Ziyneti eliyle Hayir anlamina gelen isaret yapti damadina, su anda tek yapilacak huzurla ruhunu teslim etmesini beklemekti..

BOLUM 54

Adadan geldikleri neredeyse iki seneyi tamamlamak uzereydi . Rusvetle mal dagitimi soylentileri bir turlu bitmiyordu. Gemisini kurtaran kaptan misali, yolunu bulan biraktigi mal dan mulkten daha fazlasini bile aliyordu,Dedikodular almis basini gitmis, insanlar arasina dusmanlik tohumlari bile ekilir olmustu..Giritten gelenlerle Midilliden gelenler arasinda bir ayrim bas gostermisti, Giritten gelenler asimilasyona ugadiklari icin Turkceyi ya bilmiyor ya da cok az konusuyorlardi, Bilenlere bile cok kotu bir aksanla konustuklari icin “yarim gavur”adini takmisti Midillililer.. Hos olmayan bir bir durumdu bu ve de uzun yillar da surdu  malesef..Ozde ayni olsalar bile yasadiklari cografyanin etkisiyle fazlasiyla baskiya maruz kalan Giritliler daha cok sanayi, ticaret ve alim satima yoneliyorlardi, aralarinda cok zenginleri vardi, mal mulk paylasiminda katiplerle al takke ver kulah yaptiklari duyulmus,  bir cok adali tarafindan neredeyse afaroz edilmislerdi. Oysaki Midilliden gelenler arasinda rusvet verenler yokmuydu sanki? Bu rusvet olayi yillar sonra Gazi Pasanin kulagina gidecek, yapanlar ve ihmali bulunanlar siddetle cezalandirilacaktir..

Butun bunlar oladursun, Gencler arasinda yasanan asklar , sevdalar ne ada  ne de moda taniyordu.. Fatma ,hergun Kostayi dusunur,kesik bir tutam sacini koklar dururdu, sanki koydeki ahirlarinin kokusu vardi Kostanin saclarinda.. Yillar geciyor, kizlar serpiliyor, doganlar buyuyor, olenler ise unutulmaya mahkum oluyordu kalpteki bir tutam siziyla..

 Giritten gelenlerle , Midilliden gelenler arasinda pek fazla muhabbet olmasa da her biri gelisiguzel evlere yerlestirildikleri icin zamanla bu cekingenlik erimis, dostluga donusmustu..Giritliler daha az Turkce konussalarda , genc olanlari Geldikleri yere uyum saglamak icin Turkceyi ogrenmeye calisiyordu .Zeki insanlardi, YIne de evlerde konusulan dil Rumcaydi.. Yillarca Rumcayi konusmaya devam edecekler, ikinci kusak torunlarinin bile Rumca daha dogrusus Giritce ogrenmesine istemeden de olsa sebeb olacaklardi..

Bu Bolumde Rasim beyin kucuk kizi Ayse’yi biraz tanitmak ve onun hercailigini anlatmak istiyorum..

Ayse , ablasi gibi agirbasli degildi, her zaman biraz asilik barindirirdi icinde, Ilk cocukluk ve ergenlik yillarinda erkekvari hareketleri dikkat ceker olmustu, Ancak Ayavalik a geldikten sonra O Ayse gidip yerine buyuyup serpilen, aslinda cok guzel olmayan , yine de bir cok erkegin dikkatini ceken bir kiz gelivermisti, Cilveliydi, Erkek kadin demez , nerde olursa kahkalar  atar, lafa soze karisirdi. Iyi yemek yapardi, annesinin yemek konusundaki bas yardimcisiydi, bulasik isini Fatma daha iyi yapmasina ragmen son zamanlarda aileye hizmetli olarak katilan Hatice hanim kurtarici olmustu. Yagli bulasiklar kullu sularla ovulurdu o gunlerde.. Zeytinyag sabunlari her sene bahar aylarinda kaynatilir, Kilisedeki yerini alirdi.. Rasim bey , geldikleri gunden beri, KIliseyi odunluk, sabunluk, depo, ambar olarak kullanmisti.. Ilk geldiklerinde duvarlardaki ikonalar, putlar kilisenin ortasinda yakilan ateste tamamiyle kul olana kadar yakilmisti, o buyuk atesin cikardigi duvarlardaki dumanlarin izleri bizim cocuklugumuza kadar devam etti.

 Ayse , yeni hizmetlileri Hatice hanimla cok siki fiki olmustu, Hatice ile disari cikar, gezmelere gider, bazen de yeni yeni edindigi arkadaslariyla bulusurdu evlerde. Cilgin kizdi.. Zeliha hanim Aysenin bu halini onaylamasa bile , son zamanlarda caninin derdine dusmustu, uzulup yorulmak istemiyordu.. Bir gun Sabah kahvesi icin gelen bir komsusundan Aysenin, Giritli bir ailenin ogluyla bulustugu haberini aldi..Iyi bir ailenin  cocuguydu lakin Adalilar bu konuda uzun sure kiramadiklari inatlarinin kurbani olmuslardi.

 Zeliha , bu haberi aldiktan sonra, ne yapacagini sasirmisti, kiminle konusmaliydi, kime anlatmaliydi derdini.. Fatma ‘yla yuz goz olmak istemiyordu, ne de olsa O da gencti daha.. Rasim beyin haberi olursa buyuk felaket olacakti evin icinde, bu tur mevzulara alisik degildi, duyarsa ” keserdi (!) Alimallah”kizini…IYisi mi Haticeyi konusturmaliydi.. basina sarpasini (esarp)  atti, yukari bahceye , mustemilatin oldugu bolume gecti, Veli dayi en ust bahcede kosa(orak) biciyordu, Hatice de yagli bulasiklari ocakta isttigi su ve kullerle ovuyordu; Zeliha hanimi gorunce sasirdi.. Hanimi pek cikmazdi bu bolume, zamansiz bir istegi olursa ya Mehmet’le ya da Ayseyle haber gonderirdi..Hatice hanim, ellerindeki kulleri ve sabun kopugunu akitti, dogruldu;

  • Buyur hanimim, buraya geldiysen mevzu onemlidir mutlaka ;diyebildi yalnizca.. Zeliha hanim hem sinirliydi hem de o anda Haticenin kalbini kirabilirdi, yutkundu; anacigi her seferinde ‘ kizim bogazimiz dokuz bolumdur, Allah bize dokuz bolum verdiki soyleyeceklerimizi dokuz defa dusunelim diye”derdi.. Butun bunlari hatirladi ZEliha ama yine de sinirini yenemiyordu bir turlu , demekki Hatice ile disarilara gittikleri gezmeler de bu isler cevrilirmiste Onlarin haberi olmamis..Hatice, Zeliha hanimin gozlerinde cakan simsekleri farkedecek kadar zekiydi, Haniminin birseyler duydugunu tahmin etmis , ne cevap verecegini dusunuyordu…Yalan soylemeyecekti , zira soylerse basina gelecekleri dusunebiliyordu, kocasiyla beraber sokakta buluverirlerdi kendilerini, burada evleri, isleri, yiyecek yemekleri bir de ucbes kurus gelirleri olmustu.. Bu insanlara ihanet edemezdi ..Zeliha fazla uzatmadan konuya giriverdi;
  •  Bana dogruyu soyle Hatice , sen Aysenin cevirdigi dolaplardan haberdar misin?
  • – Evet hanimim , haberdarim ama bana konusmamam icin yemin ettirdi..
  •  Nasil boyle yemin edebiliyorsun, nasil bacak kadar kizin lafiyla hareket edbiliyorsun bizim aile serefimizi ikiparalik ediyorsun, bunlari hic dusunmuyormusun?Hatice ‘nin nutku tutulmustu, soyleyecegini sasirmisti ama yine de dogruyu soyleyecekti.. Oldurselerde dogruyu soyleyecekti..
  •  – Hanimim , Ayse bana her bulusmaya gittigimizde bir mecidiye veriyordu, ses cikarirsam bunlari benim caldigimi soylemekle tehdit  ediyordu..
  •  Zeliha hanim sinirinden titremeye baslamisti, O’nun nasil boyle bir evladi olabilirdi, nasil boyle bir cocuk  dogurabilmisti?boyle seytan ruhlu bir kiza sahip olacagina hic olmasaydi.. Butun bunlari dusunurken oracikta bayiliverdi Zeliha….
  •  Hatice korkuyla , once Fatmayi sonra da Ayseyi cagirdi, ikisi de korkuyla analarinin basinda bekliyorlardi, az sonra Mehmetcik geldi ,annesini opuyor, sariliyor ‘ uyan annecim bak ben gedlim” diye yanaklarini okusuyordu.. Zeliha birkac dakika sonra kendine geldi ama bu hastaneden ciktiktan sonraki  ilk buyuk travmaydi..Kollarina gecerek , oturma odasindaki kanepenin uzerine yatirdilar, arkasina yastiklar, altina dosekler koydular, gavurun kanepesi de sertti hani..
  •  Kafasi hep bu konuyla mesguldu, ne yapmaliydi ? Rasim agaya soylemeliydi tek basina basa cikamazdi bu isin icinden  zira.. Haticeyi cagirdi yeniden..
  •  – Gel burya Hatice , simdi anlat bana bastan , kimdir bu delikanli kimlerdendir, soyu sopu nedir?
  •  Hanimim, Saatcizadelerin oglu Nedim derler bu cocuga , saatci dukkani varmis Giritte , burada da acacakmis babasi, simdi dukkan satin almak icin ugrasiyorlarmis, yakisikli bir delikanlidir , oldukca da efendidir, lakin Giritlidirler.. Zeliha hanim Giritli lafini ilk  duydugunda aslinda sevinmisti bile zira sevmisti Giritlileri, modern insanlardi, temiz tertipli kadirsinastilar,  ama Rasim bey asla kabul etmezdi, Yarim Gavura kiz vermem deyip cikardi.. Hem daha onunde ablasi vardi, Ayse sirasini bekliyecekti, gerci bir nisan takarlar ya da soz keserlerdi yaa.. Aksam olsun hayrolsundu, Rasim beye anlatacak bir yol bulunacakti elbette , simdi onemli olan bu seytan ruhlu kizinin ifadesinin alinmasiydi. Nasil olur da Hatice hanima rusvet verip, tehdit edebilirdi, sulalede boyle sey yoktu, bu kanibozuk nerden cikmisti ?Zeliha uzun sure dusundukten sonra Ayseyi cagirdi yanina, beti benzi atmisti kizin.. Yaptigi yanlislari biliyordu ama Kabul etmeyecekti tabiki, seytan ruhu O’ na hic bir zaman dogruyu soyletmeyecekti….

BOLUM 53

Rasim bey ve Zeliha hanim,Bir hafta icinde alabildigince gezdiler,Zira , Zeliha hanim artik iyi olduguna inaniyordu, bir daha gelmiyeceklerdi Payitatahta nasil olsa . Hersey duzelmisti  Zelihaya gore..Yavrularina kavusacak , hasret giderecek, evine ceki duzen verecek, esinle dostunla yeniden gorusmelere baslayacakti..Ama bir iki kumas almaliydi geldigine gore, gidince Afet hanimin terzisine diktirirdi, Kizi Fatmaya da lazimdi ipekli kumaslar, dunurculer gelip gitmeye baslamisti bile , ee artik onyedisini dolduruyordu, neredeyse eli kulaginda  gelin olacakti.. Zeliha hanim Otel odasinda oturmus namaz vaktini beklerken  Rasim bey tutacaklari kadin mevzusunu acmak icin yol yordam belirliyordu kafasinda , belki de gittiklerinde kadini hazir bulacaklardi  evde, Karisinin haberi olmaliydi en azindan bu olumlu gelismelerden;

  • Bak beni dinle  Zeliha hanim, Tabib Nizamaettin beye gore cok yormayacakmissin kendini, iyiymissin masallah lakin” artik karina ev isi gordurme Koca Rasim “diye de tembihledi beni cikarken.
  • Rasim bey ara sira boyle ufak tefek pembe yalanlari severdi, etrafindakilerin mesut olmasi icin ne zarari vardiki bir iki kelamin..
  • -Eee,  kolaymi kadin bulmak Ayvalikta Rasim bey, keske bulunsa..
  • – Sen merak etme, Selim’e haber yolladim biz gidene kadar bulacaklar insallah..
  • – Bu ne acele Rasim bey, herneyse allah razi olsun.. Zeliha hanimin aklina sagliginin ciddiyeti ile  ilgili hicbirsey gelmiyordu, butun bulutlar dagilmisti kafasindan, kolay mi Ayvaliktan kalkip istanbul’lara gelmislerdi, gunlerce tedavi gormustu koca koca mermer duvarli hastanelerde..
  •  Ertesi Sabah erkenden Pera’ya alisverise gitmislerdi Rasim beyle ,Zeliha. Seyahatlerinin  en ferahli zamaniydi.. Ermeni tuccarlar , cebi dolu Anadolu’ dan gelen mustahsili gozunden tanirlardi.
  • – Hosgelmissiniz efendicigimm, nerlerden tesrif buyurdunuz Payitahta ?diyerek cesit cesit kumaslari seriverdiler  Zeliha hanimin onune, buyulenmisti
  • ! Bir iki urbalik kendine bir iki tane de kizlarina almaliydi, hele de bir Fatma’sina dunur gelip te dugun dernek olursa adadan getirdigi eski esvaplarla   cikamazdi  ya insan icine, eltileri her daim tertemiz ve sik giyinirlerdi.. bir iki tane de krep de mour namaz yasmagi almaliydi..kenarlarina igne oyasi yaptiracakti..Alisverisin sonunda faytona binip yine otellerine dogru yola koyuldular, Rasim bey ,bu aksam karsiki lokantadan balik pisirtip getirtecekti karisina , ohhh ne de ozlemisti ya balik kokusunu, hastanede yedigi o sulu soganli yemekler canina yetmisti Zelihanin..Seyahatlerinin en guzel gunlerini yasiyordu kari koca, daha once boyle hic basbasa gezme imkanlari olmamisti, Rasim bey ara sira dalip gidiyor, acaba bundan sonra yine boyle olacak mi diye de dusunmeden edemiyordu elbette..
  •  Bir kac gun sonra geldikleri Bahr-I Cedit gemisiyle geri donduler, kamaralari gayet luks ve guzeldi yine, bu sefer ayakyoluna oturmalari gerektigini ogrenmislerdi, uzun sure kaldigi hastane, oradaki  helalar, otelin helalari hepsi zaten yetmisti Zeliha’nin canina, burasi hususiydi hic olmazsa…Iki dalgali koca gunden sonra nihayet Ayvalik limanina vardi koca gemi, Ne Rasim bey’in  ne de Zeliha hanimin dalagali deniz seyahatine tahammulleri yoktu, iki gunu de yatarak gecirmislerdi.. Limanda Selim bey adami ile karsilamaya gelmis, Faytonu hazir etmisti, alip evine goturdu, karisi Hatice hanim,cesit cesit yemekler hazirlamisti,Rum hizmetci adaya gittikten sonra Arife diye bir kiz bulmuslardi  ev isleri icin.. Arife guzel de yemek yapar borek acardi.Rumeliden goc etmisti, biraktigi malini mulkunu Ayvalik ta alamayinca boyle hizmet islerine girmeye mahkum olmustu zavalli kadin..Diger taraftan  Emin bey de cocuklari getirmisti , Ozellikle kucuk Mehmet’in anacigina sarilisi , opusu gormeye degerdi, gorenlerin ici burkulmustu adeta… Selim  ve Emin beyler abeylerinin agzindaki baklayi farketmislerdi ama Zeliha’nin yaninda konusulmayacagini da biliyorlardi  BIr ara tenhada; durumu iyice anlatti Koca Rasim, gozleri bugulanmisti yine, Ama Allahtan umut asla kesilmezdi..
  •  Iceri odaya donduklerinde Selim bey,ozellikle yeni bir muhabbet konusu acmak icin  bir kari koca hizmetkar  buldugunu uzun uzun anlatti, fakir insanlardi, yatacak yerleri bile yoktu neredeyse, yukardaki mustemilati onlara vermeliydi Rasim bey, Arnavut gocmeniydiler, Veli dayi ile Hatice hanim caliskan durust insanlardi, her seyi yaparlardi. O koca ev yokustaydi her halikarda, ne Rasim beyin  Ne de Zeliha hanimin yokusu yukle cikacak hali yoktu bundan sonra.. bu kari koca gencti de allahtan, rahat rahat is buyuracakti Zeliha , Hatice’ye…
  • ZIYNETI HANIM, SABIRE HANIMLA GECMIS OLSUN ZIYARETINE GELIYORLAR..
  • Zeliha hanimin , Istanbuldan dondugu haberi duyuldu, Artik iyiyidi masallah, herkes oyle biliyordu en azindan.. hastane de yatmaktan kilo da almisti, gerci cok guzel kadin degildi, boyu kisa sayilirdi, saclarina kina yakardi , lakin gozleri cok anlamli bakardi  Zeliha’nin , ic guzelligi kimselerde yoktu, fakir annesiydi, bayram seyran beklemeden fakire fukaraya yiyecek, kilik kiyafet dagitir, olmayani sevindirirdi, babasi Haci Bohlul(Behlul) agadan vasiyetliydi, Haci effendi kizina o kadar serveti verirken, fakirle paylasacaksin tembihinde bulunmustu…

Ziyneti hanimla, Sabire hanim ,yanlarinda da Akli evvel Mehmetcik, koca  kapakli  bir sepeti doldurmuslar, gecmis olsun ziyaretine gelmislerdi bir kusluk vakti.. Sabah kahvelerini Hatice yapip getirmisti artik.. Evin buyuk kizi gibi hareket ediyordu Hatice Zelihanin yemek haric butun isini goruyordu.  Sabire hanim,  kapakli bakir kaplar icindeki  mis kokulu tavuklu pilavlari, corbayi,  agartilmis bademle suslu paluzeyi cikarip mutfaga birakmisti ,Kalayli bakir sahanlar da guneste isil isil parildiyordu hani.. Zeliha ablasini oldu olasi cok severdi, onun zenginligiyle beraber, alcakgonullugune hayrandi.. Burnu kafdagindaki Ruhi beyin Karisi Hatice ye mi benzerdi yani? Gerci Zeliha hanimin serveti hepsinden coktu ya…

Kadinlar aralarinda uzun uzun konusmaya daldilar, kahveler icildi, istanbul’ dan getirilen fistikli lokumlar yendi, muhabbetler edildi, Laflar donup dolasip kucuk Nezahat’cikga gelmisti .Gun gectikce buyuyor guzel bir kucuk hanim oluyordu, yurumeye konusmaya da baslamisti artik, Sukurler olsun,Zehra ya gorumcesi Sabire hanim yardimciydi , kizi gibi seviyordu Nezahat’cigi halasi.. kucagindan indirmiyordu, Zehra da biraz sert kadindi , o kadar yuz verilmesini sevmezdi, gorumcesiyle ara sira bu konuda ters dusuyorlar sonunda Mehmet Emin efendinin arabulucuguyla tekrar muhabbetleniyorlardi.. Misavrudan gelenler , Ayvalikta da munasebetlerini devam ettirmek icin ellerinden geleni yapiyorlardi.. Bu uzun yillar boyle devam edecekti..

 ZELIHA HANIM  FATMA ILE, SIDIKA HANIM’IN TORUNLARINA UGUR KADEME GIDIYOR…

Zeliha hanim ikiz bebeklerin dogum haberini alinca , oncelikle Naciye sonrasinda da Bilal ve Sidika hanim icin  cok sevinmisti, Ne mutlu bunca badireden sonra aile huzura kavusuyordu, Bebeklerin kucuk altin sikkeciklerini hazirladi, kucuk kadife keseciklere koydu, bir  sicak ogleden sonra Sidika hanimla’rin evinin yolunu tuttu kiziyla, Ne de olsa aylardan mayisti, havalar iyiden isinmisti artik. O zamanlar haber verme yoktu gitmek icin, zaten yeni lohusa evden aylarca cikamazdiki…Fatma da annesi gibi carsafa girmisti ama O’nunkisi daha acik ve yesil renkteydi, gozlerinle ayni renkti nerdeyse .. Sidika hanim, Cok sevdigi Zeliha hanimi gorur gormez sevincten kapiyi acik birakip iceri buyur etmeden Naciye’yi cagirmaya koyuldu, Ayvalik a geldiklerinden beridir bir iki defa ayakustu gorusmuslerdi neredeyse..

  • Gel Kizim bak , kimler geldi, Zeliha ablanla, KIzi guzel Fatma geldi evimize.. Buyursunlar  iceri, Zeliha hanimcim..Hos geldiniz , sefalar getirdiniz, diyerek genis sedirli oturma odasina aldi misafirlerini, evlerinin cumbasi oldukca ferahti, derya yi  bile uzaktan da olsa seyrederlerdi, hele Istanbula kalkan gemiler buradan cok guzel gorunurdu, inen binen de secilirdi..Zeliha  hanim Fatma ile yanyana cumbadaki sedire ilisiverdiler.. Bir baska misafir de vardi cumbali odada, Sidika hanimin kardesinin karisi Besime hanim..O da Iskopludandi, pek hatirlamiyordu Zeliha Besime hanimin simasini ama yine de adini duymustu Sidika ‘dan.. Cok kol kanat germislerdi, Sidika kocasini kaybettiginde.. BIlalin dayisi da Bilal gibi yigit adamdi, kardesinin acisinda hep yanindaydi..
  •  O arada , Naciye pembe sabahliklar, igne oyali geceliklerle bebeciklerini kollarina almis kapida gorundu, Masallah masallah deyip Zeliha hanim Altin sikkeler ikadife kesesinden cikarip bebeklerin kundaklarina saklayiverdi, Sidika  ,gizli memnuniyetle, utangaclik arasi;
  •  – Ne buyuk zahmetler bunlar Zeliha hanimcim, bizi mahcub ediyorsunuz diyerek bebegin birini Zeliha’nin  birini de Fatma’nin kucagina  Verdi..
  • -Insallah Fatma’miza da boyle guzel bebekler nasip olsun, yasi da gelmis artik guzel kizimizin diyince Fatmanin yanaklari kipkirmizi olmustu , Lohusa serbetleri icildi, kiz lokumlari yendi , Gobek anne Sahibe, hem bezleri yikiyor hem de hizmet ediyordu gelene gidene, masalahh Bilalin kazanci iyiydi artik.. ee zeytin den gelirleri de vardi cok sukur..Besime hanim , Fatmayi suzdukce suzuyordu, bir kac yas buyuk olsa da is guc sahibi Ali’si vardi, Fatma zengin kiziydi, verirlermiydi acaba ama , onlarin da soyu sopu, varligi da yabana atilmazdi hani..

 

BOLUM 52

Naciye artik yataginda donemiyordu bile karni iyiden buyumustu, bebek iyiden kilo almis diye seviniyordu Sidika hanim.. Kolay mi balla, kaymakla, sutle, etle besliyordu gelinini, gerci o zamanlar  bu yiyecekler oldukca pahalliydi ama ee ne de olsa Bilal serkatip (baskatip)olmustu askeriyede.. Maasi iyiydi, hizmeti iyiydi, Kumandani seviyordu, herkesin saygisini , sevgisini kazanmisti Bilal, durustlugu, dogrulugu ve yardimseverligiyle..

 Sabaha dogru, bebegin hareketlendigini farketti Naciye, beline yayilan bir sanciyla tavsan uykusundan uyandi,dogru duzgun uykusu yoktuki zaten son bir aydir. Efendisini uyandirsa miydi acaba? biraz bekledi belki ay sancisiydi ama zamani da gelmisti hani..biraz dogrulur gibi oldu , sancisi artmisti birdenbire.. Allah allah diye soylendi icinden gece vakti simdi olacak sey mi bu?, Naciye, dogum konusunda oldukca cahildi, ne olur ne biter bilmezdi, utancindan kimselere de soramamisti,Bir kez daha kuvvetli bir sanci gelince Bilali uyandirdi.. Efendisi zaten ha bugun ha yarin gelecegini tahmin ediyordu bebegin..

-Naciyem, sen hic kimildama selvi boylum

Bilal karisina yalnizken boyle hitap ederdi, zira Naciye uzun boylu , selviler gibi sallana sallana  yuruyen guzel bir kadindi, Kocasinin ne kadar heyecanli oldugunu cok iyi bildigi icin, yavas ca egilip kulagina:

Bilall, Cocugumuz geliyor galiba, sikistiriyor sancilar beni , derdemez kocasi yattigi yerden firladi, az daha gecelik entarisine basip dusecekti, basucundaki opal gaz lambasinin fitilini yukseltti, karisi gercekten sanci cekiyordu, Naciye ne kadar sabirli olsa da aci cektigi yuzunden belliydi, bagirmamak icin dudaklarini isiriyor, ustunden ter bosaniyordu

Bilal o arada heyecandan ne yapacagiini sasirmis, odanin icinde dort donmeye baslamisti , anasina bile haber vermek gelmiyordu aklina. Naciye efendisinin bu halini gordukce acisinin arasinda bir taraftan da katila katila guluyordu, Sidika uyanmisti onlarin sesinden , o da zaten kac gecedir tavsan uykusundaydi, kapiyi tiklatti,

  • Hayirdir evlatlarim yoksa torunum  mu geliyor? acin da kapiyi gireyim iceri..
  • Kapi aciktir hanimanne , Sadece Bilal bir turlu hazirlanip cikamiyor disari, demesiyle Sidika daldi odaya, herm soyleniyor hem de oglunun giyinmesine yardim ediyordu, O elinden ucanla kacan kurtulmayan Koca Bilal cocuk gibi donuyordu odanin icinde, Sidika ,kulot pantolonunu, kusagini , gomlegini giymesine yardim etti Bilalin cocuklugundaki gibi..
  • Bilal, oglum gidebilecemisin Ismet ebenin evine? Yolu bulabilecemisin? yoksa ben gideyim?
  • – Ana , gecenin bu satin de hangi kadin disari cikmis, sen cikicasin?Sidika sinirlenmisti  bu lafi duyunca;
  • – Bana bak! sen beni ne sandin? ben senelerdir dul bir kadinim, sen mi becerdin herseyi bugune kadar, baksana  gemici feneri gibi sallanip duruyorsun hala odanin icinde , hadi vira.. Cabukkkk,  Cocuk dogacak hala biz bekleriz Bilal giyinsin diye.. 
  • Naciyenin sancilari siklasiyordu, Sidika asagi mutfaga indi, gazocaginda su kaynatti, beyaz temiz bezleri hazirladi, zaten gunlerdir kazanlarda kaynatiyordu dogum icin gerekli malzemeyi..
  • .Bilal atina binip ucup gitmisti, Ismet ebeyi atinin terkisine koyup cok kisa bir sure icinde getiriverdi.. Ismet ebe aliskindi boyle atin ustunde ucmaya,odaya girer girmez Naciyenin  sanki sancilari daha da hizlanmisti,  yine de bagirmayaya gayret ediyordu zavalli kiz, Ismet ebe ellerini sicak suyla yikadi, Naciyenin karnini dinledi;
  •  Hazir olun ikizler geliyor, cifte bahsis isterimmmm Bilal effendi, deyince Bilal sevincinden  kosup anasinin boynuna sarildi, Sidika ne yapacagaini sasirmisti ikiz fikrine alismasi zamana alacakti galiba… Naciyenin feryatlarini duydular asagi kattan, ardindan Ismet ebe , Sidika hanima seslendi;
  •  – Sidika hanim nerlerdesin, gelmiyecekmisin torunlari karsilamaya; saskindi Sidika , bir cok dogumda bulunmustu lakin bu farkliydi kendi canlari gelecekti dunyaya.. bir hisimla merdivenleri cikti, kapiyi acar acmaz bebegin birinin cikmakta oldugunu gordu, Naciyenin elllerine sarildi, ikinmasina yardim edecekti guya, Ismet ebe kizginlikla bagirdi;
  • – Oraya degil buraya gel Sidika kadin! sicak suyu temiz bezleri getir cabuk, bebegin biri dogdu bakalim ikincisi hemen gelecek mi yoksa bekler miyiz biraz?Sidika hanim her zaman sagduyusunla ovunur kararsizliga dismeyecegini sanirdi ama, isin ucu cana dokununca oyle olmuyordu iste, beyaz temiz patiskalari aldi bebecik dunyaya gelmisti bile, aglama sesiyle kendine geldi Sidika, Ismet ebe birincisinin gobegini keserken ikincisinin basini gordu, cok sukur kolay oluyordu dogum; 
  • -Yetis Sidika kadin ikincisi de geliyor,Siidka heyecandan birincisinin cinsiyetine bile bakamamisti. ikincisi kizdi yalniz ya birincisi? Kiz torununu kucagina aldi, ilkine bakmaya giderken gobeginin kesildigini gordu; Adettendi o zamanlar,o anda ne isim telaffuz edilirse bebegin adi o olurdu,
  • – Sidika hanim ,ikilendi Ismet ebe….Naciye bunlari duyamiyacak haldeydi caniyla ugrasiyordu ama cok sukur iki evlat sahibi olmustu, ilki de kizdi allahtan…
  •  ismet ebe lohusayi rahatlatmak icin bir igne yapti,  gereken temizligi yaptiktan sonra Naciyeyi uykuya birakti Lohusalar acisi dinince uyurdu genellikle..

 Bebeklere dondu, ikisi de gul yuzlu kizlardi, masallah agirliklari da yerindeydi, kimbilir kac okka gelirlerdi su durumda, Hastanede olsa bilirlerdi okkasini ama evde zordu yine de her biri ucer okka ederdi ertmesine, bebeklerin her tarafina iyice bakti, masallah her seyleri yerindeydi, kumral sacli kizbebekler kah agliyor kah guluyorlardi.. Sidika hanimla birlikte yikadilar, Bilal e coktan haber ucurmustu Sidika zaten, Bebekleri kundaklarken Sabah ezani okunmaya basladi, Sidika hanim ellerini kaldirdi Allaha sukur etti, dualari Kabul olmustu hem de bir  isterken Allah iki tane birden gondermisti. Bebebkleri Bilalin kucagina Verdi Ismet ebe.Bilal de Mecidiyeleri hazir etmisti, fazlasiyla koydu ebe hanimin cebine, minnettardi, kurtarmisti selvi boylu Naciyesini iki de evlat hediye etmisti , boyle zamanda paranin hesabi yapilmazdi,, Sidika hanim , seccadesini kapar kapmaz Sabah namazina durdu hayat uzerinde, Allaha ne kadar dua etse azdi.. Gavurdan kurtulup memelekete sag salim donmusler, Allah iki de evlat vermisti onlara daha ne isterdi .. namazini kilip dakiklarca dua etti, gun de agariyordu artik.. Ebe hanim bir kahvaltiyi fazlasiyla haketmisti…

RASIM BEY HASTANEDE…

Tabib Nizamettin bey, Zeliha hanimi gunlerdir kontrol altinda tutuyordu, ilaclar ve  istirahatle ,gidisat iyiydi ama cok uzun sure bu iylik devam edermiydi bilinmez, Cok asina olmadigi bir kalp rahatsizligiydi bu .. yaklasik on gundur musahade altindaydi Zeliha, gayet guzel yiyor, konusuyor , guluyor soyluyor , lakin cocuklarini bir an olsun aklindan cikaramiyordu..NIzamettin bey, Rasim beyi odasina cagirdi;ilk defa konusur durumdaydi belki de , o soguk suratli adam gitmis yerine  babacan bir tabib gelmisti, Rasim bu degisiklige anlam verememisti  ama ;

Du (dur)bakalim? ne diyecek bu suratsiz adam diye de dusunmeden edemiyordu..

  • Simdi iyi dinle beni Rasim aga, karinin yaninda konusmak istemedim, zira kadinin hastaligi daha once pek sahit oldugum bir hastalik degildir, saniyorum kalbinin kapakciklarinda vardir bir ariza ;malesef tebabet(tip) o kadar ileri degildir  bu sikintilar zamanla tedavi edilecektir belki  ama simdi yapacagimiz ilacla tedavi etmektir, karina iyi bakarsan yasar ama bakmazsan bilesinki ilac milac kar etmez kaybedersin.
  • Rasim boyle bir sonuc beklemiyordu, Hastaneye getirmisti ya, artik iyilesip gideceklerdi evlerine !! Butun sikintilarini Istanbul’un yedi tepesinde birakacaklar saniyordu..oyle dusunuyordu gunlerdir  yatagina uzandiginda..Ya da oyle dusunmek istiyordu…Saskindi, ne diyecegini bilemiyordu yalnizca agzindan birkac  kelime dokuldu..
  •  – Simdi napicam tabib bey; sen  onu soyle bana?
  • Bir kere karini yormiyacaksin, yanina pek yaklasmak yok, munasebeti unut uzun sure, en zararli seydir heyecan.. Bir isci tutacaksin eve, her isi o yapacak Karin da kosede oturacak , gordugum kadariyla variyetin yerindedir..prenses gibi bakacaksin karini anladin mi Rasim aga, oyle yaparsan yasatirsin uzun sure …
  •  -Boyle yaparsak yasar mi  tabib bey?
  • -Yasar uzunca bir sure, lakin Allahtan baska kimse bilmez ne kadar yasayacagini..Rasim bey allak bullak olmiustu, konusacak hali yoktu, Tabibin elini sikti, disari cikti, agliyordu, gozyaslarina hakim olmak mumkun degildi,  ayak yoluna gitmesi lazimdi, yuzunu yikamaliydi bu halde goirmesindi Zelihasi O’nu .. Bir de kardeslerine telgraf cekmeliydi ,onlar gidene kadar bir kadin bulsunlardi eve… Zeliha titiz kadindi, is yapmadan durmazdi…Ayakyolunda  hacetini giderdikten sonra, Sirkeci buyuk postaneye gidip kardesi Selim beye telgrafini cekti, deniz kenarindaki yazihaneden gemi biletlerini aldi, en erken haftaya bugun donebileceklerdi, bir hafta daha payitahttaydilar…Daha iyi diye dusundu; Zelihayi, Pera’ya goturur gezdirir, istediklerini alir, ne derse yapardi, belki bir kez daha gelemiyecekti Istanbula karisiyla… Elindeki receteye bakti, hastanenin yanindaki ezcaneden ilaclarini yaptirmaliydi , onlarda epeyce zaman alirdi.. Ayvalikta nasil yaptiracakti bunlari , eczane vardi ama yapabilirler miydi acaba?
  •  Kabullenmekten baska birsey gelmiyordu aklina.. Koca Rasimin… Alahin dedigi olurdu, Isyan etse ne olacakti ki?

BOLUM 51

 Postaneden ciktiginda butun vucudu kasiliyordu Koca Rasimin,nereye gidecegini , ne yapacagini  dusunecek durumda degildi. Sagina bakiyor , soluna bakiyor ama koskoca Istanbulda hicbirseyi, hickimseyi goremiyordu.. Caresizdi, yalnizdi. kuskundu , basina gelenlere isyandaydi.. Martilarin cigliklarini duyumsuyor, deniz kokusunu hissedebiliyordu sadece.. Bir adali baska ne duyabilirdiki bu caresizlikle? Ayaklari farketmeden denizin  kenarina surukleyiverdi Rasimi.. Gurultu doldurmustu kulaklarini; , macuncular, serbetciler, cocuklar icin  gayet basit tahtadan yapilmis oyuncaklar satan   seyyar saticilar..

Normal zaman olsa Rasim bey koca bir cocuk  gibi macundan yemek ister, kagit helva alir, deniz kenarinda  kahvesini yudumlardi. Lakin beyni,  ucusan martilardan. lacivert denizden  baska  hicbirsey algilamiyordu. Gerilere cok gerilere dondu birden ; adadaki cocukluk gunlerini ,babasini, anacigini,kizaran tapta kokusunu, Kostayla zeytinden gelirken Adonisten  8’ini  10 paraya  aldiklari ipe dizilmis istavritleri, Bahcede Kostanin yaktigi atesi, izgaranin dayanilmaz davetini,Angelos la ucurdugu guvercinleri , Mehmed’inin bahcede kosar oynarken dusup dizlerini yaraladigini, kizlarin cekine cekine masayi hazir edip ortalarda salindigi bahcesini hatirladi, Su mubadeleye kadar hersey ne kadar da  guzeldi oysaki , koklerinden sokmustu biri onlari, kokunden sokulup susuz kalan bir bitki ne kadar yasayabilirdiki?

Mavi gozleri  son zamanlarda ne kadar islanir olmustu Koca Rasimin, alisik miydi kari gibi aglamaya ortalarda? Simdi biri gorse ne derdi koca adama?Elinin tersiyle burnunu sildi, aklina bir anda Zelihanin her seferinde yikayip utuledigi adinin basharfinin isli  mendiil geldi , cebinden cikardi, tekrardan burnunu silip gozlerini kuruladi, Okuma yazma da bilmezdi Zeliha ama kimden ogrendiyse ogrenmis R harfini islemisti mendile..Kadinlik konusunda ustune yoktu Misavru da, pisirdigi yenir, diktigi giyilir, isledigi gorulmeye degerdi,Baba evinin tek kiziydi babasi Haci Bohlul aganin tek kizi….Serveti ,Rasim beyden fazlaydi gelin geldiginde .. Ara sira kavgaya tutussalar da barsiverirlerdi, Rasim dayanamazdi kusluge.. , Allah uc tane piril piril evlat vermisti, Hanifesini hatirladi birden uc yasinda topraga verdigi kizini , Allahin takdiriydi..Yapacak birsey yoktu..

Rasim, Bir muddet sonra usudugunu hissetti  denizin serin havasiyla, sesler de azaliyordu etrafta.. demekki aksam oluyordu, bu karanlik  ondandi..Otel hemen arka sokagin icindeydi, gidip uzanmaliydi, yiyecek hali yoktu simdilik, acikirsa belki sabaha karsi bir corbaci bulurdu koskoca payitahtta…

Sabah ezaninin sesyle uyandi, muezzin minareden okuyordu ezani besbelli , cami o kadar yakindiki , duymamak icin sagir olmak lazimdi, Oldu olasi bu saatte okunan ezani severdi Koca Rasim.. yataginda dogruldu, Zelihanin yaninda olmayisi  burkuyordu yuregini.. Ezani dinledi sonuna kadar, Bitince kalkti , giyindi, camiye gidip cemaatle kilacakti namazi , sonra da karnini doyuracak bir corbaci bulurdu elbet .. Sabah ayazi da Ayvalik a benzemiyordu hani.. Sadirvanda abdestini aldi, hocanin hemen arkasinda saf tuttu.. Namazi bitirdiginde uzun uzun Zelihasi icin dua etti, zira dua etmekten baska birsey gelmezdi elinden…Caminin hemen karsi kosesindeki corbaci namazdan cikanlarla dolmaya baslamisti, bir masada yer bulabildi neyseki..Kelle paca ismarladi, oldum bittim cok severdi bu corbayi, Ramazanda yapilirdi evlerde, lakin bu Istanbul lokantalarinin kelle pacasi hicbirseye benzemezdi, ilk kez Zelihasini dusunmeden corbasini  icip karnini doyurdu, bir tane daha icmek istedi, ama bu sefer iskembe olsundu.. Atin olumu arpadan olurdu be yaaaa…

Rasim aga , tika basa karnini doyurduktan sonra tekrar oteline cikti, biraz daha dinlenmeliydi, karga bokunu comaklamadan da hastaneye gidilmezdi ya…Acik biraktigi yatagina kiyafetleriyle ilisiverdi, Zeliha olsa asla kiyafetleriyle yatmasina  izin vermezdi..Ruyami gercekmi ayiramadigi seyler gormustu ici gectiginde, Zeliha kara carsaflarla etrafta dolaniyor, Misavrudaki cini sobayi yakiyordu , Cocuklar da mutfakta et pisiriyordu guya, birden kapi acildi, Kosta annesinin vefat haberini getirdi..

 Rasim bey,korkuyla irkildi,  gozlerini acti, gordukleri ruyaydi allahtan..Birden yataktan firladi gunes yukselmisti, Gureba hastanesine gitmek icin  bir fayton bulmaliydi.. Aylardan nisandi. ama hava oldukca serindi yine de..Hastaneye girdiginde  titredigini hissetti Rasim..Ust kata tirmandi, karisinin yattigi odaya girmesi neredeyse imkansizdi, Kadinlar kogusuydu cunku.. cikan hemsirelere soruyor, kimseden dogru duzgun cevap alamiyordu, Zeliha neredeydi?

Bir anki deliligiyle odadan iceri daldi, Zeliha hanim uyuyordu, digger refakatci  kadinlar erkek varrr……. diye bagirinca hademeler ve hemsire gelip yaka paca Rasim beyi disari attilar, cok gucune gitmisti Rasimin ….Bu  hallere dusecek adammiydi?Cesaretini topladi allahtan okuma yazma bilir agzi laf yapardi, yukari kattaki sertabibin odasinin kapisini caldi. izin cikmadan daldi odaya, delirmis gibi anlatiyordu derdini.. Sertabib  cana yakin , babacan insandi, Dr NIzamettin gibi degildi Allahtan..Rasimi dinledi. dinledi , dinledi…… yatismasi icin bir bardak su getirtti, biraz ferahlasindi, belliki boyle horlanmaya aliskin bir adam degildi Rasim..Kim oldugunu nerden geldigini teker teker sordu, hususi(ozel) bir oda verebilirlerdi eger Bezmi Alem vakfina bagis yaparsa..

 Rasim bey boyle zamanda paranin  lafni i etmezdi, ettirmezdi ..ne gerekiyorsa yapilacakti, yeterki Zeliha iyi olsundu.. Rasim bey , kusagindan para kesesini cikardi, 3 altin mecidiyeyi doktorun onune birakti..

  • Doktorum, kurtar bizi bu sefaletten, yalvarirrim.. ? Uc cocugumuz bizi bekler, hayirlisiyla gidelim bu memleketten, yardim et bize ..
  • Sertabib yuregi yarali adamdi zaten..iki sene evvel karisini veremden kaybetmis, iki cocukla ortalarda kalmisti, evlenmek isteyen coktu doktor oldugu icin ama cocuklarina ana olabilirmiydi gelecek kadin?Anasiyla oturuydordu koskoca yalida..
  •  Zeliha hanimi oglene  kalmadan hususi odaya aldilar. Rasim bey basindaydi artik karisinin , Oldukca iyi gorunuyordu Zeliha,  ama bakalim  Tabib  Nizamettin bey  ne diyecekti..Odadan da deniz bile gorunuyordu hani, guzel oda vermisti sertabib Rasim’e ..
  • NACIYE’NIN GUNLERI YAKLASIYOR….
  • Zaman herseyin merhemiydi sanki, Naciye anacigini hatirladikca  agliyor, ama yalnizliktan sefaletten kurtuldugu icin de Tanriya dua ediyordu, Zordu dul bir kadinin Istanbul gibi yerde yalniz yasamasi, konuya komsuya muhtac olmasi.. Ellerindeki para pul neredeyse bitmek uzereydi daha o zamanlar.. KIra ne kadar karnini doyurmustu anaciginin kimbilir?O  Yahudi kiraci vermismiydi kirasini acaba? Bazen bunlari dusunur, bebegin tekmeleriyle kendine gelirdi.. yine de cok sukur Allah Naciye’ye helal sut emmis bir koca vermisti ,Basina gelenlerden sonra hayatina son vermeyi dusunmustu  oysaki.. Simdi cocugunu dunyaya getirmeyi dusunmeliydi  sadece.. kiz dogarsa adini Sehriban koyabilir miydi ki? bunu kayinvalidesine nasil Kabul ettirecekti? Bilal’ le konusmaliydi once ….Oradaki dukkan ve ev ne durumdaydi? Hatice hanimin babasina bir mektup gonderseydi keske ? Onlari satip buralarda birseyler alabilirlerdi belki de , Naciye’ nin de elinin harcligi cikardi… Butun bunlari dusunurken bebek bir hizli tekme daha atti, zaman yaklastikca tekmeler de hizlaniyordu ..Sidika hanima gore karni da dusmustu, dogum yakindi artik…

BOLUM 50

Hangi erkek annesinin sozunden etkilenmezdi ki?Bilal’in kafasi karismisti anasinin soylediklerinden , kaynanasini alip getirmeden once bir mektup yazip ahvalini(halini)sorsalar daha iyi olmaz miydi?Lakin Naciyeye nasil anlatirdi  bunu simdi?Butun gun iste Bilal’in kafasini bu mevzu  mesgul etti o gun , ara sira dalip gittigi, gelenle gidenle bile eskisi   gibi ilgilenmedigini farketti gun sonunda, utanmisti kendinden, utaniyordu karisina yalan soylemekten, ama ev huzuru da cok onemliydi  hele de bu yastan sonra. Sidika sert  kadindi, eger kani almazsa cehennem ederdi hepsine gunlerini…

 Karar vermisti,once iki satir mektup yazacakti, eger musaitse kadincagiz belki bir muddetligine alir getirirdi, gerektiginde geri goturmek sartiyla..

Sehriban hanim , yani Naciyenin anacigi aslinda gormus gecirmis , saltanat icinde gencligini yasamis bir kadindi, Kocasi  Eyup bey, sarayda katiplik yapardi, kucuk bir katipti lakin aldigi para iyiydi, ara sira sira padisah yaptigi isten yazdigi yazidan memnun kaldigi zaman bir kese altin ativerirdi Eyup beyin onune..,Elinde oldukca bol para varken  Sarayburnunda guzel bir ev almisti Eyup bey,hele denize bakan bir cumbasi vardiki omre bedeldi, Sehriban hanimin dogan cocuklari yasamazdi o yillarda, iki oglandan sonra dunyaya gelen  Naciyeyi  gayet ihtimamli bir bakimla buyutmustu , okul cagina geldiginde Sehribani  okula goturmekten korkmus eve hocalar getirtmisti,zaten o zamanlar kizlarin okula goturulmesi keyfe kederdi..  Kara bulutlarin Istanbul uzerinde gezindigi bir gun, Eyup beyin sarayda cikan  ayaklanmada sehit edildigi haberi geldi, O donem sarayda padisaha karsi baskaldiri coktu, asker Kazan kaldirirdi. Bu aci haber  bir felaketti ana kiz icin, kim bakardi , kim gecindirirdi  bu dul kadinla yetimini.. Padisah ulaginla  uc kese altin gonderdi ama ondan sonra  da ne arayan ne de  soran oldu zavalli insanlari.. Evlerinin guzelligi Karin doyurmuyordu, gonderilen paralarla bir dukkan alip kiraya verdiler, eh az cok kirasi karinlarini doyurmaya yetiyordu ama koca evin hakkindan gelmek ufacik kirayla olacak is degildi.. Bir sene icinde Sehriban hanim o guzelim evi satiliga cikardi, dul kadinin dusmani cok olurdu o devirde, gelen giden Sehribana goz koyuyor hem evi hem de Zavalli dul kadini  satin almak istiyordu.. Buyuk mucadeleler sonucu evi namuslu bir tuccara satmayi basarmisti Sehriban, aldigi para  ederi degildi lakin bir an evvel bu kurtlar sofrasindan cekilmekti niyeti.. Yine ayni semtte, ama cok arka taraflarda kucuk derli toplu  bir ev almislardi, kiziyla beraber oturacakti burada, gelirleri ;ellerinde kalan paralar bir de ufacik dukkanin getirisiydi, O da dukkan sahibi bazen kirayi geciktirir bazen camura yatardi, herkes saray katibinin bu dul karisinda para ganidir diye dusunurdu…Yillar gectikce ellrindeki paralar suyunu cekiyor, giden gelen kucuk yastaki kizina goz koyuyordu, Sehribanin kizini kocaya vermek gibi bir niyeti yoktu ayni kaderi paylasicak diye odu kopuyordu.Naciyesini  uzaklara cok uzaklara gondermekti niyeti, sag kalsindi yavrusu , Onun yasadigi bu aci kaderi yasamasindi.. Istanbul buyuktu, acimasizdi ama hala iyi insanlarda vardi dunyada..Yanibasinda oturan ailenin uc kizi, Naciyenin cok sevdigi arkadaslariydilar, kizlar son derece terbiye ile buyutulmusler, okuma yazma ogrenmek uzere okula bile gitmislerdi, Bir muddet sonra  ailenin en buyuk kizi Hatice, Ruhi adinda idadi mezunu bir gencle nisanlanmisti..Ruhi son derece efendi ve de varlikli bir Midillli ailenin ogluydu, kizi alip adaya gidecekti..Hatice biraz huysuz olmasina ragmen, iyi bir insandi, en azindan yol yordam bilir, insane insanca (!)davranirdi.. Sehriban kafaya koymustu, Naciyesini , Haticenin yanina koyup Midilliye gonderecekti. kIziyla konustu, Hatice ve ailesiyle uzun uzun konusuldu, kizinin  bu Istanbul’ dan cakakallar sofrasindan uzak olmasini istiyordu, Zira Naciye buyudukce guzellesiyor,GUzellestikce  dul kadinla kizinin dusmani cok oluyordu..Dugun dernek yapildi, Hatice ,Ruhi beyle Midilliye giderken Naciye de yanlarinda yanasmalari gibi gidiyordu,hizmetlerini gorecekti elbette , Cok aciydi Sehriban icin lakin kizinin cani kurtuldugu icin de icin icin seviniyordu…Boylelikle Sehribanin Istanbuldaki yalniz gunleri basladi, Hatice hanimin ailesi, pisirdiklerinden koyuyor, aldiklarini bolusuyor, Sehribana kol kanat geriyorlardi…

Bilal efendi Istanbul’a gitmeden once Ruhi beyden adresi almisti. Kaynansina mektup yazip , askeri ulakla gonderecekti, kimseye soylemeden boyle birsey yapacakti, aslinda yasakti ama bir an evvel kaynanasindan haber almasi gerekiyorduki ona gore hareket etsindi…Naciyesine durumu acarken , hamileligini bahane gosterdi, Hicbir erkek  karisini hamileyken yalniz birakmak istemezdi elbette, Sidika hanim da ne yapabilirdi bir sancisi tutsa.?Naciye kocasinin herseyine inanir soru bile sormazdi, oylesine inanmis oylesine siginmisti   Bilal”e..  Uzunbir sure, Mektubun cevabinin geri gelisini bekledi Bilal.. Iki mektup birden gelmisti aslinda biri Ruhi beylere bir de Bilal efendiye.. Birinci mektup Sehriban’in vefatinin hemen ertesi gunu yazilip postalanmisti; digeri de tesadufturki; hemen ertesi gun gecmisti ailenin eline. Bilal efendiye de cevap yazmisti Haticenin babasi.. Malesef Sehriban hanim kalp krizi sonucu hakkin rahmetine kavusmus, gereken herseyi yerine getirerek mevtayi kocasinin yanibasindaki mezara defnetmislerdi…Bu haberi  Naciyeye  nasil verecekti Bilal?Anacigiyla konustular, uzulmemesi mumkun degildi, zavalli kiz kac gundur, anasinin yatacagi odayi bile hazirlamisti neredeyse..

Sidika hanim , bu konularda tecrubeliydi , durumu alistira alistira gelinine anlatti, ama kim anasisinin olumunu sabirla karsilayabilirdi hele de yillarca hasretlikten sonra.. Naciye haberi duyar duymaz bayildi, ayiltmak icin ugarastilar, kendine getirdiler, ama bir turlu sakinlesemiyordu,  ertesi Sabah Dr Fahrettin beyi eve getirdi Bilal, cok buyuk bir aciydi kiz icin, kendini suclu hissediyordu anasini yalniz birakip Midilliye geldigi icin, bu aciyi yasayacaklti ama mesele olan bebege zarari olmasindi, Doktor, bir takim vitaminler yazdi,gebe oldugu icin sakinlestirici veremiyordu,  uzerine gitmeyin , mumkun oldugunca sefkat gosterin diye tembihledi. Koydeki yatros stravros gbi ac gozlu degildi Fahrettin bey, ufak bir para taleb etti Bilalden kapidan cikarken..

RASIM BEY VE ZELIHA HANIM  GEMIYE BINIYORLAR…

Rasim beyle Zeliha hanim onbes gun icerisinde hazirlandilar, tahta valizi agzina bir doldurmistu Zeliha. ne kadar kalacaklari da belli degildi elbette, Doktorlar bakalim ne diyecekti , ne kadar tutacaklardi onlari..Kari- Koca Bahr- I Cedit gemisine bindiler, kamaralari bugune kadar gormedikleri kadar guzeldi, hele bir ayak yolu vardiki ustune oturup hacetlerini gidereceklerdi, hic gorulmus seymiydi . Allah allah.. Dedikya Zeliha cok titiz kadindi;

-Rasim bey , ben bunu ustune oturmam, kimbilir benden once kac kisi kicini koymustur bunun ustune, sen de koyma allahasina , bir de mikrop kapar bana da gecirirsin sonra..

  • Hay allah kadin bak simdi aklima neler sokuyorsun, nasil yapacagiz oyleyse hacetimizi? Zeliha alafangra tuvaletin ustune tuneyip kocasina gosterecekti; Rasim beyden yardim istedi.
  • – Tut beni effendi , bak gostericem sana simdi.. Zeliha kocasina tutunarak tuvaletin ustune tunedi, comeldi, ama rahat edemiyordu, dusmekten  korkmustu;
  • – Neyse olmuyor , biz en iyisimi oturmadan hacetimizi edelim Rasim bey…
  • Cahillik basa belaydi, uc gun boyunca oturmadan  hacetlerini giderdiler. Zeliha hanim bazen ustunu basini islatiyor,kayinbiraderine boyle luks bir gemyle onlari gonderdigi icin dua(!)lar ediyordu!
  •  Gemi seyahati oldukca eglenceliydi, hersey gormediklerikadar lukstu, Selim bey de bu isleri bilirdi yani .. Istanbula indiklerinde Sirkeci de, Rasim beyin daha once kaldigi otele yerlestiler, orasi da hayli bakimli bir oteldi, lakin ayakyolu koridorun sonunda ortakti, kadinlar ayri erkekler ayri yerlere giriyordu, Zeliha hanim bu kadar titizlikle nasil yapacakti bu isleri? ertesi gun Mahmutpasa dan bir lazimlik almaya karar Verdi Midilli nin bu titiz cilgin kadini..
  •  Sabah olur olmaz ilk isleri Fahrettin beyin yazip muhurledigi zarfi  yanlarina alip bir faytona atlamak oldu, Gureba hastanesinin yolunu tuttular, Dr Nzamettin beyi arayacaklar, Fahrettin beyin gonderdigini soyleyeceklerdi.. Hastane oldukca buyuktu, her tarafi beyaz mermerlerle kapliydi, seneler once Bezmi Alem Valide Sultan tarafindan erkekler hastanesi olarak yaptirilmisti ama simdi kadini da erkegi de yatiyordu.  Dr Nizamettin beyi bulmak zor olmadi, lakin isinin bitmesini beklemek Ayvalik’tan gelmekten de zordu..Rasim bey boyle sirada bekleyip iceri alinmaya cok alisik omadigi icin sikilmaya baslamisti ama yapacak birsey yoktuki…Biraz sonra basinda beyaz bir esarbi olan beyazlar icinde bir hemsire gelip Zeliha hanimin koluna gecerek aldi Rasim beyde onlari takip ediyordu, hastane odasina girer girmez Fahrettin beyin aksine buz gibi bir doktorla karsilastilar, konusmuyor yalnizca soru soru soruyordu Nizamettin bey, arkadasinin gonderdigi mektubu verdiler, hic acmadan bir tarafa firlatti, son derece soguk bir adamdi.. Ama isini iyi yaptigi soyleniyordu . Fransa dan  da yeni gelmisti, Hemsirenin yardimiyla Zeliha soyundu, Doktor Zelihanin butun uzuvlarini ayri ayri dinledi, kalp sorunluydu,  hastanede yatirilip tetkik edilmeliydi, Fransa dan geldiginden beri boyle bir kalp vakasi neredeyse gelmemisti…

 NIzamettin bey , yine buz gibi bir sesle, Rasim beye karisini hastaneye yatircagini, tetkikleri  o sure icerisinde yapacagini soyledi..Rasim buz kesmisti,;konusamiyordu, cenesi kilitlenmisti nerdeyse, zar zor agazindan cikan

  • Ne kadar buralardayiz tabib  bey?oldu..
  •  Onu Allahtan baska kkimse bilemez ama en azindan bir hafta burdasiniz deyip odadan cikti… Rasim bey yardimsizdi. caresizdi, sikkindi, ama yine de Zelihasini uzmek istemiyordu, karisina veda edip cikti, yuzunun seklini group evhamlanmasini hic istemiyordu,Ertesi Sabah erkenden gelecekti nasilsa.. Dosdogru Buyuk Sirkeci Postanesinin yolunu tuttu.. kardesi Selim beye telgraf cekecekti, cocuklar Afet hanimin yanindaydi, Onlara da munasip bir dille anlatilsindi..

 Sevgili Kardesim.stop.

Doktor Zelihayi hastaneye yatirdi.stop. Ne zaman gelecegimiz belli degil.stop.Cocuklar size emanet. stop. Abeyin Rasim. stop.

  •  

BOLUM 49

 Zeliha hanimin gogus agrilari siklasmisti, artik uygun bir dille Rasim beye soyleme zamani gelmisti , doktora gostermeliydi kendini ;bu normal bir soguk alginligina benzemiyordu..Ertesi Sabah kahvelerini icerken bahsederdi artik. Cocuklar kendilerini bakacak yasa gelmislerdi, lakin Mehmet’i daha kucuktu , okula yeni  baslamisti,hafizasina hayrandi ogretmeni, herseyi cabucak ezberliyor, bir soyleneni bir daha kolay kolay unutmuyordu, Cabucak okumayi da sokmustu, halbuki evde yardim edecek kimse de yoktu..Ogretmen , bu cocugu okutun, kafasi guzel calisiyor dedikce , Rasim beyin tadi kaciyordu,

‘ Bu kadar mal mulku kim bakacak , deruhte edecek ogretmen hanim” diyordu.. O Sabah Zeliha , Sabah kahvesini icerken kocasina durumunu en basindan anlatmaya basladi,  cani sikilmisti koca Rasimin, hastaligi hic sevmezdi, tam evlerine yerlesiyorlardi, huzurlari yerine geliyordu nerden cikmisti bu doktor isi simdi..Ama gideceklerdi elbette.. cani sikildiginda mutlaka kardeslerine gider akil danisir, derdini paylasirdi, Kahveyi ictikten sonra evden cikti, dosdogru Selim beyin yazihanede buldu kendini..

  • Sabah seriflerin hayrolsun abeycigim diye karsiladi,  abisini Selim bey, adet oldugu uzere elini operek basina goturdu;
  • – Hayirli sabahlar olsun ama pek hayir degil galiba Selim; Rasim beyin kaslari catilmis, gulen mavi gozleri islanmisti, masanin onundeki koltuga birakiverdi kendini;
  • – Zeliha yengen hastadir, Selim, uzun zamandir gogsunun ortasinda bir agri varmis, sirtina yayilirmis bazen de kolu uyusurmus bana daha yeni soyledi, kardesim..Selim bey’in de cani sikilmisti elbette ama belli etmek istemedi , daha fazla uzmenin hic geregi yoktu.Derhal yanindaki calisanlardan birini cagirip Doktor Fahrettin beye gonderdi, randevu alinmasi icap ederdi tabi.. Hasta coktu zira bu gunlerde..Saat kavrami cok yerlesmemisti o zamanlarda daha, genelde gunese gore randevular verilirdi
  • -Beyim ,doktor ogle yemeginden sonra bekliyor sizleri ,diye geri geldi  haberci..Gecikilmemeliydi, ..Rasim bey, hemen kardesinden izin isteyerek evinin yolunu tuttu, Zeliha hanim titiz kadindi, yikanip dokunmeden, doktora asla gorunmezdi, ic camasirlarini degistirir lavanta kolanyasini surunur, tertemiz sokaga cikardi, zaten evinin ici de sabun kokardi herdaim…
  •  Zeliha hanimla , Rasim bey , ogleden sonra , tam vaktinde  doktorun muayenehanesindeydiler, cani sikkindi her ikisininde ama konusmuyorlardi, hele Rasim boyle zamanlarda hic konusmazdi, disleri kenetlenirdi sanki..Bekleme odasinin duvarlarinda asili resimlere teker teker bakiyor, az da olsa gerilere gidiyordu , gidebildigince..
  •  Doktor Fahrettin beyi, tam  zamaninda yemekten donmus hastasini bekliyorken buldular iceri girdiklerinde ,  cok muhabbetli adamdi, aslinda hastayi rahatlatmak icin de konusmasi gerektigini cok iyi bilen harika bir tabibti.. Ayvalik icin sansti boyle bir hekim.. Rasim beye zeytinleri sordu, yaglardan bahsettiler, alisip alismadiklarini ogrenmek istedi, az degil bir seneyi bulmustu geldikleri..Ziyneti bu arada paravanin arkasinda ustundeki kara carsafi cikardi , doktoru bekliyordu, Fahrettin bey kadin hastalarinin hassasiyetini bildigi icin kafasini pek kaldirip kadinlarin  gozune bakmazdi, ilgilendigi yerdi onun icin onemli olan.. Kalbini dinledi. oldukca sikintiliydi Kalbin ritmi..Buralarda yapacak bir sey yoktu, ozamanlar en iyisi Istanbul du, buyuk hastaneler, aletler edavatlar vardi orlarda, hic oyalanmadan oraya gitmeliydiler…
  •  Dusunduklerini  yeni kendine gelmeye baslayan bu  insanlara nasil anlatacakti, yeni bir travmadan kurtulurken ikinci bir travma kolaymiydi?Bogazini biraz temizledi ; steteskopu kulaklarindan cikararak ,gozluklerinin uzerinden bakti ;
  • Rasim bey, benim burada yengeme yapacagim birsey yoktur, Sizi Istanbula gonderecegim, hem de zaman gecirmeden, oraya Gureba hastanesine gideceksiniz ve  benim selamimi gotureceksiniz, sinif arkadasim Nizamettin bey var, mesleginin en iyisidir , derdinize care ondadir agam…O ihtisasini Fransa da yapip geldi, size tek yardim edecek Nizamettindir simdilik sonra bize dusen kismini o yazar ben de burada devam ettirririm , merak etmeyin…
  •  Rasim bunlari duyar duymaz , basindan kaynar sularin dokuldugunu  hissetti, Istanbul bildigi yer degildi, koskoca payitaht(baskent) ! nerde bulurdu Gurebayi nerde bulurdu gidecegi yeri, karisini nasil goturecekti oralara !!! Bakindi ( bakin)  basina  gelenleri..MIdillideyken bir kac kez gidip gelmisti ama , yaninda hep arkadasi esi dostu vardi, simdi de Zeliha ile gidecekti; .
  • Kari koca doktordan ciktilar , Selim beyin hemen az ilerdeki yazihanesine ugramadan eve donmek olmazdi, durumu anlatacaklar Payitahta giden vapurun en erken ne zaman oldugunu ogreneceklerdi..Rasim bey kardesini gorunce biraz rahatladi, durumu anlatti, nasilsa ona care bulurdu Selim …. Zeliha hanim hic konusmuyor, yalnizca konusulanlari dinliyordu.Cani sikilmisti ama belli etmek te  yakisik almazdi simdi…Cocuklarini nereye birakacagini dusunuyordu, gerci  Fatma artik gelinlik kizdi ama o koca hengame evde  yalniz birakamazdi kizlarini da Mehmedini de…Selim bey biraz sonra elinde denizyollari- Istanbul biletiyle iceriye girdi, en yakin gemi onbes gun sonraydi, luks kamaradan abisine iki kisilik yer almisti, Rasimin parasi vardi, boyle zamanda para hesabi yapilmazdi, zaten yine abisi degilmiydi; ” her yerde darlik, lakin panayirda bolluk ” diyen…
  •  BILAL EVE GELIYOR…..
  • Bilal efendi , katipligin tadini cikarmaya baslamisti, gayet disiplinli, caliskan, tercume islerinde son derece basarili aslan gibi bir Turk olup cikmisti, Hakli olarak bulundugu konumdan gurur duyuyor, yaptigi isten buyuk bir haz (zevk) aliyordu, mutluydu, ara sira hulyalara dalar, karsi Naciyenin guzel goguslerini hayal ederdi, Cok guzel kadindi Naciye, tas gibi  bir vucudu vardi, siyah saclarini saldigi zamanlar bembeyaz vucuduyla degme film artistelrine tas cikartirdi, Bilal film artisti falan bilmezdi ama Adada arkadaslarinin anlattiklarina gore hayal eder dururdu evlenmeden once…Eve dondugunde masanin ortusunun degistigini , sofranin gayet ic acici bicimde hazir edildigini girdu, ” heralde misafir var bu aksam ” diyerek ic gecirdi, Bu yorgunlukla misafir de cekilmezdi ama ne yapsin , Tanri misafiri diye sineye cekerdi artik…
  • Kapiyi actiginda , Naciyesinin lavanta kokusunu duyumsadi, hazir anasi da ortalarda yokken gidip karisini soyle bir kucaklayip opmek geldi icinden, mutfakta arkasi donuk salatasini  hazirlliyordu Naciye, birden kocasinin sarildigini farkememis olsa gerek, bir ciglik atti, o unutmak istedigi  korkuyu hep yasiyordu zavalli kizcagiz.. Sidika hanim namaz ortasinda : Tovbe estafurullah cekip seccadeden disari atti kendini ; yukari hayat ustunde kilardi hep namazini, kulaginin biri de her daim asagidan gelen sesteydi hani..
  •  – Hayirdir kizim , Naciyem guzel gelinim, ne oldu kim korkuttu seni , korkmak sana yaramaz   , torunumu dusururusun alimallah deyip merdivenlerden iniyorduki saskin vazitteki ogluyla karsilasti trabzan basinda ;
  •  – Hay Allah be oglum, neden geldigini haber vermezsin bak korkuttun karini…Bilalin torun lafini duydugunu farketmemisti Sidika , o koca adamin ilk defa sevinc gozyaslarina bogulduguna sahit olmustu oracikta….
  •  – Hadi gel, bak Naciye Istanbul sofralari hazirladi bize, bakasan ne yemekler yapti  …Ucu birden sofraya oturdular.  Naciye maharetli kizdi, ne de olsa Hatice hanimin rahle-I tedrisinden de gecmisti, cok lezzetli yemekler yapardi, hersey usulunce hazir edilmisti, yemege dugun corbasinla basladilar, hem neseleniyorlar hem huzunleniyorlar, hemde Naciyenin anacigini Istanbula gidip almak icin plan yapiyorlardi, Bilal effendiye gore artik Zavalli kadini alip buraya getirmenin  zamaniydi, Sidika bu ise pek sicak bakmiyorsa da; gelini alinip uzulmesin diye ses cikarmiyordu…Daha sonra tenhada oglunu bir kenara cekip;
  •  Oglum , Bilalim. huyunu suyunu biledigim insanla bir cati altinda ben nasil yasayayim, simdi alirsan bir daha geri goturemezsin. en iysimi sen al Naciyeyi gotur Istanbula gorsun anacigini , deyip durmustu..

BOLUM 48

Pehlivan Huseyin aga , kapinin demir kolunu indirdi. ‘kImdir o?’ diye seslendi ..

-Huseyin abeycim, telaslanma, benim, tartamislarin Mehmet! deyince kapiyi acmisti koca pehlivan, komsusunu iceri buyur etti, adada da yakin otururlardi, karisi da Rasim beyin akrabasiydi, cok temiz insanlardi, zeytincilikle gecinirlerdi, Mehmet ayni zamanda cok da dindardi, her gece yatsi namazini camide kilmaya ozen gosterirdi, yine bir yatsi namazi donusuydu heralde- demekki zaman  kadar gecmisti –

  • Huseyin abey, yukari eve cikarken senin ambarin kapsini acik gordum kilidini kirmislar besbelli, Mehmet Eminin evinin kapsini  calmak istemedim , ne de olsa lohusa var, korkutmayayim bu saatte diye..Galiba hirsizlik yapilmis abeycim gel birlikte bakalim istersen..Huseyin aganin cani sikilmisti, geldiklerinden beridir boyle seyler yoktu ama tabiki olmayacak ta degildi.. Huseyin aga ayagina  Salih cavusun yeni yaptigi potinleri gecirrir gecirmez asagi kapidan cikarak yokusu tirmandi, yokusa da gozu yoktu hani..Ambarin kapisinin kilidi kirilmisti, koca sandigin kapagi acikti icinden bugday, fasulye, pirinc , yagdan peynirler calinmisti, cuvallar nerdeyse yarilanmisti, peynirler de kupun dibinde kalmisti .. belliki sokagin sakinliginden faydalanan birileri yapisti bunlari, sinirlensin mi uzulsun mu sasirmisti, demekki su kadarcik seye tenezul edcek insanlar vardi civarda…Mehmet efendi gidince , kizinin damadinin kapisini hizla caldi, sinirini onlardan cikaracakti  belliydi..
  •  Mehmet Emin ,kayinpederini bu saatte ancak kayinvalidesi ile beklerdi ama yine de gec olmustu  cocugu ancak uyutmuslardi guc bela, kendi de  budamadan gelmisti yorgundu;
  •  – Hayir olsun baba, bu saatte ne bu celal?
  •  Ne olacak, hepimizi soyacaklar suvana (sogana)  cevirsinler, siz dustunuz bir kukla(bebek)  derdine hic kulak vermesiniz , karsi ambarin kilidini kirmislar, duymadiniz hic?
  • KUsurumuza bakma babam, cocuk uyumadi agladi saatlerdir Zehra ayaklarinda sallar ,duymadik,
  • – Duymadiniz ama ac kalicayiz  sonunda gel de bak!
  • Mehmet Emin kayinpederinin arkasindan yalinayak karsi kapiya gecti, aman allahim ambar yari yariya bosaltilmisti, yeni tuzladiklari zeytinlerde kofunlerde yariya inmisti, demekki ac insan vardi etrafta..Arkadan Ziyneti oglancigiya geldi hem kizini torununu gorecek hem de kocasini yatistiracakti, zira sesi yokusun  basindan duyuluyordu Pelivanin..
  • Mehmet Emin efendi yarin ise gitmeyip, bu mevzuyu kumandana anlatmanin  en dogrusu olacagini dusunuyordu, kayinpederine dusuncesinden bahsetti, ikisi birlikte gideceklerdi..Yarin olsun hayrolsundu..

 O gece her iki aile icinde uzun olacakti.. Bir de Salih cavusla Sabireyi uyandirip huzursuz etmek istemedilerdi, Zaten Sabire hasta kadindi, boyle seyler hastaligini arttirir marttir neme lazimmm, diye dusunduler olsa gerek usulca evlerine donduler …

  •  Huseyin Aga ile Mehmet Emin efendi Sabah erkenden karargahin yolunu tuttular, giristeki asker kim olduklarini ne istediklerini teker teker sordu, parmak izlerini aldi, zira ikisi de okuma yazma bilmezlerdi.. hemen nizamiyenin arkasindaki bir odaya gonderdi ikisini de; orada oturup bekliyecekler, kumandan munhal(bos) olunca onlarla gorusecekti… Huseyin agayla, Mehmet Emin  effendi iceri girer girmez karsilarinda hic beklemedikleri biriyle karsilastilar, Bilal buyuk ceviz masanin ardinda oturmus, calisiyordu, gelen mektuplarin tercumesiniyapiyor, bir taraftan da Osmanlicasini yaziyordu sari buyuk kagitlara; memleketlilerini gorunce oturdugu yerden firladi, Huseyin aganin elini optu, iki gun once Goreve  basladigini katip olarak kumandana yazi goturup getirdigini, tercume isleriyle mesgul oldugunu anlatti.. Huseyin effendi can-i gonulden sevinmist bu ise, Bilal iyi ve namuslu cocuktu, eh az cok murekkep te yalamisti , Yere havalisinden birini orada gormek gurur vermisti onlara, Bilal de yaptigi isten belliki gurur duyuyordu.. Baslarindan gecenleri once Bilal efendiye anlattilar; sasirmadan onlari dinledi Bilal, zira bir gun once de iki kisi ayni sikayetle gelmisti , demekki bir gurup insan yapiyordu bu isii.. Komutanla gorusmustu dun gelenler lakin sonuc neydi sormamsiti , ustune elzem olmayan seylere burnunu sokmamasini tembihlemisti kumandan baslarken..kumandan Bilal efendinin yaninda gordugu bu effendi kilikli iki adami gorunce ayaga kalkti, biri neredeyse babasi yasindaydi..
  • – Buyurun agalar deyip, basiyla  yaptigi bir hareketle Bilali geri gonderdi; baslarindan geceni, uzun uzuadiya anlattilar,Hele Huseyin aga , anlatirken biraz da abartiyor, agzindan kopukler saciyordu.. Yarbay Izzettin bey de sasirmis gibi degildi;
  •  Agalar, Kozak havalisinde ceteler var, bunlarin cogu Turkmen, Rumu buradan temizlerken cok yardimlari oldu ama Gazi pasamizin  kesin emirleri  var, artik dagilip koylerine doneceklerdi; donmezlerse bizim basimiza is acacaklar, zira biz onlari dagitacagiz.. Bu isler onlarin isi; Bundan bir hafta once de coban Huseyinin bes kuzusunu calmislar, kendilerine hak goruyorlar, orduya yardim ettikleri icin.. Bunun hirsizlik oldugunu bile dusunmuyorlar, lakin bu dupeduz eskiyalik…Simdi Ankara’ya telgraf gonderecegim ne lazimsa yapacagiz, temizleyin derlerse temizleyecegiz  bu eskiyalari, ama guzellikle dagilirlarsa kimsenin cani yanmaz, boyle guclenmelerine musade edemeyiz..Sizler evlerinizin kapilarini iyi kilitleyin agalar, dikkatli olun, bugun bunu yapan yarin ne yapar bilemeyiz..
  • Huseyin aga ile Mehmet Emin effendi tatmin olmus gorunuyorlardi, rahatlamislardi ,musade isteyip kalktilar, bir muddet sonra  ayaklari onlari kahvehaneye dogru goturuyordu, bu saatte kimse olmazdi ama bulduklarina mevzulari anlatmaliydilar ki herkes onlem alsin.. Adadan  gelen ,her koyden insan otururdu kahve civarinda , daha cok Kapya dan gelenler, Iskopludan gelenler hep  o Kahvede toplanirlardi, Karsida firincilik yapan Osman vardiki  zaten ayakli gazete idi , ona soylemek yeter artardi bile..
  •  NACIYE ILE SIDIKA HANIM…
  •  Gelin kaynana degil. ana kiz gibiydiler, huzurluydular , cevizli lokumllar alinmis, kahveler yeni kavrulup ogutulmus , misafirler ugura kademe gelip gitmeye baslamisti bile.. Eee kolay mi Bilal ef fendi kumandan katibi oluvermisti , dedikodular surup gidiyordu; kimisi Naciyenin  eski kirigi oldugunu soyluyordi kumandan icin, kimisi de Bilal effendi kumandana cok para yedirdi diyorlardi, Olmadik dedikodular geliyordu bazen Sidika’nin kulagina ama ,ne ogluna ne de gelinine soylemeden cevabini yapistiriyor, hakkindan geliyordu hepsinin., Bilalin kulagina gitse soylenenlerin hakkindan gelirdi gelmesine ama  bir de kodesi boylardi alimallah..Sidika hanim akilli kadindi, gun gormustu , okumayi yazmayi bilirdi , oglunu  da az cok tahsil ettirmis okumayi yazmayi , Rumcayi ogretmisti, Bilalin yaptigi kahramanliga istinaden  kabul olundugunu hic kimse diline getirip te soyleyemiyordu..Ne olmustu bu insanlara Ayvalik a geldi geleli? Ah Despina neredeydi? hic bilmezdi boyle kotu seyler soyleyip Sidika ablasini uzsun, kotu birsey duysa bile istavroz cikarir yarim agizla anlatirdi Sidikaya.. Burada bes vakit namazinda niyazindaki musluman gecinen  bu insanlar zavalli gelininin namusuna bile dil uzatiyorlardi, kizcazin basindan bir takim  sikintilar gecmisti gecmesine ama kendi rizasiyla olan birsey yoktuki… Herneyse, simdi gele gidene kahve ve lokum ikram edip oglunun ,memuriyetini kumandanin Bilali ne kadar  sevdigini anlatma zamaniydi…Sidika hanim bunlari dusunedursun; Naciye ust katin merdivenlerinden etekleri zil calaraktan  indi, soylemeye cekiniyordu lakin Sidika hanimdan baska kimi vardiki artik O’nu ana gibi bellemisti..
  •  Sabah serifleriniz hayrolsun hanimannecigim diyerek her zaman yaptigi gibi Sidika hanimin elini optu, birsey soylemek istedigi belliydi cunku her zaman Sabah tekmilinden sonra cekilir mutfaga gider kayinvalidesine bir aci kahve yapar getirirdi.. Sidika, gelinini rahatlatmak icin elindeki tesbihini birakti, namaz yasmagini iki kulaginin arkasina itti,;
  •  Hayirdir guzel  gelinim, bana arzuhalin mi var?
  • Hanimannecigim nasil soyluyecegimi bilelememm, utanir sakinirim, aldigim terbiye buna musait degildir lakin sizden baska kimim var benim?
  •  Soyle kizim, sen benim artik gelinim degil kizimsin, benim senle Bilalden baska, senin de bizden baska kimsem  yoktur selvi boylum.. Naciye bu sozlerden rahatlamis, agzindaki baklayi cikarmaya karar vermisti; 
  •  -Hanimannecigim ben neredeyse iki aydir  ustumu( adetimi) gormedim galiba gebeyim, ama daha Bilale bile soylemedim once emin olmak istedim…Sizce oyle miyimdir ? derken uzum siyahi gozlerinin ici guluyordu.. Sidika elbet bu haberi bekliyordu ama belli etmemisti ne ogluna ne de gelinine.. Cok sevindigini gostermek icin, gayet icten bir sekilde Naciyeye sarildi;
  •  –Bak kizim kiz olursa Sidika, oglan olursa Esat koyacaksiniz adini duydunuz  mu?Naciye ne diyecegini bilemiyordu hele bir dogsunda adi ne olursa olsundu,
  • – Karnin belli olmadan da bu som agizli insanlara da birsey soylemeyelim vallaha nazarlara geliriz, bak her isimiz birden Allahin da yardimiyla yoluna giriyor..Garip kusun yuvasini Allah yaparmis evladim… diyerek gelin kaynana dertlesmeye basladilar, bu gece iyi bir yemek yapsinlardi da yerken Bilal efendiye mujdeyi birlikte verirlerdi artik… 

BOLUM 47

Salih cavusun , ne denli  yakisikliligi oldugu  butun civar nahiyelere yayilmisti, iyi zanaatkat oldugu da herkesce asikardi, yalniz az konusurdu iste, bir tek kusuru agzindan kerpedenle laf cikmasiydi.. Ayvalik disindan da gelen giden cok musterisi vardi, artik yanina birini alip yetistirmeliydi lakin kafasi talebe yetistirecek kadar rahat degildi Salih’in…Bir gun, Ayvalik’ a yakin Ayazmant beldesinden bir kahya Salih cavusa iki cift kadin ayakkabisi getirdi, belliki cok degerli iki ciftti, kahyalik maasiyla giyilecek ayakkabilar degildi..Istanbulda yapilmis. her tarafi elde dikilmis, gercek deri bir cift siyah bir ciftte koyu lacivertti, uzerindeki islemelerde elde oyulan cinstendi, Salih hayranlikla bakti, ayakkabilari kokladi- her zaman iyi ayakkabiyi deri kalitesini anlmak icin koklardi-, belliki halis muhlis deri idi.. ama tabanlari yipranmisti..

-Salih cavus, adini cok duyduk, Ayazmantta, bizlerin tamire getircek  ayakkabisi bile yoktu ama son zamanlarda artik saglam birer potin edindik cok sukur..Ustam bu getirdigim ayakkabilar, calistigim agamin haniminin ayakkabilaridir, malk mulk deryadir Saffet beyde, karisi da hanimefendi  bir kadindir, lakin  biraz huysuz bir hanimdir, senin methini duymus, illaki at arabaya buraya getir diye tutturdu.. Nazike hanim isterse hayir demek olmaz  Cavusum, affet, son soz senin…

Bu sozleri duyan Salih cavusun kan beynine hucum etmisti, Oldu olasi emrivakiyi sevmezdi, bugune kadar parayla kimse satin alamamasiti O’nu , bundan sonra da satilik degildi elbette; o konusmayi sevmeyen Salih cavus hiddetlenmisti ama yine de terbiyesini korudu, zavalli kahyanin ne kabahati vardi

-Kahya, elciye zeval olmaz derler, sozum sana degil, lakin git o hanimina benden selam soyle, biz arabaya atilacak davar degiliz, hem de kimsenin ayagina gitmeyiz, isterse bu minvalde  ayakkabi yaparim , gelirse ayak olcusunu burada alirim , lakin ben kimsenin huzuruna gitmem.. bu da boyle biline, haydi Allah yolunu acik etsin..

 Kahya ne diyecegini bilemeden,

– allaha emanet ol ustam deyip kapiyi cekti, kapinin da uzerinde kucuk bir can vardi ,acilip kapandikca sallanir, Salih ustaya geleni gideni haber verirdi.. Zavalli Kahya kapiyi oyle sert cekmis olmaliydiki, can uzun sure kendine gelemeden sallandi durdu..

BILAL EFENDI AILE  REISI OLMAYA CALISIYOR..

Bilal, anacigi ve sevgili Naciyesiyle mutluydu , lakin paralar suyunu cekmeden bir an evvel bir is bulmaliydi, ehh cok sukur kimseye rusvet vermeden malini da almisti, zaten hicbir katibin ondan rusvet istemeye gucu yetmezdi, onun da sohreti adaya silah getiren adam olarak yayilmisti, herkes kahraman gozuyle bakiyordu ama en buyuk sikintisi kendine uygun bir is edinememekti, butun derdi zoru az da olsa gelir getiren bir meslegi olsundu, elinden is gelir miydi? Ehh O  da emin degildi ama bir is verilirse butun namusuyla sonuna kadar ugrasirdi..Okuma yazma bilirdi, Rumcayi da okur yazardi, hem askerde hemde adada iki dili de  okuyup yazmayi ogrenmisti.. Anacigini, Naciyesini cok merakta birakmayan isleri yapmaliydi artik yasida kemali buluyordu lakin guclu kuvvetli adamdi, ata binmekte , silah kullanmakta ustune yoktu..Son care , karargaha gidip kumandandan bir is isteyecekti, eger Ali yuzbasi oralardaysa mutlaka Ona bir is bulurdu.. karisina da anasina da hicbir sey demeden ertesi Sabah kararagahin yolunu tuttu, aklina Yahya cavusla limandan ayrilislari geldi, ne Yahya cavus ne de Caypinarli Sabri yoktu artik, Caypinarlinin  teskere aldigi , koyune dondugu lakin iyi bir asci oldugu icin Vilayete asci yamakligi yapmaya gittigini duymustu.. Nizamiyedeki  asker Bilali durdurdu, .. adini kimligini sordu ..

  • Ali yuzbasiya soyleyin beni iyi tanir, Yereden Bilal geldi deyiver  ..
  •  Agam, sen  nerede kalmissin . Ali yuzbasi gideli neredeyse bir sene oldu, evlendigi haberi bile geldi yavuklusuyla.. Bilal bu soze hem sevinip hem de dusunmustu, simdi kime anlatacakti derdini..
  •  – Eee beni komutanla gorustur o zaman oglum.. Musaitse tabiki..

O zamanlar bugun git, yarin gel sozu daha nufuz etmemisti  genc Cumhuriyetin damarlarina, asker biraz sonra geldi Bilal efendiyi alip, kumandana goturdu;

Kumandan oldukca yasini basini almis, saclari agarmis, biraz kilolu . bir gozu hafiften sehla, babacan bir adamdi, harp meydanlarinda  sancak tasidigini soylemisti erat iceri girerken..Bilal’ i ayakta karsilamisti, ee ne de olsa Onunda bir sohreti vardi artik bu havalede.

-Buyur soyle otur Bilal efendi, adini cok duydum Ali Yuzbasim gitmeden, sag salim geldiyseler ,Bilal efendinin sayesinde olmustur demisti. Bilal bu kadarini beklemiyordu, yuzu kizarmistu , utandi basini onune egdi, simdi bu durumda nasil is isteyecekti kumandandan?Birden gozunun onunden Yakup cavusla yasadiklari gecti

  • Yalniz degildimki kumandanim, Yakup cavus vardi, Onu donuste sehit verdik, benim yaptigim gemiyle gelip , sandalla geri donmekten ibaretti..
  • – Sen buna yalniz bu kadar basit diye mi bakiyorsun, Bilal  effendi, canini ortaya koymussun daha ne olacakti ?Simdi soyle bana nedir sebebi ziyaretin?En zor kismina gelmislerdi konusmanin, Bilal nasil soyleyecegini , nereden baslayacagini bilemiyordu, gozleri daldi, derinlere gitti birden , utaniyordu ama bir evladi dogarsa ne yapardi, tek zeytinler gun gelip yetmeyecekti onlara, simdi bile zorlanmaya baslamislardi Ayvalikta.. Gun degisiyor, para aslanin karnina iniyordu  her gunes battiginda..
  • – Kumandanim nasil soyleyecegimi bilemedim, lakin benim calismaya ihtiyacim vardir, anacigim bir de karim var yarin oburgun bir de evladim olursa elimdeki varlik bizi gecindirmeye yetmez, diyecegim budur.. Komutan, o babacan yuzuyle ve gulen gozleriyle Bilal’ e yaklasti, sirtini sivazladi..
  •  Bundan mi utaniyorsun, Bilalim? calismak istiyormussun, bundan daha guzel ne olabilir? Lakin bana biraz zaman ver , senin gibi bir kahramana uygun bir is bulmam lazim.. Biraz uzun surerse benden degildir bilmis ol, Ankara’dan musaittir sehadetnamesi (belgesi)almadan birsey yapamam.. Ama halledecegim senin isini hic merak etme.. Simdi birer kahve icip konusalim; Komutanin asil niyeti Bilali konusturarak tanimakti, hakkindaki gerekli raporu yukariya verirken kendi izlenimlerini yazmaliydi..Dereden tepeden konusmaya basladilar , Nizamettin Yarbay, babacan bir o kadar da kurt gibi zeki bir adamdi, ne sorup ne soyletecegini biliyordu, o sordukca BIlal anlatiyor, Bilal anlattikca Nizamettin yarbayin soracagi geliyordu.. Koyde cok isler yapmisti Bilal, hele su mubadele zamaninda , kimisi bilinir kimisi bilinmezdi ama yurecigi bir evlat sahibi olmak icin carpiyordu artik . Karisinin basindan gecenleri bile anlatacaktiki, bir el agzina gidip O’ nu susturmustu sanki. ..Kendi kendine,’ sus be koc geveze, yeter artik ‘ deyip izin istedi.. Huzurla cikti karargahtan, bir muddet bekliyecekt elbet, yumurta bile hemen civciv olmuyordu…

ZIYNETI EMANETIN DERDINE DUSTU..

 Ziyneti hanim . Elena’in verdigi inci kolyeyi, olesiye sakliyor, birsey olacakta emanate hainlik decek diye odu kopuyordu, Vecize hanimlarin Kucukkuyu taraflarina yerlestiklerini duymustu, lakin o inci kolyeyi nasil aileye ulastiracakti bilemiyordu, kimseye de tevatur etmek istemiyordu, dost var, dusman var aman allah korusun bir de basima is acarim deyip susuyordu, O gece Pehlivan agasina akil danismak gelmisti aklina, kocasi bu meseleyi biliyordu ama elbette unutmustu bu zamana kadar.. aksamuzeri kizinin yanindan erkenden ayrildi, Sabire bir dakika  olsun Zehrayi yalniz birakmiyorduki zaten, yemegini yediriyor, bebegin altini temizliyor, gonullu hemsire gibi dort donuyordu; adalilar; ‘ kirk gun lohusanin mezari acik olur ‘ derlerdi , o yuzden ihtimam cok fazlaydi, eskiden bu kadar koruyucu ilaclar, onlem getirecek yontemler yoktu elbette..ufak bir ateslenme bir cok lohusanin can kaybina sebebiyet verdigi bilinirdi halk arasinda..o yuzdendirki Sabire, Zehra’yi yerinden bile kimildatmiyordu;

Sonralari anneannecigim yillarca gorumcesinin ilk dogumundaki hakkini odeyemeyecegini anlatip durmustur bizlere, Gercekten can kadindi Sabire buyukkannem, ama onunla uzun zaman gecirme firsati bulamadim malesef, hastaligi ve kullandigi ilaclar Onu cabuk yipratti…annecigim de halasini kendi annesinden ayirmazdi, inanilmaz bir baglilik vardi o guzel insanlarin arasinda, simdiki akrabalar arasindaki bagliligin kiskancliga donusmus olmasi beni inanilmaz sasirtir…

 Ziynet,i eve gidince Pehlivan agayi  sobanin arkasindaki siltede yatar buldu, Eski hali yoktu koca pehlivanin, odun bile kiramiyordu, odunlari kesmek icin adam tutmustu bu sene, oysaki Adada oyle miydi yaa? her isini kendi yapardi, Zeytine yanlizca toplayici tutar gerisini sirikcilarla birlikte kotarirdi, kahya da,  mal sahibide hep kendisiydi,

 ‘ Biz okka kayigiyiz, evlatlarim , bir firtina ciktimi devriliveririz ” derdi.. Evlatlarina idareli gitmelerini, cok zenginlere hic bir zaman ozenmemelerini soylerdi.. Ziyneti hanim pehlivan agayi uyandirdi, ne de olsa aksam ezani okunmustu, namazini kilacakti, yemeklerini yiceklerdi belki ondan sonra da torununu gormeye giderlerdi yeniden..

 -Huseyin aga, uyan bakalim , adadan geldin  geleli uyursun, ac gozunu ,bak diyecegim var sana..

Hayirdir, Ziyneti kadin, nedir bu telasin gene, ne var ne istersin benden suracikta kestiriyordum iste,diyip sitem etti karisina..

– Bak sana birsey sorucam, bu Elenanin bana verdigi inci kolye vardir ya, hatirlarsan, deyince Pehlivan aga basini kasimaya basladi, hatirlamiyordu ama hatirlar gibi yapti, yoksa Ziynet baslardi uzun uzun anlatmaya gurultu cekecek hali bile yoktu ;

-EEee ne olmus simdi inci kolyeye?

— Onu nasil teslim edicem sahibine? Kucukkuyuya yerlesmis Vecize hanim kizlari ile..Huseyin aga dusundu , dusundu.. ama bir yolunu bulamiyordu, oraya gitmek cok zordu , balikcilar giderdi lakin herkese de emanet edilmezdiki… En guzeli Salih cavusa sorsunlardi, Onun oralardan gelen giden cok musterisi vardi …Kari koca , Akli evvel oglanciklari Mehmetcikleriyle aksam yemegini yer sofrasinda yediler, tam bitirmislerdiki asagi avlunun kapisi hizla acildi; gelenin kim oldugu gorulmezdi geceleri.. alt kattaki  demir korkuluklu kapi hizla caliniyordu, bu saatte gelen hayra gelmezdi ama , Mehmetcik yerinden firladi kapiyi acmak icin, lakin babasinin Durrr deyisiyle geri cekildi, bu saatteki calinan kapiya Huseyin aga bakardi ancak..

BOLUM 46

Zeliha hanimla  Fatma eve donduklerinde , soba da, ocak ta yanmis, tencere kayniyordu, Ayse yemek yapmayi severDI,   cok ta guzel becerirdi cani istediginde,

  • Hayirdir, Aysem? ne dir kaynatirsin?
  • Beybabam , kuzu eti getirdi gelirken, yogurtlu et istemis cancazi, Onu yapicam anam..
  •  Zeliha birsey diyemedi, aslinda ortaliklari kirleticek diye kizardi ama Rasim bey istediyse boynu kildan ince, kilictan keskindi;
  • – Yapicaksin ama , kirlettigini de yikayacaksin, bak daginiklik istemem, zaten hergun temizliyicem diye canim cikiyor, neyse baban nerede?
  •  Ic odada oturuyor, geldiginden beri hic cikmadi, Mehmeti de yanina aldi ordadirlar.. Zeliha hanim, Mehmetinle beraber olmasina sevinmisti, zira baba olarak canindan cok sevmesine ragmen oglancigini kucagina alip sevemezdi bir turlu Koca Rasim..
  •  Iceri girdiginde mehmetcik bir kosede uyuya kalmis, Rasim beyin de gozleri yasliydi;
  •  _Aksan seriflerin hayirli olsun agam, nedir derdin arpaci kumrusu gibi dusunursun gene?
  • OOO… Kaloserisete (rumca:hosgeldiniz)Zeliha hanim !
  • Kizdigi zaman boyle derdi belliki gec kalisina icerlemisti.
  • – Rasim bey, sakin kizdin bana ?ama burasi koy degil  hemen bir evden cikasan otekine giresen, gec kaldik biliyorum ama laf lafi acti adayi yad ettik iste, goresen bir kizcaz masalllah, tosuncuk , bayildim Allah bagislasin..Rasim cevap vermedi hala cani sikkindi.. Zeliha hazir cocuklar mutfakta iken , oglancigi da uyurken kocasinin yanina ilisti..Rasim beyin basini oksadi, koskoca adam basi oksaninca kedi gibi yumusar, dili cozuluverirdi..
  • – Sikintili  mevzu bildigin seyler, bu kadar zeytinle nasil gecinicez  bilemedim, gerci agaclar adada biraktigimiz korungaz(celimsiz) agaclarin iki kati neredeyse ama yine de icim rahat degil Zeliham, hergun Kostamu sanki yanimdadir gibi gelir bana, donerim bir sey deyiim ama kimsecik yok yanibasimda, cok ararim evlatcigi, daha cok da ariyacayiz galiba .. ahhh ahhhh.. diyerek derin bi oh cekti..
  •  Zeliha da bu durumdan etkilenmisti artik ama gozyaslari kurumustu aylardir aglayip sizlamaktan… Bir de gogsune musallat olan bu agri! , ne zaman biraz sikilsa gogsu daralip sizisi artiyordu..
  •  BEBEK BUYUYOR, HAYAT DEVAM EDIYORDU ACISIYLA TATLISIYLA…..
  • Nihayet bebecige bir isim bulunmustu, Sabire hanim kaybettigi anaciginin  ismini koymayi cok istemisti, Ramise olsun demisti ama Zehra da kaynanasinin ismiyle cagirmak istemiyordu kizini, o yavas sakin kadinin da bir keci inadi vardiki, kirabilene askolsundu…
  • Ramise koyarsak bir de yeni isimlerden koyariz, Ramise Nezahat olur, yoksa  adsiz kalsin! diyecek kadar da huysuzdu bazi zamanlar Zehra.. Bebecigin 40 mevlidi yapildi, konu komsu toplandi, Hatice hanim da ha dogurdu ha doguracakti hani, kurumundan yanina varilmiyordu,, Gorumcesi Gusun hanimla beraber oturuyordi sedir uzerinde, Ama Gusun hanim son derece  canayakin , sicakkalpli bir insandi, serbetler icildi, mevlidi okuyan cami hocasi bebegin kulagina ezan okuyarak Ramise Nezahat ismini fisildadi.. Mevlid bittikten sonra , adet olundugu uzere herkes az cok eskiden , yeniden bahsediyor, adada olanlari yad ediyorlardi, her  bir araya gelislerinde konu buydu, Hanim yenge dedikleri kadin da Istanbuldan gelen gelinler arasindaydi,lakin , Hatice gibi degildi,  hic kurumu yoktu, kahkahasi meshurdu, bes atardi kahkahayi..( sik sik kahkaha atardi).  Serbetin arkasindan fistikli lokumlar yendi, bebecige hediyeler verildi, yakin olanlar da birer mecidiye birakiyorlardi, Nezahatcik pembe dunyasinda uyuyordu, Allahtan Zehranin sutu boldu, evlatcigini doyuruyordu, o kucucuk kadin bu kadar sutu nasil yapiyordu, hayretti dogrusu…
  •  Can korkusu geride kalmisti , kalmasina ama yine de geceleri cokhuzurlu uyuyamiyrolardi o zavalli insanlar, hep bir korku vardi  …
  •  – Ya gavur cikar da gelirse ne olurdu?  Deniz kenarindaki o guzelim evlere hicbiri yanasmamisti. oysaki neredeyse denize sifir mesafede muhtesem evler vardi, Mesela, Rasim beyin de, Ruhi beyin de Pehlivan Huseyin aganin da biraktigi evler oralarda oturmaya musaitti ..
  • Ziyneti hanim kizini lohusa oldugu icin hic yalniz birakmiyordu, yemek orada yeniyor, orada oturuluyor yalniz yatmaya eve gidiliyordu, bebecigin bezlerini yikamak icin bir gobek anne tutuldu, adettendi, cok fakir olunmadikca bebegin bezleri aile tarafinda yikanmazdi, o bezler her iki gunde bir kaynatilir, sakiz gibi asilirdi iplere.. leke kalmamasi lazimdi, gobek anneler, bezleri guzel yikayip yikamamalarina gore secilirdi. lekeli  bez yikayanlar tercih edilmezdi.. ..Aksam yemegi ni hazirlamak icin alt kattaki mutfaga inilirdi, Ziynetinin en buyuk yardimcisi yarim akilli oglancigi bazen de Sabire hanimdi..Sabire cocugu olmadigi icin bebecigi cilginca seviyor, adeta kucagindan bir an olsun birakmak istemiyordu, severken ‘ anam geldi dunyaya ‘ deyip bagrina basiyordu kucuk Nezahatcigi..
  • O gun mevlitten sonra bulasiklar yikandi, ortalik derlenip toplandi, alt kata aksam yemegini hazirlamak icin inildi,Mehmetcik elinde bir kurulama bezi adadan getirdikleri hem cam serbet bardaklarini kuruluyor hem de sarki soyluyordu yine, Disarida birkac kisi konusuyordu ama ne dedikleri de duyulmuyordu , Oysaki Hatice hanim mevlitten doner donmez  sancilanmis dogum yapmak uzereydi..Gusun hanim bunu haber vermeye gelmisti.. Ziyneti elindeki sabunlari yikayip akitti, derhal basina namaz ortusunu alip yasinini alarak Hatice’yle Ruhi beyin evine kostu, Ruhi bey donup duruyordu alt odada, zor bir dogumdu, Haticenin cigliklari , her taraftan duyuluyordu, bira ara Ismet ebenin sesi duyuldu;
  •  – Ruhi agabey , ben bu isin mesuliyetinden korkuyorum Doktor Fahrettin beyi cagiralim  diyince, zavalli adam yandaki ahirdaki atina atlar atlamaz Hayrettin beyin evinde aldi solugu.. Doktor bu saatte gelen hastanin ya dogum ya da kalp krizi oldugunu bildigi icin iki canta hazirlamisti kapinin ardina, dogum cantasin  kapip , kendi atina atlayarak Haticenin yaninda aldi solugu, cok zor bir dogumdu, allahtan henuz kan kaybi yoktu, ebe hanim tecrubeli oldugu icin herhangi bir mudahaleye girismemisti.. Neyse ebe ve doktorun gayretiyle gece yarisi Hatice de acilarindan kurtularak guzeller guzeli bir kiz dunyaya getirdi , Munise koymak istiyordu adini.. zaten cok munis ve guzel bir bebekti….
  • – Dogumlar , olumler , hastaliklar derken hayat devam ediyordu Ayvalikta.. Alisiyorlardi artik yavas yavas.. Hep bir aradaydilar ne de olsa, akrabalar,  acida da beraber, sevince de beraberdiler ama eskiden olmayan birsey vardi arada, sanki bir kiskanclik mi girmisti butun bu dostluklarin arasina, adini bir turlu koyamadiklari bir duygu hukum suruyordu…En guzel zeytinlik bende, en buyuk evi ben aldim, en iyi yagi ben cikardim muhabbetleri kisik sesle de olsa dillendiriliyordu. Erkekler bir araya geldiklerinde;
  • – Bu seneki en dusuk asitli yagi galiba ben yaptim diye basliyorlardi soze…
  • –Yok canim , meydanci  benim yagi cok methetti seninkisi gibi su Avalikta yok dedi.. diye bir baskasi atyiliyordu soze.. boyle bazen tatli bazen de kalp kirmaya varan muhabbetler geciyordu erkeklerin arasinda , Kadinlar da bundan geri kalmiyor daha da ileri gidiyor bazen kusuyorlardi birbirlerine , dedikodu artmisti.. Bunun nedenini bugun olsa belki Sosyologlar bulabilirler ama , o gununun sartlarinda yasananlar hep yasandigiyla kaliyordu..Tam bir huzur yoktu mubadillerin arasinda , sanki o huzuru ve neseyi Midillide birakip gelmislerdi, var gibi gorunen bagliligin da eski baglilik olmadigi apacik ortadaydi, ama yine de birbirlerine yardim konusunda eksik etmiyorlardi hizmetlerini..Bu gibi dedikodulardan en az etkilenen Salih cavus idi; guzel bir dukkan bulmustu yol uzerinde , zeytinligi hic biri kadar  cok degildi lakin  onun gibi sanatkari da Giritten mubadele baslayincaya kadar olmayacakti Ayvalikta.. Cok yakisikli adamdi, yesil gozleri, upuzun kirpikleri, kumral saclari, ince beyaz teni utanip cekinince kizariveren yanaklari ile  artistleri aratmazdi,  az konusurdu, harplerden sonra o eski nesesi gitmis, yerine sanki bamabaska bir Salih gelmisti, Aslinda babasi Selanik gocmeniydi, Yillar once Midilliye yolu dusmus orada anacigiyla evlenip kalmisti babacigi, guzelliginin de babasindan geldigi soylenirdi, Salih cok konusmaz ama  bakislariyla bazen cok sey anlatirdi, okumayi yazmayi iyibilirdi, digerleri gibi cahil degildi, hem Elinika Rumca konusur hem Osmanlica yazar okurdu… Sabire’nin sansina cok ta iyi bir kocaydi , yalniz cocugu olmayanin Salih cavus oldugu soyleniyordu halk arasinda, harplerde bel soguklugu kaptigi  dedikodusu almis yurumustu es dost arasinda..

BOLUM 45

Rahmetli  annecigim , ilk dogum sancilarimi cekerken ,  anneannemin dogumlarini ne kadar kolay  yaptigini anlatmisti, Ona benzersen hemen dogum yaparsin kizim diye avutmustu beni.. Tabiki hic o konuda anneannecigime benzemek gibi bir sansim olmadi malesef . Anacigim her zaman bu konulari konusmaktan kacinir, cok zorunlu kalmadikca adini bile anmazdi, eski terbiye mi desek yoksa o donem kabul goren davranis oyle miydi  desek hala bu ketumlugunun nedenini adlandirabilmis degilim, bizim nesilin cogu bu konulardaki yardimi ya arkadaslardan ya da yarim yamalak okuyarak edinmistir diyebilirim… Simdi yeniden anilara donelim..

Zehra, evde yapayalnizdi, bagirsa kimse duymazdi, kalkacak hali kalmamisti, Orta kattaki alt odacikta kendi kendine doguracakti galiba..Sancilar sik geliyordu, galiba doguyordu cocuk, bacaklari arasinda buyuk bir basinc hissetti, cok cani yaniyordu, bagiriyordu ama duyan yoktu, yerdeki kurelalar(kilimler) kan icindeydi , zavalli Zehra ikinmasini bile bilmiyorduki.. O arada Ziyneti merak icerisinde kizini bekleyedursun, Sabirenin sevinc cigligini duydu;

-Teyze , bre teyze nerdesiniz, Zehra doguruyor, ebeyi cagirin… Sabire yanibasindaki evde otuirdugu icin hem kuzeni hemde gelinleri Zehrayi sik sik yoklardi, cok candan kadindi, kiskanma nedir bilmezdi, kizkardes bellemisti gelinlerini .. Abisi de Sabireden gozunu ayirmazdi zaten anasi babasi gitti gideli..

 Ziyneti , ayagina bir cift terlik gecirir gecirmez firladi, guya ebeyi cagiracakti ama o sirada Mehmeti yollamak geldi aklina  ,kizini yalniz birakmamaliydi, nelerden sonra giydigi terliklerin birinin  baska digerinin bir baska oldugunun farkina varacakti..

Sabire , Zehranin basinda yalnizca dua ediyordu, ikisi de hayatinda dogum yapmamis kadinlardi, nasil dogurulur biliyorlar  miydi? Zehranin cigliklarina , Ziynetinin cigliklari karisti ..

-Sikin kizim  (ikin kizim) sikin sikinnnn … baska turlu dogmaz cocuk..

Ziyneti kizinin o halini gorunce bir taraftan agliyor bir taraftan da kendini  toparlayip yardim etmeye calisiyordu.. Zehranin arkasina gecti, ikinmasina yardim ediyordu ama nafile ..bebek bir turlu dogmuyordu… Ebeyle , Mehmetcigin sesi duyuldu yokusun asagisindan, sokakta da  kar  buza donuyordu hani.., Ismet ebe ile Mehmetcik, duvarlari tuta tuta yokusu tirmanip evi buldular, Ebe ismet emirler yagdirmaya baslamisti gelir gelmez , hemen sicak su  yapmaliydilar, temiz carsaflar getirmeliydiler.. Allahtan hersey hazirdi . Carsaflar sicak sularda kaynayip yeni dezenfekte olmustu, sobanin uzerinde sicak sular fokurduyordu sabahtan beri, Mehmet te disaridaki soguyu anlatmak istercesine;

-Donmayiz bu sogukta ablaa, donmaz cocucamiz , degil?deyip duruyordu.. Birden dis kapinin ipinin cekildigini farketti Sabire, abeyi gelmisti.. mujde vericekti ama cocugun bir sesini duysalardi.. Mehmet Emin efendinin iceri girip adim atmasiyla birlikte , bebecigin sesi duyuldu… Dunyalar guzeli harika bir kiz cocugu babasina hosgeldin diyordu.. Sabire hemen odaya kostu, bebegin cinsiyetini ogrendikten sonar abeysine mujdeyi Verdi.. O zamanlar mubadiller arasinda kiz ya da erkek cocuk ayricaligi yoktu hic bir zaman da olmadi, hatta kiz cocuklar ailelerine daha yakin  olur dusuncesiyle bir nevi tercih sebebiydi…

 Ismet ebe bebegi yikayip pakladi, kundakladi anasinin kucagina verdi..Mehmet Emin efendiden yuklu bahsisini alip cantasini topladi, hastasina yapacaklarini anlatti , yine geldigi yoldan , Mehmetcigin kolunda evinin yolunu tuttu..

-Dur bakalim , Hatice hanim da ne zaman doguracak diyip bahsisisn hesabini yapiyordu, buyuk evlerin yanindan gecerken,  Haticenin de gunleri yakindi ama  bakalim yoksa Doktoru mu cagirirlardi doguma?

Zehraya al kurdeleler takildi, lizozler giydirildi, lohusa yataklari yapildi, yanlarinda getirebildikleri igne oyasi yatak takimlari serildi,Adalilar bu lohusa ihtimamina cok deger verirlerdi, hele de ilk cocuk dunyaya gelmisse  degmeyin keyfimize diyip duruyordu Ziyneti hanim, sarkilar , turkulerle hazirliyordu yataklari.. Sabire hemen eve gidip bir corba kaynatti, kimsenin yiyecek hali yoktu ama hic olmazsa sicak bir su gecsindi bogazindan zavalli Zehranin..

Ertesi gune badem sutleri kaynatildi, Mehmetcik kanatayi (porselen surahi) elinde gezdirip duruyordu, ablasina fincanla badem sutu icirmek en buyuk zevkiydi , evde  bir bayram havasi esiyordu sanki..kimse bebege isim bulma niyetinde degildi , herkes sevincinin yasiyor, cevizli lokumlar yeniyor, kaynarlar iciliyor,  adadan geldiklerinden beri yasadiklari ilk sevinci kutluyorlardi

 RASIM BEY’LE ZELIHA HANIM EVLERINE TASINIYORLAR…

Gunlerdir , Fabrikadan gonderilen uc isci ile, iki kadin evi ve kiliseyi temizleyip kanlardan arindirmaya calisiyorlardi.. Evde ve kilisede cok arbede yasandigi belliydi, ama  yukari katlardaki odalardan kan kokusu nerdeyse cikmamisti.. Zeliha hanim;

-Kimseye daha fazla agirlik olmak istemem , deyip ;geldiklerinin kirkinci gunu kendi evlerine tasinmak istemisti. Ev buyuktu, yukarida uc odasi vardi, asagidaki odalarda genis sayilirdi ama ferah degildi, biraktiklari ev ile mukayese bile edilmezdi.. Kosta ile Maria geldi gozunun onune birden, keske imkan olsa da onlara da yandaki firinin yaninda bir odacik yapiverselerdi.. Evin mustemilati genisti, buyuk bir camasirlik, ayakyolu, firin, genis bir sundurma vardi hemen yanibasinda .. bahceler cook ama cokk buyuktu, keske  devlet izin verse  de evlatlarinain ucune de  o bahce icinde  birer ev kondurabilselerdi..Zeliha , buyuk kizi Fatmanin yardimiyla denkleri aciyor, temizlenen bos sandiklara yerlestiriyor, herbirini  arayip ta bulmak icin bir nisan koyuyordu..Ayse kilisede, Mehmet ile oyun oynarken ara sira Rasim beyin hismina ugrayip anasina yardima kosuyordu, zorlaniyorlardi elbette, yanasmaya, hizmetciye alisikti aile, zamanla hepsi olacakti ama bakalim bu kadar agac yetecekmiydi?Rasim bey , yatmadan her gece hesap kitap yapiyor, istedikleri   rusveti kardeslerine soylemeden verse birsey kalmaz  elimde diye soylenip duruyordu.. 

 -Memleketi yankesiciler istila etmis, Zeliha  hanim, ne yapalim bizimde kaderimiz boyleymis, duyuyorumda bircok insan biraktiginin cok daha azini aliyormus . Allaha sukredelim biz paramizi kurtardik gavurdan, birde kurtarmasaydikk, yanmistikkk , diyip avunuyordu..

 O yil zeytinler neredeyse altinda curuyorken toplanip sikilmaya baslamisti ama Rasim bey her gun aldigi yeni atinla zeytine gidiyor aksama kadar baslarinda kaliyor, cuvallari develere yukleyip alacakaranlikta Ayvalik a donuyordu, sanki daha dinclesmisti,  Isleyen demir isildarmis Zeliha hanim  diyerek te kendini eglendiriyordu..Zeliha cok titiz kadindi, ama bazen titizligi delilik sinirina yaklasiyordu, fircalanana tahtalar yeniden sodali sularla fircalaniyor, evin gavurdan kalma neyi varsa sanki hic iscilerce yikanmamais gibi tekrar elden geciyordu, Rasim bey o aksam eve geldiginde :

 -Zeliha hanim; birak artik bunlari biraz da etrafa kulak ver, bak Zehra  hanim dogum yapmis , bir kizcazi olmus, gitmeyecesin(gitmeyecek misin?) kiz lokumu yemeye?

— Aaaa ne zaman hic haberim olmadi, evi kirklarken , iyiki soyledin Rasim bey, hemen gideyim, lakin ne goturucem bilmemki..

  • Yakin akrabamizdirlar, bir altin goturmek duser sana kadinim, acima .. namuslu insanlardir, oyle insan az bulunur bu civarda…
  •  – Ertesi gun Sabah, Zeliha erkenden kalkmis,badem sutu kaynatmis, altini kucuk kadife kesesine  koymus, buyuk kizi Fatmayla beraber Zehranin evinin yolunu tutmustu, kucukler lohusaya goturulmezdi o zamanlar, ayipti , ne de olsa kadin isiydi bu …Yillar sonra kucuk Mehmedin karisi olacagi nereden bilinebilirdi dogan dunyalar guzeli kiz cocugunun…
  • Zehra saltanatli bir lohusalik suruyordu. gorumcesi Sabire etrafinda gonullu hemsire gibiydi, Anacigi da hem evinin isini goruyor hem pehlivan Huseyin agayi doyuruyor, hem de kizinin evinde aliyordu solugu, Pehlivan  aga da geldiklerinden beridir keyifsizdi hani….. 
  • – Bu Anadol bana yaramadi, Ziyneti diyip duruyordu.. Carsiya pazara giderken Mehmedi yanina aliyor sepeti ona tasitiyordu, Allahtan adada biraktigi 1500 agac zeytinin karsiligini burada almisti, Oglu da 1000 agaca yakin zeytinin tapusunu ibraz edip sahiplenebilmisti , muhacir haklarini da almislardi, ehh cok sukur daha ne isterlerdiki sagliktan baska .. Ama iste yaramamisiti bu Anadol havasi koca pehlivana..
  •  Zeliha hanim , geldiklerinden beridir bu cok sevdigi insanlari gormemisti, sarilip opustuler, uzun uzun muhabbet ettiler,  bebecigi sevdiler, lohusaya  nazar dualari okudular, Misavruyu anip aglastilar, aksamin alaca karanligi oldugunun farkina bile varamadilar o gun…Zeliha, Fatmasinla eve donerken yillar once Uc yasindayken olen kizi Hanifeyi hatirlayiverdi birden, cok aci hatiraydi, iki gunde atesli hastaliktan gidivermisti yavrusu, mezari bile gavurun memleketinde kalmisti artik, bunlari dusunurken gogsunde yeniden bir agri hissetti, soguktu bir an evvel eve gidip sobalari yakip ocagi ateslesinlerdi artik, neredeyse Rasim bey zeytinden donecekti…

9

BOLUM 44

Ayvalik’ta gunler poyrazin hizina karismis soguk ve sert geciyordu. Geldiklerinin neredeyse 25. gunuydu ama ne  mal dagilimi yapilmis ne de  oturduklari evlerinin tapulari verilmisti. Sonradan gelenler , evlerin ceteler tarafindan talan edildigini, esyalarin kullanilmiyacak halde oldugunu gorunce dehsete ve panige kapiliyorlardi.

 Buyuk hayal kirikliklari, dunyadan vazgecme hissi, ya da zor da olsa hayata tutunma cabalari , herbirinin ruh sagligi  harapti. Ayakta kalabilenler dunyayi umursamayan meczuplar ya da cok saglam altyapisi olanlardi..Insanlar beklenenin aksine birbirlerine yardimci olmak yerine kendi kabuklarina cekilmenin daha dogru olacagini dusunseler olsa gerek; her aile kendi cikarlari dogrulltusunda hareket ediyordu, Kiskancliklar, cekememezlikler, dedikodular, zor gunlerin uzerine tuz biber ekiyordu bir anlamda…Komsular birbirlerini taniyamaz olmustu, herkes kendi dunyasina kapanmis, digerinden daha cok mal mulk sahibi olma pesindeydi… Rusvet girla gidiyordu..Bu adaletsiz uygulama daha ileriki yillarda mubadiller arasinda dusmanliga, hatta adam oldurmeye, akraba cocuklarini bogdurmaya kadar varacakti..

Anadola ayak bastiklarinin 33. gunu mal taksiminin yapilacagi haberi geldi, butun erkekler tapularini alarak Mal idaresinin kapisinda beklemeye basladilar,Nobetteki askerler karmasayi ve izdihami onlemek icin mubadilleri ucer ucer iceri aliyordu; icerden cikanin yuzu bir karis asik, sinirleri sanki daha cok bozulmus, allak bullak olmus vaziyetteydi, ama herbiri ser veriyor da sir vermiyordu neredeyse… Rasim bey buyuk bir heyecanla sirasini beklerken gogsunde bir agri hissetti aniden ; kendi kendine soyleniyordu.

-Amani bilirmisin  bide buracikta oleyim kayi?(bir de burada olursem artik ne olur?)O arada kapidaki erat Tanimisti koca Rasimi;

  • Vay babam gene sensin, bak hele ben Erzurumluyum lakin senin gibi cesaretlisini de gormedim..
  • -Oglum bakma benim kusuruma, biz de buna cesaret degil, delilik derler..Ara sira atar benim asfalyalar(sigortalar)
  •  Ne dedin anlamadim ama , sevdim seni hadi sira sendedir gir bakalaim iceri.. 
  •  Rasim bey elinde tapulari; basi dik,  gozleri odalari ararken , katibin birinin el ederek Onu cagirdigini farketti, digerleri mesguldu zaten..Keci sakali , uzamis, celimsiz, tel gozluklerinin ustunden bakan bu yahudi kilikli adami gozu tutmamisti ama  ‘ hadi Bismillah deyip, daldi odaya..
  • – Ver bakalim tapulari agam dedi , Katip efendi.. Rasim cikardikca cikariyordu, bir tomardan fazlaydi tapusu..
  •  OO masallah effendi! sen de para denizde puldur heralde , baksana sayamadim tapunun sayisini.. Rasim bu laflardan dolayi biraz  gururlandi, basini kaldirdi;
  •  Ee taze para cok yoktur ama mal vardir Alaha sukur katibim ,diyiverdi, belli belirsiz bir gururla.. Katip efendi bir taraftan kafasini kasiyor, bir taraftan keci sakalini sivazliyordu, bir taraftan da Kafasini kaldirip Rasim beyin elma yanaklarina bakiyor, mavi gozlerinde mana (anlam) ariyordu..
  • -Beni burada bekle bakalim agam; bir ayakyoluna gidip doneyim..
  • Ayak yolu suresi uzadikca uzadi, Rasim kendi kendine bu keci sakal heralde kubura dustu deyip guluyordu, zayif siska da birsey zaten  , kubura dusse cikamazda garibim darken, katib Izzettin effendi kapida gorundu..
  • Agam, ayakyolunda sonra  serkatibe ( bas katibe)danistim, senin tapun cok lakin simdi hepsini veremeyiz, burada 7500 agac gorunuyor, sana bu kadar agac verirsek baskasina ne kalir? lakin yeni cumhuriyete bir bagista bulunursan dusunuruz .. Rasim in basindan kaynar sular dokulmustu;
  •  -Ne kadar bagis yapacakmisiz Katip effendi?
  •  500 altin mecidiyeden asagisi kurtarmaz bu kadar mali mulku Rasim effendi..

Tertemiz niyetli   Rasim bey, adamin rusvet isteyebilecegini  aklina bie getirememisti ,, Kardeslerine sormasi lazimdi once , kendi basina yanlis yapmaktan korkardi;

-Katip effendi , sen once ne kadar agac alabilecegimi soyle sonra  gene gelirim..

-Rasim agam sana bu agacin ancak 4000 nini verebilrim gerisini yardim yaparsan dusunuruz , anladin mi ?Ama bu yardim isi aramizda kalsin zira az olandan istemiyoruz..bilesin , senin gibi zenginlere yakisir milletimize yardim etmek..

  • Dusuneyim bakayim katip efendi,deyip , surati allak bullak disari cikti, her tarafi kasiliyordu, sendeledi, ama mavi gozlerinde ofke vardi..Dosdogru Selim beyin yazihanesine gitti..bastan sona  anlatti olanlari…Selim beyin sinirden biyiklari  seyirmeye baslamisti, okkali bir kufur sallayarak bagirmaya basladi;
  • Abeyim, bunlar yankesici, bunlar serefsiz, bunlar keraneci! ne dersen de.. Sakin bizden habersiz para mara vermeye kalkma.. senden dosdogru rusvet istiyor
  • Rasim aganin hertarafi kasilmaya baslamisti sinirden, ne gunlere kaldik yarabbim diyerek , Karisina anlatmak uzere kardesi Emin beyin evinin yolunu tuttu, uzgundu , sinirliydi, memleketinde bu  serefsizliklere maruz kalacagini dusunmemisti bile.. Neyse 4000 agacini kurtarmisti nasilsa, gidip begendigi yerleri alacakti, guya..
  • Osmanli’dan kalma rusvet aliskanligi  ” istemem  ama yan canibime koy”genc Cumhuriyette de devam ediyordu, butun kokusmusluklar  mubadillerin sirtina mi yuklenecekti? Ne de olsa sahipsizdiler, kimseleri yoktu  savunacak.!!.En son yapilacak is Sari Pasaya telgraf cekmekti ama eline gecermiydi acaba?..
  •  Rasim bey, Zeliha hanima, kardesine , Afet yengesine durumu anlatti yemekte..Sinirinden kolali pecetelerle agzini , burnunu siliyor birtaraftan da yiyordu, Zeliha kas goz isareti yapacak oldu  ama bir turlu o tarafa bakmiyorduki ..Afet hanim cok nazik ve gormus gecirmis terbiyeli bir kadindi,   O bile sinirine hakim olamiyor;
  •  – Aman Allahim , Rasim abeycim ne gunlere kaldik, bunlari da mi goruceydik?(gorucektik)diyerek namaz yasmagini basindan indiriyor tekrar ortuyordu, beyaz teni  kipkirmizi alaca olmustu ..
  •  Zeliha tum bunlari dinlereken gogsundeki siziyi  yeniden hissetti , herkesin icinde sikintisindan bahsetmek cok ayipti o zamanlar, hele bir kadin gogus kafesindeki siziyi kayinbiraderinin yaninda soylermiydi? Rasim beye de anlatmak istemezdi simdi butun bu sikintilarin ustune..Yorgunluklar cikiyordu. uzuntuden daraliyordu gogsu Zelihanin…

ZEHRA’NIN DOGUMU YAKIN..

Evlerde  kadinlarin isi, erkeklerden daha fazlaydi bu aralar, esya yerlestiriyorlar, getirdiklerini yikiyorlar, kazanlar kayniyor, gavurdan kalma carsaflar kaynatilip mikroplardan arindiriliyor, bir taraftan da  aksam icin yemekler yapiyorlardi, En kolay hayat cocuklarinkiydi, ellerinde bir dilim salcali ekmekle sokaklarda oynuyorlardi ama bilmedikleri cevre oldugu icinde uzaklasmamalari tembihlenmisti herbirine.. Kucuk Mehmetcik daha amcasiniin evinde olduklarindan buyuk arka avluda kuzeni kucuk Meliha ile oynuyordu, hic olmazsa goz onundeydi cocuklar..

 Zehra ,calismaktan yorulmaktan dolayi ara sira  sancilaniyordu ama sabirli kadindi, bu kadar sancidan  cocuk dogmaz diyip kimseyle paylasmyordu yasadiklarini;  Havalarda iyiden sogumustu, kar  bile atistirmaya  baslamisti Ayvalikta,

– hadi canim usutmek yaramazdi gebe kadina ne olucakti hemen..Ziyneti hanim yukari kose odanin yan taraftaki penceresinden kafasini cikartti ;

Zehraa, bre Zehra nerdesiniz, sabahtandir cikmaz sesin , Sakin dogurdun?Hadi geleseniz evlatcim, yemecimiz hazirdir yiyelim hep beraber, Salih cavusa,  Sabireye de soyle. bu havada oturmasinlar orda gelsinler  bizim eve, hem yiyelim hem konusalimm..Yanarrrr sobacikkk ne dedini bilmez.. bakasaniz ne yemekler yaptim bugun, bakalim beyenicemisiniz de??

Zehra annesinin sesini duyuyor ama yerinden dogrulamiyordu,  Sanci siklasmisti, aa bacaklarinin arasindan akan  sivi idrar  degildi, e neydi bu simdi? nerden cikmisti  kime haber vermeliydi, yoksa cocuk doguyormuydu?

  

Bolum 43

Yeni evlerine girenler, urkek ve cekingendi , sanki birileri dolaplara saklanmis , cikip uzerlerine saldiracakmis gibi geliyordu.Eve genellikle ilk erkekler giriyor, etrafi kolacan ediyor, sonra da kadinlari ve cocuklari aliyordu, hepsi cok yorgun ve bitkindiler, bahcelerdeki istiflenmis odun yiginlarindan cali cirpi toplayip once ocaklari ateslediler , coluk cocuk sicak  bir corba beklerdi, Allahtan cogu yaz sonunda yaptiklari mis kokulu tarhanalarini  getirmislerdi, tel dolaplarinda kavrulmus kiymalar duruyordu ama ya domuz eti karismissa ne yapsinlardi ? Haramdi, mekruhtu dinimizde, ah su dinimiz, herseyi yasaklamisti biz puripak muslumanlara…sucuklar kangal kangal tavanlardaydi bazi evlerde , ama yenmezdiki gavurun mali, domuz vardi icinde mutlaka…Ambarlardaki dolaplara kimse varmidir diye korkuyla yaklasan kadinlar cocuklarina pisirecek  as ariyorlardi, o gece bir cok evde adadan bez torbalar icinde getirdikleri mis kokulu tarhanalar kaynadi,  ekmeklerine  zeytini ve sogani katik edip corbayi kasikladilar, yataklar serildi, bazi yukluklerde(gomme dolap)sakiz gibi tertemiz carsaflar bile duruyordu, lakin kendi getirdikleri carsaflari sermeyi yeglediler, hele Zeliha hanim, kayinbiraderinin evinde olsa da oglunun altina bir carsaf sermeyi ihmal etmemisti..Maria ile Kosta’nin verdigi carsafi acar acmaz birer tutam saci bulunca gozyaslarina hakim olamamisti, goz yasi peslerini birakmiyordu bir turlu , gittikleri heryerdeydi, bir turlu nese ve sevincle yollari kesismemisti, yillarca da zor karsilasacaklardi  bu guzel duygularla  Midillideki can korkularini uzun yillar atamayacakti mubadiller..Yeni mekanlarina alisana kadar hep peslerinde olacakti oldurulme korkusu…

 Ziyneti hanim evini cok begenmisti,  neseli kadindi dedikya; yukari kose odadan derya deniz de ayagina kadar gelmisti, bayildi mis gibi tutsu kokulu eve..

  • Ohohommm( cok guzel, ne mutlu )benim adadaki evden guzel bre Pelivanimu..Alkisim efendime, bakasan kosk buldu bana.. girdigi her yeri neselendirirdi Ziyneti, Mehmetcik te anasi begenince zevkten dort kose olmustu;
  • -Guzeldir evimiz ana, guzeldir degil? bu ev adadakinden guzel degil?/ ama adada ceviz agacimiz variydi, erikler variydi bahcemizde badem agacimiz variydi biraktik gavura geldik degil?
  • Evlatcim , Gazi Pasa kurtardi bizi gavurun elinden , yoksa bizi kesiceydi gavur burada da dikeriz bahcemize erik agaci , ceviz agaci, ne istersen diker babacin evlatcim..
  • Zehra da evine yarlesmeye gayret ediyordu , lakin iyiden agirlasmisti, yormustu yolculuk O’nu.. Mehmet Emin etrafi kolacan etmek icin cikmis daha donmemisti ne de olsa kayinvalidesinin yanibasindaydi Zehra ..
  • Salih  Cavus ,Sabire hanimi oturtmus , hizmet ediyordu, denkleri aciyor, esyalari yerlestiriyor, sandiklari yerlerine cekmeye ugrasiyor, yatak hazirliyordu; Ziyneti sokak basindaki penceresinden cocuklarina seslendi;
  • — Zehra, Sabire , Salih effendi hadi gelin evlatlarim,biseycikler hazirladim hep beraber yiyelim..Allah ne verdiyse..
  • Uzun sure boyle devam edecekti birliktelikleri, aslinda bu mutluluklarin en buyuguydu. Yillar gecip anacigimdan fayda goremez olunca bu birlikteligin ne buyuk bir devlet oldugunun farkina variverdim malesef, zira benim anacigimda ayni terbiyeyi aldigi icin torunlarina, bana , esime azami sevgi ve fedakarlikta bulunmustu..
  •  Hep birlikte nese icerisinde yediler o gece, tarhana corbasi zeytin, ocakta ekmek kizarttilar, sogan pisirdiler, gavurun keci peynirlerinden cikardilar… mis kokuyordu ev derli toplu, temiz bir aile oturmustu bu evde demekki ….Allah razi olsundu bu insanlardan insallah onlar da bulduklari evde rahat ederlerdi adada..Dua edip kalktilar sofradan..Masada yemek yiyorlardi artik. yer sofrasi o gece itibariyle tarihe karismisti Ziyneti hanim ve ailesi  icin.
  • Boylece yillar icinde Rumlarin biraktigi Avrupaliligi, orf ve adetlerini harmanlayip  yasattilar , Ayvalik’i Anadolunun diger sehirlerinden farkli kildilar…

RASIM BEYLE , ZELIHA HANIM…

  •  Zeliha hanim o gece yorgunluktan sizmisti neredeyse.. Sabah ezan sesi duyulmaz miydi bu memlekette?Tahmini  ezan vaktinde  kalkti, abdestini alip namaza duracaktiki, gogus kafesinde bir sizi hissetti, Aman allahim bu ne yorgunluktu her tarafindan cikacakti elbet bu yolculugun acisi.. Emin bey daha onlari yerlesmeleri icin salivermemisti, Evi, kiliseyi bahceleri temizleteceklerdi iscilere.. Sonradan  gidecekti Rasim bey ve ailesi.
  • Bu hengameyi temizleyecek hali var mIydi zavalli Zelihanin? , adada hizmetcilerle buyumus, kocasinin  evinde de yanasmalarin yardimiyla rahat  yasamis kadindi, aliskin degildi, is yapmaya pek…
  •  Bilal effendiyse  gozunun nuru, Naciyesi ve sevgili anacigina guzel bir ev bulmanin huzurunu yasiyordu, lakin burada bir is tutmaliydi. ehh cok sukur tapulari vardi zeytinini alacakti evellah ama, vazife  adami parildatirdi, Naciyesi gebe kalir da evlatlari olursa , babasinin helal kazanciyla buyumeliydi, Sokaklar insanlarla doluydu, diger koylerden yeni gelenler, karantina dan yeni kurtulanlar, yolda vefat edenler , firsatcilar, sokaklari mesken tutmus meczuplar, akla hayale gelmeyecek tablolar vardi sokaklarda;Kimisi sokaklara kurlalarini sermis, yatiyor, kimisi cocugunu emziriyor, erkeklerin bazilari burnundan soluyor, kimisi ellerinde tapularla sokak sokak dolasiyorlardi. Ortalik nerdesye gunduzleri ahser mahser yeri oluveriyordu.. Bilal biraz daha beklemesi gerektigini biliyordu elbette ama cani da tezdi hani! Yere de Bilal Molva da……. namini bosuna haketmemisti.. Evine dondu, Naciye muhabbetli gozlerle kocasini bekliyordu, Sidika hanim, ocaga koydugu yemegi neredeyse hallamisti, yanina bir de pirinc pilavi yaparsa daha ne isterlerdiki bu zamanda…

 Vecize hanim kizlariyla, Molvadan geldigi icin Ayvalika degilde Kucukkuyuya  gonderilmisti , zaten zavalli kadin konusunu komsusunun izine dusecek haldemiydi? once kocasi, sonra aslanlar gibi yegeni arkasindan da ablasini kaybetmisti, bu kadar aciyi bu yasta kaldirabilir miydi?

 Egenin  batisi , en zor  gunlerini yasiyordu savastan sonar. Hergun yeni bir gemi, yeni insanlar, yeni karantina, yeni dogumlar, bazen olumler, lakin  binlerce yasindaki Anadolu Topraklari yillar sonra mubadilleri agarlamak icin  acmisti kucagini artik..Donusu yoktu bu maceranin…Elbette  eski topraklara yerlesmek uzun uzaman alacakti, Herkes yaninda getirdigini ,evlerde buldugunu yiyor iciyordu, hazir parayi tuketiyordu, Firsatci, karaborsaci cogunluktaydi ama askeriyenin haberi olunca gozunun yasina bakmadan icabina bakiveriyordu bu gibilerin.. Allahtan suc orani bu gibi ufak tefek seylerle kaliyordu, Turk ceteler artik uzak edilmisti, Cogu Kozak daglarina  cekilmislerdi.. Gazi pasadan kesin emir vardi; Mubadiller zaten sikintili bir alisma surecinden geciyorlardi , kimse rahatsiz etmeyecekti  bu cileli insanlari.. Ceteler bu insanlara zarar verecek olursa , goz kirpmadan vurulacaklardi..

Gunler gectikce , Sikintilar basgostermeye baslamisti, Bu insanlarin cogu zeytinciydi, tarlalarda zeytinler curuyordu, dagitim olsaydi da bir an evvel herkes kendi malini mulkunu bilip, toplamaya baslasaydi, zor bir surec yine onlari bekliyordu, erkekler hergun tapular ellerinde Mubadil cemiyetlerinin onunde bekliyorlardi, emir gelirse hemen islem yapilacagini soyluyordu oradaki fesli katipler, her biri de burnundan kil aldirmiyordu yani, Son Osmanli katipleriydi ne de olsa herbiri…  Rasim bey ogun hayli kalinca olan tapularini cebine koyup cemiyetin yolunu tutu, gerci kardeslerine sormadan is yapmazdi ama , ee artik hersey bi yere kadardi, onlari da bu isleriyle rahatsiz etsin istemiyordu, belki de bilinc altinda ‘ ne kadar agaci var’ gizli kalsin istiyordu, kimbilir? insan beyni cozumsuzdu henuz, hele de boyle sikintili zamanlarda ne yapacagi belli olmazdi insanin..

 Cemiyetin ,agir demir kapisini yavas yavas geriye dogru cekti; kapida bir erat nobetteydi;

  • Oglum nerdedir bu zeytinlerin dagitildigi oda?
  • -Baba , daha baslamadi , emir bekliyoruz Gazi pasamizdan ! biraz uzun surebilir diyor katib efendiler.. Iste o anda Rasim bey dellenmisti , kendini tutamayip bir kufur salladi, Asker neye ugradigini sasirdi, ilk defa boyle okkali bir kufur duyuyordu  Gazi pasaya …
  •  – Sen ne diyorsun aga? canini kurtardi yetmedimi? utan utan sakalindan biyigindan. diyince Rasim bey kendine gelmisti, kufur ettigi adam cani kadar sevdigi  Sari pasaydi, ne yapmisti.?Lakin canina yetmisti gunlerdir yasadigi sikintilar…
  •  – Affet oglum, bizde artik dusunecek hal kalmadi, gunlerdir zeril zebiliz, sen de bizim yerimiz de olsaan….. deyip oradan ayrildi.. cani sikkindi ama  yapilmayacak seyler yapmisti, keske kardeslerini yanina alsaydi, bir de kodese atacaklardi onu Gazi pasaya hakaretten .. cani kadar sevdigi pasasina…Eve dondugunde oglen vaktini coktan gecmisti, masa kurulmus corbalar icilmis , yemekler yenmis mis kokulu tereyagli  bademli baklava yeniyordu..
  • – EE nerdesin be abeycigim, seni beklemekten dilimiz damagimiz kurdu basladik yemeye bitirdik bile, hadi sana yemek koysun Emine hanim.. Emine hanim Ayvalika geldiklerinden beri koyden gelip yanlarinda yasayan emektarlariydi, Afet hanimin eli ayagi idi..Rasim bey basindan gecenleri birer birer Emin beye anlatti. Kardesinin gozleri buyumustu;
  •  Sakin delirdin sen? atarlar seni kodese hicbirimiz cikaramayiz/ sonra da dar agacinda sallandirirlar, sen dua et helal sut emmis bir erata rastlamissin.. haber yakinda bekleniyor, eli kulaginda merak etme , bizim iscilerden birini  her gun oraya gonderelim de haber getirsin bize, gec kalirsan isin geri ye kalir, sona kalan dona kalir derler hele bu islrerde cok seyler donuyor diyorlar. Rasim aga, aklini basina toplaa,,, Delilik care degil..

BOLUM 42

Mesagros’u , Paraslayi, Komi’yi, Kapya’yi tasiyan Sulh zirhlisi Ayvalik limanina yanasiyordu o gun  ogleden sonra, heyecan doruktaydi, canlarini kurtarip sag salim anavatan kavustuklari icin mutluydular, lakin o kadar yasanmisligi geride birakmanin huznu cokmustu uzerlerine , Bayragi ilk gorusteki sevincten eser yoktu su anda, sanki biri  ” Hopp kendinize gelin , daha onunuzde cok badireler var ” demisti kulaklarina .. Yine de can korkusu olmadan topraga ayak basmak bambaska bir duyguydu, Kimisi iner inmez topragi opuyor, kimisi korkmus bir yabanci gibi etrafa urkek bakislar atarak  halata tutunarak dengeyi bulmaya calisiyor, kimisi dualar ediyor,cocuklar ise Rumca sarkilar mirildaniyordu,cogu Rumcayi Turkceden guzel konusuyordu cocuklarin, okulda Rumca okuma yazma ogreniyorlardi ne de olsa..

Anadolu’ da ,  hersey Gazi pasanin emriyle ayarlanip , hizmete donusuyordu.. Ayak  basma isleminden sonra Limanin yanibasinda acilan buyuk karantinlara aliniyordu mubadiller, resmen bir hastane gibiydi herbiri, beyazlar giymis hemsireler, doktorlar, herbiri haril haril calisiyordu, ikinci kafileydi Sulh zirhlisiyla gelenler, hamile kadinlara ve yasli hastalara oncelik veriliyordu; Zehrayi Mehmet Emin effendi doktora teslim ettikten sonra rahatlamisti, oyle bir oh cektiki gorulesiydi; en azindan artik Turk doktoruna teslim etmisti karisini.. Esya denklerinden birisinin uzerine oturdu, tabakasindan sardigi cigaralarindan birini cikardi, yakti, iki gunluk sakal birikmisti yuzunde, elini yuzune degdirdiginde farketmisti, gunlerdir hazirliklardan ne tras olmayi ne de yemek yemeyi akil edebilmislerdi.. Gozleri uzaklara daldi.Gorunmuyordu artik dogup buyudugu topraklar, bir bulut kesivermisti gozlerinin onunu.. Neyse sag salim geldik ya diyerek yeniden derin bir soluk aldi, sukretmeliydi Allaha sag olduklari icin..

Doktor Fahrettin bey Zehrayi guzelce muayene etti, daha once hic bir erkek doktor tarafindan muayene olmamis Zehra’cigin utanmaktan dili tutulmustu neredeyse, Fahrettin bey gormus gecirmis tecrubeli adamdi , babacandi zaten o yuzden o goreve secilmisti , bu insanciklarin tibbi muayeneden once insan gibi yaklasima ihtiyaci vardi, Basini kaldirdi, Zehranin sismis karnina kulagini koyacaktiki; hastasinin birden bacaklarini toplayip kendini simsiki kapattigini farketti; iste o zaman oyle bir sey soylemistiki; yillarca bu sozu doktora her gidisimde  bendeniz anacigimdan dinlemisimdir;

  • Senin adin ne kizim?
  • – Zehra’dir efendim..
  • – Bak guzel kizim, herseyden utanip cekinebilirsin ama doktordan asla.. Doktora ayip yoktur kizim…
  •  Zehra , biraz olsun rahatlamisti, Fahrettin bey son muayenesini de yaptiktan sonra , dogumun bir iki ay icinde olacagini mujdeledi…Siradaki hastayi almak icin hemsire disari cikmistiki; kalabalik bayilan bir hastanin basinda toplanmis, su vermeye calisiyor, limon koklatiyor, kimisi dua ediyor,kimisi de hayretler icerisinde bakip agliyordu.. Fahrettin bey , steteskopunu kapip ,kalabaligi yararak hastayi muayene etmeye geldiginde , upuzun boyunla , simsiyah saclarinla disleri kenetlenip agzindan kopukler sacan hastanin sara (epilepsy) krizi gecirmekte oldugunu farketti; bu guzel kadin Sabire’den  baskasi degildi malesef..Genc kizligindan beri bayiliyordu ama koy yerinde hocaya okutmuslar, cin cikartmislar, akillarina gore tedavi etmislerdi genc kadini..
  •  -Hastanin yakini kimse benimle gelsin diyip, hem Sabire’yi hem de Salih cavusu tedavi odasina alip basina hemsireyi koydu, gerekli tedavi uygulandiktan sonra bu vahim hastaligin ilaclarini yazacakti ama bir asabiyeci gormeliydi  bu durumu..Aile neye ugradigini sasirmisti, bir taraftan sevinirken bir taraftan sikintidan kurtulamiyorlardi..Goc dedikleri bu olmaliydi,  acinin, heyecanin , bir tutam sevincin,kayiplarin , endisenin harman oldugu bir yasam kesiti..
  •  Asilari yapilip, tedavi uygulanan hastalar karantina  odalarina aliniyolardi, mahser mahser gunuydu.. kimisi cikinlarini acip acikan karinlarini doyuruyorlar , kimisi hacet ihtiyacini gormek icin ayak yolu ariyor, aglayan cocuklar, sizlanan yaslilar , ne yapacagini bilemeden donup duran aile reisleri, hersey ama hersey birbiri icine girmisti, karantina odasina gidene kadar kimseye rahat yuzu yoktu., Asi olmadan tedavi gormeden Limandan disari cikma zinhar yasakti , hatta suctu.. Bir taraftan da tapularini hazir etmeleri soylenmisti bu perisan insanlara , oncelikle ev tapulari  beyan edilmeliydi…sonrasinda nasil olsa alacaklari zeytinliklerin hesabi yapilacak, herkese biraktigi kadar zeytinlik dagitilacakti. bir de muhacir hakki denilen 30 ar agac zeytinlik vardiki , kundaktaki bebege bile veriliyordu..Gelen mubadillerin  bakimi, tedavisi, ilaci , karantina sureci yaklasik uc gun surmustu…Gulcemal , Izmir limanina mubadil goturmek icin bir gun once ayrilmisti, ne de olsa Izmir uzakti iki gun yol surer, uc dort gun de karantina…(Izmir’in eski adi KARANTINA  semti olan bolgesi 1845 veba salgini doneminde kurulan karantina binasindan bu adi alsa da mubadele doneminde de ayni amacla kullanilmisti)
  • Karantina bitiminde , erkekler Ayvalik’i dolasmaya cikmislardi; Rasim beyin kardesleri Emin ve Selim beyler agabeyleri icin bir ev bulmuslardi ama bakalim kanun munasip(uygun) bulacakmiydi… Oncelikle yeni eve tasinmadan agabeylerini  ve ailesini evlerine aldilar, hamamlar yakildi, yemekler yendi,odalar hazirlandi, gec vakitlere kadar sohbetler edildi.. Zeliha hanim , Afet hanim eltisini daha cok severdi, Emin bey de babacan adamdi hem de cocuklari  yasitti, dunya guzeli bir kiz Meliha ile Mehmet’in aralarinda ay farki vardi, guzel de oynuyorlardi  ee daha ne olsundu? Gelirleri iyiydi, yaglar cikiyor ISTANBUL’a sevkediliyor, bazen de alisveris icin gemiyle yine bu buyuk memlekete gidiliyordu..Heyecan yapip uzulmek icin neden yoktu, canlari selametti nihayetinde.
  •  Pehlivan Huseyin aga, Mehmet Emin effendi Salih cavusu almadan Ayvaliki dolasmaya ciktilar, koylerinde biraktiklari mahalLeye benzer yerler ariyorlardi.. Cok yer dolastilar, hadi burasi bizim olsun diyemiyorlardi, biraktiklari ev buyuklugunde bir ev alabileceklerdi..Ayvalik beklediklerinden de guzeldi aslinda… mis gibi cam kokusu, yayiliyordu ortaliga, sahildeki fabrikalarda zeytintag sikilmaya baslamisti bile mevsim itibariyle,lakin fabrikalarin  Rum sahipleri satip ya Atina ya kacmislar , ya da Turk arkadaslarina gecici olarak teslim etmislerdi, guya donup fabrikalarini geri  alacaklardi..Elbette bu donus hikayeleri hayal olup bir ani olarak kaldi belleklerde.. Zira Lozan baris antlasmasinda ek olarak hazirlanan 19 maddelik mubadele anlasmasi gidenin kesin olarak donmesini  yasaklaniyordu, ancak gitmekten vazgecip kesin kalis bildirebilirlerdi, ama her iki tarafta birbirinden olesiye korkuyordu, Daha mubadele baslamadan binlerce Rum malini mulkunu satip Atinaya ya da Selanik’e  ya da Adalara goc etmislerdi..
  • Pehlivan Huseyin aga Bir  ara Veli efendi ile Ruhi beyin sesini duydu,
  • -Bekleyin bizi agalar nereye yerlesiceksek birlikte hareket edelim.. Evet dogrusu oydu, lakin Hatice hanimin titizligi  dillere destandi ya, o yuzden erkekler hanimlarina sormadan ne diyebilirlerdi….
  • Limandan epey uzaklasmislardi,  denize cok  yakin yerlere bakmiyorlardi, zira gavur gece sandalla yanasir da bizi oracikta kesiveriri korkusu bilinc altina oylesine yerlesmisti..Yine de kimse korkusunu birbirine belli etmiyordu, ellerindeki tapular olcusunde ev ariyorlardi, butun erkekler kadinlari karantina da birakip sokaklara dokulmustu.. herkes es , dost , hisim akraba birlikte hareket etmeye calisiyordu.. Bir ara Bilali gorduler, Ama onlar bir gun once geldikleri icin yerlesmeye baslamislardi  , karantina sureleri bitmis, Sehir icinde guzelce bir ev bulmuslardi bile, Selamlastilar, Sarildilar, Ruhi bey  hala Bilal efendinin gozlerinin icine bakamiyordu..Rastgelsin diye ayrildilar birbirlerinden.. ; Bir ara Ruhi bey ;
  •  – Hahh galiba burasi bize en uygun agalar Misavruya da benziyor gelin bakalim evlere , diye sokaga daldi, sagli sollu evler vardi lakin kucuk kucuk evlerdi herbiri, biraktiklari evlere uygun degildi; Hatice olurdu de boyle evde oturmazdi, burnundan getirirdi vallaha.. Pehlivan Aga , kosedeki eve bayildi..(sakarya mah deki dogdugum ev) cok guzeldi, aciklik ferah, bahcesi de vardi, ehh daha ne isterlerdi,Zaten Ziyneti uyumlu kadindi, tek istedigi kizina yakin olmakti. Iceri girip gezdiler, Hersey oldugu gibi birakilmisti, ocakbasinin kaneviceli ortusu bile oldugu gibiydi, yataklar yorganlar goturulmus, mutfaktaki bakir esyalardan cogu oldugu gibi duruyordu, belliki vakti hali iyi insanlardi burada oturanlar, karsisindaki eve de Kizini yerlestirirdi, Onun yanibasindakine de da Salih ustayla Sabireyi.., Evler sanki biraktiklari evlerinden daha  bakimliydi bile, ama kizi icin baktiklari evde kan izleri vardi, belliki burada kiyim olmustu, duvardaki istavrozu bile almaya zaman bulamamisti ev sahibi.. O Sira da Ruhi beyle, Veli efendinin  sesi duyuldu..Onlar da alt sokakta bulmuslardi , gonullerine gore evleri , hadi hep birlikte olacaklardi yine cok sukur deyip hanimlari almaya gittiler..
  •  Emin beyle Selim bey agabeyleri icin bulduklari buyuk genis bahceli, bahcesinde bir de kilisesi olan evi gostermek icin sabahtan hazir olmuslardi, hava da sogumaya yuz tutmustu hani , o sene zeytinlerin cogu altindaydi daha! Gavurun  zeytinin toplayacaklardi   insallah dagitimdan sonra..
  •  Rasim bey, kardesleriyle eve adim atmaz , buyulenmisti zira ev kilisenin papazinin eviydi, genisti buyuktu , kosk gibiydi lakin her taraf kan icindeydi, buyuk bir arbede yasandigi belliydi.. Temizligi kolay olmayacakti, Artik ne Tula vardi ne de Maria ..Kiliseye girdiklerinde uc erkek te saskinliktan kucuk dillerini yutmak uzereydiler, korkunc bir durumla karsi karsiyaydilar, papazin cansiz bedeni bir tarafta , basi bir taraftaydi.. Kadinlarin ve cocuklarin buraya gelmeden temizlenmesi lazimdi , Fabrikadan isciler gelip cesedi alir arka taraftaki bahceye gomerlerdi de tahtalara islemis kanlar nasil temizlenecekti?, Selim bey , abisinin sirtini sivazladi;
  •  – Abeycim merak etme hepsi hallolur, istersen biraz d a bende kalin… Rasim bey hic ses etmedi, Emin bey diger taraftan atildi;
  • Canim, duyanda abeyimi sokaga attim sanacak, Allah allah ne bicim laf oyle?

Kadinlar karantinanin bahcesinde bekliyorlardi bir an evvel evlerine gidip sicak bir su bile olsa icmek icin sabirsizlaniyorlardi, Sabire aldigi ilaclarin etkisiyle sersem gibiydi, zavalli kadin; bu yolculuk en cok onda eser  birakacakti, Omur boyu yasayacagi bir dert sahibi olmustu artik.. Salih cavus cok iyi bir esti ama yasanan  sikintilar, uzuntuler zavalli Sabirecigi belki de bu sekilde carpmisti, kimbilirr?? Nihayetinde kader diyorlardi bunun Adina.. Doktor Fahrettin bey, Istanbulda yeni acilmis olan br Ruh ve sinir hastanesinden bahsetmisti, Bakirkoyde kurulmustu bu hastane, Gazi ve Ismet Pasalarin onculugunde Dr Mazhar Osman tarafindan yeni  yeni hasta kabulune baslamisti, ama tamamlanacakti daha , yerlestikten sonra oraya gitmelerini tavsiye etti Fahrettin bey..

Aksam olmadan erkekler donup kadin ve cocuklari atli arabalara doldurarak bulduklari evlere getirdiler , hepsi heyecanliydi bir kisi haric; Sabire hanim heyecanini bayrak diregine bayrak cekilirken orada birakmisti sanki… Ne heyecan, ne sevinc ne de uzuntu ugramiyordu artik Sabire’ye.

BOLUM 41

Koyler haril haril bosaltiliyordu. O gece Misavruya haber geldi, yarin gidiyorsunuz…..Herkes tetik ustundeydi.. Rum komsular, Turk komsularina gidiyor, mutlaka bir hatira hediye ediyorlardi, genelde kirilip yok olmayacak seylerdi, el emegi goz nuru bohcalar, kucuk kurelalar(kilim), kumaslar, bazilari samanlarin icine gomdugu fincan , bardak , serbet takimlarini komsularin boynuna sarilip esyalarinin yanina birakiveriyorlardi.Cok duygusal anlar yasaniyordu.. Yillardir birbirlerinden bir gun olsun ayrilmamis gercek sevgi ve muhabbetle birbirine bagli bu insanlarin ayrilisi, iki kardesin, iki akrabanin birbirinden ayrilisindan farksizdi…

Bazilari Midilliye kadar eslik ediyor ama gumruge alinmiyorlardi..Maria kac gundur Zeliha hanimla Rasim beye ne hediye verecegini dusunup dururken aklina sandiktaki kiymetli dokuma carsaflari geldi, gelinliginden beri kullanmamisti, Gerci Istanbuldan getirmisti kocasi ama olsun yine de ogluyla ikisinden hatira olacakti, Carsaflari cikardi, yikamaya gerek duymadan katladi, Kucuk sandik odasindan getirdigi makasla ; ana ogul saclarindan birer tutam keserek carsafin arasina sardilar.. Onlari hatirlamalari  ve uzun sure  unutmamalari icin en guzel hatiraydi; lakin Zeliha hanima soylemeyeceklerdi nasilsa gittiginde carsafi acinca icinden dokuluverecekti saclar.. O gece cok surdu.Rasim beyin evin ici gelen gidenle doluydu, Rum komsularin biri gidiyor biri geliyordu, duygusal anlar yasaniyor, sarmas dolas olup aglasiyordu hepsi bir agizdan…Sevginin dili ve dini olmazdi; o gece anlamisti Koca Rasim ama bu duygularini ifade edecek kadar agzi laf yapmazdi.. Maria ile Kosta  geceyi orada gecireceklerdi, Zeliha hanim, evde olan biten ne varsa Anadol dan gelen Rumlar yerlesmeden Maria ya veriyordu, sandiklar agzina kadar doluydu, Zeliha hanim dugununde giydigi mavi  atlas harba entarisi , birka ipek dokuma carsafi, degerli mucevherleri haricinde herseyi Maria ya birakmisti, Mavi cini sobasini da Kostaya teslim etmisti, evinize alin kurun isinirken bizi hatirlarsiniz diyor, arkasindan gozlerindeki yaslarla hakim olamiyordu.. ,hepsinin gozyaslari sel olmustu, aslinda agizlarini bicak acmiyordu, herkes vucut diliyle konusur olmustu o gece sagir dilsiz gibi. Fatma cok uzgundu, Kosta’yi bir daha goremeyecekti lakin kac zamandir kendini hazirliyordu, Mehmetcik ise Maria ile Kosta ‘nin kucagindan kalkmiyordu, Olaylarin cok farrkinda olmasa bile bir gemi seyahatine gideceklerini soylemislerdi ona Ayse en metanetli olaniydi uc cocugun icinde,durmadan anacigina yardim ediyor, mutfaktaki aziklardan yanlarina yolluk hazirliyordu . Ambar agzina kadar, zyag,siyah ve salamura yesil zeytin, bugday, pirinc, nohut, fasulye , misir herturlu bakliyatla doluydu . sucuklar hala kurutulmak uzere ambarin tavanindan sarkiyordu, bir kac kavun bile asmisti Rasim bey , hepsi ama hepsi Kosta’yla anasina emanetti. Anadoldan gelecek olanlar tasinmadan gerekeni alsinlardi, nasilsa Kostanin anahtari vardi..Giderken evlerinin anahtarini  askeriyeye  teslim ediyordu herkes …

Ziyneti hanim , kizi, Sabire hep beraber hazirlanirken hem agliyor hem guluyorlardi, Ziyneti neseli kadindi, oluyu guldururdu.. Sabire bazi bazi delleniyor, sinirlenince elindekini savurtuveriyordu.. Komsulari Eleftra’cik gidip geliyor, hatira sus esyalari tasiyordu sevgili Ziyneti ablasina ..O sirada kapi calindi, Mehmet her zamanki gibi kapiyi buyuk bir zevkle kadar acti, Rumca bilmezdi elbette ama Elena Turkceyi iyi konusurdu; siyah saclarini tepesine iki orgu yapip toplamis, siyah elbisesi ile kapida gorunuverdi, solgundu, uzgundu, cok diyecek lakirdisi yoktu , yine de aglamamk icin dudaklarini isirararak basladi soze..

  • Gordun Memedim, birakip bizi gidiyorsunuz, arayacaksin Elena ablani? diye latife yapti..Mehmet biryerden ayrilisin sonunda hep donus olacagini bildigi icin;
  • -Donucez Elena  abla, donucez , yakiceyiz gene firinlari , yapiceyiz gene keskekleri degil Elena   abla? diye diye elinden iceri cekti Elenayi.. Zehra da Ziyneti de Elena ‘yi bu saatte beklemiyorlardi,sasirmislardi.Sabah giderken nasilsa ugurlamaya gelir diye dusunuyordu hepsi.. Elenanin elindeki kirmizi kadife kutuyu ilk farkeden Sabire oldu; bir mucevher olmaliydi bunun icinde ama onlara mucevher hediye edecek kadar yakinlari degildi Elena;
  • – Ziyneti abla kimselere veremedim , senden baska kimselere guvenemedim..bu kutu icinde iki sira inci var , bunlari Vecize ablama gotur, elbette goreceksin onlari, Vecize  ablami goremezsen , kizlarini gorursun , benim sana emanetimdir , Ziyneti ablacigim diyerek boynuna sarildi Ziynetinin  sonra da sirasiyla Zehranin , Sabirenin..Mehmet haric hepsi agliyorlardi.. Vedalastilar.. ama ertesi gunu arkalarindan su dokmeye cikacakti Elena elbette…  Bu arada erkekler , paralarini sarip sarmaliyorlar cariklarinin icine yerlestiriyorlardi, Salih usta , alet sandigini hazir etmisti, bircok Rum askere de carik dikmisti allah verede onlardan birine rast gelselerdi gumrukte..
  •  O gece Misavru hic uyumadi; ezan sesi duyulur duyulmaz  esyalarini cikardilar bahcelerine, gavurun askeri beklemezdi, gelip geciverirdi alimallah..
  •  Hava buz kesmisti sanki , Rum komsulardan bazilari zeytine gidiyor, sokaklarda zeytincilerin, tek atli arabalarin,  esegiyle zeytine gidenlerin seslerinden baska bir de Rum Askeriyesinin buyuk arabasinin sesi duyuluyordu, asagidaki evlerden baslamislardi toplamaya, Rasim efendinin evine geldiginde Kosta butun denkleri hazir etmisti evvelden, karsi komsu Yorgo ve Guzel karisi Eftelya Sabahliklarina sarilip cikmislardi, ellerinde kova ile su vardi, Rasim beyin ve Zeliha hanimin ellerini optuler, gecmisteki hatalari icin af dilediler, arkalalarindan su dokmek icin bekliyorlardi. Atina’li Eftelya bile agliyordu;
  • Bre Zeliha, hic bozusmadik , kotu lafini duymadim senin, ne asil, hanim kadindin sen, cok arayazagim seni.. diyerek Zeliha hanimi kucakladi, duygusal anlar yasaniyordu, Kosta ve anasi Midilliye gideceklerdi , gemiye bindireceklerdi aileyi, lakin mubadillerden baska kimseyi almiyordu koca arabalar, kocaman burunlarinda motor vardi , homur homur ses cikariyordu bazen dumanlar da cikiyordu ama atlardan hizliydilar ..
  • O gun ogleden sonraya kadar Misavru bosaldi neredeyse .. Turklerden kalan olmamaisti, evler hayalet gibiydi artik.  Kapilarina muhur vurulmustu,kimse acip giremesin diye , Allahtan Kosta Rasim agasinin evine girmke icin arkadaki kucuk geciti falan iyi bilirdi, evde kalan kiymetli seyleri evlerine tasiyableceklerdi boylelikle…
  •  Kusluk vakti Midilliye vardi kafile, O gune kadar hayatlarinda gordukleri en buyuk gemi limanin aciklarinda onlari bekliyordu, Rum askerler gumrukte diger koylerden gelenlerin ustunu basini ariyor , sunguleriyle erkeklerin canini yakiyorlardi cogunlukla, itisip kakisma  son safhadaydi, O arada Parasla koyunden gelen Riza beyin kucuk oglu ile uc kizi, Rum askerlerin hismina ugramislardi neredeyse..Zengin olduklari bilindiginden didik didik araniyorlardi , Oysaki,evin   kucuk oglu Azmi bey ile uc kizkardes yanlarina cok az altin almislardi, asil parayi ve altini arkadan gelecek olan agabeyleri getirecekti oyle konusmuslardi
  • , – Su paraya  (kalabalik) gecsin sonra ben ayri bir tekneyle gelecegim ,sandikla gecirecegim butun paramizi demisti kardeslerine; babalari gibiydi, ana babalarini kaybettikten sonra kardeslerine evlenmeyip o bakmisti.. Azmi bey ve kizlar sandala binip giderken buyuk  agabey hungur hungur agliyordu, az sonra Rum cetelerden biri uzaktan nisan alip bu aglayan adami  oracikta sehit ediverdi, acisini dindirmisti ama asil niyeti varlikli olan ailenin evdeki parasina mucevherine el koymakti elbette… Azmi bey ve kizkardesleri Ayvalika gittikten sonra yillarca agabeylerini beklediler …ama ne gelen vardi ne de giden…..
  • Zehranin karni iyiden belliydi artik neredeyse yedi ayini tamamliyordu, butun aile uzerine titriyordu.O arada esyalarinin uzerine oturmuslar, askerlerin gelip arayip sandal bindirmesini bekliyorlardi, Salih usta silahlarini sandiklarin icine sarip sarmalayip saklamisti, telasliydi, bulurlarsa oracikta sehit bile edebilirlerdi gavurun isine belli olmazdi , cok sikintili saatler yasaniyordu iki gundur, O arada sungusunu parlatip onlara yaklasan Rum askerinin gulerek  geldigini farketti.
  • – Hayde Bree koca Sali( SALIH) sen de gidersin sakin? kim dikecek bize carik sen yoksan? Ah bre Sali kal burada sana en guzelinden bir kiz bulayim , hep beraber yasar gideriz… Salih hem Vasiliyi gordugune sevinmis hem de soylediklerinden rahatsiz olmustu , simdi Sabire bir densizlik edecek diye dislerini sikti iyiden, allahtan o anda Sabire hanim baskalariyla mesguldu ,denenleri duymamaisti , zaten Rumcasi da anlamaya pek yetmezdi..
  •  – Vasili  iyi soylersin ama ben bilirisin evliyim , Karim beni  nisanliyken bekledi senelerce harpten doneyim diye. Evimde huzurum var, ben gidiyorum Vasilimu, hakkini helal et, deyip iki arkadas kucaklastilar, aileyi hic yoklamadi  kimse o gun.. Sandala binerken Zehra’yi almadan once  once Mehmet Emin ile Huseyin Aga binip dengelediler … Arkadaki sirada Rasim bey ve ailesi vardi; Kosta nasil ettiyse oraya kadar anaciginla gelebilmisti. Agasina sarilmis bir turlu birakmak istemiyordu, Maria ise Zeliha ve cocuklarla sarmas dolasti, bu ayriliga bir turlu inanmamislardi hicbiri sanki hic yasanmayacak gibi gelmisti son ana kadar… Mehmet zeytin yesili gozleriyle etrafi gozetliyor, anacigina , ablalrina bakiyor, sanki ne var bu kadar agliyacak donucez gene dercesine limandaki insanlara boynunu bukerek bakiyordu.
  • Rahmetli babacigimin bu boyun bukusu hic bir zaman degismedi, olup gidene kadar uzuldugu zamanlarda boynunu buker, dudagini isirirdi, belki de aglamamak icin kendince gelistirdigi bir yontemdi.. Eee o zamnalar erkekler aglamazdi, gucsuzluk ifadesiydi aglamak bir erkek icin..
  • Vasili onlari gayet sakince ayirdi, Bazi Turkleri severdi ne de olsa Sali ustanin akrabalariydilar… gozyaslari sel olmustu en kucukten en buyuge herkes agliyordu, en cok ta etkilenen sanki Rasim beydi, evladi gibi belledigi Kosta dan ayrilmak cok aci gelmisti Ona, mavi boncuk gozleri kipkirmiziydi, mandilisi(mendili) elinde surekli burnunu gozlerini siliyordu, Vakit geldi,  sandala bindiler, Sandalci binen ailenin variyetine gore rusvet istiyordu , adam basi birer sikke aldi , Yollarina devam ettiler.. Gelen geminin adi SULH ‘tu bugun.. Gulcemali beklemislerdi ama o yarinki sefere hazir olacak dendi …
  •  Guvertede bekleyen Turk askeri, Mubadilleri ellerini operek cocuklarin baslarini oksayarak karsiladi, karavana kayniyordu, her birine birer tas corba birer ekmek verildi, karmakarisik duygular icindeydi herbiri, canlari kurtulmustu kurtulmasina ama arkalarinda sevgililerini, anayurtlarini esyalarini evlerini, gecmislerini, yasanmisliklarini birakip gidiyordu. O gunku kafile Vasili ile Salih ustanin dostlugundan dolayi pek hirpalanmadan yola cikti.. Sulh adli gemi demir aldiginda sallanan eller gozden kaybolana kadar inmedi… Herkes yorgundu, bitap dusmustu, kimsenin konusacak hali yoktu, erkekler guvertede oturuyorlar, bazilari tutun sarip iciyordu, kimsenin corbadan sonra bir lokma icecek ya da yiyecek hali kalmamisti, Yalnizca Zehrayi besleyip duruyordu Ziyneti. Iyice yol almislardi artik Ayvali’nin adalari gorunmeye baslamisti neredeyse..O arada Sabire nefes alip dolasmak icin guverteye cikti , heryer dopdoluydu. es dost hisim akraba hepsi ayni kaderi paylasiyorlardi,,Birden bayrak diregine Turk bayraginin cekildigini farketti, kendine hakim olamiyordu Sabire , ciglik cigliga bagiriyordu..
  • -Bakin  bayragimiz bayragimiz , Allahim sukurler olsun bayragimizi gorduk ya olsek te gam yemeyiz artik geldik sukurler olsun Anadola !…..deyip secde ediyordu, o anda herkes sevinc cigliklariyla birbirine sarilmaya baslamisti bu sefer akan sevinc gozyaslariydi.. Gemi bayram yeri gibiydi.. bagiran ,cagiran, sevincini haykiran , aglayan yuzlerce insan ayni duygulari paylasiyordu.. Anavatana birkac dakika sonra ayak basacaklardi , ne buyuk mutluluktu..
  •  Bir diger taraftanda Gazi Pasaya dualar ediliyor, marslar soyleniyor, mubadiller cilginlar gibi sevinc cigliklari atiyorlardi…
  •  

BOLUM 40

Hazirliklar cok yogun devam ediyordu, Butun koylerdeki Turkler paralarini altina cevirme cabasindaydilar.  Her nakit  para getiren; zaten sayilari kisitli olan iki kuyumcudan  altin , kulce altin , altin lira, altin mecidiye..aliyordu . Bu durum az cok Midilli icinde yayilmisti, Rumlarin kulagina da gidiyordu, evlerde hummali altin saklama yontemleri icad olunmustu, yorganlarinin arasina  dikenler mi ararsiniz, esvaplarinin astarlarini sokup arasina diken mi,  samanlarin arasina saklayanlar mi?Paralarini comleklere koyup  topraga gomen de cok sayida insan vardi, donecekleri umudunu hic kaybetmemislerdi..

Sevgili Okuyucular; Bu variyetini gomme isi her iki tarafta  da fazlasiyla yasandi, Ayvaliktaki Rumlar da altinlarini gomerek birakmayi yeglemislerdi cogunlukla… Savasin acimasi yoktu, insanlar acinin her turlusunu savasta yasarlar sozu Mubadele surecinde teyyit edilmistir..Bizlerin analari babalari, buyuk ebeveynleri de bu acilari dorugunda yasayan insanlardir, belki de biz mubadil cocuklarinin  vatan ve Mustafa Kemal  sevgisinin tohumlari bu donemlerde atilmistir…Daha sonraki bolumlerde de anlatacagim uzere Buyuk halamiz Sabire hanim, Mustafa Kemalin adi anilir anilmaz . aglamaya baslar, sonra da basindaki beyaz namaz yasmagina goyaslarini silerdi; O yigit kadini kaybettigimizde ben 7 yasinda ilkokul birinci sinif ogrencisiydim.. Onun anlattigi anilar yok bellegimde ama gozyaslarini silisini, gelirken kaybettiklari akrabalari  icin akan gozyaslarini bugunku gibi animsiyorum… Cocuk bellegime sanki birisi divit uclu kalemle kazimis  gibi, hepsi capcanli…

Gelen haberler Kasim ayinin  sonuna  kadar butun mubadele neredeyse tamamlanacakti; Yurek carpintisi, korku, heyecan, bazen sevinc, bazen huzur hissetme ihtiyaci butun duygular ic iceydi, hepsi dogup buyudukleri topraklari birakip gideceklerdi, dusunsenize aralarinda 30-40 li yaslara kadar Midilliye bile  inmeyen kadinlar  cogunluktaydi, hepsinin yuregi tek sey icin carpiyordu, hayirlisiyla , kaybimiz olmadan buyuk acilar yasamadan suradan bir hayirlisiyla gidelim.. Tek kaygi oydu yasanilan  gunlerde.. Lakin mumkunmuydu?Rumlar gun gectikce daha cok tehlikeli oluyor, koylere gelip daha cok insana siddet uyguluyorlardi, Ayvali ‘ dan gelen mektuplarin da bir kiymeti kalmamisti; Bu mektuplarin Turkler tarafindan yazildigini az cok  tahmin ediyorlardi.. Ama Rum aileler, komsular o gunlerin en buyuk destekcisiydi, cogu Turk komsularinin evinde sabahliyorlar , Rum capulcular gelecek olursa kapiyi kendileri aciyor, Turkleri bulunmasi zor yerlere sakliyorlardi, Bir Rum komsunun babalari katledilmis ana ogulu bahcedeki Toprak firina saklayip onune ates yaktigi uzun yillar Ayvalika gelen Turkler arasinda nesilden nesile anlatilip durmustu..

Kosta bu arada agasinin zeytinini topluyor , bir taraftan da  kendi zeytinlerine  bakiyordu; Dimitri ye gidip agasinin cikan yagini satiyor, Dimitri bu yaglarin Rasim beye ait oldugunu bile bile normal ucret uzerinden alim yapiyordu.. 29 ekim 1923 gunu Genc Turkiye’nin Cumhuriyet ilan ettigi haberi Yunan gazetelerinde buyuk yer buldu, Turklerden bir cogunun  Cumhuriyetin ne oldugunu bile bildigi soylenemezdi, eli kalem tutanlar az cok anlatmaya calissalar da  tarif etmek kolay degildi; sonunda

“ANADOLU DA INSAN GIBI YASAYACAGIZ ISTE! iNSAN OLMAYA GIDIYORUZ ORAYA” diyorlardi .. Buyuk heyecan , buyuk bir karmasa, olaganustu bir bilinmezlige dogru yola cikiyordu insanciklar….Nihayet Kasim ayi geldi catti; gecen gunler ne kadar heyecanliysa kasim ayininin getirdigi gunler cok daha heyacanli ve korku doluydu.. Rum askerleri koy koy dolasip ilk kafileleri topluyordu; Bu arada Iskopluda yasayan bir ailenin  yasadigi olayi anlatmak istiyorum;

Recep efendi, uc kizi ve karisi Munise hanimla yasayan durust mu durust bir firinciydi, iyi kazanirdi, karisi da dikis dikmeyi severdi, yillarca konusuna komsusuna dikis dikerek el harcigini cikarmisti , bu Mubadele meselesi ortaya cikmadan iki guzel karpuz lamba almis, konsolunu  uzerine yerlestirmisti; lambalar cok guzeldi. Italya dan geldigi soylenirdi, gelen giden Munise hanimin lambalarina bayilir bazilari da ic gecirirdi. Munise hanim ici disi bir kadindi; kimseden ne korkusu ne de cekincesi vardi; Bazi kem gozluleri bildiginden ;

  • Aman hemsire kem gozle bakmayin , cok calistim bunlari almak icin gecelerce igne ile kuyu kazdim derdi, guzel seyler dikerdi.. Selam efendinin karisi Elmas hanimla kizlari en buyuk musterisiydi.. Parali insanlardi, hemen dikis biter bitmez Munise hanimin el emegini altin mecidiye ile oderlerdi..Son zamanlarda yeni yeni cikan kucuk  ama kolla calisan Singer Dikis makinasi almisti, Munise hanim bu makine ile cok huzurluydu, islerini daha kolay daha hizli daha duzgun yapar olmustu…Lakin bir gun Kocasi Recep efendi Kasimin ikinci gunu sabahi gidecekleri haberi ile gelmisti;
  • – Yarin gidiyoriz hanim, kizlarina da soyle hepiniz hazir olun, fazla birsey goturemeyiz , bir canimiz, bir kac kap kacak bir de yatak yorgandan baska birsey almamiza musade yok…Paramizi da iyice diktin sakladin insallah?
  •  – Elbette Recep effendi, lakin lamblarimi da sardim onlari kizlarin kucagina vericem; Recep efendi  zaten alabildigince gergindi, kendine hakim olamadan bagirmaya basladi;
  •  – Delirdin mi sen kadin? Konsolun uzerindeki lambalari mi diyorsun?Unut onlari, daha gumruge girmeden kirar onlari gavurun askeri, sen de bakakalirsin. alacaksan dikis makinani al da orada da ekmek getirir bize; zengin hanimlar diktirmeden duramaz..
  •  Munise hanim adi gibi munis ti gercekten ses etmeden kabullendi, o gecesabaha kadar uyumadilar hicbiri. Ilk olarak ISKOPLU gidecekti Ayvali’ya.. evlerin lambalari sabaha kadar Yandi o aksam, Elmas hanim, Selam efendi, kizlari hep bir aradaydilar, nereye gideceklerse birlikte gideceklerdi, Bilal de ailesini derleyip toplamisti, Sidika hanim, yeni gelin Naciye, herkes korku , urperti , heyecan biraz dda sevinc kirintilarini beraberinde icinde sakliyordu..Sabahin ilk isiklariyla Rum askerler arabalarla gelip Turkleri aile aile topluyorlardi, esyalarini atli arabalara yukluyorlar fazlasini sunguleriyle geri tepiyorlardi zaten.. Munise hanim dikis makinesini kucaklamis bir taraftan da kizlarini  cekistiriyordu, kucuktuler daha , en buyugu 12 yasindaydi neredeyse, Recep efendi arkalarinda olmak uzere arabaya bindiler, Bilal efendinin evinin onunde durdu araba, Bilal, denkleri yukledi, Sidika hanim’ la Naciye feracelerine sarilmis, motoru acaip sesler cikaran bu buyuk otobus vari arabalara bindiler, paralarin cogu kadinlardaydi, ne de olsa kadinlar a cok fazla dokunmazlardi..Iskoplu ahalisi o gun Sabah evlerine son bir defa bakarak koylerinden ayrildilar; Cok aci bir ayrilikti elbette , zira bir daha yasadiklari topraklara donme sanslari olmayacakti; ayrilirken biraz umut kirintisi vardi iclerinde lakin bu kirinti Anadola ciktiktan kisa bir sure kayboldu.

Gumruge vardiklarinda koskoca Gulcemal gemisi onlari bekliyordu, lakin oncelikle kucuk teknelere binip, gemiye oyle yanasacaklardi, herkes cocugunu simsiki kucaklamis, esyasinin uzeine oturmustu, Rum askerler cok acimasizdi, sunguleri ile yastiklari darmadagan ediyor denkleri sokuyor, civilenmis samanla doldurulan sandiklari aciyor her yeri sunguleriyle acimasizca parcaliyorlardi .Mudahale eden olunca  gozlerini yasina bakmadan sunguluyorlardi, aglayan cocuklar analar, erkekler, denizen kenari panayir yeri gibiydi, bazi zenginler elleri ceblerinde gavurun askerinin gozunu doyurmaya gayret ediyor, lakin verdikce istiyordu  gavrun askeri …Mahser yeri gibiydi ortalik.. O esnada atiya gelen bir Turk  gumruge yine atiyla girmeye calisirken tek kursunla sehit edildi, Turkler nefeslerini tutmus, yanasan sandallara biniyorlar erkekler kadinlarina yardim ediyor cocuklar analarinin boynuna simsiki sariliyordu,Bazen Rum askerler binmekte zorlanan erkeklere sunguyle vuruyor , denize dusmelerine sebebiyet veriyorlardi; Tanrim nasil bir mahser yeriydi bu!!!!Kadinlar surekli gemiye ulasabilmek icin  iclerinden bildikleri dualari okuyorlardi. Sandalci herbir aileden bir altin istiyordu , rusvetin adi yoktu yalnizca…

Gemiye ulasanlar gozyaslari icerisinde Turk askerlerinin boynuna sariliyor, butun gemi personeliyle sevgi yumagi oluyorlardi, Turk askeri sefkat ve sicak yuzuyle karsiliyordu   Mubadelenin acilariyla yogrulmus bu zavalli halkini , karavana kayniyordu gemide,  gelen Turklere birer tas corba birer dilim ekmek veriliyordu..Rah. anneannecigim hamile haliyle bindigi gemide hayatimda ictigim en guzel corbaydi diye anlatirdi hep..

BOLUM 39

.Maria hem Zeliha hanimla hem de Rasim beyle konusup bir gece onceki durumlari anlatti, uzulmekten baska yapacak bir seyleri yoktuki insanlarin..Rasim bey, Maria ile cikip Kostayi gormeye gitti.. Yapacagi tek sey evladi gibi sevdigi bu delikanliya sefkat gostermek bir de ihtiyacini gidermekti, Doktor geldiginde beni haberdar et te , borcumuz kalmasin oglum, arkamizdan borazan calar yoksa bu hergele , diyip cikip gitti..Kosta ‘nin evde uzun sure dinlenmesi gerecekti.Tula, hemen hemen hergun yaptiklari yemekleri sepet icine koyup Maria ile Kostaya tasidi, Iyi olmasi lazimdi Kostanin, kemik suyuna kaynattiklari corbalar, pacalar, etli pilavlar, kuzu eti haslamalar hepsini severek yiyordu Kosta ile anacigi.. dogrusu Zeliha hanimin yemekleri de koyde dillere destandi hani…

O sene ramazan da  yaza gelmisti, her yil yasadiklari o guzel ramazanlar neredeyse tarihe karrismisti  bu yil, kimsenin keyfi yoktu,oruclarini sessiz sedasiz tutup  ayi tamamalma gayretindeydiler, Oysaki gecmis yillarda  oylemi olurdu yaa?geceleri kadinlar evlerde  toplanir, cesitli oyunlar oynar, sahuru hep birlikte ederlerdi, erkekl;er de teraviden sonra yatar uyurlar hanimlarin sahurda getirecegi yemekleri beklerlerdi… Bu yil kimsenin butun bunlari yapacak ne keyfi ne de istegi vardi , Erkekler teraviye gurup gurup gidiyorlar, bir takim capulcularin satasmalarina kulaklarini tikiyorlardi artik, tek dusundukleri bu canlari kadar sevdikleri adadan saglicakla ayrilabilmekti, Hazirliklar baslamisti, gelen haberler mutarekenin en kisa zamanda bitecegiydi.. Kadinlar ;evde alip goturebilecekleri bircok seyi denkler haline getirip hazir etmekti..Zelihanin kizlari yardimciydilar bereket; Tula denkleri dikiyor , tabak canaklari ahirdan aldigi samanlara gomuyordu; hummali hazirlik suruyordu evlerde..

 Ziyneti hanim, kizi, kardesi , Sabire hanim hep beraber hazirlaniyorlar, bir taraftan da karni iyice belli ollan Zehraya ihtimam gosteriyorlardi, neredeyse alti ay olmustu, belliki gittigi yerde dogacakti bebecik…Bayrami da bir hayirlisiyla , kazasiz belasiz gecirseydiler iyiydi yaa…

Bu arada , Vecize hanimin Molvadaki kizi, Sacide  gelip anacigini goturmustu yaninda ,  Birtek kizkardesiyle anasi kalmisti dunya da Sacidenin de , cocuklari vardi da daha kucuktuler analarina yar olacak yasta degildiler..Evi kapatip gitmislerdi, Elena sanki oksuz kalmisti, neredeyse hergun evin kapisina bakip bakip agliyordu, sonra da ‘ Nasilsa gideceklerdi’ deyip kendini teselli etmeye calisiyordu, Vecize ablasinin en sevdigi kuru fasulyesini  pisirip daglardan topladigi kafkaritya (bir tur ot) ile katik edip, yiyor hatiralari yad ediyordu, Vecize ablasi, kuru fasulyeyi cok guzel yapardi, muhahkak ta Elenayi ogle yemeklerine cagirirdi pisirdigi gunlerde.. Bir cuma gunu Ethem efendiyi beklemeden yedikleri yemegi hatirladi, Ethem efendi burunlarindan getirmisti, topragi bol olsun ama huysuz adamdi, laf aramizda Elena da sevmezdi Ethem efendiyi.. pek sevilen bir adam degildi kisacasi….

 Bilal de  , Naciyesine iyice sarilmisti, karisini seviyor, sayiyor, anasinin ara sira kaynanalik taraflarina boyun egsin istemiyordu..Sidika hanim pek kaynanalik yapacak kadin degildi lakin , ara sira farkinda olmadan agzinin icinde soyleniyordu iste…Bilal , karisina yaklasmak icin Naciye’nin hazir olmasini bekliycek kadar da akilli ve sagduyulu adamdi, O kaba saba gorunusunun ardinda kocaman sevgi dolu bir yuregi vardii Bilal efendinin .. Naciyenin neler yasadigini gozleriyle gormese belki bu kadar anlayisli olamazdi ama, ona dokunurken bile sevgiyle yaklasmaya urkutmemeye calisiyordu..

Sehir merkezindeki bazi zengin aileler, Anadol’a gocmuslerdi bile, paralari coktu elbet, gitikleri yerde yine igriblarini cevirirdi onlar.. Rum askeri cok arama yapiyordu gumruklerde.. Turklerin parasini aliyor, gordugu paraya mucevhere el koyuyordu, zengin olanlar bir iki avuc altin verip gozunu  doyuruydordu gavuru lakin , zaten serveti bir iki avuc altin sikkeden ibaret olanlar ne yapacakti?

Kosta yazin sonuna dogru iyice hareketlenmisti, neredeyse yeni zeytin zamani geliyordu, bir an evvel yeni mahsul toplanmadan cikip Agasinin deposundaki yaglari satmaliydi; Gun bugun deyip atina atladi; Tuccar Dimitrinin yazihanesinin yolunu tutu. Tapulari da katlayip ceketinin ic cebine koymustu, Zira Dimitri oyle kolay ikna edilecek adamlardan degildiki; bindereden su getirirdi.. Sabahin serinliginde Dimirtinin yazihanesinin pirincten topuzunu cevirirken buldu kendini;buraya hep Rasim beyle birlikte gelirlerdi; ilk defa mal sahibi olarak gelmisti, kapiyi acti , selamlastilar.. Dimitri , Kostayi Rasim beyin gonderdigini dusundugunden olsa gerek,Kostaya pek yuz vermedi ..

  • Hayrola Kosta , sakin Rasim gonderdi seni buraya, dedim ona Turklere yok fazla para? laf anlamaz koca kafali Rasim?
  • -Kirye Dimitri, agama boyle laflar agir gelir bana, o benim babam gibidir,  bir daha asla yolundan gecmez, gururlu adamdir, yaz sonunda bana 500 agac zeytinlik bagisladi, o yaglari satmaya geldim, iki lanca durur daha depolardaIc cebinden tapulari cikardi. Dimitrriye uzatti, ugursuz Dimitri derlerdi bu adama ,her seye bir kulp bulurdu az para verip kelepir yag amak icin.. sonra da Atinaya yaglari pahali pahali satardi…Tel cerceveli gozlugunu takti,agzini burnunu kivirta kivirta tapulari okudu, sahiden Kosta ya bagislamisti Rasim,Ayasu da ki ile Peremadaki 250 er agaclik zeytinligi;
  • – Hadi bre vurdun voliyi Kosta, bravo sana.. lakin yaglar eskidi cok para veremem.. Agana verdigim paradan  biraz fazlasini verezeyim sana…
  • Kosta boyle bir cevapla karsilasacagini tahmin ediyordu az cok.. Lafini hazir etmisti;
  •  – Bak Kirye Dimitri, biliyoruz Turkler gidicek bir kac aya kalmaz bundan sonra biz bizeyiz, bilesinki koyluyu baska tuccara goturuzeyim, (ara sira sinirlenince dili kayardi Kostanin) bizden sana ipsomi (ekmek) yoktur artik, ne hain adamsin be, deyip kapiyi vurup cikti, Midilliye gitmekti niyeti.. Dimitri arkasindan firladi;
  • – Ela be pedimu , ne kadar sert oldun boyle Turklerle icli disli olali;gel bakalim hemen sinirlenme saka yaptim be pedimu..Kosta dondu;
  • – Bak , Kirye Dimitri herkese verdigin parayi vermezsen seneye unut Misavruyu… Eli mecbur Dimitri kasasindan cikardigi banknotlari sayip Kostaya uzatti..
  • – Bilirsin severim seni Kostamu, sakin yaparsin oyle ayip seyler, Misavru benim de koyum sayilir be pedimu.. Haa bak soyleyim sana bugunku gazetede yaziyor, Isvicrede baris mutarekesi yapiliyordu ya, Turkler bize birakip cekilmisler adalarimizdan!!! hadi gozumuz aydin ! soyle agana bir kac ay icinde gideceklermis burden … BIrde benden selam soyle Rasim’e , oyle kabadayilikla olmuyor bu isler bilsin…
  • Basindan kaynar sular dokulmustu Kostacigin, demekki ikinci ailesi sahi sahi gidiyordu desene.. Atina atladi, dikis yerleri hala sizlar dururdu, pek umursamazdi ama O yine de… Yolda Ruhi beyle karsilasti,  durumu anlatti, haberi olmustu Onunda bugun ayni seyi soyleyecekti koyluye, Ikisi de haber verecekleri haneleri paylastilar, artik hazirlik tamamlanmaliydi..
  •  Kosta once kusagina sakladigi paralarla Rasim beyin evine geldi; paranin bir kismini agasina vermek istiyordu, Lakin Rasim bey alirmiydi hic; o para artik Kostanin ve anaciginindi.. zaten aldigi parayi harcayacakti yine zeytine, ama zeytinin parasi bereketli derlerdi muslumanlar…Kuran da adi gectigi icin oldugu yerde cogaldigina (!)inanirlardi.. Kosta agasinin elini optu, hersey icin helallik diledi, bayram gelip gecmisti ama bu sene ne bayram bilmisti Turkler ne de seyran…Butun evlerde hazirlik baslamisti…Bu arada diger koylerde durum nasildi acaba , koyden bir Rum delikanlisi bulup gondermek lazimdi ama kim giderdi Kosta dan baska…
  •  O gunun gecesi evlerde bir araya geldi yine Turkler, Konu cok onemliydi;esyalari nasil goturceklerini dusunuyorlardi, yanlarina alacaklari bir kac tabak canak bir kac kat esvapti, paralarini iyi saklmaliydilar. zira Gavurun askeri buldugu parayi hemen derdest ediveriyordu; bazilari ic donlarina cep dikiyor, bazilari ceketlerinin  astarlarini sokup Altin liralari oraya sakliyorlar , bazilari ayakkabilarina pence yaptirip altina sakliyorlardi.. Salih efendi bu aralar cok calisiyordu, musteri coktu, bircogu ayakkabisinin icine saklamayi yegliyordu sari liralari, en zor bulunacak yerdi ne de olsa.. Bazi ailelerde tekrardan doneceklerini dusunup kumnelilerin icine koyup gomuyorlardi, firinlarin icine gomup ustune odun atesi yakanlar coktu …Cok rusvet teklifi geliyordu Sali cavusa , ama Salih anasindan dogdugu gibi tertemiz kalmis bir gaziydi, rusvete goz dikmesi icin aklini kacirmaliydi..Elinden geleni insan ayirmadan yapiyordu . Geceli gunduzlu hazirliklar devam ediyordu butun koylerde.Yastiklarin icine de para saklayan coktu ama , korkulari yastiklari delip parayi buluvermeleriydi.. En  guzeli giydikleri esvaplardi, kadinlar en guzel tasiyici olacaklardi eninde sonunda kadinlara pek dokunmazdi Rumun askeri… Bu arada Maria ,bir taraftan Rasim beye ic fanila oruyordu agirdan agirdan, fanilasinin icine astar dikeceklerdi, arasina da cil cil altinlari.. Allah yardim etsindi, kagit paralari fesin icindeki astarin icine sakladilar, butun erkekler kagit paralari boyle gecirecekti. kadinlarda esarplarini iki katli kullanacak paralarini bu esarplarin arasina dikeceklerdi, kadinlarin cogu ic kulotlarinin onlerine bireri cep dikmislerdi..Mucevherler oraya saklanacakti , en cok ta mucevherlerini kaybetmek istemiyorlardi , hatirasi buyuktu herbirinin.. kimis anadan atadan, kimisi buyuk atalardan pasalardan, Sultanlardan kalmaydi, bunlari nasil geceireceklerini dusunurken Tula bir akil  verdi, ne de olsa akilli kizdi;
  •  – Hanimim, ben hergun kucuk sandiklara saman dolduruup icine tabak canak koyuyorum bu samanlarin altina arasina cok fazla gizlemeden mucevherleri ativerelim  gitsin, kismetiniz varsa gecirirsiniz, samani tabagi canagi pek aramazlar be hanimimm…
  •  Zeliha ya da makul gelmisti, denileni yaptilar, kucuk sandiklari saman doldurup tabak canak kahve takimi ne kadar porselen varsa samanlara sardilar , aralarina da mucevherleri attilar.. hic bir  beze sarip dikkat cekmiyeceklerdi, acsalar bile porselenleri goreceklerdi ..
  • Zeliha cok uzgundu, evini yeni boyatip temizlemisti, yaz basinda hazir etmisti herseyi, Nasil birakip gidecekti bu guzelim evini, geceleri uyumuyordu, gozleri kac gecedir uykusuzluktan kipkirmizi kan canagina donmustu, kolay mi bilmedikleri bir diyara cikip gideceklerdi artik, burada can korkusu vardi, her gece ha geldiler ha gelecekler, bizi kesecekler korkusuyla yasiyorlardi ama orada ne yiyip ne iceceklerdi, ne olacakti, nereye yerleseceklerdi? Bir mechule dogru yelken acacakti zavali insanlar.. Yasananlarin en zoruna hazir ediyorlardi kendilerini …. Diger uyumayan kisi de Kosta’ydi .. Cok uzugundu, yapayalniz kalacakti,kimi kimsesi yoktu , Bu aileye o kadar cok baglanmistiki anlatasi yoktu elbette, simdi…Maria ile oturup sabaha kadar konusurlar, belki bir gun yine gelirler umuduyla uykuya dalmaya calisirdi ana ogul…
  •  Bir kac gun sonra Haber netlesmisti, Kasim ayi icinde kesin gideceklerdi lakin kimse gununu saatini bilmiyordu, Hazir olsunlardi……

BOLUM 38

  • Tabiki buraya geleceksin kizim, Hay allah belliydi ama aksamuzeri , bu kadin bir kac gun ya yasar ya yasamaz demistim..diye soylenmeye baslamisti Ziyneti hanim ..Kadinlarin da bu gibi  durumlarda .. “ben demistim ben biliyordum zaten” demeleri yokmuydu? oldum olasi Huseyin efendiyi cileden cikarirdi..
  • -Ziyneti, birak simdi muneccimligi de , gidelim, bak mevta ortada . Vecize hanim da baygin dusmus yatarmis, kimse var mi bari baslarinda, Elena kizim?
  • -Ruhi beylere seslendim cikarken ama gitti ler mi bilemedim, kocam da oradadir Huseyin agabey.
  • – Ordadirlar mutlaka! Ruhi, boyle zamanlarda kosturur yeterki sarhos olmasin…
  • Ziynetinin de , Huseyin efendinin de geceleri gozleri iyi gormezdi , ee yas kemale ermisti elbette, geceleri eskisi gibi Kur’an okuyamaz , igneye ipligi geciremezlerdi.Mehmet Emin efendi kayinpederinin koluna gecti, giderken de kizkardesi Sabire’ ye seslendi , karisiyla, Mehmetcigi yalniz baslarina birakmasinlardi.Yalniz kalacak zamanlar degildi bu zamanlar, attiklari adimdan korkar olmustu Turkler.. Capulcular, etraftan gelmediyse , Misavru da sorun olmazdi lakin disaridan gelenler,Bazen Komutana yaranmak icin bazen de kendi iclerindeki kini kusmak icin Turklere saldiriyorlardi..Huseyin aga, damadinin kolunda agir agir asagi dogru inerken , Ziyneti pire gibi ucup gidivermisti, demekki onun gozleri hala benden iyi diye dusundu koca pehlivan.
  • .Iceri girdiklerinde ;Ruhi bey, Hatice hanim , Elena nin kocasi Hristo ,mevta’nin basindaydilar, Vecize hanim ayilmis olmasina ayilmisti da, aglamaktan ne dedigi anlasilmiyordu, bir aile  bu kadar kisa surede icerisinde sanki  yokoluvermisti.. Ust uste gelen bu acilari  dille tabir etmek kolaydi , lakin Allah kimselere vermesindi..
  • Ziyneti oldu olasi adetleri iyi bilirdi, hemen ilk isi, yukari kata firlayip  sandiklardan onceden hazir edilen olum – kalim bohcalarini cikarmak oldu, beyaz carsaflardan birini  mevtanin uzerine orttu, abdest aldi, ezberinde hangi dua varsa okumaya basladi, Hatice hanimin da gebeligi az cok belli olmaya baslamisti,ustunde bol bir gece entarisi , onun da ustunde yesil kadife sabahligi vardi, her daim igne oyaliydi namaz ortuleri,  gozlukleri olmasa O’nun gozleri  hic gormezdi lakin camlari sise dibi kalin tel  gozluklerini  hic cikarmazdi gozunden . Gidip evden  yasin kitabinini getirdi, hep birlikte oturup Kuran okumaya basladilar.. Elena  habire istavroz cikarip duruyordu,  Hatice bundan rahatsiz olmustu elbette;  Bir ara,Istanbul Turkcesiyle;
  •  = Elena kusura bakmayiniz ama birakiniz mevta imanla gitsin.. Biz de gunah sayilir yaptiginiz ,diyiverdi.. Kirilmisti Elenacik, ama hak ta vermisti demekki Muslumanlarin dininde boyle seyler vardi, Hiristiyanlar dua etsin istemezlerdi, halbuki tek Allah vardi ha oyle dua, ha boyle dua ne farkederdi, Zavalli kadin dusun dusun nedenini bulamadi bu lakirdilarin…, Aci haber  hemen yayilivermisti , Ehh Huseyin aga gecerken kahveye basini uzatip  soylemeseydi bukadar cabuk duyulmazdi ama.. Boyle isler de  kalabalikla olurdu hani…Biraz sonra Zehra, Sabire, Salih efendi kapiyi kilitleyip cikageldiler. Cikarken Mehmeti kilitlemislerdi ki;kimseye kapiyi acmasin, dost dusman bilmez geleni kapilardan karsilardi… O geceyi mevtanin basinda gecirdiler, Sabah kazanlar kuruldu, mevta yikandi, paklandi tabuta konuldu,Ogle ezaniyla beraber namazi kilinip , koyun mezarligina oglanciginin yanina defnedildi, ana ogul artik koyun koyuna yatiyorlardi 41. gunde…
  • Hayatin bir aci sayfasi daha cevrilmisti, kalan sararmis yapraklarin  ardinda Vecize vardi yalnizca, kupkuru , yapayalniz ve tekbasina..kIzlarina haber vermek lazimdi , ama nasil kim gorurecekti haberi.. Biri Sigri da biri de Molvadaydi kizlarinin.. Elena birkac gun birakmazdi onu simdi, kizlari gelene kadar kizkardeslik gorevini yapardi Vecize ablasina..
  • KOSTA, ANASIYLA CENAZE   EVINE GIDIYOR…
  • Koyde cenaze oldu mu,Rumu da Turku de isini erteler, cenaze ye katilir, Turkler namazini kilar,mezarliga kadar eslik eder,defneder, Rumlar da taziye ye giderler, yiyecekler gotururler, cenazenin ciktigi  evi bos birakmazlardi… Kosta da anasiyla o gece mevtanin duasinin  okunup bitmesini beklediler, Bittigini dusundukleri bir ara,ellerine bir  bakrac corba alip, Vecize hanimin evinin yolunu tuttular, Maria taze ekmek te yapmisti, firindan yeni cikmis ekmegi tertemiz pecetelere sardi, koltugunun altina aldi mis kokuyordu ,Kosta da corbayi tasiyordu, Ortalik tenhaydi, erkeklerin camiye alinip serbest birakilmasindan sonra , geceleri kimse sokaklara cikmiyordu neredeyse. Turku de Rumu da korkar olmustu..Kosta anacigiyla tam kahvenin onunden gecerken birden koyun belalasi Nikos ana ogulun onune firlayiverdi; sarhosdu  ;les gibi icki kokuyordu, zaten yalpaliyordu, konusurken de agzindan cikan kelimeler anlasilacak gibi degildi neredeyse;
  • Bakiyorum, Turkleri de cok seviyor Kosta’miz! Keske bir Turk kiz olup da koynuna girseydim be Kosta, belki de vardir Turk aftosun,Yoksa  aganin kizlariyla mi idare ediyorsun?
  •  Kosta bunlari duyunca birden delirdi, ama sarhosun mektubu okunmaz derdi Turkler; orali olmadan yurumeye calisti, basini bile kaldirip yuzune bakmadi Nikos’un..bagirdikca bagiriyordu , agzinin ayari  iyiden bozulmustu Rum delikanlisinin
  • Sana birsey dedik, cevap bile vermedin, ama agan olacakl o Turkos kopegi birsey dedi mi el pence divan duruyorsun karsisinda!!deyip elindeki bakraca bir tekme salladi, Sallarken de dusecek gibi oldu, sendeledi,  ama cabuk toparlanmisti .
  • Anacaginin ozene bezene pisirdigi  et suyuna mis kokulu un corbasi yerlere sacilmisti, Maria korkudan sesini cikaramiyor , bu sarhos , ogluna birsey yapar diye de agzini elleriyle siki sikiya kapatmis, korkuyla duvarin dibine sinmisti..O arada iki Rum genci siki bir dovuse basladilar, Kosta Nikosa, Nikos Kostaya yumruk atip  duruyordu, Bir ara Nikosun pacasindan bir bicak cikarip Kostanin uzerine yurudugunu goren Maria deliler gibi ciglik atmaya basladi, ama cok gecti, Kosta ince uclu kasaturayi kasiklarinda hissetti, aman tanrim kan bosaniyordu.. kahveden butun Rum  erkekler firladilar, Adonis her zamanki gibi kahvede hafIften demleniyordu o gece de  ama hic bir zaman sarhos olmazdi; firladi Nikosu kolundan yakalayip agaca dayadi, kahveden getirdigi iple sandalyeye sikica bagladi, sinirden eli ayagi titriyordu, Adonis’in. Kahveci Strati elinde tenturdiyot sisesi ile yetisti lakin bu is tenturdiyotun fayda verecegi bir is degildi, genclerden biri Yatros (doktor)Stavrosu getirmek icin adeta ucmustu,  bes dakika icinde Doktor kahvenin onundeydi. ata bindirip getirmisti genc palikarya.. Kosta  koyde efendiligi ile cok sevilir ,sayilirdi az konusurdu, kimseye zarar vermezdi, yardimseverdi ama is yaparken bile konusan  bir cocuk degildi, bir iki yakin arkadasi vardi ama bu Turklerle olan dusmanliktan sonra arkadaslari  bile  Kosta dan uzaklasmaya baslamislardi, Bazi cahiller Turklere yardim ediyor bizi gammazliyor diye Kostaya kin besliyorlardi artik.Doktor hemen  kahvenin masalarindan ikisini birbirine bitistirerek Kostayi uzerine yatirdi; yaraya bakti, bicak derin girmisti, once kani durdurmak icin pansuman yapti, yarayi temizledi , mikrop kapmasin diye bir igne yapti, dikis atmasi lazimdi ama Kostanin cani yanacakti ;
  •  – Bak Pedimu, sana simdi iki kadeh ouzo icirecegim dikeceksin kafana bunlari ; olacak kafan sersem o arada  hissetmeden  sana uc – bes dikis atacagim, oldu ??
  •  Kosta basini oldu anlaminda salladi, zaten konusmayi sevmezdi , hele simdi hic konusacak hali kalmamisti. Kahveci Stratisin getirdi ouzolari susuz ilac niyetine dikti Kosta, o arada doktor bi taraftan dikiyor bir tarafatan da iplikleri kesiyordu; ama ikinci dikisten sonra Kosta butun aciyi duysa bile sesini cikarmamak icin dislerini sikiyor, dudaklarini isiriyordu, anacigi basindaydi., Maria bir taraftan agliyor bir taraftan da dua ediyor, istavroz cikariyor, Hz  Isadan medet umuyordu… Bir muddet sonra dikis isi bitince Doktor cantasini topladi , giderken cebine mecidiye koyacak kimse olmadigini biliyordu, kendi kendine yuksek sesle;
  • – K osta ya emegim helal olsun bee palikaryamu para mara istemem, ben Rasim agadan acisini cikaririm , deyip alacagi oldugunu acik acik ilan ediyordu . Cok paragoz adamdi, Allaha inanmaz derlerdi ,kimse onu kilisede gormemisti zaten , isi gucu para saymakti, en fakirinden en zenginine kadar herkesten parasini alirdi, kimse pek sevmezdi doktoru  ama  koyde tek doktordu iste hele su son zamalrda cok isleri dusuyordu ona, Adonis ile genclerden biri Kostanin koluna girip evlerine goturup yatagina yatirdilar, Maria pisirdigi ekmegi nereye firlattigini bile hatirlamiyordu, sira Nikosun cezalandirilmasina gelmisti, koydeki Rum gencler gun agarana kadar sandalyede bagli tuttular Nikosu, hacetini gormek icin bile izin vermediler, ihtiyaci oldukca altina yapiyordu, Adonis onu evire cevire dovmustu baglamadan , eger ses cikarirsa Midilliye goturup kumandana teslim edeceklerdi, Sabahin ilk isiklarinda Nikosu cozduler, oylece evine goturduler, bitkin vazyetteydi zaten , yasli babasiyla anacigi ogullarinin bu halini gorunce az daha dillerini yutacaklardi ki, Adonis olan biteni basindan sonuna kadar anlatti bu iki yasli insana..
  •  MARIA RASIM BEYE GIDIYOR…
  •  Maria sabahi eder etmez , Rasim aganin kapisini caldi, dis kapiyi Kosta’nin anahtarinla acti, lakin  ic kapiyi acip girmek istemiyordu. Kapiyi caldi, Tula acti, Marianin uykusuz gozlerini goren Tula bir musibet oldugunu anlamisti  ama ; sesini cok yukseltmeden , gayet alcak bir sesle;
  • – Hayirdir Maria bu saatte ? Kosta neden yoktur?
  •  Ah sorma Tula’mu. basimiza gelenleri bir bilsen..
  •  Hayirdir bre mamasu, anlat bakayim ne oldu?
  •  – Ne olacak, oglumun adini neredeyse Turk kopegi koyacak bu serseriler.. Aksam Kostami bicakladi Nikos ..
  •  Opp opppp, Panayammmm! sahi mi soylersin yoksa Ipsemata mi( yalan mi)
  • – Tula, dinle beni Tula!! sinirlenmisti Mariaa , Benim yalan yapacak halim varmidir sabahin bu saatinde demeye kalmadi, Zeliha hanim alcanfes sabahligi ile yatak odasindan hayat ustune dogru suzuluverdi….

BOLUM 37

Dugun, dernek , olum , harp…mutareke  derken  Istanbuldan beklenen haber geldi, Uzak diyarda baslayip bir muddet ara verilen  gorusmeler 23 Nisan 1923 te  yeniden baslamisti; Ruhi bey gazetelerde okudugu haberi koydeki hisim akraba ve arkadaslarinla paylasti o  geceki toplantilarinda! Artik gelecek son haberi  dort gozle bekliyeceklerdi..Butun Turkler diken uzerindeydi,  bazi haberlere gore aksam haber gelecek ertesi sabah hemen yola cikacaklardi, bazilari da  ‘ Canim o kadar da degil bir iki gun bize muddet verirler herhalde de’ diyordu.. Kimse gunlerin ne getirecegini bilmiyordu dogrusu..Bu belirsizlikte herkesin huzurunu kacirmisti da yapacak ne vardiki??

Sabah ezani okunurken Zehra ayak yoluna gitmek icin dogruldu, hem abdest alacak hem hacet giderecekti, Ayak yolu evin disinda bahcenin kosesindeydi, iki adim atmasiyla basinin donup duvara dayanmasi  bir oldu, Bugun de ayak yolu iyice kokuyordu sanki, tahta kapisini acip icerdeki  iskelesine tuneyince birden midesinin yandigini sanki kusarsa rahatlayacagin hissetti; allah allah dun aksam yedikleri de kusturacak seyler degildi ama ,belki de usutmustu… Zehra’ cik hacetini gorup kendini ayakyolundan disari atti, hahh biraz olsun rahatlamisti , neyin nesiydi o koku ? hic bukadar kotu kokmamisti ayak yolu  burnuna ,kac kez gebe kalmisti o zaman bile bu kokuyu almamisti! …… O anda kafasinda  simsekler cakiverdi , hani gecen ay bir gece……  tuhh nasil  da akil edememisti, vahh vahh, tam da sirasiydi boyle bir isin simdi gerci gecen gece annesinde toplandiklari zaman da aklina gelmisti ya, belki de yoktur diyip avutuyordu kendini..Sabah olup Ebe Agate ye mi gitseydi gene acaba? Annesin de soylemekten utanir olmustu, ‘Ne bu kadar be kizim tavsanlar gibi?’ diyecekti..Zehra cok sabirliydi, sessiz kizdi oldu olasi, bunu ancak zamani geldiginde kocasinla konusacak belli olunca da anasina soyleyecekti, yine dusurecek olursa da ,Allah kismet etmedi diyecekti.. Eve girip hamam a dogru yoneldi, abdestini aldi, namaza durdu, tek tuk evlerin gaz lamabalari yanmaya baslamisti .. Namazin sonunda uzun uzun duasini etti, bu belirsiz gunler cok canini sikiyordu bir de basina yine gebelik ciktiysa isin tuzu biberi olacakti…Tekrar kocasinin yanina yatti. Mehmet emin efendi bazen Sabah namazina kalkar bazen de duymazdan gelirdi.. Uyuyordu, rahatsiz etmek istemedi, zaten uyanirsa ise gidecekti adam, dusunurken uykuya daliverdi; ruyalar, ruyalar, ruyalar… bir suru kabuslar goruyordu bugunlerde , Sabah kalktiginda hatirlamiyordu cogunu ama cani sikkin kalkiyordu ya kendine gelmesi bazen ogleni buluyordu Zehra’nin..Sabah olup kaktiginda Mehmet Emin efendi esegini alip budamaya gitmisti bile, yalniz kendi zeytinliklerini degil, Rumlarin zeytinlerini de budardi, bu zeytin konusunda ustune yoktu, birkac arkadasi ile beraber bu isin piriydi Mehmet Emin..Mutfaga girince bazi kokularin burnuna da ha keskin geldigini farketti Zehra,  demekki bu is kesindi artik….

— OOhgortt !!aman Allahim yine basladi, bu sefer erken basladi hemde , yoksa kizmi olacak nedir? diye soylendi kendi kendine ..Kiz da erken baslar ogurtuler derdi buyukler hep,  batildi hepsi belki ama oyle denirdi.. Akli selim dusunmek lazimdi bu sefer, dogarsa Ayvali’ da dogardi artik bu cocuk, ya gider gitmez ya da bir iki ay sonra.. o yuzden bu kadar hengameye dayanmasi icin ebe Agate den biraz akil alsaydi iyi olurdu, hele bir meydana ciksin da dusunuruz deyip Sabah islerine giristi Zehra…O arada asagi bahcede bir ses duyuldu; Rumca Turkce karisik konusuyordu kadinlar; yukari taslik uzerinden bakindi; Vecize hanimin karsi komsusu Elena,cikip Turkleri Rustem’in kirk mevlidine cagiriyordu, Ziyneti hanimla konusuyorlardi;

  • Ah Ziyneti ablacim sorma, Vecize ablam da  cok kotudur  ama Lebibe ablayi gorsen icin dayanmaz kale..Ne  yedi ne icti gunlerdir, kirk gundur neredeyse kuru ekmekle sudan baska birsey koymuyor agzina, bende olecegim, oglumun yanina gidecegim  diyor bir daha bisey demiyor…

-Kolay midir be Elena?Dag gibi evlat gomdu., evlerden uzak.. ne zamanadir mevlit?

-Yarin ogleden sonra Hanife hanim okuyacakmis oyle dedi bana Vecize abla, gelin buyurun , burada ne kadar komsunuz varsa soylersiniz? Mehmet gider soyler kale?

 Soyler,  soyler merak etmeyin , elimizden gelen ne varsa yapariz, sen selam soyle Vecizeye, Lebibe hanim duymaz bile denileni simdi…

Elena gittikten sonra, Ziyneti hanim Zehraya seslenip durumu anlatti, yarin oglen mevlit vardi lakin sabahtan bir ugrayip hal hatir sorsundu o zavalli insanlara belki  ucundan tutulacak bir is vardi kimbilir?

MEHMET EMIN EFENDI BUDAMAYA YAPIYOR……

Mehmet Emin efendi, iki Rum bir Turk arkadasi ile yine bir Rum mal sahibinin zeytinlerini budamaktaydilar Plomari yakinlarinda.. hem buduyorlar, hem sakalasiyorlar hem de ara sira icleniyorlardi, Zor gunler yasiyordu Turkler, Rumlar da farkindaydi bunun , mumkun oldukca dost kalmaya calisiyorlar, Turk arkadaslarina yardimi esirgemiyorlardi, Midilliye giden olursa mutlaka Turklerin ihtiyaclarini da aliyorlar, bir sikintilari oldugunda ilk kosan Rum komsular oluyordu, kendilerini sanki suclu hisseder gibi yardimciydilar Turk komsularina…Oglen arasi verip bir- iki lokma birsey yiyelim deyip oturmuslardiki, Dort capulcu Rum baslarinda bitivermisti yeniden;

 -Aranizda Turkos varmidir ? deyince Mehmet Emin efendi ile Remzi dayi tas kesildiler, hayir deseler sonlari Rustem gibi olacakti, evet deseler belki oracikta vuracaklardi onlari..Lakin, Mehmet Emin yigit adamdi, olmekten korkusu yoktu, bir can borcuydu nasilsa verecekti sonunda er ya da gec! Yerinden dogruldu, kusaginin icindeki kasaturayi yokladi , yerindeydi ama bu cakal surusu silahliydi.

  • Var ! dedi. Biz Remzi dayi ile ikimiz Turkuz ne yapacaksiniz ? keseceksiniz  bizi? yoksa oldureceksiniz ?Hadi ne yapacaksaniz yapin…Biz koyde en iyi ayiklama (budama) yapan insanlariz bizi oldururseniz bu insanlarin hepsinin mali balkan(bakimsiz) olur bileseniz palikaryalar…
  •  Rumlar bu cesaretin karsisinda sasirmislardi, kisa boylutiknaz olani  havaya ates acti, o arada Mehmet Emin efendi kasaturasina yapisti, ates acanin uzerine tazi gibi atlayacakti  lakin  Rum arkadasi Lefteris bir taraftan  durumu duzeltmeye ugrasiyordu;
  •  Palikaryamu, bilirsiniz kimin zeytinini ayiklariz? Tuccar Dimitrinin, duyarsa  siz geldiniz isimizi aksattiniz vallahi  ayaginizdan vurdurur sizi bilesiniz..bu adam var ya bu adamm( Mehmet efendiyi isaret ederek) Bu havalenin en iyi budamacisidir, zaten soz Verdi diye geldi yoksa koduysan  bul , coktur isi  cokkk…
  • Rum capulcular kufrederek atlarina binip uzaklastilar, giderken havaya ates acip hizlarini almaya calisiyorlardi..Kurtulmuslardi simdilik ,  lakin Remzi dayi oracikta bir bayginlik gecirdi, yasli adamdi, korkmustu, yasli karisi ile bir kocabekar  kizcazi( kizi) vardi.. ona birsey olsa halleri harapti  zavali insanlarin..

KADINLAR RUSTEM’IN MEVLIDINE GIDIYORLAR..

Koydeki butun musluman kadinlar o gun  temiz igne oyali namaz ortulerini hazirladilar, terliklerinikollarinin altina alip Rah. Ethem efendinin evinin yolunu tuttular, Daha aamcagizin senesi olmadan ikinci mevlide geliyorlardi, ne sanssiz evdi bu boyle, Hele Vecize hanimla Lebibe hanima ne demeliydiler.. Hele Lebibe , ah Lebibe hanim , cok asil kadindi, elinden ucanla kacan kurtulmazdi, genc yasta dul kalmisti bir de bu aci ustune dayanilacak durum degildi. Rustem de kiyilacak evlat degildi ama Emir buyuk yerdendi.. Koyun kadinlari tertemiz kiyafetleri ile bireri birer gelmeye basladilar, mevlidi okuyacak Hanife hanim coktan gelmis bas koseye kurulmustu, ha! dedikleri vakit baslayacakti , sesi de cok yanikti hele ilahileri bir okurduki aglamayan insan bile aglardi.. Elena siyah entarisi siyah dantelden basortusu ile ortada dolanip duruyordu, Musluman degildi belki ama , musluman gibi bulunurdu boyle zamanlarda, dua ederken O da istavroz cikarir Allaha duasini ederdi, Tanri bir der dururdu..Ziyneti Hanim, Zehra , Sabire hep birlikte evin merdivenlerinden cikip kapinin tokmagini vurdular, Yine Elena kapiyi acti misafirleri buyur etti, etraf od agaci kokuyordu belliki bir yerden tedarik etmislerdi , genelde Midilli ye indiklerinde alirlardi, demekki evde vardi, o da Rustem’in mevlidine kismet olmustu.

Giristeki sedirin ustunde oturanin Lebibe hanim olduguna inanmak nerdeyse mumkun degildi, gozleri icine batmis, soluk soluga, gelenin gidenin nerdeyse farkinda degil bir bicimde aglayip duruyordu, durumu hic iyi degildi;Ellena , Ziyneti annenin kulagina egilip;

Ah , Ziyneti ablacim gunlerdir bu durumda, korkarim dayanmayazaktir..

Mevlit biraz sonra basladi, Hanife hanimin sesi cok guzeldi, zamaninda sarkici olmayi cok istemis ama babasi imam oldugu icin ‘ senin ayaklarini kirarim da gene de soytari etmem’ diye cikismistii..Mevlidin ortasina dogru fistikli serbetler icildi, dualar okundu, Lebibenin durumu gittikce kotuluyordu.. Bir an evvel mevlit bitse de gitsek diye bakiyordu misafirler belki biraz uyursa duzelir diyorlaardi iclerinden ..Butun koyun kadinlari mevlit biter bitmez yavas yavas kalktilar, herkes evine gidip aksam sofrasini kuracakti .. Ziyneti ;kizi ve Sabire ile yokusu tirmanirken hem konusuyorlar hem de olan biteni anlatiyorlardi birbirlerine..Herkes evinin yolunu tuttu, gerci uc ev de yanyana idi ama , biraz sonra Ziynetinin icine sinmemis olacakki Akli evvel oglancigini gonderdi kizina;

  • Abla , ablaa duyarsin annem cagirir dayimla ikinizi , geleseniz yapti oglak guveci, yiyelim hep beraber der..Memetcik, enistesine yakin akrabasi oldugu icin hep dayi derdi..Mehmet Emin de disaridan yeni gelmisti esegini bagliyordu, ‘ hadi sen git bende elimi yuzumu yikayayim geliyorum dedi karisina.

Aksam sofrasina oturdular, bahceden taze sogan marul, roka tere sokup guzel bir salata yapmisti Zehra, zyagi da damliyordu cataldan  hani,ekmegi de iki gun evvel firin yaninca yapmislardi anasinla..Tam o sirada bahce kapisi acildi, Elena nin sesiydi bu

  • Ziyneti ablaaaa, ziyneti ablaaa cabuk yetisin Lebibe ablam gittiii.. Vecize ablam da galiba bayildi, sasirdim kime gideyimmm….

BOLUM 36

ISKOPLUDA DUGUN VAR… BILAL ILE NACIYE EVLENIYORLAR…..

Gecenin agirligi cokmustu, Bilalin evine, ne konusacak ne sevinecek ne de heyecanlanacak hali kalmamisti , bakalim Naciyesini sevecek, evlat sahibi olacak zamani olacak miydi, endiseliydi, anasina bu endiselerinden bahsedip kadinin bir damla kalmis sevincini kursagina tikamak istemedi, kendi kendine o gece sabahi etti, yan odada da Naciye ayni  dusuncelerin icindeydi, Kotu hem de cok kotu gunler yasiyorlardi, sevinmekten utaniyordu neredeyse, Rustemi gelir giderken gormus her seferinde delikanliligina hayran olmustu aslinda yakisikli adamdi  ama hic aklindan O’na gorunmeyi . gozlerine bakmayi ya da yoluna cikmayi dusunmemeisti , belki de Allah simdi O’nu Bilal ile odullendiriyordu, Tanrinin isine karisilmaz diyerek gozlerini kapatti uyumak istiyordu ertesi gun kina gecesi vardi, evdeki hazirliklar henuz bitmemeisti lakin artik sazli sozlu kina gecesi yapmayacaklardi, Rustem’in mezarda daha saci kurumadan sazin sozun lafi bile  olmazdi, zaten ikisi de genc degildi, bir kina gecesi bir nikah bir de guvey gecesi yeter artardi bile.. Sabah ola hayrolaydi..

Ertesi Sabah , Sidika hanim hepsinden erken uyandi , gelinine de ogluna da birer yumurta pisirdi, peynir, zeytin koydu sofraya, keci sutu kaynatmisti allahtan dun aksam yoksa bu saatte bir de o is cikacakti basina.. Sofra bezini serdi. yastagaci uzerine koydu, gecenlerde komsusu Despina halis muhlis cicek bali da  getirmisti Bilale ..Sidika hanim tum bunlari hazirlarken aklina birden Lebibe hanimin hali geldi , simdi kimbilir nasildi, ama ne gidebilir, ne de gelebilirdi , Gavur yollari tutmustu ancak Rumlar yollarda gidip gelip islerini gorebiliyorlardi, Turklere yasamak son zamanlarda haramdi neredeyse, heyecanla mutarekeyi bekliyorlardi, Baharda baslayacak demislerdi ama ne ses vardi ne  ne de seda   Istanbuldan..

Naciye uyanip , sofranin hazir oldugunu gorunce beyaz teni kizardi, utanmisti , yasli kadin daha gelini olmadan neden sofra kursundu Ona, yakisik alirmiydi?Anasi bile olsaydi boyle birsey yapmazdi bu yasta, Sidika hanima tesekkur ede ede bitiremedi o gun , minnettardi mustakbel kayinvalidesine..

  • Merak etme kizim , onumuzde bundan sonra Allah kismet ederse cok gunler var , sen kuracaksin elbet sofralari ama gebe olursan ben kurarim sana sen torunlarimi beslersin.. Naciyenin yuzu kipkirmizi kesilmisti, yalnizca;
  •  – Utandiriyorsunuz beni efendim demekle yetindi.. Mustakbel  gelin kaynana konusurlarken, Bilal de uyanmisti, hava cisil cisil yagiyordu, Nisan yagmurlari bereketti lakin bu sene nerde kime bereket olacakti bilirmiydiler, hep beraber sofranin basina oturdular, kah gulduler, kah acilari hatirlayip agladilar, ama hep bir taraflari kirikti , Rustemin acisi yikmisti onlari, yakismamisti bu olum Rusteme.. Sag olsaydi Bilale sagdiclik edecekti nikah gunu belki de..Oglene dogru eve gelen giden olmaya baslamisti, Rum- Turk demeden gelip gidiyorlar yardim icin ellerinden geleni yapmaya gayret ediyordu butun Iskoplu halki o gun, Bilali hepsi cok severdi, yardimsever delikanliydi, gerci delikanlilik zamani gecmisti ama olsun yine yeni evlendigine gore delikanli sayilirdi.. Kinalar hazirlandi, asma yapraklari haslandi, beyaz keseler  coktan hazirdi  zaten.gelin ellerini keselere sokacaklardi; Sidika hanim anacagindan kalma bindalliyi sandigindan cikardi, kendisi gelin olurken kaynanasinin  bindallisini  giymek zorunda kalmisti.. Anaciginin bindallisi  cok guzeldi,  kirmizi atlas uzerine altin sarma islemeliydi, her bir gobekler piril piril parliyordu hala , belki 80 senedir sandik beklerdi ama o kadar iyi korumustuki ne sari leke ne de  baska birsey vardi uzerinde, kagitlara sarar her sene bahar da havalandirirdi, bugunu beklemisti harba (bindalli).gelinlik yillardir..Sidika asagiya seslendi;
  • – Naciye yukari gel kizim,  aksama giyecegin harbayi(bindalli) gostericem sana , diyerek gelinini cagirdi, Naciyenin harbayi gorur gormez gozleri parlamisti, boyle altin sirmali bir gelinlik  giyecegini hic dusunmuyordu
  • – Bak kizim, bunu hem bu aksam hem de nikahinda giyeceksin, eger bu acilarimiz olmasaydi sana Midilliye gider     guzel bir  gelinlik  diktirirdim lakin bunu yapacak ne zaman ne de imkan, var sukredelim allaha bugun icin…..
  •  Naciye gercekten ellerini acmis, allaha sukrediyordu bir taraftan da zeytin siyahi gozlerinden yaslar suzuluyordu anacigindan uzun zamandir haber alamamisti, ne mektup gelirdi ne haber artik , gerci birsey olacak olsa aci habeer tez ulasirdi yaa…Vakit ogleyi gecmis aksama yaklasiyordu, Despina bademli baklavalar acmis, tereyagini yakmis serbetini coktan dokmustu aksama kadar ceksin diye, Bademli corekler de yapilmisti allahtan ..evin her tarafi mis kokuyordu. O arada Selam efendi nin zevcesi Elmas hanimin koluna gecerek dugun evine dogru yurudugunu gordu Sidika, evler cok yakin olmasa da yurume mesafesindeydi, karisini birakip aksam namazina gidecekti, ne de olsa kadinlar corekle peynir yiyecekler , serbetler icecekler, ustune de baklava nin elbette tadina bakacaklardi  bu gece..Adada kina gecelerinin vazgecilmeziydi bu ucleme, bademli baklava, bademli corek , peynir ve serbet.. o zamanlarda findik fistic adeti yoktu bazen ceviz konurdu ortaya ama cok gerekli birsey degildi..
  •  Elmas hanim son derece kibar bicimde kose   sedire     oturdu , oldukca erken gelmisti , daha Sidika hanim bile yukardaydi, O da bu gece coktandir giydigi gri urbalarindan kurtulup bordo entarisini sirtina gecirdi , bir tanecik evlatciginin murvetini yapiyordu, Elmas hanimi karsiladi , saci basi her zamank gibi derlenip toplanmisti, arkasinda kucuk topuzu  elbisesi renginde seffaf esarbi ile mukemmel uyum icerindeydi..son derece gustolu giyinirdi Sidika  giyindiginde.. Hosbes derken diger hanimlar da bireri ikiser gelmeye basladilar,Aslinda   bu gece saz soz olacakti ama Rustemin olumu hepsinin elini kolunu baglamisti, Bilalin birinden bulup getirdigi gramafonu calmaya basladilar, hem soyluyor hem az cok egleniyorlrdi.. Kinalar yakildi,  corekler tatlilar yendi, ustune serbeler iciildi, evin her kosesinde senlik vardi adeta, arada Sidika hanim cosuyor erkek olamadigi icin esarbini atiyor gramafonda calinan kocekcelerle oynuyordu, Bir ara En cok sevdigi Istanbul Turkusu Telgrafin Tellrine Kuslar mi konar calmaya baslayinca dayanamayip Gelinini de kaldirdi, gelin kaynana karsilikli oynadilar, Naciyeyi oynarken Bilal gramafonlu odanin  kapi araligindan seyrediyordu, ne de olsa Istanbulda yetismis kizdi, adabinla oynuyor gerektigi yerde cosuyor kaynansinin ertrafinda donuyordu..kadinlar mesk ediyorlar elleriyle gelin kaynanaya ritm tutuyorlardi,  bir ara gramafonun sesi kesiliverdi , gec olmustu,  Sidika ya gore gece cok kisa surmustu ,  daha da uzasa iyi olacakti gibi gelmisti Ona.. ertesi Sabah nikah vardi, yatip dinlenmeliydiler zamaninda , misafirler gitmeden Despina ve diger Turk komsusu Ayse kadin, Sidika hanima yardima giristiler. evin altindan girip ustunden ciktilar, tertmeiz etiler, sedirleri silkelediler, evi havalandirdilar, evlerine donduklerinde.. gece yarisini geciyordu.. O gece herkes yorgunluktan bitap dustugu icin  rahat uyumustu, neredeyse Sabah namazini bile kaciracaklardi ki ezan okunmaya baslandi..
  • O  Sabah erkenden  , arkadaslari Bilali alip berbere goturduler, koyun orta yerinde Bilal damat trasi oluyor bir taraftan da gelen gecen cocuklara bahsisi dagityordu, allahtan bozuk para hazirlamak icin Midilliye gittiginde bu isi halletmisti.. o gun sabahtan beri kadinlar Sidika hanimin bahcesinde oglaklari hasliyorlar toprak firina atiyorlar, keskegi pilavu hazir etmeye calisiyorlardi, ikinci tepsi baklava ile ikinci sini corek yukaridaki sandik odasinda hazir bekliyordu, hoca efendi gelip nikahi kiydiktan sonra eglenilecek arkasindan da guvey gecesi olacakti… Ogleden sonra namazdan sonra caminin hocasi gelip Bilalle Naciyenin nikahlarini kiydi, sahitlere bir takim sorular sorup dinin geregini yerine getirdi, Sidika hanimdan iki mecidiye alip baklavasini yedi, arkasindan da ikindi namazini kildirmak icin ayrildi..genc kizlar delikanlilar bakisiyor , birbirlerine goz suzuyorlardi, kizlarin gozdesi mektep bitirmis katiplerdi ama onlarda istanbuldan gelirken sarayli bir kiz bulup evleniveryorlardi.. Yatsi namazi icin erkekler camiye giderken Bilali de goturmuslerdi, adettendi, damat olacagi gece namazdan mesalaler arasinda allahuekber sesleriyle gelirdi damat evine , sonradan yenir icilir eglenilirdi gec vakte kadar..Bilalin mesaleler arasinda gelisini goren Sidika hanim gozyaslarina hakim olmadi, kocasi, anasi babasi tum sevdikleri geldi gecti gozunun onunden , hungur hungur agliyordu, kadinlarin cogu bu duygudsal goruntuden etkilenirlerdi, Damat geldi, bahceye girerken bir testi kirildi adet oldugu uzere, sonra dan da yine gramafon Istanbul kocekcelerini calmaya basladi, kizlardan biri bu isi cok iyi ogrenmis , guzel neseli plaklar caliyor ahaliyi eglendiriyordu, erkekler bahcede toplndilar, firinlanmis oglak eti keske pilav , hosaf bir de raki vardi sofralarda, basta damada icirdiler, zeybek oynadilar, arkadan rumca sarkilarla tabak kirdilar sonunda da kocekcelerle geceyi kapattilar, Sidika hanim bir ara ortadan kayboldu, birkac gunlugune komsusu Despina da kalacakti, bohcasini koltugunun altina alip Despinaya teslim etti, simdi nerdeyse Bilali yiumruklayip gerdege sokardi arkadaslari, aceleyle masalari topladilar,  geline is birakmamak icin evi temizlemeye basladi genc kizlar, is bitince de damadin sagdicina isaret edip hepsi evden ciktilar, Naciye urkmustu, agzi dili baglanmisti ilk defa bir erkekle basbasa kalacakti hayatinda … Birden gramafonun sesi kesil;di, Gencler Bilai arkasini yumruklayarak  kapidan iceri soktular, ardindan da kapiyi cekip kilitlwdiler, bu da adetti o zamanlar…

BOLUM 35

Pehlivan Huseyin aga, geceleri  kahveye cikmadigi icin sik sik evlatlarini, akrabalarini evine topluyor, uzun uzun konusuyordu, Koyun en yaslisiydi,tecrubesi coktu, Rumu iyi tanirdi, cok dostluk etmisti hepsiyle..Erkekler, Huseyin agayi dinlerken Ziyneti de diger odada kadinlari agarliyordu, kizi Zehra hizir gibi imdadina yetisir anacigina is birakmazdi, Sabire de kizi sayilirdi, kardesinin kuzusuydu O da ! Hepsi bir arada olmanin  mutlulugunu yasamislardi bilmeden yillarca.. Aslinda beraber olabilmek cok guzeldi seneler sonra anlayabilmislerdi kiymetini…Zehra coktandir hamile kaldiginin farkinda bile degildi, neredeyse iki uc ay olmustu gebeligi..Mehmet Emin efendi ceketini uzerine atsa, hamile kalirdi Zehracik..Cocugunun olmasini cok istiyordu , ama bugunler gebe kalacak zamanlar degildi, belirsiz gunler yasiyorlardi, hersey olacagina varacakti nasilsa diyip kendini avutuyordu..

Bir taraftan Vecize Ile Lebibe yalniz kalmanin hem uzuntusunu hem de rahatligini yasamaya baslamislardi farketmeden. Rahmetli Ethem efendi eziyetli adamdi dogrusu, yemegini zamaninda ister, cok misafir sevmez, paraya tapardi.. Vecize diline getirip bunlari soylemese bile rahatligi davranislarindan belli oluyordu artik..O gun ,iki kizkardes Rustemin gelecegini tahmin edip hazirlaniyorlardi yine…

Vecize bahcedeki toprak firini yakmis, sabahtan beridir hazirladiklari mis kokulu tarcinli etleri , keskekleri, kuru fasulyeyi, pirinc pilavini  firina atmak icin yardim bekliyordu .Komsusu Elena boyle zamanlarda Vecizeyi hic yalniz birakmazdi, colugu cocugu yoktu  nasilsa, Vecize’ ye abla gibi baglanmisti, O da bir iki toprak tencere getirdi, elbirligi ile firinin agzinia koca bir tas koyup camurla sivadilar, Lebibe’nin hazirladigi yemekler sultanlara layik olurdu, Elena ,  Lebibe hanimadan cok seyler ogrenmisti son zamanlarda, Osmanlinin mutfak hunerleri Rumlarda yoktu o zamanlar..Firinin agzini sivadiktan sonra uc kadin oturup Sabah kahvelerini ictiler, prina atesinde pisen kahvenin tadi da hicbirseyde yoktu. Lebibe bu aksam bir musibet cikmazsa ‘ allahin izniyle’ oglunu bekliyordu , Sabah kahvesinden sonar kalkti , abdest aldi, evlatciginin sag salim koye varabilmesi icin yasin  okumaya basladi, bir taraftanda kocasinin, anasinin babasinin ruhlarina bagisliyor, ara sira da ev sahibi Ethem enistesinin ruhuna gonderiyordu isteksizce.. Ethem efendi aile icinde cok sevilmemisti oldum olasi, babasi kizkardesini verirken , ‘Kizim rahat edersin , varlikli adam, elini sicak sudan suya degdirmezsin gel dinle benim lafimi diye’ vermisti, veris o veris , sonrasinda kimse Vecizenin hatirini sormayi akil bile edemisti, Akil mi edemeistiler, yoksa kizlarina yuz verirlerse iki cocukla baba evine doner korkusunu mu yasiyorlardi.?.O gunun kalan bolumunu  dinlenerek gecirdi iki hemsire..

RUSTEM MISAVRUYA GIDIYOR…

Rustem de , Muhtar beyden bir kac gunlugune izin istemisti, anacigini ozlemisti lakin en cok ta anasinin O’nu ozledigini biliyordu. Bu kadar kosturma arasinda dinlenmeye ihtiyaci oldugu nu hissedemeyecek kadar genc ve cevvaldi Rustem o gunlerde..aksamuzeri olunca tebdili kiyafet giyindi tam bir Rum delikanlisi olup cikivermisti, ana dilinden daha iyi Rumca konusurdu,bilmeyen hic  kimse O’nun Rum oldugundan suphe etmezdi zaten..

Atina atladi, Firtina gibi Misavruya dogru ucuyordu sanki o aksam uzeri. Peremaya geldiginde Rum ceteciler Rustemi durdurdular, Her geleni geceni durdurup Turk olup olmadigina bakiyorlardi, Turk olanlardan bircok kisiyi ya kursuna dizmisler ya da esir etmislerdi, Yalniz Rasim aga’nin  Kosta sayesinde cani kurtulmustu, demekki yasayacak omru vardi daha

.Adini sanini sordular, Rustem her seferinde kendine bir degisik Rum adi buluyor, cetelerle sanki dalga geciyordu..Bu gece Yhannis olmustu kirk yillik Rustem.. Durdu, genclerle muhabbet etti, yolda kuskulanip Turk goruruse teredddut etmeden tek kursunla vuracagina soz verip ayrldi, boyle birini rastladiklari icin memnundu Rumlar, Onlarin arasinda boylesi az bulunurdu zira.. Rustem, MIsavruya vardiginda hava kararmis, aksam ezani okunmus, anacigiyla teyzesi pencerede oturmus O’nu sagligi icin Kuran  okuyorlardi.. kapiyi hizla caldi, Lebibe hanim sanki etekleri zil calarcasina kosup kapiyi acti, Boncuk mavisi gozleriyle evlatcigi karsisindaydi, ana ogul sarildilar, opustuler, koklastilar.. hasret giderdiler, Vecize de butun bunlardan  payini alinca , hazirladiklari masanin etrafina oturdu ucude , Vecizenin evindeki mobilya duzeni kimsede yoktu neredeyse, kocasi evlenmeden once Atina dan gemiyle getirtmisti mobilyalari..keten masa ortuleri,, porselen tabaklar sanki Muhtar beyin evinde yemekteydiler.. Elena da Rustem gelecek diye tatli yapip getirmisti, .. Mutlu bir aile tablosuydu su anda, Midilli de olanldan bitenden haberler Verdi Rustem anacigiyla teyzesine.. yemeklerini yediler, Vecize kahve yapmaya mutfaga gitmistiki , Lebibe iki laf arasinda ogluna bir kiz varmi diye soruverdi her zamanki gibi..ilk sordugu soru oydu zaten oglunu boyle gec gordugunde; Rustemin her zamanki cevabi ;

-Anacigim isten gucten gozumuzu acacak zaman mi var? olurdu. eh birde simdi memleket meselesi eklenmisti ustune.. Kahvelerini ictiler, Rustem anasinin yaninda sigara icmezdi ama bu gece izin isteyip bir tane tutturesi gelmisti, tam sigarasini yakmistiki bahcede birileri Rumca konusuyordu, Rustem kulak kabartti, sanki cetelerden gelenler vardi; silahini hazir etti, kapinin arkasina saklandi.. Genc Rum cetelerden biri bagiriyordu:

  • Turkos, bizi kandirdin. yalan soyledin, Yhannis olmadigini biliyoruz, erkeksen cik ortaya..Rustem   bunlari duyunca sinirden delirmisti,nasil evi bulduklarini dusunuyordu, etraftakilerden birisi mutlaka ispiyon etmisti,  lakin yapacak birsey yoktu, etrafta ona yardim edecek kimse  de yoktu, tek basina silahliydi, disarida dort kisiydiler, saldirmak icin hazir bekliyorlardi..

-Siz erkekseniz gelinde alin beni, hadi gorelim erkekl;iginizi; der demez Rum ceteler ates acmaya basladilar , ikisi kandirilmanin verdigi hirsla kapiya yuklendi, kapiyi kirip iceri daldilar, Rustemi oracikta gogsunun tam orta yerinden sehit ediverdiler..Lebibe hanim dusup bayildi, Vecize ne dedigini bilmez sekilde ciglik atiyordu biraz sonra duyanlar tek tuk gelmeye baslamislardi ama artik nafileydi, Rustem sehitlik mertebesine erismisti bile..

BILAL VE SIDIKA HANIM DUGUN YAPIYORLAR…

Iskoplu daki Turkler dugun icin sevinedursunlar, Misavruda bu acilar yasaniyordu.. Bilal kina gecesinden bir gun once kahveye cikmis, olani biteni duymustu, uzuntusu buyuktu, anasina bile haber vermeden atina atladigi gibi Misavruyu buldu, o ikindi namazinda Rustemi koyde topraga vereceklerdi, yetisir yetismez sadirvanda abdestini aldi, cok sevdigi arkadasina son borcunu odemeliydi, o arada Ruhi abeysiyle karsilastilar, Ruhi beyin Bilalin yuzune bakacak hali yoktu, gozlerini kacirmaya calissa da bir sekilde selamlastilar, Bilal yine de saygisizlik etmemek icin iki gun sonraki dugune davet etti Ruhi beyi, ne de olsa ekmegini yemislerdi, gidecek olan yoktu da, iste adet yerini bulsundu…

Rustemi cok buyuk bir aciyla topraga verdikte sonra, Bilal koye donmek icin acele ediyordu karanlik basmadan evde olsundu, anacigi da . nisanlisi da merak ederdi.. Evin kapisini acti, iki kadinda meraktan catlmamis hayat altinda  bekliyorlardi, ilk once anasi oglunu guzelce hasladi, boyle gunlerde nasil olur da haber vermeden cekip giderdi, gavur yarali cakal gibi dolaniyordu ortalikta, iki gun sonra damat olacakti, bunun affedilir tarafi yoktu , Sidika hanima soylenip duruyordu. Bilal anasini sozunu kesmeden dinledi, kalbini kirmak istemiyordu, sakince  durumu anlatinca, iki kadinda neye ugradiklarini sasirdilar, ne yiyecek ne icecek ne de konusacak halleri kalmamisti.. Bundan sonra yasadiklari ana sukrediceklerdi demek…

BOLUM 34

O Gece Ruhi beyin  ayilmasini beklemek zorundaydi Bilal’le Sidika hanim, Naciye hemen beyefendiye sekersiz bir kahve yapmak icin  mutfaga indi.Ruhi bey agzinin icinde olur olmaz  laflar  geveleyip  duruyordu ya ,gerci ne dedigi de anlasilmiyordu.Sarhoslugu hep boyle olurdu .Hatice hanim kocasinin bu durumundan oldu olasi huzursuz oldugundan,daha fazla sinirlenmemek icin odasina cekildi,  bir taraftan da kulagi buyuk kose odadaydi hani..Bilal’le  Sidika hanim, Ruhi beyle muhabbet ediyor bir taraftan da, konuyu acacak zaman kolluyorlardi lakin  sirasi degildi elbet, en azindan kahvesini icene kadar bekleyip durumunu gormeliydiler, O arada kapi acildi, Naciye butun guzelligi ile elinde kucuk  gumus kahve tepsisiyle iceri girdi.. Ruhi bey sarhos olunca konustugunu pek dusunmezdi, o asil adam , o akilli adam gider yerine bir baskasi geliverirdi .Agzinda geveledigi baklayi cikariverdi, Naciyeyi gorunce.

Kac gundur aklimda ne var bilseniz? Su kizin basina bu musibet geldi geleli, diyorumki acaba O, nu da mi nikahimin altina alsam? Bundan sonar dul olunca elalem laf eder cunku…Hem rezil olmaktan da  kurutuluruz..

Bilal , Ruhi abisinin bu huylarini bilirdi  ama , Naciyeye bu gozle bakacagini hic dusunmemisti, Bir anda tas kesildi, vursalar kani akmazdi,  ne diyecegini bilemiyordu, bu konularda cok tecrubesi yoktu, Ne de olsa Ruhi abeysi O’ndan buyuktu, kac gundur anacigini agirlamislardi, konusmamak icin dudaklarini isirdi, dislerini gicirdatti,goz ucuyla  anasina dogru bakti.. Naciye tepsi elinde kalakalmisti..yuzu kipkirmizi idi elindeki kahveyi sehpanin uzerine koyup disari firladi. Sidika hanim hem tecrubeli hem de sozu dinlenir bir hanimefendi edasiyla;

Bak Ruhi bey abeycigim; biz o meseleyi oglumla iki gundur dusunduk tasindik, seninde dedigin gibi  sizin yaninizda  kalmasi uygun degildir bundan sonra  Naciye’nin , bu sebebten dolayidirki;kizimizi senden Allahin emri peygamberin kavli ile Bilal’e istemeye karar verdik..

Bu sefer tas kesilen Ruhi bey olmustu, vermem diyemiyordu, Naciyeden de vazgecmek istemiyordu, hem de karisindan  cekiniyordu, ne soylecegini kestirememenin yuzsuzlugu ile

Bilmem ki Hatice hanimla konustunuzmu ne diyecek? Burda kalsa daha iyi olmaz mi ? cocuk dogunca da hazir dadi iste…

Hatice hanim kocasinin  capkinliklarini cok iyi bildigi icin,  konusulanlara kulak misafiri olmus,bir taraftan da sinirden butun tirnaklarini kemirmisti  neredeyse, yataginin ayak ucunda duran  kirmizi sabahligini ustune attigi gibi yan odaya daldi..gozleri hortak gormus gibiydi, saclari dimdikti..

Ruhi bey,Ruhi bey, sen ne diyorsun?? kime sordun da ustume kuma almaya kalktin, bir hizmetci parcasini bana kuma almaya kalkarsan intihar ederim bilmis ol!diyerek Sidika hanima dondu;

-Sidika hanim, sizde yarin sabahtan tezi yok su kiymete binen hizmetciyi alin ve evinize gidin lutfen burada bir dakika daha kimseyi gormeye tahammulum yok benim diyerek aglamaya basladi; o arada birden fenalasti.. Yine de Hatice  yere duserken kaldirip tutan    Bilal olmustu. Ruhi bey hic kilini bile kipirdatmamisti;

-O bayilir boyle ara sira , siz rahat olun, Naciye biraz kolonya getirsin  de ayiltsin  su hanimini diyerek Naciye’ye seslendi..

Gece  uzun olacaga benzerdi, Hatice ayildiktan sonra aglama krizine girdi, Naciyeyi de odasindan kovarak yalniz kalmak istedigini haykiriyordu, Sidika hanim hem Ogluna hem de Naciyeye kas goz isareti yaparak , ikisini de cagirdi.. hepsinin sinirleri altust olmustu, yasananlar yetmiyormus gibi bir de bu insanlarin cigligine nasil tahammul edilirdi?Mumkun olsaydi gece cikip gideceklerdi ama yollar cok tehlikeliydi, boyle bir seye cesaret edemezlerdi, bir taraftan da faytoncu Milos ‘u  bu saatte gumus mecidiye versen kimildatamazdin yerinden.. Acil durum olmadigi muddetce Milos cikmazdi evinden..Bilali odasina gonderdi, gelin kiziyla merdiven altindaki odasina indi Sidika.. gururu yerle bir olmustu, cok kirgindi, kimseyi ne gormek ne de duymak istemeyen aslinda onlardi ama su harp zamaninda sabirli olmaktan baska yapacak birsey yoktu, mesele gurur, kiskanclik, seref , haysiyet meselesi olmaktan cikmis su anda memleket meselesinin bir uzantisi olmustu sanki.. Sidika hanim, gelin kizin basini oksadi; sabirli olmasini soyledi, bu geceyi zar zor gecirip Sabah erkenden cikacaklardi nasilsa..Zavalli Naciyenin soyleyecek sozu bitmisti zaten, gozlerinde yaslarla , lambayi sondurdu ,yatagina kivrildi, duasini etti, Allahtan selamet diledi… O gece uyumasi lazimdi, yeni bir hayat bekliyordu onu artik..Bilal ile Sidika hanim neredeyse sabahi ettiler konusarak; Hic beklemedikleri seylere sahit olmuslardi bu aksam.. Harp zamani olmasaydi bu mevzu cok uzardi da, simdi kisa tutmaliydilar, gururdan ofkeden daha onemli seyler vardi..

KOSTA ILE RASIM BEY ERTESI  KOYE DONUYORLAR….

Rasim bey’le Kosta o gece koye donecek durumda degildiler, yorgunluktan her ikisi de baygin vaziyetteydi nerdeyse, Karinlarini Vasilinin lokantasinda doyurup, hamamin yanindaki kucuk otelde kaldilar, pek temiz sayilmazdi ama bir gecelik idare edeceklerdi artik, Rasim bey, ictikleri ouzonun da etkisiyle basini yastiga koyar koymaz uykuya daliverdi, horlamaya bile baslamisti, Kosta gozlerini kirislerinden orumcekler sarkan tavana dikti, denizin sesi geliyordu disaridan, dalgalar kenarlara sert vuruyordu o aksam Hava da sert esiyordu, soguktu, sanki hava bile onlara muhalifti o gece….Bu baba gibi sevdigi adamdan bir muddet sonra  ayrilacakti, bir daha da gormeyecekti belki Onu , belki giderken bu insanlari vuracaklardi, belki  baska birsey yollarina engel olacakti.. Bunlari dusunurken birden kaldiklari odanin kapisi hizli hizli vuruldu; otelci delikanliydi gelen;

Aman palikaryamu sakin odada Turk oldugunu soyleme gelirler de kapiyi vururlarsa,  bu gece yine etrafta Turk avina cikmislar..

Kosta  ne diyecegini sasirmisti, kapiya gelip sorarlarsa ne diyecekti yine? babam derdi de bir yalan uydurup isim bulmaliydi;dusundu neden Angelos olmasin gercek babamin da ismi dedi kendi kendine.. Rasim  bey uyuyordu, Kapi hizli hizli vuruldu, Rasim  gozlerini acti,

-Hayirdir Kosta’mu bu saatte alici gibi?

-Pek hayir degil agam, Turk avina cikmislar gene, sakin Turkce konusayim deme, sen benim babam Angelos’sun, tamam?

-Ahh dustugumuz hallere bak , diye soylendi icinden Rasim bey icinden..Tamam oglum tamam , merak etme olmeyecegim daha..

Kosta kapiyi acti’ iki orta yasli Rum kapida elleri silahli bekliyordu,

-Duyduk ki bu gece otelde, Turkos varmis, burdamidir yoksa?Nicedir,Kosta rol yapmayi ogrenmisti artik;

-Benim Turklerle isim olmaz. pateramu  adi da Angelos tur,icerdeki uyurdu , uyandirdiniz, yatrosa geldik , yazik adamin kalbi duracak..Ama isterseniz konusun gene..

Ade signomi,(ozur dilerim) kalinihta palikaryamu..Kosta rahat bir nefes aldiktan sonra tekrar yatti, konusacak lakirdi kalmamisti artik, bir an evvel sabahi edip koye donmeliydiler , bu is cigrindan cikmisti, donusu yoktu..

BILAL, SIDIKA HANIM, NACIYE ISKOPLUYA GIDIYORLAR..

Sidika hanim, Bilal konusa konusa sabahi etmislerdi, Sabah ezani okunduktan hemen sonra, ana ogul namazlarni kilmislar, arkadanda biraz kestirebilmislerdi allahtan..Gozlerini actiklarinda gunes hayli yukselmisti, kalkip asagi kattaki ayakyoluna indiklerinde Naciye yine mutfakta son gorevlerini yapiyordu, hanimiyla beyine kahvalti hazirlamis, tepsiye koymus yukari cikaracakti; Sidika hanimin sesiyle irkildi;

  • Sabah seriflerin hayrolsun , guzel gelinim, sen ver de ben cikarayim tepsiyi, sen artik benim gelinim sayilirsin , kimseye hizmet etmeni istemiyorum.. Naciye sasirmisti, ne diyecegini bilemedi, gunlerdir ilk defa gururnu oksayici bir soz duymustu, gozleri sevincle parladi;
  •  Ama olur mu efendim? size hic yakismaz,
  •  – Yakisir yakisir, kizim benim de az cok bildigim var..Diyerek Sidika tepsilerden birini alip merdivenlerden tirmandi,Naciye ikincisini de arkadan getirip hayat ustundeki sedirin ustune birakti..Hatice hanim hala daha uyuyordu, kapiyi tiklatti iceri girdi Sidika ;
  •  – Sabah seriflerin hayrolsun Hatice hanim kizim, bu son gun de kahvaltini ben getireyim dedim, zira Naciye artik gelinim sayilir, hizmetini ederse bana ve ogluma eder..Haticenin nutku tutulmustu, ne diyecegini bilemedi, yalnizca ‘ zahmet oldu Sidika abla ‘ diyebildi..
  •  Yan odanin kapisini tiklatti ,Ruhi bey de orada uyumustu dun gece, ses seda duymayinca kapinin kolunu cevirdi , iceri girdi ama Ruhi bey coktan kalkip gitmisti demekki, dun aksam soylediklerinden belliki ar etmisti.. Tepsiyi alip BIlal’e goturdu, bir lokma yesindi evlatcigi..
  • Gunes yukselince , daha fazla beklemenin alemi yoktu, ucu de hazirlanip , Faytoncu Milosu cagirdilar, Bilalin kendi ati vardi ama Ana kizin esyasini ancak fayton paklardi, Yine de giderken ,Hatice hanimla vedalastilar, hersey icin minnettar olduklarini soyleyip, faytona bindiler, hayirli bir yola cikiyorlaardi insallah.. Bilal de Naciye de cok mesuttular o anda ikisinin de gozlerinin ici guluyordu.. 

BÖLÜM 33

-Stasu Filimas, ego ime Kosta , ( durun arkadaslarim, ben Kosta)
Kostayi duyan Rum ceteciler, bir anda durdular, O’nun Rum oldugunun bile farkinda degildirler. Hepsi intikam atesiyle yanip tutusuyordu.., gecenlerde Anadol ‘dan kacak gelen bir Rum genci ozellikle son gunlerde Ayvalik ve cevresinde yasananlari abartarak anlasmisti,anlattigi seyler Rumlari dehsete dusurmeye, intikam almaya yeter de artardi bile.. Cetecilerden genc olani Kosta’ya donerek; 
– Sen cekil, palikaryamu, senle degil isimiz, Turko ‘yu alip goturecegiz , belki öldürürüz belki de geri getiririz,Anadol ‘ dan gelicek haberlere bagli..
– -Hayir , diye bagirdi Kosta, cekilmeyecegim, ya benide öldürün ya da ikimizi de birakin!
Ceteler birbirlerine baktilar, Kostayi öldürüp kendi iclerinde kargasa yasamak istemiyorlardi, kendi vatandaslasrinin kilina zarar gelmemesi ile ilgili kesin emir vardi, gerci Turklere de dokunulmasi yasakti ama duyulmadikca sorun olmazdi, bazen komutan da yarim kulagiyla duyardi boyle seyleri..Genc olan havaya iki el ates acti, Rasim beyin sag eli de tabancasinin kabzasindaydi, gerci bu kadar adam onu oracikta vururdu ama , kalbinin carpintisi gittikce hizlaniyordu; Kosta birden firlayip Rasim beyin onune siper oldu, :
– – Hadi gelin ikimizi de vurun! Hadi durmayin.. bu adam benim babamdir, kimse beni bir adim kipirdatamaz burdan , ya ikimizi de vurun ya da defolun gidin burdan.. 
– Kosta iki eliyle arkasindaki Rasim beyi geriden sarmaya calisirken ceteci gencler de kendi aralarinda kavga edercesine tartisiyorlardi .Birisi bagiriyor, digerikarsi cikiyor, bir digeri havaya ates ediyordu. Rasim bey, Kostanin arkasina saklanmis olmaktan cok rahatsiz olmus olacakki; birden Ortaya firlayiverdi;
– Gelin be vurun iste; kari gibi saklanan sizin gibi olsun, Bir Rasim, bin Rasime helal bee helal …..diye Rumca bagirdi
Rum genclerden yine genc olani ates etti ama Rasim beyin ancak ayagina denk getirebilmisti, Kosta kosup agasinin ustune kapanir kapanmaz Rasim bey de tabancasiyla rastgele ates acmaya basladi. Iyi nisanciydi, nisan almis olsaydi muhakkak birini devirirdi..Ceteciler birden cil yavrusu gibi dagilmaya basladilar, nereye kaybolduklari bile belli degildi.. Kosta o anda ne yapacagini sasirmis etrafina bakiniyordu,Rasim bey biraz rahatladi,Dogruldu, etrafina bakindi. Kosta’ya asilarak zeytin icine indiler. Mecnunla , Kaliopi de huysuzlanmisti, Kosta ikisini de cekip, zeytinin birine bagladi, Allahtan, Agasinin yarasi cok agir degildi, kursun topugunu siyirip gecmisti,ates eden Rum genc, belliki yeni silah kullanan biriydi..yoksa o mesafeden cok rahat oldurebilirdi..Rasim bey bugun bu tapu isini bitirmek istiyordu, Ona birsey olursa karisinin bu isi yapmasi icin iki sahide daha ihtiyaci olurdu, zavalli kadin cok zorlanirdi, canlari her an tehlikedeydi, hic bir seyi ertelememeliydiler, Bugunlerde her an hersey olabilirdi. 
– Kosta heybesinde sakladigi, tenturdiyotu cikardi, ceketinin icindeki pamuklardan cekip cekip yumak yapti , cok kanama yoktu allahtan,hafif bir yaraydi..ilk isi ,kan pihtisini matarasindaki suyla temizledi, tenturdiyot surdu, ustune bir de ceketinin kol evinden söktğü temiz parcayi yapistirdi, Agasini saglam ayagi ile atina bindirdi, derin bir ohhh cekti, Birlikte yola koyuldular, Kostanin niyeti isin sonunda hastaneye ugrayip pansuman yaptirmakti ama Rasim bey hastaneyi gormek bile istemiyordu..Yollari uzundu Allah vere de baska kimseyle dogusmek durumunda kalmasalardi.. demekki bundan sonra kolay kolay Midilliye inilmiyecekti..Islerini Kosta gorecekti sehirde………..
– 
SIDIKA HANIM , NACIYE’YI , HATICE HANIM’DAN ALLAHIN EMRIYLE ISTIYOR…. 
Sidika hanim, Naciyeye ilaclari verdikten sonra; Bilal’ e konustuklarini uzun uzun anlatti odasinda, simdi sira Hatice hanimla konusup yolu yordamiyla isi bitirmekti, Allah varya, titiz kadindi Hatice ama , O titizlenirse onlar da baska turlu konusurlardi icabinda..Kac gundur evlerinde misafir oldugu icin saygisizlik yapmaktan alabildigince cekiniyordu Sidika. Ehh bir de Hatice hamileydi, canini sikmadan bu isler hallolmaliydi..Besmele cekerek; yuksek tavanli,yesil cini sobanin isittigi genis oturma odasina dogru yurudu.. Hayat ustu oldukca uzundu, Sidika hanimin odasi bir ucta, oturma odasi ile Hatice hanimlarin yatak odasi diger uctaydi..yabanci erkek olmadigi icin sacini taramis, ak saclarini kucucuk bir topuz yapmis, firketelerle alnina dogru gelenleri geriye dogru tuturmustu, basinda her zaman ortundugu namaz yasmagi yoktu, surdugu lavanta kolonyasi da yurudukce mis gibi koku birakiyordu arkasinda.Aslinda gormus gecirmis kadindi Sidika hanim, aga kiziydi, babasindan kalanlari yemislerdi bugune kadar, bundan sonra da Anadola giderlerse , ne verirlerse onu yiyeceklerdi, Bilal de orada bir is tutardi belki evlenince…Bunlari dusunurken birden kendini odda buluverdi;
-Sabah seriflerin hayrolsun Hatice hanim kizim, nasilsin bugun?
-Sukurler olsun Sidika abla, masallah diyeyim! derken sag isaret parmagini koltugunun tahtasina vurdu.. 
– Bugun sabah rahat bir kahvalti ettim, yediklerim sukurler olsun karnimda kaldi..
– Aman aman cok sukur kizim ,Guzel allah her taraftan dert vermezmis, yasadigimiz sikintilara baksana..
-Vallaha Sidika abla bu is nasil oldu bir turlu aklim almiyor, bizim Naciye’ yi onumuzdeki bahceden nasil oralara kaldirdilar, dusun dusun bulamadik Ruhi beyle ikimiz… cok gozumden dustu bu kiz, Yani imkan olsa Istanbula anasinin yanina gonderivereyim.. 
– Oyle deme Hatice hanim kizim, hepimiz insaniz, kimin basina ne zaman ne gelecek bellimi?boyle zamanda dusunulecak seyler degil bunlar, hem zavalli kizin gunahina girme , bak bakireymis bir de zavalli..
– Aaa oyle mi ? Iyi bari , namusundan emin olduk, derken Hatice hanim kizcazin basina gelenlerle alay ediyordu. Hatice hanimin huyuydu bu , ya alay eder ya da insanlara igneli sozler soylemeye bayilirdi,Istanbuldan gelin geldiginden beri cevresinde gonlunu kirmadigi kimse kalma misti nerdeyse, Sidika hanim daha fazla dayanamadi; 
– Madem boyle dusunuyorsun Hatice hanim kizim ,mahdumum Bilal efendi, Naciye’nin dest-i izdivacina taliptir, biz de acaba nasil alip gideriz seni zorda birakmadan diye sabahtandir dusunup duruyorduk..
Hatice bunu duyunca sasirmisti, irzina gecilmis kizi ne yapacaklardi? Aslinda bunlari soylemeseydi , Naciyeyi vermezdi yaa, neyse cikmisti agzindan bir kere.. ama yine de Ruhi beyle gorusmeliydi..Bakalim o nasil bir tepki gosterecekti ..
– Sidika abla, hayirlisi diyelim vallaha cok sasirdim, Bilale daha iyisi layiktir diye dusunurdum ben lakin allah yazmissa diyecek yoktur.. Aksam olsun Ruhi bey gelsin hep birlikte konusalım meseleyi….

– Elbette kizim. Yangindan mal kacirmiyoruz yaa.. bekleriz , bu kadar bekledik, yarin sabaha kadar bekler oyle yola cikariz. Kismet olursa da Cumaya nikahlarini kiyariz, isterseniz Ruhi beyle buyurun evimiz sizinki gibi buyuk degil lakin konu komsu size oda acar, bende bi kac gun Komsum Despina ‘nin evinde yaticam istemem gencleri rahatsiz edeyim…
– – AHH Sıdıka ablam , evimde durdum kurekte de , kaldi elalemin evinde durayim…Sen benim kusuruma bakma, bir kadin bulursak Ruhi bey gelir bulunur nikahta.. 
– Sidika izin isteyerek kalkti, Bilal . odada sigara ustune sigara iciyordu, 
– – ah be oglum, odanin icini fabrika bacasi gibi yaptin kadin zaten huysuz, bir laf duymadan cikip gitseydik surdan yuzumuzun akiyla. Ac pencereleri de havalansin odanin ici, hava da buz gibi zaten …
– – Anladik Sidika hanim haberler nedir sen onlari soyle…
– – Aldik kizi, Bilalim.. artik sizden iki oglan iki kiz beklerim cocugunuz cok olsun ben bakarim…
– Bilal sevincle anasinin boynuna sarildi, ama bu harp zamaninda nasil cocuk yapacaklardi, kolaymiydi buyutmek?nereye gidilecekti, nerde kalacaklardi? Belirsiz bir durumdu, neyse hic olmazsa Naciyesine kavusacakti ya, bunlari sonra da dusunseler olurdu.. 
– – Hadi in de gelin kizina haber ver bakalim Sidika hanim…
– Sidika. Agir agir yuksek merdivenleri indi, Naciye mutfakta ogle yemegi icin hazirlik yapiyordu,
– Kizim guzel gelinim, diyiverdi ,sanki dunden beri ici kaynamisti bu zavalli kiza, 
– -Buyurun efendim, Buyurun Sidika teyzecim..
– Yarin sabah erkenden Iskopluya yola cikiyoruz, lakin bu aksam Ruhi beyle gorusmeiz seni usuleten ondan da istmemeiz laxim, Hatice hanim seni gozden cikarmis zaten.. deyince Naciye nin gozleri bulutlandi, boyle olaacgini cok iyi biliyordu, Haticeyi cocuklugundan beri taniyordu zira..
– Siz nasil isterseniz efendim, ben herseye hazirim.. diyerek merdiven altindaki odasina gecti, bir kac parca esyasi vardi , dolaptan onlari cikardi, hazirlanmaya basladi, Ruhi beyi severdi Onun zorluk cikaracagini sanmiyordu .. 
– O gun hep birlikte ogle yemegini yediler, aksam yemegine kadar herkes odasina istirahate cekildi, aksam ezani okundu Ruhi bey hala ortada yoktu, Sidika hanim, hayirlisiyla gelmesi icin dua ediyordu, allah acisaydi da su zavalli kızında da oglununda yuzu gulseydi artik, adak adayacakti ..dis kapinin hizla acildigini duydu, gelen Ruhi beydi ama sarhosluktan yurumeyi bile sasirmisti neredeyse……

BÖLÜM 32

Naciye, doktor Stravrosun yaptigi ignenin etkisiyle sabaha kadar uyuyabilmisti, Uyandiginda sabah Ezani okunuyordu ama kendini namaz kilmaya hazir bulmamisti o gun , yatagindan dogruldu,elini yuzunu yikadiktan sonra,sobalari yakip her zamanki islerini yapmak uzere Mutfaga girdi.. Bilal , salonun da, Mutfagin da sobasini yakmis, mutfaktaki kucuk sedirin uzerinde bagdas kurmus sigarasini iciyordu.. Naciye , Bılal efendinin yuzune bakmadan
– Sabah serifleriniz hayir olsun Bilal abey, diyebildi yalnizca, utaniyordu, yanaklari al al olmustu , o guzelim bembeyaz tenindeki siyriklar duruyordu, sobalari yaktigi icin , gozlerini kacirarak tesekkur etti, islerine koyuldu.. Bilal efendi bu guzel kizi seyretmekten inanilmaz bir keyif aliyordu ama , rahatsizlik verip utandirmamak icin, mutfaktan cikti, anasiyla yatiigi odaya cikip, giyinecekti .Sidika hanim da sabah namazini kilmak icin kibleye durmustuki, oglu iceri girince; Tovbe estafurullah deyip namaza ara verdi;
– -Hayirdir Bilalim, bu saatte karga bokunu comaklamadan ne isin var, mutfakta?
– Ana , Midilliye gidip Naciyenin ilaclarini yaptiracagim, unuttunmu?Sidika hanim, cok o tarafli olmadi, oglunun bu kiza oolan ilgisinin az cok farkina varmisti, sahin gibi kadindi, bazen de dili zehir gibi can yakardi.. 
– -Oglum Ruhi bey varken sana mi kaldi Naciyeniin ilaclari?diyiverdi.. 
Bılal anasini cok iyi tanirdi, o Rum kizina da karsi ciktigi zaman ayni hal , hareket icerisindeydi, oglunu kimselere layik goremiyordu ama Bilal de de kendinin Hint kumasi olmadiginin farkina varacak yastaydi artik.. Onun yasindaki erkekler kizlarini evlendiriyorlardi neredeyse.. Daha neyi kimi bekliyecekti..Anasina karsilik vermeden giyindi, tertibince kusagini beline doladi, kasaturasini yerlestirdi, silahini aldi, mutfaga ugrayarak bir bardak sut icip cikmakti niyeti.. O arada Naciyenin ocak basinda atesi koruklerken agladigini farketti; Soru sormaya cekiniyordu..gormemezlikten gelip bir bardak soguk sut icip cikiverdi.. Bundan sonrasi icin coktan kararini vermisti Bilal.. bu Kızi almadan gitmeyecekti Misavru dan, anasini da dinleceek hali yoktu kirk yasindan sonra…
RASIMBEY KOSTAYA ZEYTINLIK BAGISLIYOR..
Zeliha hanimin o gunku son sozu , hem kocasını hem de Zelihayi harekete gecirmisti, artik gideceklerini biliyorlardi, tek yapacak sey hazirlanmakti, nasil olacakti tek bilmedikleri sey oydu!
Rasim aga sabah kalkip mutafaktaki ocak basinda biraz kendine gelip bir kac lokma birseyler yedikten sonra, Kosta’nin gelisini gormek uzere kose odadaki sedire gecti, hem sobasi sicacik yaniyor , hem de sabah gunesi iceriyi isitiyordu, havalard a duzelmisti, ee ne de olsa cemre topraga kavusmustu artik. Basini duvara dayadi, karsilari seyre daliyorduki asagi demir kapinin acildigini duydu, Kosta’ya seslenmesi icin Tula’ yi tembihlemisti onceden..iKi Rum gencinin sakalasarak birbirleriyle konusmasini dinledi, ama Kosta’sinin neşesi yoktu eskisi gibi..
– Kalimera agam, beni istermissin, buyur dinlerim seni..
– Kalimera bre Kosta, otur biraz hele diyeceklerim var sana..Biliyorsun ortalik kaynayip duruyor, Dun ben de bizim tuccar Dimitriye gitme gafletinde bulundum, artik kalem kirildi oglum, bizi burda tutmayacaklar, bekliyecegiz, mutarekeyi elbet.. elimi kolumu salllayip Anadol’a gecemem ben , kardeslerim gittiler ama ben onlar kadar dili yavuz digiliyim, beceremem sakin orda is yapmayi, korkarim ,şerren kesilen parmak acimaz oglum.. Lakin seni burada yetim birakmak niyetinde de degilliyim , en azindan karnini doyuracagin mal verecegim sana bre pedimu.. Kosta durumu coktan biliyordu ama utancindan kafasini kaldirip Rasim beyin yuzune bakamadı ;
– – Sen ne uygun gorursen agam, senin sozunun ustune soz soyleyemem ben ….
Rasim bey, Kosta’nin yuzunun kizardigini gorunce ne kadar dogru bir insanla calistigini bir kez daha anlamıştı.
– Hadi git evine , atini al, kafa kagidini al da gel, seninle Midilliye gidecegiz bugun..Kosta agasinin elini opup basina koydu, gzlerinin icine bakmadan sarildi; 
– – Agam , bilmemki ne demem lazimdir sana, Teos (allah) ayagina tas degdirmesin … Sen cok yasa ZITO Rasim!! Diyerek cikti..
– 
– BILAL MIDILLIDEN ILACLARLA DONUYOR…
– Bilal efendi, ilaclari yaptirip adaya firtina gibi dondugunde ,Ruhi abeyi evden cikmisti, isi gucu vardi, kadinlarla vakit eglendirmeyi sevmezdi.. Bilal efendi ilaclari anasina tarif etti, Naciyeye tarif etmeye utanirdi, ne de olsa kadin hastaligi sayilirdi bu durum, Sidika hanim hala Bilalin bu ilgisinden rahatsiz olmus vaziyette kaslarini kaldira kaldira oglunu dinledi.. Dayanamadi, sonunda agzindan baklayi cikariverdi Sidika; 
– -Bılalim nedir bu acelen, merakin elin hizmetcisine? Anlamayamadim bir turlu..
Bılal ‘ elin hizmetcisi ‘ lafina cok icerlemis olacakki, birden sesinin tonunu sertlestirerek; 
– – Bak Sidika hanim- kizdigi zaman anasina boyle hitap edrdi-O elin hizmetcisi dedigi kizi alip Iskopluya gidicez, gelinin olacak, haberin olsun, o kizi burada Hatice hanimin merhametsiz yuregine emanet edemem, bundan sonra kiza etmedigi terbiyesizligi birakmaz, ezer gecer zavalliyi
sonunda yavrucak canindan d olur, gunahini cekersin duydun muu?
Sidika hanim oglunun sinirlendiginde yirtici bir kaplan kadar acimasiz olduguu cok iyi bilirdi,cani sikildi, ama artik isyan edip soylenecek kizacak zaman degildi, zaten gavurun merhametsizligini gormus bu kiz belki gelin olarak Ona iyi bakardi kimbilir?Yuregini yumusatmaya calisti, sevapti boyle bir kizi kurtarmak, Helal sut emmis bir kiza da benziyordu, kimi kimsesi yoktu, rahatsiz edeni de olmazdi boylesinin..
– Odaya elinde ilaclarla girdi, Naciye yatagini topluyor, bira taraftan da agliyordu; gormemezlikten geldi Sidika; eliyle Naciyenin basini oksayarak ; 
– -Bak kizim, seni Bilalime gelin almak isterim , ne dersin bizimle Iskopluya gelirmisin?Birden ne diyecegini bilemedi Nacıye’cik , Saskinligini saklayamadi , afallamisti, hic boyle bir sey getirmemisti aklina, kim napsindi Onu artik boyle kirletildikten sonra?ne demesi gerekiyordu bu durumda, ‘Hatice hanimima sorun’ dese, belki musade etmeyecekti . ihtiyaci vardi zira O’na, Ruhi abeyime sorun dese ,belki o da karisinin etkisi altinda kalacakti. Akilli cevap vermeliydi.. dusundu.. 
– -Sidika teyzem, bu benim icin buyuk bir piyangodur, lakin yine de Hatice hanimdan izin alin , bakarsin müsade buyurmaz ..
– Orasini bize birak sen Naciye. Diyip,İlaclari tarif etme fasliana gecti Sidika…
KOSTA ILE RASIM BEY MIDILLI YOLUNDA..
Kosta, Kaliopiyi hazirladi, anasina durumu anlatti, Zeliha hanima hazirliklarinda yardimda bulunmasini soyledi, artik gidis icin yavas yavas hazirlanmaya baslamisti hanimi, ne zaman olacagi belli degildi ama eli kulagindaydi..
Rasim beyle beraber Midilliye dogru yola koyuldular, hava oldukca guzeldi, gunes hafif hafif isitiyordu bile, dereler icinde dag laleleri acmaya baslamisti yine, Rasim bey ara sira yavasliyor lalaerin guzelligini seyrediyordu, rengarenk mis gibi kokuyorlardi, Kosta bir ara atindan atladi bir kac tane toparlayip agasina getirdi, 
-Agam yakana takarsin belki. Dedi?
– Eee sakin beni deli panayot sandin bre Kosta???Gulustuler, yollarina devam ettiler, Perama ya yaklasmislardi ki ; yolda bir gurup ceteci sanki onlarin yolunu bekliyordu, ellerinde tufeklerle tozlu yolun her iki tarafina saklanmisken birden çıkıvermişlerdi onlerine….
Hoppppp Bre Turko, stasu ! ( dur bakalim turk)
Rasim bey cok iyi Elinika (sehirli rumcasi) konusurdu, durdu. Kosta ne yapacagini sasirmisti, bu capulcular onu da dinlemezlerdi simdi, 
– Durdum bakalim bre palikaryamu, soyleyin bakalim ne istersiniz benden? 
– Canini isteriz Turkos! Cok can gitti Anadol da onlara karsilik biz de senin canini isteriz, katalavas?
– Rasim bey tas kesilmisti, diyecek soz bulamiyordu> Kosta çıldırmış gibi atindan atladi, Çetelere dogru yurudu, bir cogunu tanimiyordu, lakin bir kacini kilisedeki toplantilarda gormustu..

BÖLÜM 31

Rasim bey, eve girmeden once, Mecnunu ahira bagladi, Kucuk Pamuk atlarin oldugu yerde yatmaktan, beyazdan kahverengiye donmustu neredeyse, Tulumbadan su cekti, hayvancigi kopurte kopurte yikadi,ardindan elini yuzunu yugdu, Mavi boncuk gozlerini karsiki daglara cevirdi,uzun uzunn o daglarda gecirdigi gunleri dusundu, son zamanlarda yasadiklari gecti gozlerinin onunden, Kosta ile saklandiklari magara, yasadiklari bir kac zor gun hep oralardaydi..hala kar vardi tepelerinde , ama ilk gunlerdeki gibi degildi elbet,basindaki agirligi, gogsundeki sikintiyi ne yapsa atamiyordu bir turlu. Yukari kapidan kucuk Mehmet gorununce bir nebze olsun gozlerindeki pus gidivermisti. 
– Baba, geleyim cizmelerini cekmeye?
– Gel oglum, hadi in yavas yavas merdiven ayacigina..
Mehmet’in en sevdigi seydi, babasinin koruklu cizmelerini cekmek, tutttumu cekiverirdi babasinin daha onceden cikardigi cizmeleri, bu sefer oyle olmadi , cekip cekip duruyor bir turlu cikaramiyordu, Cani sikilmisti Mehmedin,
-Ihh, ihhhhhhhh, cekiyom cekiyom ,cikmiyo noldu cizmelerine baba?hep cikariyodum ben buncazlari ! Rasim aga biyik altindan guluyor bir taraftan da kucucuk cocuga ders vermenin ne kadar dogru olacagini tartiyordu kafasinda , en basit sekliyle aklina geleni soyliyiverdi oracikta;
-Herseey her zaman kolay olmaz Memedim, bazen o kolay yaptigin seyler bile cok zorlasir… 
-Simdi oyle mi oldu Baba? 
-Ehh, biraz oyle oglum, ama ben yine sana cikarman icin yardim edeyim , hadi gel birlikte asilalaim da ciksin cizmeciklerim.
Rasim bey, cizmelerinin topugunu merdivene dayayip cikardiktan sonra oglunun cekmesine musade etti.. Zeliha hanim yukaridan baba oglu seyrediyor bir taraftan da kocasinin yuzunde beliren gerginliginin nedenini anlamaya gayret ediyordu. Bu zamanda sikinti bitermiydi, biri bitse biri baslardi, ama neydi bu seferki, acaba biri birsey mi demisti saklanmasi ile ilgili, Rasim bey hassas adamdi, boyle birsey duyarsa cok etkilenir uzulurdu..Kocasinin ogluyla birlikte yukari cikmasini bekledi, oglen saatini coktan gecmisti , Rasim aga dagdan dondu doneli saatleri de sasirir olmustu. 
– Rasim bey , biz yedik cocuklarla ,Tula sana da hazirlasin mi yiyecek birseycikler?
– Cok istemem, varsa bir corbacik icerim Zeliha hanim.. 
Belliki cani sikkindi ogle yemegini kolay kolay boyle corbayla gecirecek adam degildi koca Rasim..Kose odanin sobasi yeni yanmis olmasina ragmen gunes coktaan isitmisti odayi..Tula, elinde bir tepsi; icinde tereyagli mis gibi tarhana corbasi, sogan, siyah zeytin ve bir dilim ekmekle kapida belirdi, agasinin yanibasina koydu ve derhal odadan cikti, belliki agasi ile hanimi hususi seyler konusacaklardi..
– Rasim Agam , hayirdir beyim? Anlatacaksin nedir sikintin? Yoksa basinin etini yiyeyim anlat anlat diyee…
– Bilmem ki nerden baslayayim Zeliha’m…Bugun Dimitri ye gittim, bilirsin beni hep kapilardan karsilardi, yuzume bile bakmadi nerdeyse …demeye kalmadi, yutkundu, bir daha yutkundu. Rasim beyin boncuk mavisi gozleri yeniden puslanmaya basladi, kendini tutamadi, karisinin yaninda aglamayi hic sevmezdi ama yapacak birsey yoktu..
– Ne oldu agam, beni catlaticaksin sonunda, ne dedi sana koca gavur?
Rasim herseyi bastan sona anlatti Zelihasina…Zeliha hanimin tek soyledigi su oldu; 
– -Bundan sonra hicbirsey kolay olmayacak, yavas yavas hazirlanalim gitmeye agam…. 
NACIYE’NIN BASI DERTTE..
Naciye , bir taraftan Hatice hanimin kaprislerine bir taraftan Sidika hanimin ihtiyaclarina yeteyim derken bitkin dusmustu, ara sira odun tasimak icin ciktiginda biraz nefes almak icin evin arkasindaki kirlara dogru yururdu. iKi gundur oradaki yikinti da iki Rum genci durmadan icki iciyorlardi, bazen yanik turkuler soyluyorlar , bazen de naralar atiyorlardi, Naciye de genc kizligin verdigi merakla ara sira genclerin ne yaptigini gozetlemek icin buyuk sari kayanin arkasina saklanir, sessizce izlerdi..Cogunlukla korkardi ama meraki korkusunu bastirirdi bazen..O gun yine aksamuzeri alacakaranlikta, evin aksamki odununu tasimak icin bahceye oradan da arka kirlara dogru sessizce yurudu, evin arkasinda biraz bir tumsek oradan da yukari taraflara giden issiz kayaliklar arasindan Rum genclerin sesleri geliyordu, sanki bu aksam daha cok ses vardi , yine buyuk sarı kayanin arkasina gecti, her zamanki yerine saklandi, dinledi ama konusmalarini anlamiyorduki , sen sakrak eglencleri hosuna gitmisti, kulak kesildi, ne de olsa o da bir genc kizdi, hayatinda dogru duzgun bir erkek gormemenin verdigi merak vardi uzerinde.. Bırden iri kocaman bir el agzini ,digeri de kollarini kavradi, Naciye neye ugradigini sasirmisti, debelenmeye basladi, bagirmaktan da korkuyordu, Ruhi bey, Onun buralara kadar yuruyup ciktigini gorse cok kizardi, adamin elini isirdi, ciglijk atayim dediyse de sesi cikmiyordu kizcagizin, Rum genci, oyle bir sarmistiki kocaman kollariyla, Yalnizca debeleniyordu, debelendikce uzun etegi aciliyor bembeyaz bacaklari ortaya cikiyordu, Rum delikanlinin istahi kabarmisti. İckinin de verdigi rahatlik ve guvenle Naciyeyi bacaklarinin arasina kistirdi, tam tecavuz etmek uzereyken diger iki arkadasi basinda bitiverdi, Naciye firsat bu firsat diyip dogrulmaya kalktiysa da beceremedi, Rum genc ondan cok kuvvetliydi..
– Oppopp opppopp.. heytt be boyle yalniz eglenmek varmi Nıkos efendi? Kaldir da yikinti da beraber eglenelimm..Uc erkek Naciyeyi yikintiya dogru suruklediler, kimsecikler yoktu ortalarda, hava da kararmisti, istedikleri tek sey Naciyeyle gonul eglendirmek, orasiyla burasiyla oynamakti. Kiz korkudan bayilmis, kendinden gecmisti, bundan istifade uc erkek te sirayla tecavuz ettiler, ilk isini bitiren kizin daha bakire oldugunu onu ilk kullanma serefinin kendine ait oldugunu haykiriyordu. Nikos sona kalmisti ; Hem icip hem kiza tecavuz etmeyi surduruyorduki bir lamba isiginin onlara yaklastigini farketti 
– – Adee grigoraa ( cabukk) biri geliyor elinde fenerle, cabukkk pedyaa!! 
– Evden merak etmislerdi elbette..Bilal de o gece anacigini almaya geldigi icin arama gorevi O’na dusmustu.. Naciyeyi geldigi gunden beridir begenmis, ama lafini bile etmekten cekinmisti onemli memleket mevzulari varken..Yalnizca hayalini kurmustu uyumaya cekildigi zamanlar… Elinde fenerle dolasirken bir taraftan da ;- Naciye hanim, Naciye hanim diye sesleniyordu.Sesine karsilik veren kimse gorunmuyordu ortalikta, Sanki yikintidan gecenin alacasinda inleme sesleri geliyordu kulagina , o tarafa dogru seyirttii, yikintinin duvarlari saglamdi, yalnizca tavani ve pencereleri yoktu ,sesi rahat duyabiliyordu, yikik kapidan girdi, duvarin dibinde bir suru bos icki sisesi duruyordu.. Feneri sol tarafa cevirdiginde ;bir cuvalin uzerindede siyah saclari sere serpe yayilmis , beyaz bacaklari kan icinde kalmis, yalinayak, akpak gogusleri acikta yatan baygin bir kadin vardi, egildi, yokladi yasiyordu Allahtan , Ama bu Naciye idi,Aman Tanrimmm!! Naciyesi idi Bilalin! kac gece hayalini kurdugu, adini bile anmaktan cekindigi Naciyesine kim kiymisti, hangi it ugursuz yapmisti bu zulmu,Bilal o anda cilgina dondu. Agiz dolusu bir nara atti, bir daha atti, bagirmak, bagirmak neredeyse butun koyu toplamak istiyordu….
– 
– Bilal’in kendine gelmesi biraz zaman aldi. Yere oturdu kizin ustunu yerdeki diger cuvalla orttu, ama acele edip doktor cagirmaliydi, ya da Midilliye goturmeliydi…Birden akli basina gelince oturdugu yerden firladi; Naciyeyi kucakladigi gibi eve getirdi, kapiyi tekmeleyerek acti, sinirinden kendinden gecmistiki, Ruhi abeyi elinde pistol le merdiven basinda onlari bekliyordu, olan biten belliydi lakin kimin kac kisinin bu isi yaptigini ogreneceklerdi. Ogreneceklerdi ogrenmesine de kimi kime sikayet edeceklerdi? Bilal derhal Doktor Stavrosun evine gitmek icin firladi..Bekleyecek hali yoktu, Firtina gibi gidip, kapiyi hizli hizli caldi, Stavros bu saatte gelen hastanin acil oldugunu bilirdi. Hic sorgu sual etmeden Kapinin arkasindaki hazir ettigi cantasini alip Bilalin atinin terkisine atladi ve iki erkek Ruhi beyin evinin yolunu tuttular..
– O arada Naciye biraz gozlerini aralamisti, Hatice hanim basinda durmus; zavalli kizi konusturmya calisiyordu, nasil olmustu, Oraya nasil gitmisti sorguya cekiyordu Naciyeyi.. , Ruhi bey sinirlenip karisini da Sidika hanimi da odadan cikardi.. O arada, Bilal , doktor Stavros’la yari acik kapidan iceri suzuldu. Naciyenin odasi merdivenin altindaki alt odacikti, orada yatar orada kalkardi, sabah hanimindan beyinden once kalkar, namazini kilar, sobalari yakar, kahvaltiyi hazir ederdi..Hatice hanim istanbuldan gelmis biraz simarikca bir kadindi, sozleri de oldukca igneliydi, agir soz isitmemek icin elinden geleni yapardi Naciye, simdi bu kabahatini nasil anlatacak kendini nasil aklayacakti… Doktor Stavros, herkesi odadan cikardi, yalnizca Bilalin annesi Sidika hanimin yaninda olmasini istiyordu, bir kadin olmaliydi yaninda muayene ederken…Bılalden anasini asagiya indirmesini rica etti, Sidika hanimin kulaklari da agir isitirdi ya , neyse… 
– Doktor Stavros, tepeden tirnaga Naciye yi muayane etti, lakin sira vajinal muayeneye gelmisti; Sidika hanima donerek; 
– Hanim bir carsaf veriniz, vajinal muayene edecegim..
Sidika hanim doktorun dedigi hic birsey dogru anlamamisti;
Ne istedin Yatros? Majina mi edeceksin?O da nedir? Bizim zamanimizda oyle muayene etmezdi doktorlar oglum, O da nedir? Majina edecekmis kizi baksana? Diye diye soyleniyordu..
.. Doktor Stavros derdini anlatamayacagini anlayinca kizin altindaki carsafi cekip ustune orttu, vajinal muayene nedir Naciye de ilk defa ogreniyordu, Cok cani yanmisti ama agzini acip ‘ihh” demeyi ayip saymisti. Doktor Muayeneyi tamamladiktan sonra eldivenlerini atti, ellerine su dokmesi istedi Sidika hanimdan, Erkeklerle konusmak icin disari cikti.. Naciye hem agliyor hem de utancindan basini yorgandan disari cikaramiyordu..
Doktor Stavros yutkunarak ; 
– Dua edinki hamile kalmasin, eger sansliysa zamanina denk gelmediyse kalmaz ama cok badire atlatmis,Cok hirpalanmis, bakireymis korici!(kizcaz) yasadigina sukur edelim, ilaclar yazacam simdi, Bilal efendi oglum, yarin sabaha Midilliden yaptirip geleceksin ,sana tarif edecegim diyerek , Ruhi beyin hazir ettigi iki mecidiyeyi Ingiliz kumasindan dikilmis yun ceketinin cebine indirdi..

BÖLÜM 30

TARIHE KISA BIR GOZ ATALIM…
“Lozan’da masada bulunan yedi devletle bir daha bir kez daha savasip savasilmayacagini en iyi bilen hic kuskusuz Ismet Pasa’ydi. O, barisin kacinilmaz olarak yapilmasini ancak her ne pahasina olursa olsun imzalanmamasi gerektigini de en iyi bilen kisiydi, Evet baris antlasmasi imzalanacakti ama Ankara’dan Gazi Pasa’nin verdigi emir ve direktifler dogrultusunda zamani geldigi zaman… 
Mustafa Kemal, Sevr’in Osmanli Hukumetince imzalanmasini su sozlerle elestirir ‘ Insaf ve acima dilenmekle ulus isleri, devlet isleri gorulemez. Ulusun ve devletin seref ve bagimsizligi saglanamaz, insaf ve acima dilenmek gibi bir ilke yoktur. Turk ulusu, Turkiye’nin gelecekteki cocuklari bunu bir an bile unutmamalidirlar’ ve diyerek anlatir.. BU dusunceler ve direktifler dogrultusunda 4 Subat 1923 tarihinde Lozan Baris Antlasmasina ara verilmisti ”
AYNADAKI TARIH SAY.159
E. MUTERCIMLER
MIDILLI” DE NELER OLUYOR?
Ethem Efendinin cenazesi defnedildikten sonra, es dost hatim indirip , komsularina son gorevlerini yerine getirmek icin toplanmislardi. Rustem’in haberi gec oldugu icin ancak duaya yetisebilmisti . Lebibe hanim , oglunu gormenin verdigi huzurla, konu komsuya helva hazirlamak icin dogruldu, o arada yan komsu Elena , Turklerin adetlerini iyi bildigi icin koca bir tencere tereyagli mis gibi helvayi yuklenip gelmis, koyacak yer ariyordu, tencere sicakti, neredeyse elleri yanmak uzereydi Elena’nin . basinda siyah dantelli esarbi, siyah terlikleri, siyah elbisesi ile tam bir yas alemindeydi, kocasinin da gelmek icin izin istedigini soyledi, ne de olsa neredeyse kirk yildir komsuydular, cetelerin yaptiklari koydeki butun Rumlari uzdugu gibi onlari da caresiz birakmisti.Lebibe hanim, sabah gunesinin vurup isittığı salona girer girmez kizkardesinin yine hickira hickira agladigini farketti; 
– Hemsire , biraz topla kendini Allahini seversen, Bak yan komsun Elena bir tencere helva getirdi, sicak sicak daha mis gibi tarcin , tereyag kokuyor.. Kocasi da taziyeye gelmek icin izin istermis, musade eder, kabul edermisin?

Vecıze hanimin acisi cok tazeydi, su anda hicbir Rum’u goresi yoktu ama Elena’ nin yeri baskaydi, her derdine kosmustu. Kizlarinin dugunlerini bile neredeyse birlikte yapmislardi, ceyizlerinde Elena’nin cok emegi vardi. Boyle bir insana gelme demek yakisik almazdi, zaten Lebibe hanimdan cok Elena ile kardes gibiydi Vecize..
– – Elbette , buyursun Ablacim. Benim kusuruma kimse bakmasin, kolum kanadim kirildi, evimin diregi yikildi, kizlarim da olmasa yasamanin manasi yok ama, deyip biraz nazlandi etrafa karsi..
Geleni gideni cok oldu ogun Vecizenin,

-Ne kadar cok ta sevenimiz varmis ! megerse diyerek, kendine ve rah. Kocasina pay cikarmayi da ihmal etmedi, oldu olasi nazlanmayi da, ovunmeyi de severdi sagolsun…
– Misafirler gittikten sonra , kadinlar dinlenmek icin bile yalniz kalamamanin verdigi yorgunlukla herbiri sedirlerin uzerine serildiler. Vecizenin kizlarinin biri Molva ‘dan biri Sigri dan gelmislerdi, ikisinin de agzini bicak acmiyuordu, kocalarinin daha dunku baskindan serbest kalip kalmadiklarini bile bilmiyorlardi.. Baskinlar her yerdeydi, butun erkekleri dusman goruyordu ceteler..Kızların bu hali Rustem’in icine islemisti sanki, ne yapabilirdi kuzenleri icin?elinden gelen birsey yoktu, Ethem beyin evde artik olmayisi Rustem’ i bir lahza olsun rahatlatmisti ama birsey belli etmekten cekiniyordu..O esnada Pereme’ ye gidip haber alabilirmiyim ?diye dusundu, atina atlayip, Peremanin yolunu tutacakti, belki kahvede insanlar uc bes birsey soylerlerdi, olmadi Iskopluya gecerdi oraciktan, su kizlara birer haber getirseydi keske.. Tam kapidan cikarken Ruhi abeyinle karsilasti; 
– Hayirdir Rustem, bu gece olsun dinlenmek yokmudur,oglum?
– Ruhi abeyim, bizim teyze kizlarinin beyleri de iki gundur esirdi camide bakalim, onlardan haber varmidir diye cikmistim..
– – Gir oglum , iceri Ayvali’dan Kumandan’dan telgraf gelmis, herkesi salmak zorunda kalmislar, bugun sehirde ogrendim, damatlar cikmislar bu tarafa geliyorlardir haberi aldilarsa…Malum her iki koyde uzaktir bizim buralara…
– Rustem rahatlamisti, yorgunluktan perisan vaziyetteydi zaten, iceri girip bir yorgunluk kahvesi ictikten sonra dogru anaciginin yattigi odaya cikti, anasinin yatagina uzandi, anacigi gelince nasilsa duyardi…Yorgunluktan deliksiz uyudu, sabah ezani ile gozunu actiginda Lebibe hanim kendine yer minderi acmis misil misil uyuyordu…Uzun uzun hasretle anacigina bakti, gidesi vardi , ama uyandirmadan giderse Lebibe hanim O’nu hic affetmezdi…
– 
– KOSTA GIZLICE KOYE GELIYOR…
Zeliha hanim, gogsune tufegin kabzasini yedikten sonra uzun sure kantron yagiyla icli disli olmustu, her gun her gece Maria, Zeliha hanimi kantron yagiyla ovar, elini sicak sudan soguksuya dokundurmazdi, Tula olan biteni duyar duymaz zaten haniminin yanindan ne gece ne gunduz ayrilmamisti, yalnizca yasli anasini birakmamak icin geceden geceye yatmaya gidiyordu eve. O gece Tula isini bitirdikten sonra Zeliha hanimdan izin isteyip disari cikti, buyuk kopek te yoktu artik , kucuk Pamuk ta ahirda yatmak zorundaydi, kim yol gosterip haber verecekti gelene gidene diye dusunurken, buyuk demir kapinin disinda bir kararti gordu, 
-KImdir orda? diye bir ciglik atti, Tula.
Herkes birbirinden korkar olmustu,Turkler Rumlardan, Rumlar da Turklerden cekiniyorlardi , bir kere kalem kirilmisti olan olmustu, dusmanlik baslamisti, kimin kime ne yapacagi belli olurmuydu bundan sonra..
– Sus Kiz sus, benim Kosta..sesini kes, yoksa ikimizi de bizimkiler kus gibi avlarlar, katalavas?
– Ahh anladim Kostamu, nerden ciktin sen?
– Sana hesap veremem simdi, don ac kapiyi icwri girezeyim..korkmasin mama , Zeliha mama.. Iki genc donduler merdivenleri cikip , iceri girdiler, Zehra hanim Kostayi yalniz gorur gormez az daha bayiliyordu ki, Maria kucuk fridanin (nis) icinden kafurun getirip hanimina koklatti, Rasim agasi cok iyiydi, sikintilari yoktu sukur, bu gece koyde kalip sabaha gidip agasini getirecekti. Koydeki herkese de agasini habersiz kacirdigini soyleyecekti, plan buydu, yoksa agasi kimsenin yuzune bakamam demisti, tembihlemisti Onu.. o gece Tula haric hepsi ayni evde kaldilar, Zeliha hanim basini yastiga koymadan , dua etti, Mehmetcigini yanina aldi, uykuya daldilar, sabaha karsi Kosta kimseye gozukmeden cikacak daga tirmanacakti, hala kimseye nerede saklandiklarini soylemiyordu, lazim olursa hepbirlikte gideriz simdilik ogrenmenize gerek yok diyordu, ara sira kurnazligi tutardi boyle .. 
KOYDE HERSEY ESKISI GIBI…..
Bir muddet koyde hersey eskiye doner gibi olmustu, Ziyneti hanimin karsi komsusu Eleftra, uzuntusunu anlat anlat bitiremiyordu, gun asiri yogurt kuruyor, corek yapiyor, tatlilar getiriyor, sanki kendilerini affettirmeye calisiyordu, akli basinda butun Rum komsular uzulmuslerdi, hele Ethem efendi olunce , erkekler elleri bagli alinip camiye hapsedilince cogu kimsenin, hele kadinlarin uzuntusu buyuktu, yasli erkekler de bu durumu bir turlu kabullenemiyorlardi ama gencler, disaridan gelen capulcularin cok etkisinde kalmislardi; 
Ziyneti hanimin yarim akilli oglancigi Mehmet bir turlu adam yerine konup ta goturulmemeyi hazmedememis olsa gerek her aksam anasina,

-Bir daha sefere beni de alirlar babamla degil, ana ? Alsinlar beni de .. deyip deyip duruyordu, bazen guluyorlar bazen de olayi hatirladikca gozleri yasla doluyordu hepbirlikte..
Zor gunlerdi yasananlar, ertesi gun ne olacak kimse bilmiyordu, Ayvali dan Rumlara gelen mektuplar, Turklerinde tek avuntu kaynagi idi, Onlarin iyi oldugunu duydukca kendilerini guvende hissediyorlardi..Rasim bey döndü doneli bir turlu evden cikmamisti, her ne kadar Kosta beni kacirdi diyecekse de boyle bir seyi kendine yediremiyordu. Boncuk mavisi gozlerini tavana dikip dusunuyor belki de Ethem efendiden sonra ikinci cenaze benimki olacakti diye avutuyordu kendini …
Koyde herseyin eskisi gibi olmasi beklenemezdi elbette, Kim kalacak kim gidecek, ya da hic gitmeyecekler mi , kimse birsey bilmiyordu, Gazi pasa bile bilmiyordu ne olacagini , yabanci diyarda Ismet pasa Gavurla masaya oturmustu, simdilere de mutarekenin iyi gitmedigi ara verildigi şayiası cikmisti.( soylenti)Belirsizlik devam edip duruyordu, bu arada zeytinler bitmis, agaclar budanmaya baslamisti bile; Rasim aga Peramaya gidip yaglarini Rum Tuccara satacak oldu o sabah; havacik da guzeldi, firsat bu firsat diye dusunerek Mecnununa atladi, Peremada Kirya Dimitris’in yazihanesinde aldi solugu; Dimitris Rasim beyi gorunce kapilardan karsilardi, yağlı musteri oldugunu bilirdi, namuslu adamdi , soz verdimi geri donmezdi Rasim ;Ama bugun Kırya (bay) Dimitri, yagli musterisini gormesine ragmen yerinden bile kimildamamisti, Hayret diye dusundu Rasim bey, kapinin pirincten topuzunu geriye dogru itti, Dimitri hala koltugundaydi; 
-Kalosorisete Rasim , hos gelmissin!
-Hayrola Kirye Dimitri, haline bakicak olursak pek hosgelmise benzemem ama hayir olsun?
– Yok bee, iki gundur hastayimdir ustunuze afiyet ondandir kalkamadigim..
Rasim bey, Dimitriyi iyi tanirdi, kaz gelicek yerden tavuk esirgemeyen bir adamdi, para kokusunu aldimi Midilliye kosarak giderdi vallaha hasta bile olsa, lakin bugunku durumuna mana verememisti, fazla lafı uzatip sinirlerini bozmak istemedi, hemen soze girdi, 
– – Biliyorsun bir kac haftadir olanlari, zeytin toplanti sikildi ama ancak sana getirebildim asiti de allahtan cokiyidir, ne fiyat vereceksin?deyip yağ numunesini Dimitriye uzattı ..
O da coktandir bu soruyu bekliyordu zaten , tam zamani diya dusunup Rasim beye daha once verdigi fiyatin yarisini soyleyiverdi;
Rasim bey once kulaklarina inanamadi, tekrar sordu , tekrar ayni cevabi aldi, o koca yuksek tavan sanki basina yikilmisti, sinirlerine hakim olmaya calisiyordu yalnizca ,alttan almaya çalıştı ;
– -Neden boyle yaparsin Kirya Dimitri ? nerden cikti bu simdi?diyebildi.
– -Bundan sonra boyle Rasim bey, siz gidiyorsunuz nasilsa satacaksiniz yaginizi kimse yuksek fiyat vermiyor Turklerin malina ..Git Midilliye gez sor istersen deyince, Rasım bey kendine hakim olamadi, Dimitriye yaklasti, yakasina yapisip suratinin ortasina okkali bir tukruk yapistirdi..
– Tuhhhh yaziklar olsun senin kalibina dua et daha genc degilim olsaydim seni burda canli tutmazdim ben, serefsiz herif diyebildi ancak..
– Dimitri piskindi, boyle saldirilara alisikti, yuzunu cebinden çıkardığın mendiline sildi , kili bile kipirdamamisti, sakalini sivazladi onundeki hesaplarina devam etti… 
Rasim bey. Basindaki fesini kaybetmis bir halde Mecnuna atladi, fesi orada icerde kalmis olabilirdi ama asla geri donup o adamin onunde yere uzanip asla fesini almazdi.. Mesagros catisina (ayrimina) geldiginde gogsunde bir agri hissetti, boyle sikintilar iyi degildi ama bundan sonra sikintidan kacamayacakti malesef….Misavru (mesagros) yokusunu cikarken kalan yaglari Kostaya bagislamayi dusundu, ama zeytinde bagislayacakti ki yagini satabilsin Kostacik, o zamankı kanuna gore zeytini olmayan yag satamazdi.Zaten gideceklerdi, burada yiyecekleri ekmek bitmisti demekki ….Rasim bey agir agir evinin kapisini buldu…

BÖLÜM 29

AYVALIKTAN TELGRAF VAR……
Yakup Cavusun aci haberi tez ulasti karargaha, aci haber olur da tez ulasmazmiydi hic? Cok sehit vermisti Turk askeri ama Yakup cavusun sehitligi baska bir aci vermisti bu sefer. Canakkale’ de bile bircok askerini gömmüş Kumandan, Yakup Cavusa gizli gizli aglamisti haber gelince şen şakrak adamdi, karargahin nesesiydi, evine gidecegi gunu iple cekiyordu, kucuk Dursun yetim kalmisti, Hanife baci da dul. Anacigina ne derlerdi simdi? Zordu velhasil, Yakup Cavusu neredeyse sulh zamani, mutareke yururken kaybetmeleri karagahtaki herkese cok dokunmustu.. Kumandan telgraf odasina girdi, telsiz bascavusuna ;
– Yaz oglum Mıdillideki Yunan kuvvetleri Komutanligina 
Hasan cavus sasirmisti, ilk defa boyle bir telgraf yazacakti cunku, Ali Yuzbasi, Gazi Pasaya sormadan asla boyle birsey yapmazdi, yapmaya da cesaret edemezdi, demekki yuregi derinden yanmisti bu sefer;
Midilli Yunan Sılahlı Kuvvetleri Komutanligina,
Son sehidimiz, Yakup Cavusun aci haberi bugun karargahimiza vasil olmustur, Mutareke yururken bu sehit haberlerine bir daha ilave edilecek olursa ilk hedefimiz Midilli adasi olacaktir , sahsinizi haberdar etmek vazifemdir. 
Ayvalik Cephesi komutani
Yuzbasi Ali Bey
Bu telgraf biraz da blöf niteliginde bir telgrafti elbette, Gazi Pasa boyle bir telgrafin gittigini haber alsa ancak memnun olabilirdi.. Yuzbasi Ali biraz olsun rahatlamisti, boyle bir plani yoktu artik Turk ordusunun ama bu yalinayak bozguncular ancak bu dilden anlarlardi. Orada olanlardan haber alamiyorlardi zaten, diger adalardan az cok gelen bilgiler de ic acici seyler degildi..Yuzbasi odasina dogru yururken, bir sigara sardi, sararken de Yakup Cavus geldi gozunun onune, Kardenizde tutun ektikleri icin tutunu de cayi da ondan dinlerdi hep.. gzlerinin doldugunu hissetti, neden se bu olum onu cok etklilemisti, belki de sulh oldgu icin baska bir savasi dusunemeyecek kadar yorgundu, odasina girmeden sigarasini sondurdu, basini gokyuzune cevirdi, soguk gecenin berrrak gokyuzundeki yildizlari, sevgililer gibi birbirlerine uzaktan gozkirpiyorlardi, hayati harpte gecmisti Ali Yuzbasinin, evlenememisti ama sevdigi bir kiz vardi istanbul’ da..Saray cevresinden oldugu soylenirdi Niluferin, anacigiyla beraber otururdu Eyupteki buyuk ahsap konakta, Disari cikarken muhakkka dadisi Ayse kadinla cikardi, birkac kez karsilasmislar ama konusma gorusme firsaatlari olmamaisti, acaba dondugunde Nıluferi bekar bulabilirmiydi? Ne zaman biterdi bu harp? Ne zaman Mutareke sonuca varirdi ?
Oylece Caypinarli Sabrinin ezan i okuyusuna kadar uyuya kaldi..Sabah kalktiginda belliki ustune kar yagmisti, yorganin uzerine kivrilmis, uniofrmasiyla yativermisti Ali yuzbasi, zaten cogu gece uniformasini cikarmiyordu yatarken, Turk cetelerin de yaptiklarini kontrol etmekten bitap dusmustu neredeyse, bir cogu laf dinlemiyor, emre itaat etmiyordu, cok defa gece yarilari mahallere dagilip Turk cetecileri kovaliyorlardi, bunlari dusunurken yine bir sigara sardi, yataginda dogruldu, dun aksamdan beri acti, bir kac zeytin bir lokma ekmek bir bardak ta sicak cay ilac gibi gelirdi simdi, kalkip nobetci askere seslendi, bir taraftan da katibi cagirdi; 
– Bugun iki mektup daha hazirlayain adadaki Rumlara , cok mesut olduklarini anlatsinlar akrabalari ; alin bak bu iki adrese gidecek mektuplar..siz ne yazacaginizi bilirsiniz ama gelen gemiye vermeden bana okuyacaksiniz haa, demeyi de ihmal etmedi..
MIDILLI DE SON DURUM..
Yunan askeri karargah komutani telgrafi alir almaz, pacalari tutusmustu, ne yapardi Turkler buraya cikarsa ?hepsini kesiverirlerdi oracikta.Oylesine korkuyordu Turklerden..
– Oh Panayammm ! diye birden feryad etti, emir erini cagirdi;-
– – Vahh vahh bizimkiler neler yapar haberimiz olmaz, derhal butun koylere haber salin hic bir Turk oldurulmeyecek, camilere kapattiklari erkekleri de salacaklar, Ayvaliya haber ucarsa bilinki hepimizin kellesi fissssttttt!!!! Turklerden korkmayan allahtan korkmaz be!!
– Butun koylere haber ucuruldu, butun koylerde erkekler toplanmisti, hepsinin salinmasi icin komutandan emir vardi,koyeki cete baslari bu haberi duyunca biraz buruldular ama emir demiri keserdi,
– – Iki gece iskence yeter be palikarya! dedi Adonis arkadasina, bir turlu Turklerin aci cekmesine gonlu razi degildi, ama artik kalem kirilmisti nasil bakacakti Turk arkadaslarinin yuzune,Neyseee nasilsa eninde sonunda gidecekler buradan diye dusunerek , asagi Perema’ ya dogru surdu atini…
– Rum cete baslari camiye gidip kapilarin kilidini actilar, ama Turkler cikmaya korkar vaziyetteydiler, acaba vurucaklarmiydi herbirini cikarken? Yuzbasi Alinin telgrafindn haberleri yoktu ki zavalli insanciklarin..Teker teker hem cikiyorlar hem de etraflarina korkarak bakiyorlardi, Iyi Rumca bilenler, cetelere sorsalarda pek bir cevap alamamislardi, iyi niyelerine istinaden ciktiklarini hissettirme cabasi icerisindeydiler..
– Hadee cikin bakalimm, yine sizi affettik gidene kadar az gununuz kaldi bu topraklarda sonunda defolup gideceksiniz hepiniz diyerek Yorgun bitkin uykusuz korku icindeki insanlara goz dagi veriyorlardi; o arada iki genc Ethem efendinin cenazesini bir halinin icine sarmis cikarmaktaydilar, Cetelerden biri yaklasti, tufegin sunguusyle halinin kenarini acti;
– – Moruk kendiliginden mi geberdi , yoksa siz mi oldurdunuz? Deyince bir iki gencin kanina dokunmustu sozleri,
– – Bana bak biz buyugumuze el kaldirmayiz, kilina dokunmayiz evvelallah dokundurtmayiz da duydun bastarku(PIC)? Oarada bir gergInlik yasanmisti ama daha ileri gitmemesi icin ellerinden geleni yapmaya calismisti yaslilar. Herkesin , sinirler gergin , bogazlar kuru, gozler yasli, diller soylemez vaziyetteydi..evlerine ulasmakti tek niyetleri .. Kadinlari beklerdi yasli gozlerle, cocuklari kuru ekmek kemirirdi muhahhak , kimin bogazindan bir damla su gecerdiki bu durumda erkegi eve girmeden? Ethem efendi’nin cansiz bedenini tasiyan genclere Ruhi bey ve Veli efendi de eslik ediyordu, koyun hafizlarindan, Hafiz efendi lakapli derin hoca da yanlarindaydi , evine ugrayip Kurani kerimi almayi dusundu ama girerse cikamazdi simdi, coluk cocuk hepsi sokaklardaydi nasilsa, biriyle evine haber saldi..Ethem efendinin bedeni iki gunde iyiden agirlasmisti bugun muhakkak ikindi namazina gomulmeliydi, kapiyi tiklattilar, Lebibe hanim basortusunu orterek acti; haliya sarilmis cenazeyi gorunce oglu Rustem sanip dusup oracikta bayiliverdi, Kiz kardesi Vecize hanim onu ayiltmak icin kostugunda haliya sarili cesedin kocasi oldugunu farketmesi uzun surmedi.Erkekleri aldiklarindan beridir endisesi buydu zaten..Kocasinn kalp hastasi oldugunu biliyor, ‘ acaba ordan sag cikarmi ‘ diye dusunuyordu..Gencler cenazeyi teslim ettiler, beraberinde gelenler girip iceride cenazenin basinda beklemeye basladilar,uzun bir surecti bu.. Lebibe hanim kendine geldikten sonra ellerini Tanriya acip, ‘cok sukur’ demisti ama bu durumu hemsiresine belli etmekten de utaniyordu, Vecize hem agliyor hem de dovunuyordu;ici yaniyordu elbette..
– – Ahh adamimm beni kimler bakacak simdi, ahh neden biraktin gittin beni kimlere emnet ettin beni ??
– Sesleri duyan komsular birer ikiser gelmeye basladilar, ama Rum komsular suclu olmamalarina ragmen taziyeye gelmeye cekiniyirlardi..

BÖLÜM 28

KÖYLERDE BASKINLAR BASLIYOR….
Koylerde, evlere baskinlar o gece namazdan hemen sonra baslamistı eş zamanli yapmaya gayret ediyordu ceteler, biz yanlis bilgi vermemek icin kendi koyumuzde yasananlara donelim yine de…
Baskinlar Yinar; (ocak ayi) da degilde sonraki ay da baslamisti derdi anneannecigim..
-Erkekler , yatsi namazindan yeni cikmislardi, herkes korkuyla hareket ediyordu artik, Turklerden kimse kahveye cikmiyor, kahvedeki muhabbetlere katilmiyor, cok nadir , ara sira gecerken kahveciyle selamlasmak icin ugruyorlardi. O gece yine Pehlivan Huseyin aga , damadi Mehmet Emin Efendi efendi, Salih cavus namazdan cikmislaR, yukari Turk mahalesine dogru tirmaniyorlardi, Turk Mahallesi, koyun sirtlarindaydi, cogunluk Turkler orada otururdu, cok varsil olanlar asagidaki buyuk evleri tercih etmislerdi.
Uc erkek te evlerine ayrilmadan. Huseyin aganin evinde toplandilar, Ziyneti anne, kizini, kizinin gorumcesi Sabire hanimi da cagirdi, konusulacak cok sey vardı o gece; Pelivan Aga basladi soze;
– Evlatlarim bu aksam Koyde acaip bir sessizlik vardi farkina varmadiniz mi? Sanki kopekleri bile toplamislar sokaklardan ? gordunuz degil?
Salih cavus isin ayirdindaydi, ne de olsa , Balkan harbinden yeni donmustu, Canakkale de bile sag kalmayi basaranlardandi, cunku eratin butun cariklari ondan sorulurdu,yesil gozlerini kisarak , basini kaldirdi;
– Huseyin Abeyim, farkina varmazmiyiz, ama korkunun ecele faydasi yok agam , biz de bos durmayacagiz, bak Anadoldan gelen silahlardan biri de bize dustu, en iyi silah kullananamizda kalsin ..
– diyrek silahi sargisindan cikardi, yaglanip hazirlamisti bereket versin, mermisi de vardi yeteri kadar ama insallah kullanmaya gerek kalmazdi, Kadinlarin üçü de baslarina neler gelecegini dusunmekle mesgulduler,Fısıldaşıyorlardı .Ziyneti annenin de en cok dusundugu yarim akilli oglancigi Memedine bir sey olursa tasasiydi..Rum komsulariyla birlikte yasarken hic bunlari dusunmemislerdi, herkes Mehmedi sever, kollar, gonlunu alirdi, ama simdi durum farkliydi, belki komsulari bile onlara dusman olacakti, kimbilir?Zehra yerınden doğruldu;
– -, Biraz birsey icelim de agzimizin kurulugu gitsin anam, diyerek mutfaga dogru seyirtti..
Mutfakta yeni sagilmis keci sutu tezgahin ustundeydi, kaynatmak icin kulplu bakir tencereyi cikarmak uzereydiki, Kapi yikilircasina vurulmaya basladi, belliki gelmislerdi, ne yapacaginin saskinligiyla mutfakta duvarin dibine cokuverdi,Korkmustu hem de cok korkmustu Pehlivan Huseyin aga firladi;
– Durun en buyugunuz benim , kapiyi ben acicam, siz de silahla beni kollayin , dedi, 
– Kim o? bu saatte kimdir orda? Diye seslendi disariya
– Gayet temiz Turkce konusan Rumlardan biri, 
– Ac kapiyi Huseyin aga, isimiz var gorecek . lakirdimiz var konusacak deyince , Huseyin aga, Salih Cavusun silahi saklamasini istedi..Kapiyi nezaketle acti, kapidaki genci pek iyi tanimiyordu, belliki disaridan gelenlerdendi..
– Buyur palikaryamu, gel iceri, dedi;Oysakı , Rum çetenin agzından köpükler çıkıyordu adeta …
– Hayir, ben degil sen geleceksin benimle, iceride kac erkek varsa hepiniz geleceksiniz, beni ugrastirmayin, hadee eksoo diye sesini yukseltmeye basladi, sasirmisti Huseyin aga , bu kadarini beklemiyordu sanki; o anda dunya basina yikildi, ailenin uc erkegi de oradaydi, bilmem Mehmetcigi de adamdan sayarlarmiydi? 
– Iste bu kadariz oglum iki kisiyiz burda , diyince Rum ceteci sinirlenmisti,
– Koca barba, bir de yalan soyluyor, deyip tufegin kabzasiyla Huseyin agayi itti, iceri daldi, Mehmet Emin efendi Mutfakta karisini teselli ediyordu, Zehra cok yeni hamileydi, korkudan yere comelmis titriyordu, Salih cavus, Huseyin aganin aklina uyupta silahini saklamanin pismanligi icindeydi, Mehmetcik korkulu gozlerle anacigina yapismisti..
– – Hemen diyorum size, su deli oglan haricinde hepiniz eksooo!!Huseyin efendi ayakyoluna gitmek icin musade istedi ama Rum’un gozu donmustu, kimseye izin mizin yoktu.. 
– Yuruuuu!! yolda giderken bi duvarin dibine isersin.. diyerek tekrardan yasli adamin sirtina bir yumruk indirdi, Huseyin efendi karsilik vermekten cekiniyordu, zira hepsi silahliydilar, belki tatlilikla basimizi kuratirirz dusuncesiydeydi koca Pehlivan..
– Disarida bekleyenler diger evlerden ne kadar erkek varsa toplamislar, ellerini baglamislar asker gibi siraya dizmislerdi, kimse basini kaldirip arkadasina bakamiyordu, basinı kaldiran tufegin kabzasini yidHuu kafasına Hüseyin Agaevinden cikip siraya girecegi sirada butun hisim akrabasinin orada oldugunu farketti, Ruhi bey, Veli efendi, Tartamislarin Hasan aga,Ethem efendi… daha niceleri siradaydi, genc yasli demeden hepsini toplamislardi, belki de kursuna dizeceklerdi, ama boyle birsey yaparlarsa Gazi pasanin bir gecede Midilliye yuruyecegini de biliyorlardi , Rum komutandan toplu olume karsi cok siki emir gelmisti!
-Oldurmek yok! Ne yaparsaniz yapin ama oldurmek yok, Katalavas? 
O gece , Koyun genc yasli butun Turk erkeklerini topladilar, Camiye getirdiler, gelirken aras sira bazilari yere egilip kucuk cakil taslarindan topluyordu Rumlar onde ilerleyip onlari gormedikleri zaman . Zaten hepsi körkütük sarhostu, ickinin verdigi cesaretle hareket ediyordu cogu da..Camiye geldiklerinde iceri cariklarini cikarmadan soktular butun Turkleri, carigini cikarmak isteyen tufegin sungusunu yiyordu sirtina ..Butun erkeler camiye dolustu, ne yapacaklarini blmiyorlardi, yuzlerinden korku ve endise okunuyordu, Iceri girince cariklarini cikarip ellerine aldilar, kimisi namaz kilmaya kimisi dua etmeye baslamisti bile..Bazilari da gelirken topladiklari cakil taslarini okuyup caminin pencersinden disari atiyordu, inanisa gore okunmus taslar Rumlara Turk askeri gozukecekti..😂😂
– Ruhi bey akli selim adamdi, cok dindar degildi, oturdugu yerde dua etti, sirtini caminin sutunlarindan birine verdi dusunmeye baslamisti, karisi hamileydi, evde Bilalin yasli anacigi da vardı, Bilal Anadoldan gelmisti gelmesine ama muhimmat dagitimindaydi, Naciye bu iki kadina yetmeye calisacakti.Bunlari dusunurken bir ara Ethem efendinin fenalastigini farketti;
– Ethem, Ethem.. diyip komsusunu sarsti, adamcaz ter icindeydi, dudaklari, yuzu morarmisti, ustundeki fazlalik giysilerini cikarmaya calisti durumu farkeden bir kac kisi daha yardima kostu.Lakin Ethem efendi sizlere omurdu o anda, kalp krizi gecirip veda etmisti dunyaya.. Birden erkekler arasinda ileri geri atismalar basladi, en yasli Pelivan Huseyin agaydi, durumun vehametini ifade edbilmek icin kendini topladi , ayaga kalkti, kollarini iki yana acti; herkes bir anda sususp Pelivan agaya dikkat kesilmisti, bos konusmazdi, sag duyulu adamdi;
– Agalar , durun kendinize gelin hepimizin sonu bu, lakin buradan sihhatli cikmamiz lazim, dua edelim, mumkunse mevtamizi gavura teslim etmiyelim..
– Herkes birden sus pus olmustu; mevta ne kadar burada kalabilirdi? Herkes o andan itibaren Ethem efendinin basina toplanip bildikleri butun dualari okumaya basladi, korkunu ecele faydasi yoktu, yapilacak en iyi sey sakin sakin oturup dua etmekti..
Kadinlar evlerde aglayip bagirmaya baslamisti bile, kimsi feryad ediyor kimisi sukut etmis dua ediyordu, Butun Turk evleri yangin yeri gibiydi ama o arada en cok aci cekenlerden biri yine Zehra’ydi.. Bir bucuk aylik gebeligi korkunun verdigi kasilmalarla son bulmustu, 3. Cu bebegini de dusurmustu Zehracik.. Ziyneti hanim , Sabire ile beraber bildikleri butun ilaclari yaptilar, ebe Agateyi cagirmak icin sokaklar müsait degildi, ama kanama devam ederse Sabire hanim cikar giderdi, korkusuz kadindi.. Gece yarisina dogru kanama durdu, Zehra halsizligin de vermis oldugu bitkinlikle uyuya kaldi..
O gece Rum cetelerin , Rasim beyin evinde yasattigi arbede uzun yillar Ayvali da da anlatilageldi… Zeliha cok badireler atlatmisti o gece..
Zeliha hanimla , Maria sokaklardaki bagris cigrisi duyduklarindan diken ustunde oturuyorlar, kapinin calinmasini bekliyorlardi; nihayet iki silahli Rum ceteci yukari kapiyi hizli hizli yumrukladi, Maria konustuklari gibi kapiyi acti, Rumca konusmaya basladi, ama adamlar ona bagiriyorlardi, Zeliha icerden yasmagini basina alarak odanin kapisinda gorunuverdi 
– Ne var ne istiyorsunuz? Derdiniz neyse bana soyleyin diye cikisti.Rumlar sanki agizlari kopurmuscesine bir agizdan
– Rasim agayi goturmeye geldik , bizim isimiz seninle , cocuklarinla degil kadin cekil yolumuzdan…
– – Rasim agayi bulursaniz bana da soyleyin dedi Zeliha hanim..Kac gundur Yoktur ,evine bile gelmedi, Kostayla birlikte zeytine son bir bakicaz diye ciktilar, bir daha da donmediler..
– Inanmamaislardi elbette, camurlu cizmeleriyle iceri daldilar, Zeliha hanimin gogsune tufegin kabzasiyla sertce vurdu uzun boylu olani , kadincaz yere cini sobanin yanibasina devrildi, alllahtan soba cok harli yanmiyordu da yanmaktan kurtulmustu,evin butun dolablarini sedirlerin altini, ambari, alt kattaki depoyu, ahiri alt ust ettiler, kimse yoktu! o arada bahcedeki kopek surekli havliyordu, sanki imkan olsa zincirini koparip saldiracakti, iki Rum da bu durumdan o kadar rahatsiz olmuslardiki; sonunda kisa boylu gök gozlu olani ust kattaki merdivenin basindan nisan alip kopecigi o anda susturuverdi,.
Cocuklarsa korkudan birbirlerine sarilmis yattiklari yerde, yorganin altina sinmislerdi, cetelerden biri odaya girdi, o anda Zeligha hanim delirmiscesine arkasindan kostu;
– 
– -Benim canimi alin cocuklarima dokunmayin diye yalvarmaya basladi, Yorgani kaldirdilar , hala Rasim agayi ariyorlardi.. Ama Rasim bey ve Kosta kimsenin bulamiyacagi bir yerdeydiler artik…

BÖLÜM 27

Yola çıkmadan önce , Rasim bey ustune bir miktar para almis, bir miktar Zeliha hanima birakmis , geri kalanini da kesenin icine koyarak haniminin bildigi bir yere gömmüştü. Allahtan, hemen o gun satabildigi yaglarin parasini da altina cevirmisti, sanki malum olmustu O’na..Daha sikilmayan zeytin vardi fabrikada ama cogunu paraya çevirebilmişti. 
Kapıdan çıkmadan , uyuyan Cocuklarini optu, oksadi, Mehmedine bakti en cok ta.. Nasil dayanacakti O’nun yokluguna.. Kizlarini da severdi ama , sanki Mehmedinin yeri baskaydi yureginde , derin bir Ohh cekti, karisina bakti, gozleri doldu diyecek birsey bulamadi. Yalnizca ‘ evlatlarim sana emanet ‘ diyebildi. Zeliha hanim , agasinin elini optu, sarildi, belki de kocasini son gorusuydu..Bılemezdi, kimse de bilemezdi Tanri dan baska..
Kosta , Mecnunu hazir etmisti,yükü , atin eyerinin iki tarafina dengeli bir bicimde yerlestirdikten sonra, agasinin ata binmesi icin ters cevrilmis dibeğin yanina getirdi Mecnunu, Rasim bey, besmele cekerek atin sirtina atladi, 
– Hadi bakalaim Kostamu , bindik bir alamete ,gidiyoruz kiyamate diyerek atini kirbacladi, bu gidisin hayirli donusu olmasi icin dua edebildi yalnizca…Kosta dag yoluna dogru sapti, Rasim aga saskinlikla O’nu izliyor bir taraftan da atin dizginlerine canhiras bicimde asılıyordu..
MUHIMMAT YUKLENIYOR…
Adada bu isler oladursun ayni saatlerde , Bılal, Yakup Çavuşla birlikte karargahin oldugu iskeleye cektikleri tekneye silahlari taşımakla meşguldüler, Yakup Çavustan ’ tan cok erat yardimciydi yukleme isine, Bilal efendiye de pek el surdurmediler, ‘ siz ikiniz az dinlenin simdi’ deyip muhimmati her duruma karsi iyice sarip sarmaladilar, ustlerini eski battaniyelerle orttuler.
Yakup cavusla, Bilal’in yanlarinda bol miktarda yiyecek vardi, Bır de parakate seleleri ava ciktiklari izlenimi verebilmek icin daginik vaziyette birakılmiştı . Selim beyin evde azik hazirlamıştı kadınlar ; haslanmis patatesler, kofteler, yumurtalar, borekler doluydu teknenin ambarinda. Bir an evvel gun agarmadan Ayvalidan cikmak icin acele ediyorlardi yalnizca..
Sabahlari ezani okuyan erlerden biri Balikesirin Çaypınar köyündendi; yavasca iskeleye yaklasti,
– Haydi agalar davranin, davranin gari, neredeyse ezani okuycem ben, millet uyanmadan cikin su limandan , emme tikkat edinde gece gece taşa maşa carpmayin.. Yakup Cavusun en sevdigi erattı Sabri; 
– Ussagim sana ezani okumami dedik, git oku ezanini zaten sesini duyan cennetlik !! Ben kac defa bu denizde kilavuzluk ettim , sana carparim gene taşa carpmam !deyip sakalasti arkadasiyla.. 
– Biraz sonra tekne demir aldi ,Çaypınarlı Sabri arkalardindan bildigi butun dualari okudu, namazinda niyazinda cok temiz bir cocuktu , Izmire girerken ayagindan bir kursun yemis o gunden beri topallıyordu , o yuzden de geri hizmete almisti Kumandan Sabri’yi..
O sabah, deniz dalgaliydi lakin Yakup Cavus bu dalgaya pabuç bırakacak uşak değildi , sanki bu denizlerin bile klavuzuydu senelerdir, kafasi da iyi calisiyordu doğrusu; Bilal , arkadasinin yanina dogru seyirtti, birseyler yemesini istiyordu, ikiisi de ac cikmislardi yola .. 
– Kaynamis yumurtalardan birini cikardi, temizledi, tuzladi kaptanin yanibasina getirdi, yanina bir de borek koydu; 
– – Kaptan bizim buralarda “ ac ayi oynamaz “ derler , birer lokma yiyelim, zaten hava soguk, biraz da pekmez iceriz ustune .. Yakup cavus is basinda iken cok konusmazdi, basiyla olur anlaminda bir hareket yapti, iki arkadas hem gidiyor hem de atistiryorlardi yavas yavas, deniz simdilik dalgali olamasina dalgaliydi ama kimse gorunmuyordu ortalarda martilardan baska.. Bilal bir ara anacigini dusundu kimbilir ne kadar sikilmistir el evinde diye geçirdi aklından .Hatice hanim zaten burnu buyuk kadindi ama misafirine simariklik edecek hali yoktu heralde böyle zamanda… O arada Yakup cavus, Bılale dondu,
– Ussagum, karsida bir isik gordum da! Nedir bileymusun?
– Nerden bileyim Cavusum, ama ben Yunan bayragini cekeyim artik ne olurr ne olmazzz…. iKi erkek de cok daha dikkatli hareket etmeleri gerektigini dusunduler o andan itibaren …
Biraz daha ilerleyince geminin Rum hucumbotu oldugunu farketti Bilal, kesinlikle durdurup konusacaklardi hemen kiligini kiyafetini duzene soktu, Yakup cavus Rumca bilmedigi icin O’nu kamaraya sakladi, tek yapabilecegi buydu..Baliktan donuyor olacakti , butun gece avlanmisti guya..hucumbot yaklastikca yavaslıyordu ,Bilal , Yakup Cavusu iyice tembihledi, yalniz donerken mumkun oldugunca kiyidan uzak gidecekti, yakalanmamak icin.. Yakup cavus dikkafali karadeniz usagiydi, akil almayi sevmezdi oldu olali..; 
– Sen merak etme usagim , bu kuru kafa neler atlatti: UYYY Ruslarla az mi ugrasti bu gordugun ussak! 
Doğrusu; Bılalin su anda Yakup cavusun dikkafaliligi ile ugrasacak zamani yoktu, dumenin basinda usta bir balikci gibi davranmaliydi, parakate sepetlerini daha bir ortaya cikardi, misinalar oltalar birbirine karismis vaziyetteydi ambar üzerinde , ruzgar da vardi nasilsa , iyi bir bahaneydi bu durum icin.. Hucumbot, teknenin yanina kadar yaklasti, Yunan bayragini gorunce dostca bir selam verdi guvertede duran asker; Bilal’e seslendi ;
– – Kalimera palikaryamu, ne isin var bu havada buralarda?
– Ne isim olacalak komutan, paragat attim gittim topladim, korkuttular beni , derler Turkos cok bugunlerde denizlerde..
– Ne cogu bee, hepsi korkudan evdedir, zaten bu gece erkekleri topliyacak bizimkiler. Karilar ne yapacak yalniz basina…Hadi yolun acik olsun biz denizlerdeyiz , korkma git evine, nerede oturursun? 
Bilal yasadigi korku ve endiseyi hissettirmemeye calisarak cevap verdi:
– Molva da komutan, gideyim tospitumu yakayim ocacigimi, karim beni bekler, hade Yasu…
Lafı fazla uzatmama cabasındaydı Bilal , dümeni kırdı , tekneye hız verdı, uzaklastı.Yakup cavus konusulanlari duymustu, her iki adamda sapsarıydılar korkudan , Demekki bu gece Turkleri topliyacaklardi haaa?
Molivosun Babakaleye bakan yuzune , sahiline kurek ceke ceke yanastilar, Celal efendi ve adamlari gece yarisindan beri bekliyorlardi zaten, rahatca muhimmati bosalttilar, simdi asil is silahlari esit miktarda koylere ulastirmaktaydi… Yakup Çavuş biraz dinlendi, buradan memlekete donmek daha kolay diye düşündü , lakin cok bildigi bir deniz degildi, güneş yükseldiği icin rahat giderim diye helallik istedi , yola koyuldu..Ruzgar arkadan geliyordu, hava musaitti, hucumbotta nasilsa guney tarafina dogru gitmisti rahat rahat kiyiya cikardi artik.. Yol aldikca rahatliyordu karadeniz usagi,vazifesini yerine getirmenin verdigi huzurla bir de turku tutturdu;
Doldurdum martinimi de 
El dolusu sacmayla
Kurtulamazsan benden de 
Koye gelin kacmadan..

Bu arada teknenin altindan sanki bir vuruş sesi geldi, Tasa mi carpmisti yoksa, hayret bu derinlikte taş maş olmazdi ama !Bir balik mi carpmisti acaba?Denizle oyun olmazdi.
Kendini toparlayıp, teknenin hizini azaltti, kic tarafina dogru baktı , dipte sanki bir delik acilmisti, etrafta ne bulduysa tikmaya ,deligi tikamaya ugrasti, bu arada tekneye hiz verdi, Daha da Turk kiyilarina cok vardi, bir taraftan içinden dua edıyordu , o arada hucumbotun arkasinda bittigini farkedememişti . Rumca bir ses duyunca butun vucudunun buz kestiğini hissetti , ayni hucumbot degildi bu heralde??
Rumca tekrardan DUR diye bir ses geldi ama Yakup Cavusun tek bildigi yabanci dil Lazcaydi elbette:bir insan Rize’nin koyunde baska ne ogrenebilirdiki dagda odun cekerken? Hic arkasina bakmadan, sagir rolü yapmayi denedi. Nasilsa Yunan bayragi çekiliydi teknede.. bu arada hucumbot , onune gecti , Yakup Çavuşu durdurdu, belliki suphlenmislerdi, biseyler soyluyorlardı ama gozleri kararmis ne soyleyeni goruyor ne de soyleneni anliyordu, o arada aklina ilk gelen sey kelime-i sehadet getirmekti, sonu yaklasmisti, sehit olacakti biliyordu; 
Hucumbottan iki uc kisi tekneye atladi, yakasina yapistilar, konusturmaya calistilar, ama Yakup Cavus sanki transa gecmisti, ne soyleneni duyuyor ne de adamlari dogru duzgun gorebiliyordu; Rum askerler aralarında konustuktan sonra , Uzun boylu olanı belindeki tabancayi cekti, Yakup cavusu sakagindan vurdu..Rize’li Laz Yakup oracikta yigiliverdi.Cebinden cikanlar anaciginin, karisiyla kundaktaki oglunun soluk resimleriydi, bir de kucucuk bir en’am vardi boynunda…😢😢

BÖLÜM 26

KOSTA , RASIM BEYI KACIRIYOR….

Kosta, kiliseden cikar cikmaz dikkat cekmemek icin dosdogru eve gitti, zaten bu saatte Rasim beyin kapisini calarsa agasinin icine kurt duserdi, bir neden bulup gitmeliydi. O arada bir pundunu bulup Zeliha hanima yarin icin haxirlik yapmasini soylerdi boylece..
Dis kapiyi o kadar sert acmistiki , anacigi oglunun sikintisi oldugunu kapiyi acisindan anlamistı bile
– Mmama mamaa, yarin agami alip daglara gidiyorum; simdi hazirliga basla, bana kilik kiyafet , kuru yiyecek kap kacak hazirla, gerekirse sabaha kadar hazirlanacagiz, simdi agamin evine gidicem, ama ona ne diyecegim bilmiyorum, kaciracagimi duyarsa asla gelmezz.. sen de biz gidince Zeliha anamin yanina gideceksin birlikte olacaksiniz, Bizim soysuzlar gelicekler nereye gittigimizi siz de bilmeyeceksiniz zaten..Zeytinlere gitmis donmemis olacagiz.. Kataleves mama? Katalaves? ( anladın mı anne)
– Kosta zangir zangir titriyordu,kOnusurken sesi bir iniyor bir cikiyordu, duyulacagindan korkmasa avaz avaz bagiracakti neredeyse. Bu kadar cabuk beklemiyordu, baska kimselere haber vermeyi gecirdi aklindan ama verecek olsa onu vururlardi, ozellikle bu disaridan gelenlerin ne yapacagi belli olmazdi, Ayvali dan gelenlerle , koy disindan gelenlerden korkuyordu daha cok ….Koylusune az cok laf anlatabilirdi belki ama , digerleri soz soyletmeden oracikta vuruverırlerdı onu.. Biraz yatismak icin ocaga bir kucak odun atti, titreyen ellerini atese uzatti, usumekten degil sinirden titriyordu.
– – Mama , ne dersin ne diyeyim agama yarin icin ?
—Dusundum de Yalan soylemekle bu is olmayacak , Kostamu,Koca Rasim aga anlamayacak senin oyununu ? Cin gibi adamdir, soyle dogruyu , israr edeceksin.. elinden geleni yapacaksin,bu ölüm kalim mevzusudur diyeceksin..Ben de budala kari derim sana kacirasan O’nu, ama olmaz Kostamu olmaz.. Dogruyu soyleyezeksin..

Kosta bu isin de olacagindan supheliydi ama baska caresi yoktu. Kendisi de koyde kalip guruplara dahil olmak istemiyordu. Agasini boyle ikna edebilirdi belki de. Kosta sessizce cikti, gec vakitti, saat yatma vaktine geliyordu buyuk ihtimalle agasi da, Zeliha hanimi da uyumustu ama kapilari acip girecekti iceri, belki de gun dogmadan cikmalari lazimdi yola..taninmamasi icin basina evde duran eski fesi gecirmeyi ihmal etmedi, onu gorenler Turk sansin istiyordu, hic olmazsa kuskulanmazlardi. Agasinin evi , Asagida kahveye bakan buyuk evdi, allah vere de kahve de paydos etmis olsaydi bu saate kadar, asagi yola indi, kahveci Strati kapiyi kilitliyordu ouzo kokusu burnuna ruzgar gibi carpti.
– – Allah kahretsin bugunden icmeye basladilar, yarin aksam hepsi körkütük sarhos olur simdi !! dye soylendi kendi kendine.. 
– Sessizce asagi kapinin demir kolunu elini sokarak arkadan indirdi, kilidini acti, yukari merdivenleri cikarken bahcedeki kopegin kulaklari dikilmisti ama ssesini cikarmaadi, Ev kapisini acarken tir tir titriyordu, bugune kadar Agasi , hanimi evdeyken asla boyle bir sey yapmamisti..Kapiyi acti , iceri girdi.. harkes yatmisti, coocuklar kimbilir kacinci uykudaydilar?, hayat ustunde durdu, 
– Rasim agam!! diye seslendi, 
– Rasim beyin degil ama Zeliha hanimin uykusu cok hafifti, birden firladi. Uzerine yesil ordekbasi kadife sabahligini gecirdi, 
– _ Hayrola Kosta hayrola bu saatte sen burda ? diyince Rasim bey gozlerini acti, durumun vehametin anlamamak icin aptal olmak lazimdi; Zeliha hanim; 
– -Sakin bizi oldurmeye geliyorlar Kostamu?
– Hemen degil lakin cok yakinda hanimim, oldurmeyecekler ama evlerden erkekleri topliyacaklar.. deyince Zeliha hanim aglamaya basladi; Rasim bey daha sakindi, 
– Allahin dedgigi olur hanim, Anadol cok acilar yasadi, sira bizdeyse biz de gorecegiz Zeliha hanim, bak bizim hic olmazsa evvelden haberimiz oldu, hazirlanicaz simdi kimsenin haberi yoktur daha..deyip silahini almak uzere yatagin minderini kaldirdi. Kosta nasil soyleyecegini bilmiyordu ama bunu oylesi boylesi yoktu elinden gelen her turlu zorbaligi yapacakti Agasini goturmek icin.. 
– – Agam , dedi., ben seni burda koymiyacagim , bir kac saat sonra gelip atla alacagim gidecegiz buralardan, anam da gelip Zeliha anam la oturacak onlar da bilmeyecek nereye gittigimizi..Rasim bey boyle bir seyi nasil kabul edebilirdi, koyde kendine korkak dedirtirmiydi, korktu da karisini colugunu cocugunu birakti kacti dedirtitymiydi?
– Ah bre Kosta , olacak seyler soyle, ben , Koca Rasim ailemi birakip yanasmamin arkasina takilip gideceyim oyle mi? Olacak sey degildir bu aklindan bile gecirme , elle gelen dugun bayram derdi buyuklerimiz!! neyse o!!!!bizimde elimiz armut toplamaz heralde Kosta boyle bir cevapla karsilasacagini bildigi icin; 
– – Agam dorder dorder gelecekler basedemezsin, seni goturecekler her evden erkekleri alacaklar, onlarin kadinlarla cocuklarla isi yok, zaten annemi koyucam hanimimin basina o acacak kapiyi geldiklerinde..
– Hayir , ben kari gibi saklanmam, evimde kalip carpisacagim birini bile oldursem kardir. Kosta bu laflari duydukca deliriyordu, 
-Hade pedimu sen sagol git evcezine biz de hazir olalim yarin sabaha, bakarsin sabahtan baslarlar…
Kosta birden cinnet gecirmis gibi bagirmaya basladi, kusagindaan bicagini cekti, kendi boynuna dayadi; 
– Bak agam bir laf daha edwersen ben kendimi oldurecegim , cunku ben o guruplarla gezip ekmegini yedigim insanlara ihanet edemem.. Elleri tir tir titriyordu, sah damari inip inip cikiyordu Kostacigin.. Zeliha hanim aglamaktan ne diyecegini sasirmis durumdaydi; kocasindan mi Kostadan mi ……..? Rasim aganin gitmesini istiyordu elbet, giderse nasil donecekti ya onlara birsey olursaydi, bu ne buyuk felaketti Allahim simdi ne yapacaklardi?
Rasim bey inat etmeyi surdursede biraz yumusamisti, Kostayi cok severdi , bir de bu sevgisinin karsisiinda butu yaglari eriyivermisti, mavi gozleri yaslarla dolmustu Rasim aganin..
– -Bunu da mi gorucektik bre cocugum? Belki, gelecegim ama nereye gidecegiz ne alacagiz yanimiza?

Mamamu azik hazirliyor denk yapiyor, Zeliha hanimim da yapsin, sabaha karsi ezan okunmadan hareket edecegiz ben , benim atla , sen de Mecnunla geleceksin, nereye gittigimizi kadinlar dahil kimse bilmeyecek, cunku onlari sikistiracaklar soyletmek icin.. Kosta bicagi yerine yerlestirdi , yavas yavas merdivenlerden inip bahce kapisina yollandi, karsi komsu Yorgo’ nu isigi yaniyordu, pencerede Kostayı gözlüyordu, kapiyi acti, yavasca 
– Kalinihta bre Kostamu sen bu saatte Rasim beyin evinde hayrola bre Palikarya ? Kosta sinirlenmisti bir taraftan da urkmustu tabiki, birden Kapiyi biraz daha araladi, Yorgonun Pıjamasinin yakasina yapisti, hizla disari cekti;
– – Bana bak, kimseye birsey soyledigini duyarsam, guzel karina Afroniasanin olumune nasil sebeb oldugunu anlatirim serefsiz !! diyiverdi..Yorgo hala inat ediyordu. 
– – Nasil ispat edeceksin, benden baska bilen yokki! 
– Sen oyle san adi herif, Kızcaz olmeden once anasina sonra ebe Agate ye anlatmis, dua etki o kadinlar konusmasinlar yoksa karin bir gun durmaz buralarda , O, gider Atinaya, sen de belki kodese ! duydun mu beni? Yorgonun bacaklari titremey baslamisti, korkudan altina kacırmaya baslayiverdi birden;
– – Malista kOstamu malista, mimilis bre mimilis.. ( tamam kostam, sustum) derken pijamasindan sidikler akiyordu.. Kosta bu igrenc kilikli adami birakti , yoluna devam etti, sokaklarda neredeyse kimse kalmamisti, yalnizca disaridan gelen Rumlarin evlerinde lambalar yaniyordu….
BILAL MUHIMMATI ALIYOR…
Selim bey ve Bilal guvenilir bir tekne arama pesindeydiler, Rota cizilmisti, Molva dan girecekti Bılal Midilliye, Orada Celal efendi bekliycekti onu , adamlariyla birlikte..Tek dert dogru duzgun kuvvetli bir tekne bulmaliydilar, cok buyuk olmamaliydi, zira Molivosa yaklasirken kurek cekerek yanasicaklardi kiyiya, 500 e yakin tufek, el bombasi vs vardi..bu kadar muhimmati tehlikeye atamazlardi. Siki bir bicimde arama devam ediyordu, tekne coktu ama hemen hemen hepsi Rumdu , Turk bulmak lazimdi, ya da Rumlarin birinin teknesini calacaklardi baska caresi yoktu.Fazla gecikemezdi Bılal, adada sikinti yasandigini isin sonuna dogru yaklastiklarini biliyordu, o gece Ayvalı dan ayrilmak zorundaydi, yolda hucumbota yakalansa bile Yunan bayragi cekilmis olacakti, Bilal de Rum kiyafetini giyip karsilik verecekti , senaryo hazirdi ama mesele tekne bulmakti..
İki erkek yazihanede otururken , karargahtan bir asker kapaidan iceri girdi;
– Selamunaleykum agalar, benim adim Yakup cavus, Karadenizliyim, orada cok sert denizlerde calistim, denizciyim ben da.. kumandanim beni gonderdi, hava kararinca bir tekneyi alip acilacagiz da..
– Selim bey de Bilal de bir ohh cektiler derinlerden, bu uzun burunlu acik alinli Karadeniz usagi altindan daha kiymetliydi o anda..Oturup uc erkek konustular, hava iyiden karardiginda sahilde baagli duran gozlerine kestirdikleri bir tekneyi alip yukleyeceklerdi,ardından da ver elini Molva…
– KOSTA ILE RASIM BEY KOYDEN AYRILIYOR…
– Kosta eve dondugunde , anacigi hemen hemen herseyi hazirlamisti neredeyse;
– – mama bana iclik yun koydunmu?
– – Koymam mi pedimu, seni dusunmektem baska ne isim var benim..? Maria nin gozlerinden yaslar suzulmeye bslamisti. 
-Mama yapma boyle simdi beni de aglatacaksin, bu işi kazasiz bitirmemiz icin dua et yalnizca .. 
Kosta anasina yardim etti, yuk dengini, hazir edip ati hazirlamaya cikti, Kosta’nin ati, Mecnun gibi gosterisli bir at degildi ama yine de bu yukleri tasiyacak gucu vardi, Kosta, Kalliope sinin sirtini basini sivazladi, ahirda yatmaktan semirmisti nerdeyse, iyi ise yarayacaga benzerdi..Kalliope, Kostanin ilk genclikte sevdigi kizin adiydi, sonra koyden ayrilip, Sigriya yerlesmislerdi, Kosta da atina koymustu Kaliope adini, cok severdi atini, aras sira bos gunlerinde binerdi ustune… Kaliopeyi hazirladi, esyalari eyere bagladi, biraz dinlenebilirdi saat daha erkendi, ocaga bir kucak odun daha atti, anacigi oturmus duasini ediyordu, Kosta bembeyaz sedirin birinin uzerine uzandi, dusunmeye basladi, gidecekleri yeri birliyordu, seytanin aklina gelmezdi, ama ya gelirse ne olacakti?
– Zor saatler, zor gunler dedi kendi kendine.. Gunes dogmadan yola cikmaliydilar, bir yumurta pisimi dinlendi, firladi anacigina sarildi, atına bindi, kimseye gorunmeden dag yolunu bulmaliydilar, agasinin evine dogru yollandi….

BÖLÜM 25

OLAYLARIN SEYRI DEGISIYOR………..
Rustem bos arabayla , Midilliye donerken yureginin sizladigini hissetti, Anacigini birakmisti, bir harbe dogru yelken aciyorlardi, Anadolu da biten harbi simdi burada da nihayetlendireceklerdi, -‘onumuzdeki gunler cok zor olacak’ diye gecirdi icinden.Turklerin bazilarindan bile kusku duyuyordu, bu cokgizli isin altindan kalkip hayirlisiyla refaha cikabilselerdi hicbirsey istemezdi Allahtan..Atlari hem kirbacladi hem de kafasindan bir Rumeli turkusu tutturdu..Turku soylemeyi severdi oldum olasi.hele de babasinin turkulerini….Lebibe hanım , kocasını hatirlayip efkarlandimi hep bu turkuyu soylerdi
Manastirin ortasinda var bir havuz, 
Canim havuz,
Bu yurdun kizlari hepsi de yavuz, 
Biz calar oynariz, 
Manastirin ortasinda var bir cesme, Canim cesme, 
Bu yurdun kizlari hepsi de secme
Biz calar oynariz
Rustem turkuyu yanik yanik soyleye dursun , karsidan faytoncu Milosun geldigini farketti, biraz yavasladi, selamlasmak icin, hersey olagan devam etmeliydi,faytonun icinde Bilalin annesi Sidika hanimla, Ruhi beyin evladi maneviyesi Naciye vardi.Durumu anladi, kadinlara hic seslenmedi, Milosla selamlastilar, Konustular, Muhtar beyin köye misafir gonderdigini birkac gun sonra almaya gelecegini soyledi, gidis gelisleri dikkat cekmemeliydi…
BILAL AYVALI ‘DA..
Bilal, Ayvalida o geceyi deliksiz uyuyarak gecirdi, cok yorgundu, cok uykusuzdu, yatakta donecek hali bile yoktu.Sabah namaz saatinde uyandi, ayakyolunda abdestini aldi, odaya geldi yataginin dibinde kucuk bir seccade duruyordu , kafasi calisirdi, gunesin dogus yonunden kibleyi buldu, namaza durdu, Allahuekber deyip, secdeye egilecegi sirada,disarida bir sesin ezani muhammediyeyi okudugunu farketti, derinden geliyordu ama biri ezan okuyordu sanki.. Hayret burada camii yokmuyduki?Varsa da cok uzakti buralara! durdu, ezanin bitmesini bekledi, sonra namazini kildi, tekrar yatagina yatti ,ikinci uykuya daldi. Gunes yukselmeye basladiginda asagidan sesler geliyordu, birileri Rumca konusuyordu yine …. ustunu basini giyindi, asgaiya indi, Selim bey, Rum hizmetciye emirler yagdiriyordu , bugun misafirleri vardi, guzel yemekler yapilacakti, kasap barba Alexos tan kuzu eti almisti,
– Guzel bir guvec yapacaksiniz haniminla, keskek isteriz bir de guzel bir treyagli pilav diyordu, tam giderken dugun corbasini da ilave etti yemek listesine, Bilale donerek;
– Sidika hanimin yemeklerine benzemez ama bizim hanimin da yemekleri guzeldir Bılal efendi oglum.. dedi, Eleni, de ogrenmisti her turlu Turk yemegini artik, hanimina yardim edecekti..Selim bey emir vererek konusmaya cok alisik oldugu icin Bilale donerek; 
– Bilal oglum sen de bi lokma biseyler ye, karnini doyur yazihanede bekliyorum dedi, tez canli adamdi, evin icinde bekliyemezdi cok, cikip gittiginde gunes epeyce yukselmisti..Bilal bir kac lokma ekmek , peynir ve zeytin atistirarak bir fincan kahve icti, Selim abeysinin arkasindan cikti, bugun Turk kumandana gideceklerdi elbet.. 
Selim beyin yanina vardiginda bir kac dakika icinde karargaha gitmek uzere hazirlandilar, Bilal mektubu bu sefer koynuna koymustu.Kofasından 😂cikarip kumandana vermeyi ayip sayardi elbette.Karargahta hummali bir calisma vardi.Herkes ari gibi calisiyordu neredeyse.Kumandanın odasi bir dakika bos kalmiyordu, ama koskoca komutan onlari geri çevirecek degildi yaaa, Selim bey durumu yavere anlattı , 
bir iki dakika icinde kumandanin onlari kabul eedecegi haberi geldi, bu mevzu ve Midilliden gelen misafir ne de olsa cok onemliydi, zaten Midilliden cok zor haber geliyordu.. kumandanin huzuruna kabulde , Bilal cok heyecanlanmisti, herseyi unutmadan anlatacakti insalllah, herseyi teker teker aklindan geciriyordu ama Allahtan mektup vardi , onu verrirse ne istedikleri yazardi icinde, bunlari dusununce sessziden bir oh cekti, ferahladi.Kumandan bu iki Turku ayakta karsiladi, Ali cavusa uc sade kahve ismarladi, adadaki durum oldukca onemliydi.. Bılal kahveyi icttikten sonra anlatmaya basladi anlattikca cosuyor , costukca anlatiyordu, kumandan bir ara sozunu kesip ; 
– Tamam Bilal efendi , bana simdi mektubu ver,
Bilal mektubu cikardi, komutana uzatti, komutan cok yasli olmasa bile yuzu gunesten kavrulmus, derisi meşin gibi olmustu,yuzundeki kirisikliklar tarihe taniklik eder gibiydi. Aslinda rutbesi yuzbasiydi ama yasadiklarinin agirligi vardi uzerinde; Mektubu buyuk bir dikkatle okudu, Turkler silah istiyorlardi, gondermenin cok kolay olmadigini bildigi icin ihtiyatlı davrandi;
– Diyelimki sana devletin silahini teslim ettim Bilal efendi, nasil gotureceksin adaya? Silahi Ruma kaptirmak ta var..
Bılal o konuda kendinden emin bir vaziyette cevap verdi, 
– Sen silahi ver gerisini bana birak kumandanim, Adada; Yere de Bılal, Molvada Celal derler, Keske imkan olsaydi da Celal kardesimi de getirebilseydim ama cok dikkat cekerdi, O beni sahilde bekliyecek.. 
– Bilal efendi iyi dersin ama bu istegini Gazi Pasaya bildirmem lazim, simdi Telgraf cekecegim, cevap geldiginde tekrar konusacagiz, tek basima karar verecegim bir mevzu degildir, sonucta sana verecegim silah bu milletin malidir..
– Bilal efendi, bu sozlere biraz icerler gibi oldu; 
– Kumandanim ben de baska millet icin istemiyorumki, Turk milletinin adada yasayanlari icin kullanicaz hepsini, bizi kacakci mi sandin?
– Kumandan bu gozu pek delikanlidan hoslanmisti, yasca buyuk olmasina ragmen, kalkti sirtini sivazladi ve yarin gorusmek uzere Selim bey ve Bılali karargahtan yolcu etti..Sonra telgraf odasina gecti
– Yaz oglum dedi..
– 
– 
– Gazi pasa hazretlerine, 
– 22 ocak 1923
Midilli adasindaki umum Turkler Toplanarak, Osmanoglu Bilal adinda bir sahsi muhimmat temin etmesi icin Ayvali’ ga gondermislerdir, Gelen sahis gozupek ve korkusuzdur. Guvenimize mazhar olmus bir sahsiyettir, emirlerinizi beklemekle beraber behemehal ilave etmek istedigim bir mevzu vardir; verecegimiz muhimmatin emin bir vaziyette adaya ulastrilacagi mevzusunu temin etmektedir.

Telgrafin karsiligi hemen geldi:
Yuzbasim, 
Benim milletim guvenimize nail olacak sahislari gondermekte bir bakima ehlidir, tereduttsuz muhimmati sahsa teslim edebilirsiniz..
GAZI MUSTAFA KEMAL.
Bılal bir kac saat sonra karargaha cagrildi, en kisa zamanda adaya donmesi icin hazirlik yapmasi istendi.. Sevincten aglamamak icin kendini zor tutuyordu, ellerini acti , dua etti, alllaha mutesekkirdi..
KILISE TOPLANTILARI SONUNA YAKLASIYORDU…
O geceki toplanti artik karar verme toplantısıydı neredeyse;Papaz Efendi yine oradaki gencleri kutsayarak altarin uzerine cikti, istavroz cikardi ve konusmaya basladi: 
– Butun dualarimizi Isanin yuzusuyu hurmetine Allah kabukl etmis bulunuyor, Yarın aksam adadaki Turk erkeklerini toplayazayiz, zaman harekete gecme zamanidir, mevzu ehemmiyetlidir, Adonis nasil yapilacagini size tavsilatiyla anlatazaktır..

Adonis altarin uzerine cikarak sesli bir islik caldi yine; butun gencler Adonise kulak kesilmislerdi; herkes sanki nefesini tutmus onu dinliyordu;
– Palikaryamu; beklediginiz zaman geldi, dorder dorder ayrilazayiz, guruplar olusturazayiz, her gurup o evde kac erkek varsa alıp, camiye getirezek, kimsenin gozunun yasina bakilmayazak, cok kotu muamaele etmeyiniz ne de olsa yillardir komsuluk yaptik bu insanlarla ama hic bir erkek kalsin istemiyorum evlerde , kadinlarin eli silah tutmaz ne de olsa..
Kosta bunu duyunca cilgina donmustu, derhal gidip agasini kacirmaliydi ama annesine haber vermeliydi once , arkasindan Zeliha hanimla konusacakti, agasina belli etmeden bir seyler hazirlamasi icin, Rasim beyin haberi olursa asla o arabaya binmezdi zira..

BÖLÜM 24

Kosta’dan gayri herkesin gozunu sanki kan bürümüş gibiydi, konusmalar hararetlendi; yeni gelenlerden biri kilisedeki altarin ustune cikti:
– Beni dinleyin palikaryamu, bu sizin sakin sakin durdugunu sandiginiz Turkler megerse sinsi sinsi hazirlanirmis, haberiniz oldumu?Bize saldiracaklarmis, Adayi da ele gecireceklermis, onlara dunyanin kac bucak oldugunu gösterezeyiz bunu bilesiniz..Kımden duydun diyezeksiniz simdi, EEE elbette bizim de vardir ajanimiz, onlar icinde de haini vardir sanmasinlar kendilerini hep temiz..Kosta bunu duyunca gozleri faltasi gibi acilmisti, ne diyecegini bilemiyordu, saskindi oysaki O, Turklere cok guvenirdi bu konuda….Koskoca kilisenin kubbesinin basina yikildigini hissetti, yuzunu one egdi, sikintisi belli olmasin diye kafasini kaldirip kimsenin yuzune bakmiyordu, kilisedeki butun erkekler galeyana gelmislerdi, biri hadi dese gidip evleri basacaklardi neredeyse..Adonis birden kuvvetli bir islik caldi, papaz efendi konusmak istiyordu..
– Hiristofos istavroz cikararak , gencleri kutsayarak konusmasina basladi;
– Gencler bakiniz, dualarimiz kabul oldu,kovazayız biuradan Turkleri adamiz bizim olacak, lakin acele edip cocukluk etmeyiniz, herseyin zamani vardir, hepbirlikte hareket edezeyiz, diger koylerde ne yapilirsa biz de aynisini yapazayiz.Eger erken baslarsak Turkler basimiza bela olur burada, basa cikamayiz onlarla, bilirsiniz bu konuda bizden beterdirler.. 
– Gencler arasindan sesler yukslemeye basladi; 
– Biz silahliyiz, burasi bizim kimse bizi durduramaz papaz efendi..
– Adonis hala Turk dostlarini dusunur gibiydi ama acik acik belli edemiyordu, Altarin ustune cikti;
– -Filimas, (arkadaslarim) Kımse kendi basina is yapmaya kalkmasin kalkan beni bulur karsisisinda, bu is kendi basina hareket edecek bir is degildir, sonra hersey tersine doner bilesiniz..dedikten sonra bir iki kiisden homurdanmalar duydu, sinirlenmisti..
– Bakiniz simdiden bu emre uymayacak varsa gitsin evinde karisinin yaninda otursun.. diyerek toplantiyi bitirdi.. 
– Kıliseden dagilirlarken, Kosta’nin en yakin arkadasi Hristo yanina yaklasti; 
– – Kostamu, seni cok iyi anliyorum kardesim ama sakin soydaslarimiza karsi br yanlis yapma, yoksa gozunun yasina bakmazlar, diyerek arkadasinin sirtini sivazladi, gecenin karanliginda kayboldu..Soguk hala devam ediyordu ama eskisi gibi degildi neyseki, eve dogru agir agir yurudu, en iyisi gidip yatmakti, zeytinde bitmisti sabah acil isi yoktu ….
– BILAL AYVALI ‘DA………
– Bilal, herhangi bir sikinti cekmeden, Ayvaliya varmisti lakin Turkler o kadar cok siki tutmuslardiki isi, kendinin Turk oldugunu inandirmasi icin en sonunda Kuran dan sureler okumasi gerekmisti, kafa kagidina bile inanamiyorlardi br turlu,sikinti her yerde ayniydi, insanlar birbirlerine guvenlerini yitirmisler, herkes daginik, ortalik huzursuz ve insanlar sokaklarda dolasmaktan bile cekinir vaziyetteydiler..
– Rasim aganin kardeslerini bulmakicin eline verilen adresi gösterdi ,Allahtan limandan cok uzakta degildiler , Turk olduguna kanaat getirdikten sonra Ali isimli genc bir delikanliyi yanina kattilar, Ali ona rehberlik edecekti, cunku Ayvali cok karisikti su ara, her turde insan vardi, hirlisi, hirsizi, vursuzu, burasi da temizlenene kadar herkesin dikkatli olmasi gerekiyordu, heleki disaridan onemli is icin gelmis birinin cok daha zordu isi.. Ali, Bilal efendiyi , Selim beyin yazihanesinin kapsina kadar getirdi, iceri girdiler, Selim bey cok yakisikli adamdi, Bilalin hatirladigi kadariyla; cocuklugundan beri cok severdi o aileyi,kapidan girer girmez Selim abeyinin elini optu, kendini hatirlatti, iki eski dost önce dereden, tepeden konusmaya basladilar, durum her iki tarafta da vahimdi aslında ,buradaki Turk ceteler de isin dozunu kacirmislardi,ama neyseki Gazi pasanin emirlerine karsi gelmekten Allahtan korkar gibi korkuyorlardi. Duzenli olarak Rumca mektuplar yazılıyor gelen gemilerle akrabalarina gonderiliyordu. Rum tayfanın gemiden inmesine müsade edilmiyordu …Selim bey, Aliyi ugurladiktan sonra Bilale dondu, 
-Bilal bak nerdeyse yatsi okunacak, beni bu saatte bulamazdiniz burada ama dua et, zeytin zamanidir, yaglar cikar onun icin burda beklerim, simdi bir numune getirecek meydanci, sonra da bir sise alir, eve gideriz, benim misafirimsin donene kadar Bilalim, az mi yemegini yedik anaciginin …hala aklimdadir o firinda oglak dolmusu, bayilirdim annenin yemeciklerine …
– KOYDE ISLER YURUYOR…………
– Rustem, Muhtar beyle konustuktan sonra annesi Lebibe hanimi. Mesagrosa goturmek icin hazirliklarini tamamlamaya basladi, atli arabayi hazirladi, anaciginin son islerini yapmasini bekliyordu Lebibe hanim, herseyi tamaladıktan sonra, deve tuyu mantosu , tilki kurku ve krem renkteki basortusu ile kapıda belirdi, anasinin asaletine hayrandi her zaman Rüstem , taparcasina severdi anacigini, biraz da anasina yakistiracak gelin bulamiyordu etrafta galiba 😂.. Anaciginin yukunu aldi, arabanin arka tarafina yukledi, Muhtar beyin arabasi oldugu icin ustu kapali ici deri kapliydi arabanin.. Lebibe hanim bu gidisin donusunun cok zor oldugunu , belki de hiç olmadığını biliyordu, kiymetli esyasini yanina almis, duasini ediyorduki, Rustem son bir defa etrafa bakarak arabaya atladi, atlarin yonunu Mesagrosa dogru cevirdi…
Köye vardiklarinda saat oglene geliyordu, Teyzesinin kapisini çaldıklarında ; kapiyi acan enistesi Ethem efendi oldu, onlari gorunce şaşırmış vazıyette karisina seslendi ama saskinligi da isteksizligi de sesine yansimisti yaşlı adamin ..
– Vecize… Vecize hanimmmm bak kimler geldi..
Vecize hanim, hemen namaz ortusunu başına örttü , merdivenin basinda beliriverdi 
– Ahh hemsire nerelerden ciktinn? Hos gelmissin sefalar getirmissin, girin iceri, Rustem oglum , sen teyzeni hatirlarmiydinn? Diyerek hafiften bir de sitem yolladi.. Büyük bir heyecanla merdıvenlerden asagı indi. Kucaklastılar , sarmas dolaş oldular …Ana-oğul iceri girerken ev sahipleri ile konusmadan esyayi indirmemislerdi, İkı kizkardes biraz hasret giderdikten sonra Rustem soze girdi:
-Evde kimse var mi sizden baska teyzecigim?
Yok vallahi, bazen iyi saatte olsunlar cikiveriyor geceleri ama simdi hic birisi yok cok sukur.. 
Derken çok ciddiydı , kalbi temiz biraz da safça bir kadındı Vecize….Ethem efendi, bu sözleri işitince her zaman oldugu gibi biyikaltindan gulmeye basladi, fazla da mahcup etmek istemiyordu karisini..Lebibe hanim gormus gecirmis okumus kadindi kızkardesinden daha kulturluydu; 
-Ayol hemsire hala iyi saatte olsunlar la mi ugrasıyorsun? Kış kışşşşşş diyemedin mi onlara.. ? 
– Sen ol da deyiver ,ablacığım , gece geliyorlar vallaha, uyumamissam beni ziyaret ediyorlar, Ethem efendiyi uyandirinca kaciyorlar, hic sorma kardescezim..
– Lebibe de biraz tebessum ettikten sonra sozu Rustem’ e birakti; durumlari anlatmaya baslamasi icin.. Rustemin de sozu sohbeti çekilirdi , eger sinirlenip kekelemezse..Herseyi en basindan baslayarak anlatti, Ethem efendi cok ilgili gorunmuyordu, yasliydi ve bu konulara bulasip hic canini sikmak istemiyordu artık , rahatina duskundu, iki kizini evlendirdikten sonra elinde kalan gelirini yemeye celisiyordu, sagligina dikkat ederdi, az yer, cok uyurdu, bir iki defa kalp krizi atlattigini soylemisti Midillideki doktorlar ama artik kendne dikkat ediyordu …Vecize anlatilanlardan cok etkilenmisti; yuzunden korku ve endişe belirmişti; 
– – iYi ettin gelmekle ablacıgım ne olacaksak beraber olsun, kardesim, hadi Rustem sen yukunu indir anaciginin ben de mutfaga gideyim allah ne verdiyse tel dolabindan cikarayim , guzel kavrulmus kurban kiymam var , goz goz yumurta kirarim ustune , tulum peynirli sade yagli makarnam da var, yeter mi biz e oglene?
– – Yetmez mi kizkardes ? diye karsilik verdi Lebibe. Rustem arabadan indirdigi yukleri yukari kattaki odalardan birine tasiyordu, konusulanlara kulak misafiri oldu; 
– -Ahh Teyzecim allah sizlerden razı olsun gozum arkada kalmayacak, hep birlikte olmaniz iyi olacak, ara sira gelup sizlere Midilliden yiyecek getirecegim, taze balik getirecegim, anami size yuk etmem enistecigim sakin merak etmeyin.. Bunu duyan Ethem efendi biraz olsun rahatlamisti, kir biyiklarinin altindan tebessum ederek; 
– – Hayirlisi olsun bakalim demekle yetindi..
– Ogle yemegini yediler, Vecize kocasinin oglen kahvesini yapmak icin mutfaga girmistiki, ablasi arksinda bitiverdi ;
– Bak kardesim eger Ethem efendi sana sikinti cikarirsa haberim olsun derhal evime donerim, benim derdim bu sikintili zamanda ikimizde yalniz kalmayalim..
– – O nasil soz ablacigim, burasi senin de evin, bu sikintili zamanda yalniz basina kalmana gonlum musade edrmi saniyorsun? Hic uyuyamam yoksa butun gece iyi saatte olsunlarla muhabbet ederdim aartik sabaha kadar..

Lebibe hafif tebessum edrek kardesini bozmadan yukari odasina dogru seyirtti buradaki tek sorun bu merdiven olacakti galiba ,ama olsun belki zamanla nankor dizleri bu merdivene de alışırdı , tahta trabzana asila asila, yukari kata cikip elbisesini değiştirdi ,Oğlu ve Ethem efendi kahvelerini yudumluyorlardi, biraz sonra Rüstemine veda etmesi gerektigini biliyordu, ustunu basini usulunce düzenledı , asagi indi , kizkardesi de elinde bir yarim kova suyla bekliyordu , Rustemi yolcu ederken arkasindan dokeceklerdi….

Midilli Mübadilleri sayfasından alıntıdır..

BÖLÜM 23

Aslinda Tula akilli kizdi, dedigi dinlenir, pisirdigi yenir elinden ucanla kacan kurtulur cinstendi, Eger birseyler duymussa hic te iyi olmamisti yani..Bu eve Afroniasa dan daha cok faydali olacagi kesindi ama ne zamana kadar? 
Kosta, tulumbanin basindaki mermer basamaga oturdu, gunes yukselmisti, ortalik biraz isinmis gibiydi, ela gozlerini kapattı Günese döndü, babasını , Rasim beyi, cocuklugunu hatırlatıverdı birdenbıre, ne guzel gunlerdi, babasinin guvercinleri vardi, Rasim agayla beraber ucururlardi, Maria , Rasim bey evlerine gelince ne ikramda bulunacagini sasirirdi, hemen recel cikarirdi, arkasindan kahve yapardi, hele de Karpuz recelini cok guzel yapardi anacigi, ev senlenirdi birdenbire , bazen oracikta cilingir sofrasi hazirlardi Angelos, hem demlenir hem de guvercinlere isim bulurlardi , bazilarine Turk ismi bazilarina Rum ismi ; eglenir dururlardi.Guzel gunlerdi , kimsenin kimseye ne bir kötülüğü olur, ne de insanlar birbirlerine kötülük dusunurlerdi, Kim cikarmisti bu isi simdi, kimin basinin altindan cikmisti? Gazi pasa mi yapmisti bunu yoksa? Ama O , olsa olsa iyi sey yapardi. Turkler Onu cok seviyorlardi…Bunlari dusunurken birden arkasinda bitiveren Fatma’yi farketmedi .
Kızın sari saclari guneste piril piril parliyordu, yaninda da kucuk Mehmet ‘in zeytın yesılı gözleri güneşle daha bir parlak görünmüştü sanki gözüne Kostanin..
Fatmanın niyeti konusmaktı biraz, 
Mehmetin elini birakti,çocukcagız koskoca bahce icinde kosturup oynamaya baslamisti, ahirdan kucuk kopegini cikarmasini istemisti Kosta’dan.. Pamuk ta gelince kucuk Mehmet’cigin keyfine diyecek yoktu, kopecik kosuyor arakadan Mehmet kovaliyordu. Fatma bir pundunu bulup Kosta ya dogru yaklasti, cunku Babasi kose odasinin penceresindeydi ara sira asagida olanlar a da goz kulak oluyordu, yeri hep Orasiydi Rasim beyin, geleni gideni, evin bahcesinden gireni gorur, ev halkina haber verirdi.
-Kosta sana birsey diyecegim?
– Söyle Fatosimu ..
-Biz , Anadola gidersek sen de bizimle gelirsinn?
– -Ahh, dedi , Kosta..Keske gelebilsem ama almazlarki beni Fatosimu, benim kafa kagidimda Rum yazar,
– – OLsun onu beybabam halleder Kosta,
– – Olmaz Fatosimu, anam i ne yaparim bir tek oglancigi vardir , tek umidi bendedir.
– -Hic beni özlemeyeceksin Kosta?
– Hic ozlemez olurum Fatosimu , dusunurum nasil dayanicam, ama derler gene gelicekmizziniz buraya 
– -Bilmemki, oyle derler Kosta mu?Gelirsem beklersin beni ?
– Beklememem mi Fatosimu, ben seni olene kadar beklerim agapimu..Ya beybaban seni orda evlendirirse Fatosimu?
– Ben senden baskasiyla evlenmem ki Kostamu?Seni isterim ben, gozumu actim seni gordum, seni severim ben .
İki genc birbirlerine sarilmamak icin kendilerini zor tutyorlardi..
Kostanin gozlerinden yaslar suzuluyordu, Fatma da agliyordu ama babasinin oturdugu pencereye arkasi donuktu allahtan yoksa ikisinin birden aglamasi babasini iskillendirecekti, Ne derdi yoksa Fatma? bu yangini nasil anlatirdi beybabasina? Senin yanasman Rum Kosta”ya asik oldum diyebilir miydi? 
Zaman oglen olmustu neredeyse, Mehmet acliginin bile farkina varmadan buyuk bir coskuyla bahcede Pamuk’u kosturuyordu, kah dusuyor , kah yesilliklerin icinde yuvarlaniyor kah cigliklar atiyor, dunyadaki butun mutluluklari yasiyordu o anda..bir ara kosturarak ablasının yanina yaklasti:
– Abla biz ne zaman Kosta larin evine gidicez?Maria bana soz verdi alivirya (pekmezle katnatılıp yenen bir cesit cevizli hamur tatlisi) yapacakti. 
– Fatmanin aklina hic gelmezdi simdi ama iyi fikirdi , niye olmasindi ki?
– Sor bakalim Kosta’ ya ne diyecek? Mehmedin istegini ertesi gun, Maria yerine getirmek icin erkenden kalkti, hamurlar tuttuldu, yaz sonunda kaynattigi pekmez bukkalini ambardan cikardi, bari Zeliha hanmim  da gelsin de hep beraber oturup derttleselim diye dusundu, Kosta’siyla haber saldi, kizlari da al geldi dedi Kosta hanimina !Annesi onlari alivirya yemeye bekliyordu, ama Maria, once tapta kizarticakti, hepsine .. keci peyniriyle taptaciklar yapacakti agir misafirlerine…

YILBASINDAN SONRA KİLİSE TOPLANTILARI HARARETLENİYOR….

Zelıha hanim, cocuklarini alip Maria nin evine gitmek icin ertesi gun ogle yemegini bile yemedi, evlatlarina sabah kahvaltida tereyagli yumurta , yagda peynir, yeni zeytin yedirmisti, kendisinin kac zamandir istahi kesikti, hic yiyesi yoktu ama Maria’ ya ya ayip olmasin diye yaptiklarindan yiyecekti artik, Tulaya sobalara odun attiktan sonra Rasim beyden izin alip musade ederse cikabilecegini soyledi..Mis gibi tapta kokulari yukari sokagi tutmustu, oraya kadar gelmisken, Ziyneti ablasina da ugramayi dusundugu icn kucuk sepetin icine ceviz, portakal, elma doldurmustu.. Ziyneti hanimin bahce kapisini acti, kopek havlamaya baslamisti her zamanki gibi, yukari tasliga cikti kapiyi caldi ses yoktu , hayret genelde evde olurdu bu saatte ama yine caldi yine ses seda yoktu, erik agacinin kurumus dalindan bir parca kopardi , kapinin bir tarafina sokacakti, geldiginin nisani olsun diye, tam o sirada Mehmet icerden seslendi.. 
-Kim var kim geldi?
Kapıyı kilitlerdi Ziyneti hanım bazen cikarken , Mehmet yabanciya kapi acmasin diye..Zeliha seslendi..
– Memedim , benim oglum Zeliha ablan, bak bir sepet biraktim buraya, taslik ustune..anacigina geldigimi unutma soyle emi?Mehmede guvenilmezdi unuturdu, o yine de erik dalini kapinin caminin klenarina sokuverdi..😁😊
Zeliha hanim , kizlar, Küçük Mehmet hep birlikte , Marianin bahce kapsiindan iceri girdiler, kucucuk bahce bembeyaz kirec badanaliydi, saksilar duvarlarin alt kisminda yanyana dururdu bazen de de tenekeler icindeydi cicekler, ama o tenekeler bile beyaz badanadan nasiplerini almislardi, her taraf beyaz gelinlik giymisti sanki Marianın bahcesinde; Kosta bahcedeki yanmis olan ocagin atesinin ustunu ortuyordu misafirler geldiginde , anacigi taptalari yeni kizartmisti mis kokuyordu ortalik.. hep birlikte kurelalar ( dokuma kilimler) serilmis kucuk odaya gectiler, kitik sedirler de bembeyaz ortulerle bezenmisti, ustlerinde beyazdan baska bir ortu yoktu, oturacak yerleri bile beyazdı.Zeliha hanim cocuklarla sedirleri kirletiriz diye oturmaktan kacindi ama Maria sonunda ikna etti, onlardan kiymetli misafiri yoktuki Maria’nın😥
O gun hepbirlikte eglene gule soyleye yediler, sutler , kahveler ictiler, kimse olanlardan konusmadi, Fatma ile Kosta bakisip durdular. Gunun sonunda Mehmetcik annesinin kucaginda uyuya kaldi..
KILISEDEKI TOPLANTILAR HARARETLENIYOR…
Aksam oldugunda , gencler kiliseye cikarken ozellikle Kostaya muhakkak seslenirlerdi, ara sira da sorguya cekerlerdi zavalli cocugu; 
Soyle bakalim Palikaryamu,öldürmen gerekirse agani oldururmusun?Kosta bu sozun agzini yoklamak icin soruldugunu bildigi icin hep ayni cevabi verirdi; 
– Memleketimin menfaati ne gerektirirse onu yaparim, hic kuskunuz olmasin..
Boylece arkadaslarina guven vermeyi de ihmal etmezdi, aksi halde hain ilan edelerdi yasatmazlardi, onu da Rasim agayi da.. 
O gece , köyün yakisiklisi Balikci Adonis silahiyla cika geldi. Onu oyle gorenler birden soylenmeye basladilar;
– Nıye bize haber vermedin be Adonis?biz de getirridik pistollari..
– Anlatazayim simdi dinleyin her seyin zamani vardir..BU gece asagi koylerden arkadaslar gelezek, onlari karsilayazayiz alt yolda onun icin silahli geldim yoksa yoktur luzumu daha, basimiza dert acmayalim bakalim ne karar alinacak? Azele yoktur…
– Adoniis basta olmak üzere, arkada iki arkadasi atlarina binerekköprü basina, diger köylerden gelen arkafaslarini karsilamaya indiler, gelenler de silahliydilar, hepsi de ouzoyu cekmis, kafayi bulmuslardi, Kosta onlari gorunce hem urkmus hem de sinirleri bozulmustu. Bu adamlar sucsuz adami bile dograrlardi …saclari sakallari birbirine karisimis bir kac capulcu adanin gelecegi icin ne yapabilirdi ki?

BÖLÜM 22

BIRAZ DA KISA BİR TARIHI BILGI;

MUBADELE; her iki halkin da buyuk acilar cektigini anlatan en carpici yasanmisliktir, Bunun, biz mubadil cocuklari ve torunlari uzerindeki psikolojik etkisini bu yazi dizisini bitirdikten sonra sonuc bolumunde sizlerle paylasmak istiyorum, o zamana kadar yalnizca su kadar bilgi verebilirim; yasanmisliklari burada bilirkisilere anlattigimda “ yine de saglam bir ruh sagligiyla yolunuza devam edebilmissiniz, şanslısınız” Karsiligini aldim .
Mubadele ile ilgili yasanmisliklarin ciddiyetini belirtmek icin kisa bir tarihi bilgiyi sizlerle paylasamak istiyorum;
“Yunanistanin ugradigi yenilginin sonuclari; hem Yunanistan’i hem de genc Turkiye Cumhuriyeti ‘ni ilgilendiren buyuk olumsuzluklar yaratti. Zira iki halkin karsilikli mubadelesi oncesinde , yenik dusmus askerlerin ardi sira, Yunanista’a siginmis olan Rum gocmenler, diger Anadoliudan kacan basibozuk askerler de Yunanli eskiyalarla birlik olarak; hınç alma amacli , hatta zaman zaman Yunan kolluk kuvvetlerinden de destek gorerek ; Yunanistandaki ve bazi adalardaki Turk nufusa akil almaz baskilar uygulamislardir..Her iki halkinda mubadele donemindeki karsilikli acilari kelimelerle ifade edilemeyecek yogunluktadir”

Boyle bir yazi dizisine baslamaktaki asil amacim, yasanmisliklari birinci agizdan dinliyen bir mubadil kizi olarak genclere ve bilmeyenlere aktarmaktir.. Turkiye Cumhuriyetinin kurulusuna , insanlarin yasadiklari acilara sahit olmus bir ailenin cocugu olarak herkese baris icinde bir yasam  diliyorum..  Yazımıza kaldigimiz yerden devam ediyorum , buradaki kilise toplantıları tamamiyle gercektir , Tıplantılarda anlatılanların asagı yukarı yakın seyler olduğunu soylemekle beraber, kurgu agırlıklı oldugunu da belirtmek ısterim 😊😄😄Saygiyla..
— ELEFTRA ZIYNETI’DEN LAF ALMAYA CALISIYOR…
– Ne olacak be Eleftra bizim gibi yasli insanin ne isi olur bu havada iskoplu da ?
– Ee bilmem cok seyler soylenir bugunlere, Turkler biz e saldiracakmis bizi kesecekmis burda, hep duyariz bunlari ama inanmayiz tabiii, derim hic komsum birakir beni kessinlerr??
– AA nerden duyarsin bunlari, hic olur oyle sey? Turkler sandin cellattir kessin sizi? Kım uydurur bunlari Eleftra?, sen bak rahatina , kimseye de oyle bir sey soyletme, buyuklerimiz ne derlerse o olacak, ama biz burdayiz Pelivan aga senin de abeyin sayilir, kimse senin kilina dokunamaz.
– – Ben de oyle dedim zaten gecen gun ebe Agate gelmisti, Turkleri kovacaklarmis burdan dedi, hepimiz cok uzulduk, biz senelerden beridir beraberiz nasil unuturum onlarin iyiligini dedim..kocam öldüğünde gunlerce besledi beni Huseyin agamla Ziynet dedim..
– Eleftra, git evine rahat uyu ne senden bize, ne bizden sana zarar gelmez, yalniz sen de bize haber ver, sizinkilerden bir sey duyarsan, biz de ondan huzursuzuyuz..
– – Ahh Malista bre komsum Malista , hic isterim size birsey yapsinlar, duyarim kac gecedir kilisede toplanir bizim gencler sıkılır ,dururumm.. Hade ben gideyim simdi, cok gec olmadan yatayim bilirsin sabah kecimi sagarim cok gec kalmadn, sismesin memeleri hayvancigimin…hade Kalinihta filimas(arkadasim)
Bu anlatulanlar karşısında hem Ziyneti hanımın hem de konusulanlara kulak kabartan Hüseyin aganın canı çok sıkılmıştı…
-24 ARALIK GECESI KILISEDEKI AYIN…..
Bu zamanda; Rumlar gunlerce hazirlanirlardı evlerde corekler piser, tatlilar yapilir, etler pisirilir , receller yapilir,buyukler, kucuklere kiyafetler orerdi,Neseli olunmasi gereken bir donemdi.. Ama bu yil Rumlar Isa’nin dogusunu gecen yillardaki gibi coskulu kutlamiyorlardi, her tarafta bir sessizlik hakimdi, her yil yapilan sokak torenleri bu yil cok sonuk gecmisti, koyun ustunde bir olu topragi vardi sanki.. Eski yillarda tepsi tepsi bademli corekler yapilir, Turk komsulara da tulum peynirinle dagitilirdi, bu yil buyukten kucuge, kadinindan erkegine herkes Turklere karsi mesafeliydi..
Koyun papazi Hristofos bu aksamki ayine kendini hazirlamis, cemaaatle konusacakti, butun koydeki Rumlar en guzel kiyafetlerini giymisler Turk mahallesindeki buyuk kiliseye dogru cikiyordu ama bir taraftan da ihtiyatliydilar, her ihtimale karsi gencler silahliydilar..
Ayin basladi,Papaz efendi incilden dualar okuyor ilahier soyluyor yanindaki genc papaza ara sira soz veriyordu, ayin butun heyecaniyla suruyordu, cemaat sık sık istavroz cikariyor bu mubarek gecede dertlerinden kurtulmak icin dua ediyordu..Hıristofos efendi bir an husu icinde konusmaya basladi;
Sevgili halkimiz, biliyorsunuz her aksam burada toplaniyoruz, durumu konusuyoruz Turkler bize dusmandirlar dost degildirler bilesiniz, bir an evvel onlarin adamizdan gitmeleri icin dua edelim..Cemaat sasirmisti, ama yınede kimisi dua ediyor kimisi bu beklemedıği konusma karsısında şaşkınşaşkın bakiyordu..
Duadan sonra Hiristofos devam etti, 
Turlerden dost olmaz , biz e en buyuk kotulugu onlar yapmislardir, yine yapmak icin firsat kollarlar, Anadoldan gelenlerimiz orada yasananlari anlattikca buradakilere karsi da hincim artmaktadir, bunlarin hepsi ayni soydandir, bir an evvel adamizdan surulmeleri icin dua edelim arkadaslar..
Kosta ve annesi bunlari duydukca anlatilmaz bir uzuntuye kapildilar, demekki artik bircok sey icin is isten gecmisti, Kosta yuzunden uzuntusu belli olmasin diye , basini hic elindeki Incilden kadirmiyordu, halbuki Turklerin onlar icin yaptigi hic birsey yoktu.. Bunlari agasina nasil anlatirdi, onun icin ne yapabilirdi? Ya soydaslari saldirir onlari rahatsiz ederlerse ?bunlari dusunedursun, ayinin bittigini farketmedi bile, Hepsi , Meryemin resmini opmek icin siraya girdiler, isi biten de biraz corek alip saraba batiriyor, yiyordu..Kosta da herseyi eksiksiz yapti, sonra etraftaki arkadaslariyla havadan sudan konustu, Maria daha detayli konusuyor, anlatilanlari yapilacaklari kafasina yaziyordu, artik Turklere rahat vermiyeceklerdi , onlar bu adadan gidene kadar ellerinden geleni yapacaklardi, nasilsa asker de polis te onlardan yanaydi, gidecekti artik bu pis Turkler buradan..Papaz konusunca dusman olmayanlar bile dusmanlik beslemeye yoelmislerdi.

25 Aralık sabahi ayin yine kalabalik olmustu, ama ayinden cok Turklere yapilacak dusmanligin planlamasi gibiydi,Kosta, hic tahmin etmedigi kisilerin bile evlerinde silah bulundurduklarini eger Turklerden biri birsey yaparsa kullanmaktan cekinmeyecegini soyluyordu, papaz efendi bir Turk oldurmenin bile sevap oldugunu anlatiyordu cemaate, is kizismaya baslamisti, bir allahin kulu da papaz efendiye karsi gelemiyordu, Turklerle iyi dost olanlar yalnizca sessiz kalip dinlemeyi yegliyordu,Kosta iste o gun agasi icin harekete gecmeyi kafasina koymustu, onlara zarar gelirse kendini affedemezdi..
RASIM AGANIN EVINDE…
Aralik ayinin 23 unde bitirebilmisti zeytini nihayet Rasim aga, simdi is yagi zamaninda iyi asit cikarmaya gelmisti, Allahtan bircok fabrikator Turktu, hisim akrabadandi,Peramadaki fabrikada cikarirdi yagini hersene evine senelik yagini koyar geri kalani satar, parasini da bankaya yatirirdi ama bu sene durum baskaydi, butun Turkler’in dusuncesi bankadaki paralarini cekip evlerde saklamakti, kagit paraninda evde saklanmasi kolay degildiki, en iyisi altina cevirip kese kese saklamakti.. Rasim aga , kose odaya oturmus, boncuk gozlerini kari erimis karsi daglara dikmis dusunurken karisi Zeliha hanim, bir Rum hizmetci adayiyla iceri girdi; 
– Rasim bey bak bu kizimiz Tula, biz de calisacak musade edersen, ayda iki mecidiye vericez , nasil munasip midir?
– -Munasip gorduysen oyledir hanim, bu isleri sen bilirsin , diyerek hanimini onayladi.
Evleri yaz sonu boyanmisti yagli boya kokusu hala soba yandikca burunlara gelir dururdu, yagli boyalari Istanbuldan gelen gemiyle getirtmisti Rasim bey, zengin Rumlarla Zengin Turklerin evleri boyle boyaliydi, karisi da istemisti, baska bir sikintilari yoktu nasilsa, cocuklar daha kucuktu gelin edecek kiz da oglan da yoktu ,ammavelakin su Anadola gecme isi de cikmasaydi iyiydi, dur bakalim belki Gazi pasa, vazgecerdi onlari koylerinden almaya…Kımbilir?
Rasim bey pencerenin onunde hulyalara dalmis dusunurken kose odanin kapisi vuruldu, muhakkak Kostaydi, kapisini calmadan asla adimini atmazdi odaya;
– Ela bre oglum, ela pedimu. Gel bakalim bgunde sizin bayramdir hadi bayraminiz hayirli olsun evlatcim nice snelere insallah, diyince Kosta’nin yuzu kizardi, gozleri doldu. İki elini yuzune kapatti sirtini donup aglamaya basladi, daha once hic agasina sirtini dondugu vaki degildi..
– -hoop hopp ne oluyor Kostamu , hic koca adam aglar bre pedimu?Kosta bir sure konusamadi, guzel ela gozleri kipkirmizi kan canagi olmustu, hickiriyordu, yanaklari da kizarirdi boyle durumlarda, agasinin yuzune bakamadan; 
– Rasim agam sen de papazin dediklerini duysan sen de aglardin..
– Hayrola pedimu? Papaz sakin bizi vuracak? diye takildi Rasim bey?
– kImse sizi vuramaz agam, sizi vurmalari icin once beni vurmalari lazimdir..
– Hade deli cocuk birak bunlari simdi, git yika yuzunu, bizi kimse vuramaz merak etme, korkar seninkiler bizimkilerden sikintilari odur zaten.. Kosta bu laflara çok inanmasa da biraz olsun rahatlamisti, ayakyoluna cikti, oradaki tulumbadan su cekti, buz gibi suyla elini yuzunu yikadi, basini kaldirdi, karsisinda Tula elinde peşkir bekliyordu..Sasirmisti, acaba onun agasiyla konustuklarini duymusmuydu ?
– Hayirdir Tula? Ne isin vrdir senin burda?
– Ne isim olacak, Afroniasa’nin yerine ben basladim.. 
– – Ne zaman basladin Tula? Diye sorarken onu duyup duymadigini tartmak istiyordu.
– Bugun sabah basladim Kosta ? ne o oyle sakin yakistiramadin?
– Ade be Tula , neden yakıştıramayım ? hayirli olsun…diyebildi yalnızca , kafasındaki şüpheye hala cevap alamamıştı …

BÖLÜM 21

RUHI BEYLE , BILAL MIDILLIYE GIDIYORLAR…
-Anacıgını merak etme Bılal, seni alip, simdi Midiliye goturecegim aksamuzerine dogru bir gemi kalkacak, ona bineceksin. Tebdili kiyafet yapacagiz haberin olsun !
– – Ya anam , Ruhi abeyim? 
– Merak etme , ona da faytoncuyu gonderecegim bizim Naciye ile birlikte, gelip toplasin Anaccigini bizim eve gotursun, sen donunceye kadar bizim misafirimizdir. Hem Haticeye de arkadaslik eder, ikisi icinde iyi olur, gozun arkada kalmasin oglum..
– Ruhi beyle, Bilal atlarina atlayp dortnala Midilliye dogru yola ciktilar. Muhtar beyin evine vardiklarinda ogleyi henuz gecmisti, Rustem de oradaydi, elbirlik Bilali tebdili kiyafet hazir etmeye basladilar, Fesi cikardilar, biyigini kestiler saclarini komurle kararttilar, Mavi gözleri çipil çipildi ,kemikli yüzü Onu tam bir Palikarya yapmıstı , ellerinde o kadar çok yara izi vardıki onları goren zaten yanasmaya cekinirdi..Bilalin 😂tanınması mumkun degildi artık, tam bir Rum delikanlisi olmustu, akici bir Rumcasi vardi, kimse Turk demezdi, bir ad bulmak lazimdi simdi O’na..
– Bu arada Muhtar bey tel gözlüklerini takmıs , masasının basına gecmiş ince zarif ellerıyle Emin ve Selim beylere bir mektup yaziyordu, Bilali taniyorlardi tanimasina ama bu durumda suphelenmemeleri olasi degildi..tam bir Palikarya olmustu kirk yillik Bilal…mektubu bitirdi, muhurledi sarip sarmaladi, yagmurdan camurdan etkilenmemesin icin bulduğu paçavranın içine sıkıca sardı , Bilal kofasinin ic cebine yerlestirdi, mektuba ulasmalari icin once onu oldurmeleri gerekecekti..Mektupta hersey yaziliydi, oranin en ust Turk komutanina ulastirilıcaktı mektup .. 
– İki sayfadan olusan bu mektubun biri Rasim beyin kardeslerine biri de komutana verilecekti..Icinde hersey yaziliydi.. Bilal de konudan haberdar edildi, Ona ne soylenirse onu yapacakti ama asla RUM’a teslim olmayacakti, esir dusecek olursa da ya kendini oldurecek ya da kacmaya calisacakti, cunku adadaki binlerce Turk’un akibeti Onun ellerindeydi..Buyuk ve serefli gorevdi, Bilal icin bicilmis kaftandi, oturdu ellerini acti,dua etti, buyuklerinden helalllik istedi anacigina tafsilatli bir bilgi vermemeliydiler, yoksa zavalli kadin o gelmeden olur giderdi..Gorunurdeki gorevi, Ayvaliya hayvan almaya giden celepti, nasilsa hayvandan anlardi, insandan da anlardi, iyi Rumca konusurdu, takma adida Yannis olmustu haydi yolu acik olsundu..Bilal efendi konagin arka kapisindan cikti, ev limana cok yakindi. Buyuk gemiye atlar atlamaz onceden hazirlanmis kagidi gosterdi, kimsenin dikkatini cekmeden asagi inip, geminin kic tarafina dogru seyirtti, cok kisi yoktu , hayvanlar cogunluktaydi. Adayla Ayvali arasinda hayvan alim satimi oldukca karli bir isti o yillarda..
PELIVAN HUSEYIN AGA MESAGROSA VARIYOR..
Huseyin aga yagmurdan sirilsiklam olmus vazziyette eve vardi, ic camasirlarina kadar islanmisti, Ziyneti hanim ,O’nu oyle gorur gormez ne yapacagini sasirmistı ,Önce , mutfaktaki ocaga bir kucak odun atti, odadaki sobayi yakti, yazdan hazirladigi ada tarhanasini islatti, guzel koyun sutuyle yapilmis bu tarhana mis gibi kokardi pisince, hem adamina bir corba icirecekti, arkasindan da sicak bir sut muhakkak bu yasli adami toparlardi ..Pisenleri yasli kari koca ve Mehmet ,oturup yediler, Huseyin aganin istahi yoktu ama zar zor biseyler atti agzina, divanin ustune yerlesti, pamuk yastiklari basini altina cekti, karisi odaya donene kadar yorgunluktan uyuya kalmisti, sayiklamaya baslamisti Koca Pelivan , Ziyneti odaya dondugunde.. 
– Memedim memedim … diyordu, Ziyneti hanim ne diyecek diye kulak kesildi, ama soyedikleri ‘ Memedim ‘ den ileri gitmiyordu..Atesler icinde yaniyordu Hüseyin aga , ne yapacagini sasirdi, Mehmeti kizi Zehra’ya gonderdi, gelsinlerdi ne yapardiki tek basina bu durumda.. 
– Mehmet emin efendi ile Zehra birkac dakika sonra cikageldiler, Huseyin aga atesler icindeydi, belliki yagmuru yemis, yasli adam bitkin dusmustu..boyle seylerde hemen doktor cagrilmazdi o zamanlar, islak sirkeli bezler yaptilar basina koltuklarinin altina sardilar, terleyen ust icligini cikardilar, ihlamur kaynattilar,limon pisirdiler sobanin uzerinde, sabaha karsi Huseyin aga biraz gozunu acmisti, ama hala dogrulamiyordu, basi kazan gibiydi..
– Gozlerini acar acmaz ilk sordugu soru Memedim ‘nerededir sorusu oldu? 
– Hep birlikte babalarinin basindaydilar, once Memet geldi babasinin karsisina dikildi:
– Gitmesin bi daha baba degil.?Gitmesin bi daha? Deyip duruyordu, gerekirse gidicem dese cok uzulecekti, kafasi cocuk kadar calisiyordu
– Gitmm Memedim , gitmem oglum anca beraber, kanca beraber evlatcim !deyip Memedini rahatlatti, zavalli Mehmetcik agliyordu..
Huseyin aga oylece bir kac gun yataktan cikamadi, usutmustu ama kuvvetli adam oldugu icin yine bu yasta kolay atlatmisti, her gun sutunu icti peynirini yedi, kizarmis ekmegini yeni yaga batirdi, narenciyesi de eksik degidi hani,Karısı onu altin elma gibi bakiyordu. Ziynetiyi cagirdi; 
– Alkisim Ziyneti’m sana ,iyi ettin beni bir kac gunde, gerci olsem de gam yemem , bayragi teslim ettim kayi …Lakin daha cok isimiz var, bu genclere yol gostermek lazimdir, biz gavuru taniriz nerde ne yapicak biliriz, cogu kanciktirlar, sakin hicbirine guvenmeyin kadinim..deyip yataginin icinde biraz olsun dogruldu..
– O gece koyde bir iki yerden silah sesi duyuldu, halk huzursuz olmustu artik , Turku de Rumu da rahatsizdi bu durumdan, kimse huzuru kacsin istemiyordu.. Rumlar, Turk komsulariyla cok iyi gecinirlerdi, lakin disaridan gelen bir iki capulcu aralarina nifak sokmaya ugrasirdi, bisey deseler hain olacaklardi, suskunluklarini muhafaza ediyorlar, hic birsey konusmamaya gayret ediyorlardi..
– Aksam ezani yeni okunmustuki, Huseyin aga oturdugu yerden nmazini eda etmeye calisti ama abdestsizdi, duvara dondu, teyemmum etti, soguk suyla abdest alacak zaman degildi simdi.. yataginin icinde namazini eda etti, duasini okudu arkasindan da eski Turkce kuranini acip yasin okumaya basladi, o arada Ziyneti yine aksam sofrasini kurmak icin mutfak ta Mehmetcigi ile pitir pitir konusup duruyor, sofrayi hazir etmeye çalısıyorlardı , o sirada avlunun kapisi acildi, kopek havladi, Mehmet böyle zamanlarda hemen kosar evin kapisini acardi.Gelen ;elinde bir kucuk tepsi mis kokulu corek ile Eleftraydi;
– Kalisperasas bre Memedim, mamasu yotur sakin?
– -Na naa burdadir anam, mutfakta gel iceri ELEFTRA abla , Eleftra terliklerini disarida taslik uzerinde cikardi iceri girerken ,Ziyneti ellerini dua eder gibi kaldirmis, kafasini mutfaktan disari uzatti..
– Ela mesa bre Eleftra ela mesa..(gel iceri), ellerim yaglidir, sofra hazirlarim..
– Eleftra iceri girdi, coregi birakti rafin uzerine, 
– Duydumki Pelivan aga kac gundur hasta yatarmis, merak ettim geldim bakayim size .. 
– Kaloserisete komsum , bilirsin erkek iste laf anlamadi bir turlu, basindan gecti, gecenlerde esek ile Iskoplua gitti, gelince boyle oldu..Eleftra iyice meraklanmisti. Bu havada yasli adamin Iskoplu da ne isi olurdu..
– Ne isi vardi bu sogukta Iskopluda Pelivan aganin Bre Ziyneti?
– Sut kardesi olum dosegindeymis dunya gozuyle gormeye gitti.. bilirsin erkekleri iste Eleftra , kadin sozu dinlerler hic??.Eleftranin da kocasi iki sene evvel zaturreden olmustu, kadin o zamandan beridir siyahtan baska bir kiyafet giymemeisti ustune.. 
– Ah ben sandim baska birsey oldu Ziyneti?
– Eleftra belliki laf ariyordu…

BÖLÜM 20

BURADAKI “ YERDE BİLAL , MOLVADA CELAL “ TEKERLEMESI ANNEMDEN COK DINLEDIGIM BIR HIKAYEDIR; BU İKİ GENC SAVAS ZAMANI ÇOK YARARLIKLAR GÖSTERMİŞLERDIR; AYRICA YAZIMIZIN KAHRAMANLARININ SÜREKLİ TÜRK KAHVESI İÇMESI DİKKATINIZI CEKMİŞ OLABILIR, O DÖNEMLERDE MİDİLLİ DE ÇAY İÇİMİNİN PEK OLMADIGINI DİNLEMİŞTİM BÜYÜKLERİMDEN ; KAHVE İÇMEK BAŞLI BAŞINA BİR RİTÜELDI ESKIDEN BİZLERİN  DE EVİNDE; ÇAY MUTFAKLARIMIZDA DAHA SONRAKİ YILLARDA YAYGINLASTI DIYE ANLATIRDI ANNECIGIM ; BU KONUDA BİLGİ VERMEYI GOREV BILDIM..
İki dost o geceyi uzun ettiler, Selam efendi icki icmezdi, dindar adamdi, Huseyin aganin da pek arasi yoktu, gencler zorlarsa icecekti, ust uste bir iki Turk kahvesinden sonra zaten olaylarin da ehemmiyetinden uykuyu dusunecek vakitleri kalmamisti.Hoca efendi Allahuekber deyince, abdestlerini aldilar, camiye ciktilar, hava ayaz mi ayaz. Tukursen donacak gibiydi, sokakataki kopekler bile usumekten saklanmislardi, bazilari basini gosterip koyun yabancisi Huseyin agaya bir iki havladiysalarda o sabahin tezahurati fazla degildi..
Camide iki uc sira insan vardi, erkekler genelde sabah namazini da kacirmazdi ama zeytini bitmeyenler evlerinde kilmaya calisiyorlardi heralde…
Selam efendi, namazdan cikarken samimi oldugu birkac arakadasina haber verdi, yarin aksam bizde toplanmamiz lazim diyiverdi , ama gencler de gelmeliydiler bu toplantiya kimselere gorunmeden !!sonra da onlar kucuk guruplar halinde toplanacaklar digerlerine haber vereceklerdi, eli silah tutanlar , gencler , bu isi kotarmaliydilar..

Huseyin efendi derin bir ohhhh cekti, ustunden buyuk yuk kalkmisti, neyseki bayragi teslim etmisti, giderken ölse de gam yemezdi artik..Eve donunce Ona gosterilen misler gibi sabun kokilu odaya girdi, yirmi dort saattir ayagindan cikarmadigi kıl orgu coraplarini cikardi, ic donu ve ic gomlegiyle yataga uzandi..epey uyumus olacakki, oglene dogru bir takim sesler duydu, ruyamiydi yoksa gercek mi? Huseyin aga bir turlu kendine gelemiyordu, guya Rumlar evleri basmislar, genc yasli butun erkekleri goturmusler kadinlar yalniz baslarina evde kalmis , cocuk ruhlu evlatcigi Mehmedini de almislar ellerini baglamislar, Mehmet bunu oyun sanip askerlere Istanbul sarkilari soylermis..
Ada sahillerinde bekliyorum,
Her zaman yollarini gozluyorum 
Seni senden guzelim istiyorum
Beni saadet Sadiye basin icin…

Huseyin aga gozlerini acti, ruya gormustu ama bir yerden sanki kısık bir sesle muzik geliyordu, kalkti, ustunu giydi, elini yuzunu yikamak , hacetini gormek icin Selam Efendının Osmanlı tarzi yapilmis ayak yoluna gitti, her yer mermerdi, mis gibi sabun kokuyordu, yan tarafta da kizdirma hamam vardi, utanmasa yikanayim kardeslik, diyiverecekti ,lakin Midilli hamami nelerine yetmezdi, hafta da bir gun gider kendini de oglancigini da yikardi. Vakit gecirmeden ayakyolundan cikti, Selam efendiye bakti, karisiyla oturmus sabah kahvelerini iciyorlardi..
– Selam kardesim , birak beni yoluma gideyim aksam olmadan zor varirim, hava zaten bulanik bakarsin yagmur magmur indirir, ya da kar yagar yollarda zebil olmayayayim.
Huseyin aga hakliydi, Selam efendi kalması için çok israr etmedi ama arkadaşini ugurlarken buruldu, gözlerine yaslar birikti; Kimbilir birbirlerini bir daha gorebılecekler miydi ??😥😢

Anemonun hazirladigi cikini yanina koydular, Pelivani yolculadilar, Kari koca Rum hizmetcinin dinleme huyunu bildikleri icin hic bir seyden bahsetmiyorlardi, konustukları seyler hep ayni mevzulardi .
Huseyin Aganin yolu uzundu bir de yokus yukari gidecekti, neseli adamdi, kendini kahir etmek istemiyordu Allahin dedigi olur diyip Bismillah cekti esegine atladi,Mısavrunun ( Mesagros) yolunu tuttu..hava hem soguk hem de rutubetli idi sanki yagmura gebeydi bulutlar, dun aksamuzeri gelirken gunesin bacaklarini gormustu ya yagmurun habercisiydi mubarekler..
Yine bir turku tutturdu, gorevi teslim etmenin verdigi rahatlikla neseli birseyler soylemek istedi cani.. mirildanmaya basladi, aklina ilk gelen Istanbul Turkusu dudaklarindan dokuluverdi..
Telgrafin tellerine kuslar mi konar?
Herkes sevdigine yavrum boyle mi bakar?
Gel yanima yanima da otur yanibasima 
Bu gencllikte neler geldi cahil basima

diye diye yokusu tirmaniyordu, Istanbul turkulerini cok severdi, hep o askerlik gunlerini hatirlardi.Yollarda uc bes palikarya gordu ama hicbiri de O”nu durdurmaya yeltenmemisti, hepsi de silahliydilar , volta atiyorlardi.. Selamlastılar, bazılarınla şakalastılar, ama bu genclerın yollardaki artışı Islerin sarpa saracaginin gostergesiydi, Mesagros kivrimina gelmistiki yagmur yagmaya basladi, nazli nazli yagiyordu ama allah vere de cok islanmadan eve varabilseydi..

RUHI BEY, EVINE DONMUS, ANADOL’A GONDERECEKLERI ADAMI DUSUNUYORDU…
Ruhı bey bir gece onceki olanlardan sonra evine donerken hayli ihtiyatliydi, once onu oldurmek isteyebilirlerdi, cunku Rumlarin icini disini biliyordu. Gerci Onun arkadaslari yuksek tabakadan kendini bilen insanlardi, kimsiyle 50 senedir arkadasti, onu satacaklarini aklindan bile gecirmezdi ama bu harp ne arkadas ne ana ne evlat dinlerdi zaman geldiginde …Evine geldi, kapisini cebinden cikardigi dokum anahtarla acti, karisi hamile idi,daha yeni de olsa her zaman yaninda birisi bulunurdu ..Ruhı bey içeri girer girmez usulunce Hizmetlileri Naciye yi yatmaya gonderdi, bu kizi Hatice hanim istanbuldan gelirken yaninda getirmisti..Cocukluktan beri birlikte buyumuslerdi , herseyini bilir, her nazini cekerdi Hatice hanimin.. Oldum olasi kaprisli kadindi Hatice , genc kizligindan bile onun kaprisini bilenler mumkun oldugunca uzak dururdu Ondan, Ona tek Naciye katlanıyordu …Bir de akrabalardan Zeliha hanim ve Ziyneti hanim vardi, onlar yasca buyuktuler ama kizlari Zehra ile arkadaslik ederdi ara sira, ne de olsa Zehra hanim kadindi, cok kaprise aldirmazdi.. duymiyeverirdi icabinda..
Ruhi bey, olanlari karisina anlatti, akilli kadindi her zaman soyledigi seyleri ciddiye alirdi kocasi.. 
– Dun aksama kadar Rustemi Ayvaliya gondermeyi dusunuyorduk, ama yaralandi, kimse gorse hemen tanir simdi yerine baska bir genc bulmaliyiz, Kim gider hic bir bildigin var mi Hatice hanim.?
– Hatice hanim agir agir konusur bir de konusurken nazlanirdi; istanbul dan gelin geldi geleli bir turlu adaya alisamamisti ama babasinin borcu harci oldugu icin Midilliye gelin gitmeyi de kabul etmisti , ee yakisikli beyefendi katip Ruhi den iyisini mi bulacakti, zamanla insan herseye alisirdi..
– – Soruyorsun ma Ruhi bey ben nereden bileyim? Sen buranin yerlisisin, ben daha kac senedir geldim? Goruyorsun herkesle de konusamiyor, anlasamiyorum diyiverdi, boyle durumlarda Ruhi bey sinirlenir karisinin dediklerinden rahatsiz olurdu.. Gecistirdi, ustune gitmedi, bu gece icap ederse sabahliyacak yine birini bulacaktı yarına göndrmek icin, eee Muhtar beyler de , Fahri beylerde armut toplamiyordular ya, onlarda dusuneceklerdi elbet, ama bu is yarin bitmeliydi, yarin Ayvaliya gidecek yuk goturecek bir gemi kalkicakti limandan..
– Ruhi bey aksamlari kahve icmezdi ama Nacıyeyi çagırarak uykusu acilmasi icin bir sade kahve istedi,Kizin, kaminot ocaginda pisirdigi kahve o aksam Ruhi beye ilac gibi gelmisti.. bogazi dun aksamdan beri hafif hafif batıyordu zaten..Kahvesi bittikten sonra eve getirdigi islerini cantasindan cikardi, lale işlemeli büyük lamba yanip duruyirdu, onun isiginda calismaya basladi, karisinin yukari kattan sesiyle irkildi; 
– – Ayol Ruhi bey, hic aklina gelmiyor ama senin akraban Bilal efendi var; nasil unutursun, bu is icin bicilmis kaftandir, yarin sabah konus, muhakkak gidecektir..
– Ruhi bey bu isme cok sevinmisti; gercekten Bilal efendi dovusculugu, silah kullanmasi , atikligi ile cok meshurdu; deli doluydu, sinirlenince gözü hiçbirsey görmezdi , çok defa Kadı efendinin huzuruna çıkmıştı, hatta cevrede bir tekerleme vardı Onunla ilgili..
– – Yerede Bilal, Molva da Celal……
– Bu iki aslan gibi delikanliyi taniyanlar onlanrdan az biraz cekinirler ayni zamanda sayarlardi da..Sabah ola hayrola deyip. Ruhi bey rahatlamanın verdigi uyku mahmurluguyla yatagina cikti, karisini ozlemisti ama murekkep yalamış delikaliydi, gebelikte erkekler uslu durmaliydilar bunu da bilirdi..karicigini kucakladi, bir taraftan da dusuncelere daldi, bakalim baslarina neler gelecekti..
– Sabah erkenden Hatice hanimin ogurtu sesleriyle uyandi, hamileligi zor geciyordu zevcesinin, bazen kanamalari oluyor ama yine de cok sukur büyük bir sikinti yasamiyorlardi..
Karisinin ceyizinde getirdiği roptesambrini pijamasinin ustune gecirdi, mutfaktan guzel kokular geliyordu, Naciye kalkmis tulum peynirine sadeyagli yumurta yapiyordu beyefendiye, hafta ici hergun yerdi Ruhi bey..Ne de olsa at ustunde uzun yol gidecekti yine..havaya bakti yagmur siddetini arttirmisti ama ne yapip yapip bu isi bgun bitirmeliyd, iki lokmada sadeyagina pismis yumurtayi agzina atti, Once Bilal efendinin Perama da ki evine gitmek icin iyice yagmurluguna sarindi,atına atladı , yola cikti, oldukca da yolu vardi hani ama bu is olum kalim meselesiydi, bugun bitmeliydi.. 
– Bilalin evine vardiginda neredeyse kuşluk vaktiydi, kapiyi caldi, Bilal anaciginla beraber yasardi; bu deli dolu huylarindan dolayi hic kimse kız vermemişti Ona, bir rum kizini sevmisti ama ona da anasi karsi cikmisti zamaninda..
Kapıyı hizli hizli caldi Ruhi bey, ust katin cumbasindan Ruhi abeyini goren Bilal merdivenlerden yuvarlanircasina indi, durumun vehametini az cok tahmin ediyordu, bu konularda kulagi delikti..Iki erkek uzun uzun konustular, bu gorev Bilal icin bicimis kaftandi; 
– _ Emrin basim ustune Ruhi abim sen de ben yoluna kurban olayim…Lakin anami birinize emanet etmem lazim..

BÖLÜM 19

Yasli kulaklari artik eskisi gibi duymuyordu elbette, lakin bir arbede yasanmis Midillide bunu konusuyorlardi, Turk’un biri bir Rumu bicaklamis mi ne olmus? Hay allah genclik zamani olucaktiki, kulaklari iyice isiticekti bu mevzuyu.. Rumlarla karsilasinca ne soyleyecegini dusunurken; kofasinin uckurunu saglamlastirdi, fesini duzeltti; 
-Kalimera bre palikaryamu ! diyerek gencleri selamladi..Rum gencler konustuklarinin duyuldugunu dusunup tedirgin olmuslardi, silahliydilar, ne yapacaklari belli olmazdi, kulaklarinin az duydugunu hissettirmeliydi bu genclere, hatta cok az duydugunu…
– Hayrola Turkos, nerden gelir nereye gidersin? Huseyin aga sorulani duymamis oldugunu gostermek icin elini kulaginin arkasina koydu; 
– Ne dersiniz bre palikaryamu? Duymaz benim bu kulaklar, giderim Iskopluya sut kardesim agir hastaymis, goreyim Oncazi dunya gozuyle..
Rum gencler rahatlamislardi, iclerinden biri Huseyin aganin kulagina bagirarak seslendi;
– Ne cesaret bu yasta sagir kulakla gidersin?
Huseyin aga yine anlamamazliga vurdu, yarim yamalak anlamis gibi cevap verdi.. 
-Yasli karimdan baska kimsem yoktur, giderim sut kardesimi goreyim dunya gozuyle…
–Haaa adee Yasu, oyleyse.. Dikkatli ol Barba, ortalik karisiyor, vurmasinlar seni…
Bır cani vardi Pelivan ‘nin ,o da feda olsundu vatana , ama once faydali olmasi lazimdi, is bitmeden olmek istemiyordu, esegine atladi, neredeyse kosar gibi gidiyordu karakacan yokus asagi! Iskopluya varirdi biraz sonra boyle giderse..
KOSTA GECE TOPLANTILARINDA DUYDUKLARINI RASIM BEYE ANLATIYOR….
Kosta, her gece kilise donusu , dosdogru evlerine gidiyor, anacigiyla konusuyor, bu isten nasil Rasim aga ve familyasini kurtaracaginin planini yapiyordu, durumlar gittikce sarpa sariyordu zira.. Erkekleri toplama lafi bile atilmisti ortaya, boyle bir sey olursa Rasim bey dayanamaz olurdu, boyle bir seyin onune ne kadar gecebilirdiki Kosta ile yasli anacigi: Maria gaz lamabasinin isiginda , gergef islerken birden kafasinda simsekler cakiverdi;
– Pedimu, Rasim beyi kaciracaksin buralardan , sonra da sulh olana kadar sakliyacaksin..
– Mama hic olur, hic kabul eder beyim boyle bir seyi? Sakin sen tralelli?
– – Soylemeyeceksin be pedimu ona, bindireceksin arabaya , adeee kalotaksiri!(hayirli yolculuklar)
Kostanin kafasi yatmis gorunse de dusunmesi lazimdi bu plani, Rasim bey oyle kolay plana gelecek bir adam degildi. Ertesi sabah erkenden ahirda Mecnunu timar edip yayli arabaya hazir etmeye gitti. Rasim bey de O’nunla beraber zeytine gelecekti bugun…Kurtulusu bugun yapmaliydilar bundan sonra basak baslardi artik, bir an evvel bitsin diye kac gunduur Aziz Meryeme dua ediyordu Kosta, bir an evvel bitsin , zeytin iceeri girsindi tum dilegi. Yeni seneye az kalmisti, Isa’nin dogum gunu nu kutluyacaklardi kilisede, olur ya Rumlar aska gelir, o arada birsey yapmaya karar verirlerdi, hic belli olmazdi bu gunlerde koyun palikaryalarina, hepsi azmis kudurmus gibiydi, Allahtan Adonis akilli bir gencti de onlari frenliyordu..
Bırden ust katin tahta oymali kapisi acildi, Rasim bey koca bir sepetle gorundu,;
-Kostamu, pedimu nerdesin?gel yardim et bana evlat’cim. Agasinin sesini duyunca sanki ferahlayivermisti birden , o akadar cok alismistiki bu sese, Onu birakip giderlerse nasil dayanirdi yokluguna bu insanlarin..Merdivenleri ikiser ucer cikip agasinin elinden portakal , elma, ceviz dolu sepeti aldi, bir tepsi de ispanakli borek yapmisti hanimi.. arkadan bir koca tencere sicak irmik helvasi sofra benzine sarilmis, dugum atilmis goturulmeyi bekliyordu, sabah sabah evin icini mis gibi sadeyag kokusu sarmisti, hanimi da herseyin alasini yapardi, ee zenginlik te vardi tabiki, malzemeyi acimazdi ..Yıyeceklerin hepsini arabanin cuval serilmis bolumune yerlestirdiler, Rasim beyle beraber yola koyuldular .. Iki erkek te suskundu, sanki konusacak birsey kalmamais gibi davraniyorlardi, yalnizca arabanin cikardigi sesleri dinliyordu ikisi de , Mecnun ara sira huysuzlaniyor, gectigi yollari bellemek istercesine kavalinalarini(at pisligi)dokuyordu yollara.. Plomarideki zeytinlik te bugun biterdi hayirlisiyla, yaglari sattiktan sonra paralari nasil sakliyacagini dusunuyordu Rasim bey, eskiden satar satmaz B uyuk Mıdilli Bnakasina yatirridi parayi ama bu sene isleri zordu Turklerin.. Kafasi bu dusuncelerle mesgulken, Kosta birden sessizligi bozzuverdi , 
– Agam sana bir sey solemek ister ben, musade edersen?
– Soyle bakalim ne diyeceksin gene, palikaryamu? Agasi daha once Ona hic palikaryamu diye hitap etmemisti bunda bir yabancilik sesizinledi Kostacik!
– Agam bilirsin sen benim pateramu, isterim seni herseyden koruyayim ben, Kılisede hic iyi seyler konusmazlar, bize silah dagittilar, ben de mama ile gittim iki tane aldim, ikisini de sana getireyimm??
– Yok be pedimu, benim silahim var, sakla sen onlari belki vurursun Turkleri.. Kosta bunu duyunca Agasinin ondan az da olsa suphelendigini hissetmisti, dunya basina yikildi, nasil boyle bir sey dusunebilirdi Rasim aga?
– Agam boyle dersen cok uzulurum, ben senin oglunum sakin unuttun, nasil ates ederim ben kardeslerime? Yarin tufegin birini size getireyim musade et, birini de yanimda gezdiririm , icap ederse soydaslarima kullanirim , size zarar vermeye kalkan karsisisnda beni bulur agam bunu bil…
Rasim aga cevap vermedi , diyecek birsey bulamiyordu, sessizdi cunku mevzu cok caprasikti, Kostaya guveniyordu, guvenmesine de ama o cocugu kendi soydaslarina ihanet etmesi icin yonlediremezdi, her iki erkek de arabanin tasli yolda cikardigi sesleri dinleyerek Plomariye vardilar, kadinlar ve sirikcilar isi neredeyse kolaylamislardi. Getirdikleri yiyecekleri dagittilar, hep beraber sarkilar soylediler ogun, kadinlar kalkip erkeklerle sirtaki bile oynamislardi, yagmurun ve karin yeserttigi otlarin uzerinde ,zaten o kurtulus da Rasim beyin Midillide yaptigi son kurtulus olacakti..
HUSEYIN AGA ISKOPLU’ DA….
Huseyin aga o gun ikindiye dogru iskopluya vardi, esegini kahvenin kenarindaki dut agacina bagladi, Selam efendinin evinin yerini dusunmeye basladi, uzun zamandir gelmemisti, hafizasini yokladi ama yorgundu, biraz oturup bir kahve icerse muhakkak daha iyi hAtirlayacakti evinin yerini sut kardesinin..
O bunlAri dusunedursun muezzin yanik yanik ikindi ezanini okumaya baslamisti., abdest alip camiye girmek istedi ama bacaklari namaz kilmasina musade etmeyecekti bugun.. oturdu , gerindi, barbanin (yasli)getirdigi aci kahveyi icti, erkeklerin namazdan cikisini bekledi..
Kosedeki tas binanin guzelligine bakti, sanki bir kosk gibi duruyordu, ‘Rumlardan birinindir ‘ diye gecirdi aklindan, soguk yerindeydi yine de , poyraz ortaligi iyiden kavuruyordu, kar yagamadan Misavruya (mesagros) donebilse iyiydi ama , o arada ellerini acti, allaha dua etti, yardim istedi butun yuregini acarak..
Selam efendi bastonuna tutuna tutuna kahveye dogru geliyorduki, birsden sut kardesine kosup boynuna sarilmak geldi icinden, bacaklari tum gun esek sirtinda sallanmaktan kutuk gibi olmustu, yerinden guc bela dogruldu; 
-Hey gidi koca Selam, biz yaslanacak adamlarmiydik diyerek arkadasina sariliverdi, cok ozlemisti gercekten, Selamin anacigi , oglunu dogururken olunce Huseyin aganin anasi Selam efendiyi emzirmisti , sonra senelerce ayni koyde buyumuslerdi. Sonra Selam, Iskopluya zengin bir beyin kiziyla evlenerek ic guveysi gitmisti, o zamanlar ic guveysi olmak cok yaygindi , RUmlar da Turklerde hali vakti yerindeyse kizlarina ev alirlar,Kaynana evine gelin gondermezlerdi kizlarini..Elmas hanimda babasinin tek gozuydu, Ona konak gibi bir ev yaptirmisti Iskopluda, Selam da namuslu durust isinin ehli, iyi zeytinci, yedd-i emin gibi bir adamdi, baska ne isterdi bi kiz babasi?
iKi arkadas bellerini tuta tuta eve dogru yurumeye basladilar, karakacand a sahibini takip ediyordu, kahvenin iki sokak arkasindaki buyuk konaga geldiklerinde Huseyin efendi bu vitray kapili guzel evi hatirladi, besmele cekerek iceri girerken hizmetci Anemon ust kapida gorundu.. 
-Beyim hanimima bir sey diyeyim?
– Elmas hanima deki Misavrudan sut kardesi gelmis, bu gece bizde kalavcakmis , sofralari hazir edin.. 
-Malista( olur )beyim.. 
Pelivan Huseyin aga , sagina soluna bakindi, bahcede kimse yoktu, arkadasinin kulagina egildi; 
– Bu gece cok onemli memleket meseleeri konusacagiz , gonder bu koriciyi..
– Tamam der gibbi selam efendi basini salladi, yukari ciktiklarinda , sahanlikta Elmas hanim basinda krep igne oyali ortusu, bogazinda inci kostegi, kulaklarinda elmas kupeleriyle onlari bekliyordu; cok hanimefendi ayni zamanda da cok alcak gonullu kadindi, HusEyin agaya basiyla hosgeldin der gibi selam verdi, hal hatir sordu sonra da odasina cekildi, o zamanlar yabanci erkeklerin yaninda kadinlarin uzun oturmasi cok uygun karsilanmazdi….

BÖLÜM 18

-Hayirdir kimdir bu saatte ??diye seslendi.

Rustemin sesini duyunca irkildi koskoca Muhtar !

– Beyim, benim ! Rustem kulun,kabul edersen iceri gireyim..
Muhtar bey Rustemin sesini duyar duymaz, kapinin kolunu hizla indirdi, filini acti, karsisinda kasi patlamis ,gozunun yan tarafindan kan sizar bir bicimde duruyordu Rustem , ellerinin her ikisi de kan iceririsindeydi, korku degil ama endise gozlerinden okunuyordu. Ruhi bey bu durumlarda panik yapmadan ne yapacagini gayet iyi bilen nadir insanlardandi, hic bir sey sorup soylemeden Rustemi iceri aldilar, arakadaki ayak yolunda elini yuzunu yikmasini istediler, bir taraftan da mutfak sobasinin ustundeki sicak suyu sabunla kopurterek, Rustemin yaralarini iyice temizlediler .. Rustem bu halini beyinin gormesini hicbir zaman istemezdi, zira Muhtar bey Ona her seferinde dovusten kavgadan uzak durmasini soylemisti ama bu defaki baskaydi, kavga dovus degildi , resmen lImandaki Rum hincini Rustem’den almaya calismisti. O da gerekeni yapmisti iste..
– Muhtar bey, mutfaktaki dolaptan kantron yagini getirdi, yaralara kullandiklari en guzel ilac buydu, Ruhi bey ince zarif parmaklariyla Rustemin yaralarina yagi surdurten sonra; 
– – Simdi anlat bakalaim delikanli nedir olanlar?
– Ruhi beyim , bbbben beeen bu akkksamm birazz limandaa dolasayim dedimdi..
– Ne isin vardi be oglum limada bu gece vakti, diyerek soze karisti Muhtar bey?Rustem cok heyecanlandiginda kekelemeye baslardi;
– Beyim bubuuu geeece ,Ruuummlara Anadol dan haber gelecek dediler , bende gididdippp saklanayim da duyayim neler anlatacaklar dedim, gittim lakin iceri girdi gavurun oglu buyuk kahveden, arka tarafa gectim duymak icin, Bizimkiler galiba kantarin topunu fazla kacirmislar Ayvalii da, bunlar da bize saldiracaklarmis burda.. Tam o sirada arlkamdan tanimadigim bir Ruumm geldi, sirtima vurdu, bende kasaturayi cektim , saldirdim, o silahsizdi, sonra iki arkadasi daha geldi, beni yatirdilar, her tarafima daldilar, bende bos durmadim dededeştim onlari..
– -Peki Rum askerler gordumu olayi? Seni taniyan oldumu civarda? diye , ekledi Muhtar bey
– Beyim, geeegerisini bilmiyorum yalniz bu tarafa dogru kostum, arkamdan biri hizla kosturuyordu , Kale yoluna sapinca çam agaclarının arasında izimi kaybettırdım. Saklandım, yaralarıma tütün bastım, kanamam durdu benı tanıyan kimse yoktu civarda zaten ..

Muhtar bey de Ruhi bey de meselenin vehametini kavramislardi, bundan sonra kimin kime vuracagi belli degildi, her yerde her sey olabilirdi, Rustemi alt kattaki kucuk odada yatmaya ikna ettiler, ne de olsa bekar adamdi, anacigindan baska bekleyeni yoktu, ona da sabaha haber salarlardi zaten..Lakin Rustem icin yasli anasi herseyden herkesten onemliydi, beyine hayir diyemeiyecegi için yatar gibi yaptı onlar ust katlara cikinca arkadaki bahce duvarindan atlayip arka mahallerdeki evine ucarcasina kosturdu, anacigi yatmamis Oglunu bekliyordu.
Lebibe hanim zamaninin gormus gecirmis hanimlarindan biriydi ama kocasi vefat ettikten sonra sahip olduklari zeytinler onlari bakmaz olmustu, Oglunun durustlugu , mertligi, silahsorlugu herkes tarafindan iyi bilindigi icin Muhtar beyin yaninda calismaya baslamisti sekiz sene once..Evleri de cok sukur Midillinin guzel sayilabilecek bir mevkisindeydi, bircok zengine komsu otururlardi, yanibaslarinda meshur Midilli hamami vardi, Lebibe hanimin da en cok sevdigi tarafi buydu evinin, her hafta iki defa mutlaka gider yikanir, akca pakca cikardi, zaten babasinin Rumeliden gelmis oldugunu soylemisti ona anacigi, beyaz teni ıradan geliyordu, babasini hic hatirlamazdi Lebibe hanim, anasi her seferinde:
_ Rus harbine gitti bir daha da gelmedi , Kahraman adamdi, gozunu budaktan sakinmazdi, ruslarin icine atmis kendini dediler, , oradan da olusu cikmis demisti haberi getiren..diye anlatip dururdu.. Rustem kanini yikadigi elelriyle kapiyi acti, anacigi kıtık sedirin ustunde oturmus tesbihini cekiyordu, 
-Anam bir gun seni bu kıtık sedirden kurtaricam, sen pamuklarda oturmaya layik kadinsin diye boynuna sarildi, kekelemesi gecmisti birden bire..Anacigi once Rüstemin yuzundeki yarayi farketmemisti ama kan kokusu esvaplarina(kiyafet) sindigi icin Hassas burnu derhal kokuyu almıştı.oglunu soyle bir geri itti,
– Dur bakayim ne var senin elinde yuzunde deli oglan?
Rustem olani biteni anlatmanin kacinilmaz oldugunu biliyordu cunku anasi okumayi yazmayi bilen, akli basinda bir kadindi, kac gunlerdir donen dedikodulardan cani cok sikkindi zaten,derin bir nefes alarak , olani biteni teker teker anlatti anasina.. Lebibe hanim buyuk bir sogukkanlilaikla dinledi Rustemi , 
– Bak oglum burda benim kalip senin ayagina bag olmami istemiyorsan beni kizkardesime Mesagrosa gotur dedi..bu bir harptir kimin ne zaman ne yapacagi belli degil, sen durmazsin savasacaksin, sana dur da demem zaten..vatan senden hizmet bekler, Gazi pasa ne derse onu yapacaksin oglum..

PELIVAN HUSEYIN AGA ISKOPLUYA GIDIYOR..
Huseyın aga , Sabah ezanini duyar duymaz yer yatagindan dogruldu abdestini aldi, namaza durdu. Yolda basina birseygelirse bile sehit olurdu hic olmazsa .. 
Esvaplarini hazir etmisti Ziyneti hanim, Koyden cikarken kocasinin dogru duzgun giyinmesine oldum olasi ozen gosterirdi, eline de dilini de becerikli kadindi Ziyneti, cok zengin sayilmazlardi ama kocaraligi
(hanimligi, kadinligi) dillere destandi, yemegi yenir, diktigi giyilir soyledigi dinlenirdi, az insana nasip olur bir sayginligi vardi cevresinde ..Kızi Zehrayi kardesinin ogluyla evlendirdikten sonra soluklanmisti bir parca , koyde dogru duzgun erkek bulmak nerdeyse imkansiz gibiydi. Oglu Mehmet dogduktan sekiz ay sonra menejit gecirmis, alti yasindaki bir cocuk zekasiyla kalmisti, teshisi koyan Rum doktorlar drumunun olene kadar boyle olacagini soylemislerdi malesef … Aylarca senelerce cok uzulmuslerdi uzulmesine ama, takdir Allahindi, alismislardi sonunda …
Huseyin aga , namazi bititrir bitirmez bir fincan kahve icti, bir dilim ekmekle bir kac zeytin atti agzina, esvaplarini giydi, poturlari(ayakkabi)larini da Salih cavus torpilli yapmisti hani .Fesini i basina giydikten sonra eski harplerden kalan gumus sapli kasaturayi belindeki kusaga sakladi. Karisindan helallik isteyip cikti, gunes daha yeni yeni aydinlatıyordu ortalığı .Sokakta camiden gelen Turkler vardi yalnizca, hepsidurumu bildigi icin baslariyla selam verip , konusmaya bile cekiniyorlardi, yerin de kulagi vardi icabinda..
Huseyin aga esegiyle giderken uzun yola ciktimi hep bir turkü tuttururdu oldu olasi, hem yolu anlamazdi, hem de eglenirdi, simdi eglenecek zaman degildi ama Onu gorenler eglenddigini sansinlar diye en sevdigi turkusunu soylemeye basladi güneş yükselirken ..

Samiotisa , samiotisa pote tha pasti Samo?
Roda tha rikso sto gialo. Samiotisa, ..

Gıttikce sesini yukseltiyor, sarkisini buyuk bir zevkle soyluyordu;

Samiotisa , Samiotisa Trianda fila stin 
Kemeti varka pou thapas…

O esnada karninin aciktigini farketti, yolun kenardindaki bir hendekten zeytin icine atladı ,yemek çıkınını acti, karisinin kaynattigi patates ve yumurtayi bir kac lokmada bitiriverdi, matarasindan suyunu da ictikten sonra hacetini görmek icin zeytinin arkasina gecmistiki arkasinda iki erkek sesi isitti. Rumca konusuyorlardi, kulak kabartti , dinledi …..

BÖLÜM 17

O sirada kapi acildi, beyaz igne oyali krep namaz ortusuyle Zeliha, elinde sut tepsisiyle iceri girdi, ardindan da Fatma…
Mısafirler kalkmak uzereydiler, ama Zeliha’nin sutunu icmeden pisisini yemeden kalkamiyacaklarini biliyorlardi, kapidan cikmalarina musade etmezdi vallaha..En azindan agizlarini tatlandiracak birseyler vardi, hepsinin uzuntusu yuzlerinden okunuyordu zaten, bir- iki hos- bes muhabbet etmeye calissalar da konu donup dolasip esas mevzuya geliyordu..Fatma bir kucak odunla disaridan iceriye girdi, kose odadakinin, hayat ustundeki cini sobanin atesini korukledi,odunlari doldurdu. mutfaga da kalanlari goturdu, hava hala hatiri sayilir bicimde soguktu.. Zeytin odunlarini gorunce , erkekler zeytinden konusmaya basladilar, hemen hemen hepsinin zeytini bitmisti, Rasim beyin de bitmek uzereydi, hepsi mahsulu paraya cevirip evde saklama konusunda hemfikirdiler, Midilli deki buyuk bankaya yatirmaya bile korkuyorlardi, velhasil; herkesin rahati kacmisti, belirsizlik icerisindeydiler. Anadola gideceklerini daha telaffuz etmeye cekinseler de sonunda adadan gideceklerini tahmin edebiliyorlardi, Ruhi bey bu arada sessizligi bozdu;
– Agalar hic birsey belli degil, biliyorsunuzdur belki?Ismet pasa, Lozan denilen yerde buyuk devletlerle masaya oturmus durumda, yaninda da Rafet bey var, hemen hemen her gun her gece Gazi pasa ile irtibat halindeler, ama vaziyet cok cetin, her an mutala kesilebilir diyor, payitahttan gelen gazeteler!Bu durumda bize hazir olup , karari beklemek duser, mumkun oldugunca Rumlarla iyi gecinelim, gerci bugune kadar bir sikintimiz olmadi ama, Su uyur, dusman uyumaz, Agalar..
Herkes bir muddet dusundu, Ruhi bey de olmasa koyde murekkep yalamis pek kimse yok gibiydi;Yarindan tezi yok Pehlivan Huseyin agayi, Iskopluya( Skopelos) gondereceklerdi, Huseyin aganin orada cok hisim akrabasi vardi, gidip bir gece yatar sabah erkenden yine gerisingeri donerdi.Bu isin gec kalinacak tarafi yoktu.
RUMLAR KILISEDE TOPLANIYOR..
O gece, eli silah tutan 40 yasina kadar butun Rum erkekleri kilisede toplanmaya baslamislardi, zafer naralari atiyordu iclerinden bazilari, allahtanki Adonis , akli basinda bir gencti, baliktan yeni donmustu , ustunu basini bile degistirmeden kilisede almisti solugu, soyle bir saydi neredeyse yuz kisiyi buluyordu gelenlerin sayisi, sevinci yuzune yansimisti, altarin uzerine cikip oradakilerin dikkatini cekmek icin kuvvetli bir islik caldi; 
-Palikaryamu beni dinleyin; oncelikle kimsenin koyumuzdeki Turk kardeslerimize dusmanlik icinde olmasini istemiyorum, ben dogdum dogali onlardan dostluktan baska birsey gormedim, biz burada kardes gibiyiz, eger dusman olursak hepimizin huzuru kacar.
Bu arada arka siralardan bir kac kisinin homurdandigini duydu,agizlarinin iclerinde konusmaya baslamislardi bile, belliki ayni fikirde degildiler, herkesin O’nun gorusunde olmasini da beklemiyordu zaten;
– Duyarimki benimle ayni fikirde olmayanlariniz var, normaldir ama alinan karara uyacaksiniz, yoksa hepimizin cani yanar, Turkler savasi sever biliyorsunuz, hicbirseyden de cekinmezler, sanirsiniz biz onlara saldirirsak onlarin eli armut toplayacak? Bekleyecegiz, bakalim Ayvali dan ne haber gelecektir?Simdi size sunu soylemek istiyorum, yarindan tezi yok herkes sehirdeki askeri birlige gidip silahini alsin, bir iki atis talimi de yaptiracaklar orada, hazir olup bekleyelim, eger Turkler Anadoludan gelip adaya cikacak olurlarsa o zaman gerekeni hepbirlikte yapacayiz.. Yarin aksam yine bu saatte toplanalim, kim nerede duracak onu konusalim..Ade Kalinihtasas bre palikaryamu! Zito Venizelos!
Hep bir agazdan; 
– -Zito venizelos diye karsilik verdi gencler.. heyecanlanmislardi..
Kosta ne yapacagina karar vermisti bile; gidip silahini alacak , gerektiginde agasinin evinde sakliyacakti, keske bir kac tane daha alabilseydi?Lakin cok tedbirli olmaliydi, butun Rumlarin guvenini kazanmaliydi, yoksa onu vuruverirdi birisi ..Bunlari dusunerek evin yolunu tuttu, anacigi daha uyumamis, Kostasini bekliyordu; gaz lambasinin verdigi isik gittikce azalmis, pencereden giren ay isigi odayi daha cok aydinlatmisti.
-Mama, yati (nicin)uyumadin? 
-Ah bre Kostamu , hic tutar uyku beni, dusun dusun iskata (B.k), Turkler gdecek mi adadan , ne diyor Adonis?
– Gidecekler galiba mama, ama ne zaman bilinmez, benim derdim, agama ve familyasina bir zarar gelmesin.Sen de yarin sehire gelsen benimle, olur?
-Ne isim var benim sehirde pedimu(cocugum)?
– Silah dagitacaklar mama, sana da bir tane aliriz belki?
– Ohh Panayam, bre pedimu ben komsularimi oldurucem sakin o silahla?
-Yok be mamamu, Rasim agama vericeyiz silahlari, Onlarin silahi yoktur, lazim olursa kullansin adam..
Maria, konusulanlara cok alisik olmadigi icin derin bir nefes aldi, istavroz cikardi, yarin sehire silah almaya gitmek yerine kiliseye gidip sulh(baris) icin dua etseydi daha iyiydi , Lakin devir ne icap ettiriyorsa onu yapacakti elbette..
RUHI BEY, MIDILLIDEKI DOSTLARINI ZIYARET EDIYOR..
O geceden sonra herkes uzerine dusen gorevi yapmak icin , hazirliga baslamisti.Rumlar da , Turkler de birbirlerinden habersiz hazirlaniyorlardi. Civar koylerden alinan haberler de ayni yondeydi, butun Turkler birbirlerine kenetlenmisler agizlari muhurlu, birlik beraberlik icindeydiler, agizlar tek yemek yerken bir de dua ederken aciliyordu, kimse dogru duzgun mevzulari birbiriyle bile konusmuyordu, tek konusulan yer toplantilarini yaptiklari evlerdi..Kadinlara bile tafsilat (aciklama) vermekten cekiniyorlardi, mevzu hayli ehemmiyetliydi (onemliydi)..Ruhi bey o sabah evinden cikarken, karisi Hatice hanima gece gelmiyecegini, o aksamki toplantinin sehirdeki Turklerle olacagini soylemekle yetindi.Hatice de aslinda erkek kadindi, biraz burnu buyuk delerdi ama mesele memleket meselesi olunca aldigi Istanbul terbiyesi geregi kaplan kesilirdi. yataginin altinda sakladigi tabancasini cikardi, yagladi, herhangi bir durum icin hazir etti..
Ruhi bey gun boyunca gelen giden Rum musterilerinin agzini yokluyor ama hic bir bilgi alamiyordu, belliki onlar da hazirilik iceririsindeydiler, eski dostlarinin bile bu konu acildiginda suskun kalmayi terih ettiginin farkina varmisti o gun, demekki mevzu her gecen gun ciddilesiyordu, aksamuzeri olunca yazihanesinin kapisini kapatti,atina atladi, Muhtar beyin sahildeki buyuk evine dogru yola cikti, Midillinin en hatiri sayilir ailesiydi Kulaksizogullari ailesi;kapiya geldiginde her zamanki ev gozune bir sato gibi gorundu.. pembe taslarla orulmus merdivenlerden cikti, kapinin aslan basli tokmagini tiklatti, kapiyi Muhtar beyin kendisi acinca sasirmisti Ruhi, ama dogru ya bugunku gece de Rum hizmetcinin evde ne isi vardi?
İki erkek kucaklastilar, buyuk yesil cini sobanin yandigi salona gectiler, Sofra, Muhtar beyin hizmetcisi tarafindan gitmeden hazirlanmisti bile, esi Vediha hanim da yemekte onlara eslik edecekti. Mutfaktaki buyuk firinda pisen etli patates yemegi ile basladilar, arkasindan etli ayva, tereyagli pilav ve tatli ile devam ettiler, bir taraftan da iki erkek te ouzo icmeye devam ediyorlardi, cok icmezlerdi ama boyle beraber olunca ara sira icmek iyi oluyordu …Yemek biter bitmez, asagi kapinin acilmasi diger beylerin de geldigi haberini veriyordu, Ziya bey, Musta Bey, Ali bey, Fahri bey gicir gicir yeni ayakkabilarini cikarmadan salona gectiler, Muhtar beyin evi ayni bir Fransiz malikanesi gibiydi, Karisi da kendi de Avrupa da egitim gormus kimselerdi, bu aksam hizmetci olmadan herkes kendi isini kendi gorecekti, Vahide hanimda onlara hizmet edecek kadar genc degildi tabiki.. 
– Erkekler masanin etrafinda oturdular , birer kadeh ouzo doldurulmustu kadehlerine, Gazi pasa gibi kadehlerinin yaninda sari ve beyaz leblebiler vardi..cok icmezlerdi ama bu aksam bu gerginligi atmak icin birer kadehcik icmeliydi hepsi.. 
– Bir muddet sonra konuya gecildi; Ruhi bey koyde olandan bitenden haber verdi, diger beyler de Sarlica dan, Komi’den, Gule’den , Islemetopu’ndan, Molva’dan gelen haberleri anlattil;ar, her yerde durum uc asagi bes yukari ayniydi, ortak karar birinin ya da ik ikisinin Anadola gonderilmesiydi, az cok gelen mektuplarin kuvvacilarin agzindan yazildigini tahmin edebiliyorlardi ama belki bir iki kayikla silah gonderirdi Gazi Pasa , boyle bir seyin olmasi elzemdi(cok acildi).Ama kellesini koltuguna alip kim giderdi Ayvaliya? Muhtar bey atildi; 
– – Kac gundur dusunuyorum da bu is icin en uygunu benim adamlardan Rustem, cok cevval cocuktur, Rumcayi Turkceden guzel konusur, kiligini degistrir, biyigini kesersek Rumdan ayirmak mumkun olmaz, lakin Ayvaliya adim attimi Turk oldugunu ispat etmesi lazimdir, bizimkiler isi siki tutmuslar duydugum kadariyla, derken biyik altindan da guluyordu.. ama kimse orada yapilanlardan emin olmadan herhangi birsey telaffuz etmek istemiyordu, hepsinin kulagina az cok birseyler gelmisti ama onemsiz dedikodulardi bunlar.. Ruhi bey o arada sessizligi yine bozarak:
– Beyler, bizim Rasim beyin iki erkek kardesi de Ayvali da is tutmustur , her ikisi de celeplik yaparlar, Rustem efendi gider gitmez onlari bulup selamimizi getirmelidir, sonra da mektuplarimizi onlarin gosterdigi kisilere teslim eder, ne dersiniz?
– Hep birlikte onayliyoruz anlaminda kucuk ouzo kadehlerini kaldirdiar, gecenin sonu gelmisti boylelikle,
– Muhtar bey misafırleri ugurladıktan sonrA RUHİ BEYE ayak yolunu ve yatacagi odayi gostermek icin hazirlaniyorduki kapi hizla calindi…

BÖLÜM 16

KOSTA , RASIM AGAYA HESAP VERMEYE GIDIYOR…
Kosta, zeytinlikten cikip eve varana kadar, butun yol boyunca, bu iki hayirsizin kactigini nasil anlatacagini dusunup durdu. Havanin kararmasina daha cok vardi, gectigi yollarda dag laleleri o kadar guzeldiki!mor , beyaz, alcanfes(bordo), sanki dere kenarlarini suslemek icin kenar susu gibi yaratilmislardi, Rasim aga bu laleleri ne kadar cok severdi.Bu sene hastaligi laleleri bile gormesini engellemisti zavalli adamin,atin yularini cekti,arabayi durdurdu, dere kenarlarindan toplayabildigi kadar lale topladi, demet yapip, cuvalin ipi ile bagladi.. 
Koye vardiginda saat aksam ezanina yaklasmisti, bugun sanki hava biraz dune gore daha kirikti, lalerini alip, yukari cikti.. karsiki daglar hala bembeyaz gorunuyordu, derin bir nefes aldi, yuregi pir pir atiyordu.. Geldigini goren Fatma kapiya kostu, acar acmaz, Kosta’nin derinden bakan ela gozleriyle karsilasti, laleleri gorunce birden yuregi hopladi; 
-Bunlari bana getirdin sakin , Kosta? diye sordu kimsenin duyamiyacagi bir sesle..
-Yokk bre Fatma nerde bende o cesaret? Bunlar agamindir, cok sever bilirim laleyi..Kosta elinde dag laleleri, kose odaya gecti, Rasim bey, pencerenin kenarinda oturmus gecmisin cuval hesabini yapiyordu..
– Aksam seriflerin hayrolsun agam, buyur sana lale topladim, diyince Rasim aganin mavi boncuk gozleri birden sevincle hüzün arasi bir hal aldi, 
– Sagol bre evla’dim, otur bakalim yanibasima , anlat neler yaptiniz bugun kac cuval topladiniz?
Kosta nereden baslayacagini bilemiyordu; yutkundu once cuval hesabini verip agasini rahatlatmasi gerektigini dusundu:

Agam bugun iyi is yapti yinekalar, (kadinlar) lakin sirikcilar eksikti, Nikosla, Alexis gelmediler..demeye kalmadi, Rasim bey de safak atmisti.. 
– Sakin kacti ceteye katildi hergeleler?
– Nerden bildin agam, kimse mi soyledi sana?
– Ne kimse soyleyecek? Sakin salakim ben? Bilirim adamimi!diyip siki bir kufur salladi, birak defolup gitsinler, asi adamdan hayir gelme bize, lakin iki adam eksik nasil bitiririz zeytini?
– Merak etme agam az izimiz kaldi, iki yer daha var, bir Plomari de bir Ayasu da iki parcamiz kaldi, Sonra Kurtulus insallah.. Kosta bir sey daha soyleyecekti agasina ama nasil baslayacagini bilmiyordu, baskasindan duysun istemiyordu. 
– – Agam sana bir sey daha soylemek isterim ben; 
– – Soyle bakalim Kostamu, derken, Rasim beyin yuregi kalkmisti..boyle zamanda Kostanin agzindan cikacak her laf ehemmiyetliydi..
– – Agam nasil diyezegim bilemedim, ama dun aksam bende kiliseye gittim, herkesi cagirdilar.. Yoksa kotu seyler olacak dediler..
– – EE , cikar bakalim agzindan baklayi Kosta, diyerek sertlesti Rasim aga;
– – Gitmemin sebebi, neler olacak onu ogrenmektir, sakin sana ihanet icinde oldugumu aklina getirme, sen benim pateremu , zeliha da mamamu..
– – Ee peki anladim cok eveleyip geveleme agzinda anlat bakalim neler olacakmis bize?
– – Agam , henuz birsey yoktur ama gidecem ne zaman toplanirlarsa , anama bile soylemedim birsey..Derlerki Anadolu daki Rum kardeslerimize birsey olmazsa , burdaki turkler de bizim dostumuzdur, hep haber bekleyeceklermis Anadoldan gelecek haberi..
Rasim bey, derin bir nefes cekti, arkasina dayandi, bir an evvel Kostayi gondermeliydi, nerdeyse Turk komsular geleceklerdi aksam toplantisi icin..
– Tamam evla’dim , sagolasin, beni habersiz birakma, olur? Hadi simdi git evcezine, Mariacik merak etmesin seni..
Kosta , agir agir merdivenlerden indi, eve dogru giderken Koyun azili delikanlilarindan Alexandrosla karsilasti; 
– Bak Kosta, aksama kiliseye geliyorsun degil?
– -Elbette gelecegim Alexi suphen mi var? 
– EE ne de olsa Rasim beyin adamisin, Turklere calisirsin belki ?
– Alexi, bak lafini bilde konus, Rasim bey benim agam, o is baska bu is baska, deyip genc Rumu tersledi, durumu cok zordu, herkese guven vermeliydi , yoksa hain bellerlerdi O’nu!
Evcegizlerinin kapisini actiginda , iceriden mis gibi kizarmis hamur kokusu geldı burnuna, anacigi belki tapta yapardi ona kim bilir?

RUHI BEYLE, VELI EFENDI DE RASIM BEYIN EVINE GIDIYOR..
Zeliha o aksam Ruhi beyle Veli dayisinin da Pelivan Huseyin aga ve digerleriyle birlikte gelecegini bildiginden biraz hazirlik yapmisti, sut kaynatmis,pisiler kizartmis sobanin uzerine karanfil atmisti.. evin ici mis gibi tarcin ve karanfil kokuyordu..hava kararmaya yuz tutmustu, aksam yemegi icin sofrayi mutfaga kurdu, hep birlikte birseyler yediler, Fatma hizla sofra bezini silkeleyip, bulasiklari anasiyla birlikte yikamaya basladi, misafirlere hizmet edeceklerdi bu gece, erkeklerin ne isteyecgi belli olmazdi , ne de olsa…
İlk gelen Pelivan huseyin Abisiyle , Mehmet Emindi, Yatsiyi kilar kilmaz eve cikmadan gidelim demislerdi elbette..Salih cavus biraz sonra kapiyi tiklatti, yesil gozlerini kisarak; 
– Veli dayi da buraya geliyordu belliki ama bir sey diyemedim, koluna gecip yokusu cikarmak vardi lakin birlikte gorunmek istemiyorum agam..
Rasim bey , haklisin der gibi basini salladi; tam bunlar konusulurken asagi demir kapinin acildigi , kopegin havladigi duyuldu; gelen Ruhi beydi, Veli dayinin kayınbıraderı.. Ruhi bey Koydeki el ikalaem tutanlar arasindaydi,ISTANBUL’ da idadiyi ( lise) bitirmis, MIDILLIYE donerken de varlikli bir ailenin kiziyla evlenip oyle donmustu.Sehirde muhasebecilik yapiyordu, butun Rumlarin defterlerine o bakardi, kimin kac parasi var bilirdi, iyi rumca konusurdu, her aksam camiye gitmek yerine iki kadeh ouzosu vardi Ruhinin, dindar degildi ama dinsiz de degildi, enistesiyle hic anlasamazlardi, Veli efendi kurani hatmetmis son derece dindar bir adamdi , yemegi cok severdi, her gece yagli balli yemek yemeden uyuyamazdi..
Kapi biraz sonra hizli hizli vuruldu, belliki gelen Veli efendiydi, O’nun calisini hepsi bilirdi. Rasim aga Veli dayisina cok hurmet ederdi, kalkti ,bizzat kapiyi kendi acti, elini optu, buyur etti. Her iki taraftaki sobalar da har har yaniyordu, evin hertarafi sicacikti; Ruhi bey, biraz da ouzonun verdigi cesaretle hemen konuya girdi;
– Agalar mevzu ehemmiyetlidir, hemen ne yapacagimizi konusmamiz gerekir.
– .Rasim bey bu giristen memnun kalmisti, eveleyip gevelemeden konusmak lazimdi, tahsilli insanin hali baskaydi ne de olsa.. hemen mevzuya gecti.
– Ruhi bak kardesim guruplara ayrilmamiz lazim , koyde kac Turk varsa herkesin haberi olmali sonra da sen bir gece sehirde kalip, Muhtar beylerle gorusmelisin, birinin Anadola gecmesi lazim , bu mevzu cok ehemmiyettlidir, gec kalmaya gelmez, Benim Kosta her aksam kiliseye gidip olan bitenden haber getirecek ama simdiki durumda onlar da Anadoldan haber beklerlermis..Haa sunu soyleyim Anadoldan kotu haber alirlarsa burda kiyim yapacaklarmış bilesiniz, duydugum isittigim budur.. Birden sessizlik oldu, kimsenin birsey soyliyecek hali kalmamisti, o arada buyuk tepsi icinde sutlu kahve dolu fincanlarla odaya girmekte olanZeliha hanim butun konusulanlari duymustu, elleri titremeye basi donmeye basladi birden, elindeki sut tepsisini yere indirdi, sari damarli yagli boyali kapinin kulpuna tutundu , kapinin esigine comeliverdi.Rasim beye haber vermek istemiyordu ama , ihh dese duyulacakti, kendini toparlayip ayaga kalkmaya calisti, o sirada Fatma annesinin yerden kalkarken sendelediginin farkina varip o tarafa kostu; 
– – Anam , neyin var?ne oldu? Neden haber vermesin bana anam? Cocuk degilim ben kayi..Aslinda, cocuklarin oldukca bu mevzulardan uzak kalmasini istiyordu, Zeliha. Onlarin duymasi ortaligi atese vermek demekti, nasil anlatabilirdi onlara bu olanlari?icerde konusmalar tekrar hararetlenmisti; Ruhi bey;
– Diger koylere haber verme isini kim yapacak , Iskopluya, Papazliga , Sarlicaya kim gidecek?daha cok koy var ama onlar bizden uzak?herkes birseyler yapiyordur mutlaka ama hepbirlik olmaliyiz, benimde Anadol dan duyduklarim var az cok, dogruysa bunlarin bize saldirmasina az kaldi..
Birden , Pehlivan Huseyin aga ayaga kalkti; 
– – Ben esegime binip gitmeye talibim,dedi, yasliyim, kimse benden suphelenmez, Allaha sukur elim ayagim da tutar, silahsiz gelirse kimse beni yikamaz, rahat olun. Ama silahli gelirlerse de uzulmeyin yasadim yasayacagimi evlatlar..
– O sirada kapi acildi, beyaz igne oyali krep namaz ortusuyle Zeliha, elinde sut tepsisiyle iceri girdi, ardindan da Fatma…

BÖLÜM 15

Kosta sabah ezanindan bir saat sonra bahcenin buyuk demir kapisini acip,ahira yoneldi, Mecnunu timar edip ati arabaya hazirlayacakti.Sokaklar, zeytine giden atlilar, yayan yuruyen kadinlar, eseklerinin sirtinda oturmus aheste aheste yol alan yaslilarla doluydu, Köyün ahalisi sanki karın durmasini beklemişti kac gundur, zeytini bir an evvel iceri sokmak derdindeydi herkes.. Az ya da cok, herkesin rizki neredeyse zeytindendi koyde..
Zeliha hanim, mutfaktaki masingayi yakmis, Kosta’nin kapiyi calmasini bekliyordu, dun aksam kaynattigi soguk sutu ambardan getirdi, ocaktaki atesin kenarina ilistiriverdi, ocagin atesi harli yaniyordu,biraksa sut tasiverirdi hemen ..Cocuklar uyuyordu, hicbirinin bu sogukta erkenden kalkmasina da gonlu razi olmazdi, lakin Ayse biraz sonra kalkip mektep icin hazirlanmaya baslardi .Herneyse…. mutfagin kucuk penceresinden karsi daglara bakti , her taraf hala bembeyaz gelin gibiydi, asagida Mehmet’in kucuk pamucugu kapiyi acik gorunce firlayivermisti bahceye, buyuk kopekle koklasiyorlardi, hersey o kadar normal gorunuyorduki, sanki hicbirsey olmamis, ortalik gulluk gulustanlik gibiydi, oysaki evlerinin icindeki canlari gibi sevdikleri yanasmalarindan bile gizli isler cevriliyordu, Bu durumlara yuregi nasil dayanirdi bir kadinin?Kostayi evladi gibi severdi , karnini doyursun, sirtini sivazlasin, O’nunla oturup konussun en buyuk zevkiydi Zeliha’nin.. Ocagin atesinin harindan etkilenen sut , neredeyse tasacakti ki; buyuk bir maharetle bakir masrapayi atesten aldi, bardaginin dibine bir kasik kahve koyup masinga uzerinde kizarttigi ekmege yeni zeytini katik edip yemege basladi, bir taraftan da kulagi kapidaydi..Merdivende Kostanin ayak seslerini duydu, yerinden firladi, kapiyi acti, Kosta’cik uykusuz gozlerle kapidaydi, 
– Kalimera hanimum. Beyim hazirdir?
– Gel bakalim iceri , Kosta , sut isittim biraz ic , icin isinsin..
– Yok hanimum gec bile kaldik bak, gitti herkes zeytine.. hazirsa agam bindireyim onu arabaya cikalim yola , yolumuz uzundur , tek atla anca gideriz bir saaatte..
Kosta sanki kendini suclu hisseder gibi iceri girmek istemiyordu, gozlerinden aksam hic uyumadigi belliydi, Zeliha hanim fazla israr etmedi, Rasim beyin gitmekten vazgectigini, hala kendine gelemedigini , Kostanin gozlerinin icine bakmadan soyliyiverdi.. Uzulmustu Kosta’cik elbette,lakin simdi elinden birsey gelmezdi, onune bakarak merdivenlerden asagi indi, atli arabanin arabaci mahalline oturdu, Mecnunu canini cok yakmadan kamciladi, yola koyuldu, tayfa cikmisti muhakkak bu saatte, toplamaya da baslamislardir diye gecirdi icinden.. 
– Zeliha hanim kapiyi kapatip iceri girince , buyuk kizi Fatma uyanmis mutfaktaki masinganin basina cökmüştü bile, olanlardan sıkkındı yurecigi, tam anlayamiyordu neler oldugunu kimse anlatmadigi icin;
– Sabah seriflerimiz hayrolsun anacim, 
– -Hayirli sabahlar Fatmam, hayirli gunlerimiz olsun insanllah, bundan sonra isimiz dualara kaldi kizim..
– – Anacigim anlat bana neler donuyor ortalikta ben artik cocuk degilim, herseyi bilirim, bak bu sene yaza 15 imi bitiriyorum nerdeyse. Zeliha bir an ne demesi gerektigini dusundu, herseyi tafsilatli anlatamazdi elbette, ne de olsa cocukluktan yeni cikiyordu, agzindan kacirirverirse ne yaparlardi..
– -Kizim , biz kadinlarin cok bildigi bir is degil , galiba Rum lar bizi burda istemiyormus, Anadola gondercekmisler, biz de onun icin hazirlik yapiyoruz, dua edelim de hersey yolunda gitsin..
– Ama anam, burasi bizim de memleketimiz degil mi?
– – Simdiye kadar oyleydi ama bundan sonra isterlerse bizi surerlermis buradan, Gazi Pasa bizi alacak Anadola insallah kizim, mesele zararsiz ziyansiz gitmekte , sen simdi guzel basini bunlara cok yorma, islerimiz vardir, bak Afronisia yok artik, baska birini bulana kadar herseyi kendimiz yapicaz, camasir gunu Maria yi haberdar edicem, gelsin de kazani koyalim bahceye yikansin ne var ne yok.. 

– 
– Anam, Maria gelse ya islerimizi yapmaya, sen yorulasan istemem be anam.. 
– Dur bakalim, Fatma , dusunucem bunlari, Maria da herseyi yapamazki, yaslandi O da..daha genc birini bulana kadar idare edelim elbirlik kizim..
– Cocuklar birbiri ardina uyandilar, Ayse mektebe gitmek icin giyindi. Mehmetcik sabah kalkar kalkmaz anasinin boynuna sarilir onu operdi , yine mutfak kapisini acip hizla Zeliha hanimin boynuna sarilmasinla ikisinin de gerisin geri dusmesi bir oldu.. herkes gulmekten kiriliyordu mutfakta..
Gurultuyle Rasim bey gozlerini acti, mutfaga gidip bir kac lokma birseyler yemeliydi. Aksamdan beridir acti neredeyse , dogru duzgun aksam yemegi de yemiyordu artik perhiz edicem diye..
KOSTA SASKIN….
Kosta, zeytinlige varinca ,kadinlarin gayretle zeytın topladiklarini gordu, mutlulugu sesine yansimisti; 
– Kalimera bre yinekas.. (gunaydin hanimlar)Rasim agamiz bugun de gelemeyecek ama cok selami vardir bilesiniz, bu sene kurtulusu guzel yapicam dedi..Kadinlar biraz homurdandilar ama ne dedikleri belli degildi, gundeliklerine zam istedikleri asikardi yalnizca…Sırıkcıların yanina dogru seyirtti, iki kisi eksikti. 
– – Kalimerasas bre palikaryamu ? Nıkos la , Alekos nerdedirler, sakin hastalandilar?
– Yok be Kostamu, bilirsin ya iste, eli silah tutan adam istediler, Onlar da yazilmislar, bugun de Midilliye cagirmislar onlari , talim yaptiracaklarmis..
– Ahh Panayamu, ne soyleyezeyim ben agama simdi? Nasil giderler haber etmeden? Geldi sakin hemen Turkler?
– Yok be Kostamu, bilirisin bu haytalari iste, macera olsun..
– Biri yuzerse derilerini gorurler mazerayi, sersemler.. bakasaniz buraya, burdaki Turkler bizim kardesimiz, canimiz cigerimizdir, onlara karsi bir haytalik yapan karsisinda beni bulur, ne zaman gordunuz bir yaramazliklarini bize karsi, karnimizi doyururlar be.. nedir bu terbiyesizlik? Bende gittim aksamki toplantiya amma kim dedi onlara bugun talime gidilecek diye? OHH Panayamm, diyerek istavroz cikardi Kosta, bu isi nasil anlatacakti, Rasim beye simdi, agasini ne korkutmak ne de uzmek isterdi su haliyle..

– ZEHRA TAPTA ( KAPAKTAN KESME)YAPIYOR..
– Zehra, Mehmet Emin efendi ile evlendikten sonra iki kez gebe kalmis, ama cocuklarin ikisini de tasiyamamisti, biri 1,5 aylik , digeri 2 aylikken dusmustu, evlat sahibi olamayacagini dusunup cok uzulurdu.. kaynanasi her ne kadar teyzesi olsa da bazen laflari ok gibi yarali yuregine saplaniverirdi Zehra’nin.. Gorumcesi Sabire hanim;
– – Sen dinleme anami ara sira agzinin sirazesini kacirir Zehram, bak benim hic olmuyor, O, simdi senden bekler torun acelesi odur, bu kadar oldu ya yine olucak insallah deyip Zehranin uzuntusunu alirdi, kiz kardes gibiydiler, Zehranin da zavalli bir erkek kardesciginden baska kimsesi yoktu ki zaten , bir anacigi bir de kundaktayken menenjit gecirmis, yarim akilli erkek kardescigi.. Topu topu aile o kadardi, Anasi Ziyneti hanim, Mehmet Eminle evlendirirken aile buyusun cok cok torunlari olsun istemisti. 
Erkekler , o gun sabah olup zeytine gittiginde , Zehra,nin cani tapta cekmisti, belki de as eriyordu gene, adeti bir kac gun gecmisti ama herneyse bir kac gune belli olurdu..mayaladigi keci peynirlerini kumneli( comlek)den cikardi, mis gibi kokardi taze keci peyniri, maydonoz ve karabiberle karisitirdi, bir taraftan da hamuru yogurmaya basladi, ne kadar olsa da daha gencti , elinin ayari tam gelismis degildi..Hamur katilastikca su ilave ediyor, su ilave ettikce de , hamur , un istiyordu, cani sikilmisti.yogurmaya devam ediyorduki, tam o sirada kayinvalidesinin asagi kapida sesini isitmisti, kizi Sabire hanimla konusuyordu,
– -‘ Hah, simdi bulduk Hasatunun Gamatosunu ‘dedi kendi kendine(bir tur kufur), Kayinvalidesi ust kapinin filini indirdi, iceri girdi, Zehra yastagacin basinda elinde oklava hamur aciyordu, bir hamura bakti , bir de Zehraya ; 
– Napican bre kizim bu kadar hamuru, sakin orduyu doyurucasin? Ko (koy) su , ko (koy)un yaptin bunu bir koca kuvara(yigin)..
Zehra boyle durumlarda hic cevap vermezdi, yalnizca yanaklari kizarir utancindan basini one egip isine devam ederdi, cok terbiyeli kizdi, hanimligi koyde dillerdeydi..
Ramise hanim , gelinini bir sekilde vizuladiktan (igneledikten) sonra yan tarafa kizina gecip sabah kahvesi icmek , aksam olanlari konusmakti istiyordu, merakindan catlayacakti nerdeyse..Sabire, anasinin merakini bildigi icin, sesini duyar duymaz cezveyi mangaldaki pirina atesine surdu, fincanlari hazirladi, yeni bitirdigi dantel ortuyu tepsiye serdi, bir tutam kahveyi de pirinaya sepmeyi ihmal etmedi, odanin ici mis gibi kahve kokmustu.,
– -Gel bakalim anacigim, dertleselim hallasalim, bakalim neler gelcek basimiza diyerek anacigini ust odanin penceresinin kenarina oturttu..Ana kiz , aglaya , gule dun aksamki mezulari uzun uzuadiya konustular.. herkesi oldugu gibi Ramise hanimin da cani cok sikilmisti, evine gitmeden gelinine ugrayip taptalardan bir iki tane yiyesi vardi, koku gelmedigine gore daha Taptalar kizarmaya baslamaisti bile..
– Kayinvalidesinin geldigini duyan Zehra, ikinci kez elestiriye tahammul edcek durumda degildi artik, Aklina bir seytanlik geldi, geri kalan hamuru saklayacakti; ama nereye??Nerdeyse kapi acildi acilacakti, birdenbire ; gecen gun zemindeki tahtalari fircalarken oynayan tahta geldi aklina, yerinden usulca kalkti ve kalan hamuru kalkan tahtanin altina ativerdi;
– Hos gelmissin hanimannecim, gel buyur, bende simdi bahceye kizartmak icin ates yakmaya iniyordum , sen buyur otur, kizartir kizartmaz sicak sicak cikaririm yukari ..
– Ramise hanim sasirmisti, o kadar hamur bu kadar sure icinde ne zaman bitmisti, gunahini almisti kardesinin kizinin, diline olmasa da , eline becerikliydi Zehra, ne de olsa kendi kanindandi…..

BÖLÜM 14

O gece neredeyse Rasim beyin hayatindaki en uzun geceydi, Yatsi ezani okunmadan ,cikip bu haberi Pehlivan Huseyin agayla paylasmaliydi, ici icini yiyordu, bu agir yukun altinda ezilmeden verilen gorevi yerine getirmeliydi, kulaklari uguldamaya , basi donmeye basladi, karisina ve cocuklara bir sey hissettirmeden, kulot pantolonunu (golf pantolonunu) giydi, fesini basina gecirdi, kasaturasinin belindeki kusaga yerlestirdi, gocugunu sirtina gecirdi, tabancasini surekli yaninda gezdirmek istemiyordu, gecen yil payitahta (baskent) gittiginde bir Ermeni silah saticisindan almisti , iyi bir markaydi , bugune kadar birkac kez dagdaki kurtlar icin kullanmsti yalnizca, ama bundan sonra kullanacaga benzerdi.. Kafasi daha once boyle dusuncelere alisik olmadigi icin, kapidan cikarken sersemledi, ama donup te karisini urkutmenin anlami yoktu, kadin kismiydi sonucta..
Rasim bey , gece pek sokaga cikmazdi, o yuzden kimseye gorunup , dikkat cekmeden Pehlivan Huseyin aganin evine varmaliydi . Dere boyuna geldiginde iki Rum delikanlinin soylene soylene Kiliseye dogru gidiyor oldugunu farketti, kulak kabartti ama ne dediklerini duyamadi, arada mesafe vardi ne de olsa, onlar da bu gece Kılisede toplanacaklardi heralde, Hay Allah ! meseleler git gide sarpa sariyordu.

Yukari Turk mahallesine dogru cikmak icin koseyi dondu, birden ayaginin altindaki sari kayanin ufalanip kaydigini hissetti, su anda dusmek en son dusunebilecegi seydi , duvara tutunup dengesini sagladi, Allahtan sokak karanlikti, karsisina biri ciksa da konusmazsa zor taninirdi, bir daha gucunu toplarlayip, yavas yavas yurumeye basladi, yasi neredeyse 60 a yaklasmisti, kilosu da yerindeydi boyle zamanda yuruyup tepeye dogru cikmak elbetteki kolay degildi, Basini kaldirdi, karsidaki yanyana duran ikiz evlere bakti,Huseyi aganin evinin isiginin sonmus, perdesi kapanmisti, Yatsiyi gecmisti elbette, artik eli mecbur Mehmet Emin in evinin kapisini calacakti, Allah vere de onlarda yatmadan yakalayabilseydi; Bahcenin tahta kapisisnin filini indirdi, sesini cikarmadan merdivenlerden cikti, solugu kesilmisti, hastaligin da etkisi vardi elbetteki bu halinde daha yeni kalkmisti yataktan,ellerini titredigini basinin dondugunu hissetti, ne kadar komsular akrabaysa da sesinin duyulmasini istemiyordu.Kapiyi cok fazla ses cikarmadan yumrukladi, sanki kimse yok gibiydi iceride, gerci iki kisinin ne tikirtisi olurdu ki gece vakti? Yeniden yumrukladi, ama yine ses yoktu. Tuh !Allah kahretsin , bu sogukta gecenin bu vaktinde olacak seymiydi bu simdi? merdivenlerden dikkatlice indi , yandaki Mehmet Emin efendinin Kızkardesi Sabire hanimin evine gidecekti, Kocasi Salih cavus duyardi mutlaka.. 
Onlarin bahcenin tahta kapisinin kolu uzundu, dikkatlice kaldirrir kaldirmaz koca bir coban kopegi havlamaya basladi, soguktan dallari kavrulmus erik agacinin altinda vargel de gezip duruyordu zavalli hayvancik.

,Rasim bey, kaydirmanin (sundurma)altinda soluklandi, tam kapiyi vuracaktiki Salih cavusun sesini duydu;
-Kimdir oo?
– Merak etme Salih cavus, yabanci degil ac kapiyi diyebildi, nefesi neredeyse soguktan kesilmek uzereydi.. Salih cavus, kapiyi acar acmaz , Rasim beyi karsisinda gorunce saskinliktan kucuk dilini yutmak uzereydi; 
– Hayrola Rasim Agam, seni bu saatte buraya atan ruzgar kuvvetli poyraz olmali, gir iceri gir hemen !! cok soguk disarisi..Rasim bey , giristeki hasir sandaliyenin uzerine kendini ativerdi,basi hala donuyordu,Salih cavus saskinliktan ellerini koyacak yer bulamiyor, dort donuyordu;
-Agam , bir bardak su getireyim ister misin?
-Yok , Salih oglum, bir nefesleneyim,sonra konusalim derken , basindaki beyaz namaz yasmagiyla Sabire hanim arka odanin kapisinda gorunuverdi.Mehmet Eminin Efendinin kucuguydu, cok can kizdi. Herseye, herkese kosardi, hasta dedin mi Sabire elinde bir kase paluzeyle mutlaka oradaydi, evlendi evleneli cocugu olmamisti iste.. Tek dertleri oydu bu iki genc insanin. Salih cavus iyi bir ayakkabi ustasiydi, butun köyün ayakkabisi onun elinden cikardi, yalnizca cok zengini ya Midilli den ya da Payitaht tan alirdi ayakkabisini.
Sabire hanim, Rasim abisini bu saatte evinde gorunce cok korkmustu; 
– Hayirdir, Rasim abeycigim ,sakin Zeliha ablama bisey oldu? delirtme beni! Rasim yutkundu, olay aslinda cok daha vahimdi, memleket meselesiydi , nereden basliyacagini dusundu, soluklandiktan sonra, Rustemin gelisinden baslayip son ana kadar olan biten herseyi oracıkta anlatıverdı ..
Ohh bee! Bir nebze olsun rahatlamisti ..Salih harpten yeni ciktigi icin az cok olaylarin bu vaziyete gelecegini tahmin ediyordu ama Sabirenin korkusu panige donusmustu.
– AA, abeycigim, Rasim abeycigim napariz, gavur keser bizi burda , Anadolda kimsenin ruhu bile durmaz, ah basimiza gelenler, bakarmisin , napalim ne isleyelim simdi?
Rasim bey , Sabireyi cok severdi ama bu halini kaldiracak durumda degildi;
– -Sabire bak kizim , seni severim bilirsin ama suracikta agzini muhurluyorssun , bir daha acmamak uzere , biz erkekler oturup bir seye karar vermeden kimseyle birsey konusmak yok.. duydunmu ? iste o zaman keserler bizi buracikta..
Sabire durumun vehametini derhal kavrayivermisti, ne de olsa akilli cevval kadindi.Kocasi, Rasim agayi ic odaya alip sobaya iki odun daha atti, kayinbiraderine,haber vermek icin disari cikti. Odada birden sessizlik oluvermisti , yalnizca Sabirenin hickirik sesleri geliyordu hayat altindan, Rasim bey kapidan disari basini uzatti, zavalli kiz merdiven altindaki buyuk kuyunun kapagina oturmus ellerini yasmagiyla birlikte yuzune kapatmis agliyordu, Rasim ilk olarak o zaman inceden bir sizinin yuregine saplandigini hissetti..
Salih cavus biraz sonra , Mehmet Emin efendi ve Pehlivan Huseyin agayla birlikte iceri girdi, bu is cok ehemmiyetliydi(onemliydi), Bundan boyle uyku haramdi .. Erkekler neredeyse sabaha kadar oturup; nereye , kime ne soyleyeceklerini nasil soyleyeceklerini konustular, cok zor bir durumdu, bu isi Rumlarin hicbirinin haberi olmadan butun Turklerin ogrenmesi lazimdi.. Aslında, en buyuk sikintilari hicbirinde silah olmamasıydı, Rasim bey gibi bir kac kisi harıcınde. O yuzden birinin tebdili kiyafet yapip Anadola gecmesi lazimdi, belki biraz silah getirip kimseye gozukmeden genclere dagitilabilirdi.Sabah ezani okunmaya baslamisti ki; Rasim bey sabah Kostayla zeytine gidecegi sozunu verdigini hatirladi, yalan soylemeyi de beceremezdi, nasil edip cocugu atlatip gitmeyi erteleyecekti.
-Agalar, benim gun isimadan evime donmem lazim, bundan sonra kimseye bir sey belli etmeden herseyi oldugu gibi devam ettirecegiz , geceleri de evlerde toplanacagiz, ama hic bir zaman kalabalik olmadan ; dikkat cekmemiz lazim, deyip kalkti. 
Salih cavus, Rasim beyin koluna girdi;
– Agam , musade et, eve kadar geleyim seninle.
– Yok be bre Salih, Koca Rasim o kadar da düştü mu?Giderim evvelallah duvarlari tuta tuta, hele bir iyileseyim, gosteririm ben gavura. Ama dua edelimki bir kargasa cikmasin aramizda, hepsi esimiz dostumuzdur ne de olsa..
Rasim bey, usulca kapidan cikti, bu sefer donus yolunu degistirdi, gelirken kimse gorduyse de donus saatini kimsenin gormemesi lazimdi. Kosta’nin evinin onunden gecerken kucuk evin perdesinden soluk bir lamba isigi siziyordu, acaba oglu gibi sevdigi bu delikanli da kilisedeki toplantiya katilmis miydi?Sessizce kimseye gorunmeden,evcezini buldu. Yukari kapinin kilidini actiginda Zeliha hanim, hayat ustunde sobanin arkasinda kivrilmis uyuyordu. Evi gozune birden saray gibi gorundu, yeni yapilmis sayilirdi, boyasini badanasini gectigimiz yaz basi yaptirmislardi, gunlerce ustalar calismis, koskoca evin boyanmadik tarafi kalmamisti, eger Anadola gonderilirlerse bu guzelim evini esyasinin, dogdugu buyudugu bu yerleri nasil birakirdi? Dusunmek istemedi daha fazla..
Zeliha hanimi usulca korkutmadan uyandirdi, konusulanlarin bazilarini anlatti. Meselenin ne kadar onemi oldugunu haturlatmasina gerek yoktu artik, yalnizca yatak odasına girip , kabartilmis pamuk yataklarina uzanirken sabah Kostayla zeytine gidemeyecegini soyledi karisina.
– Tamam Rasim bey, sen merak etme ben onu hallederim, hic sikinti yapmadan uyu, bundan sonra hepimiz sihhatli olmaliyiz, hayatimiz degisiyor artik, dediginde Zelihasının gozlerinin altinin uykusuzluktan mosmor oldugunu farketti..

BÖLÜM 13

Kosta henuz ahira yeni girmistiki ; Aysenin sesiyle irkildi;
– Beybabam seni bekliyor, Kosta!
Kosta , agasinin yufka yuregini bilirdi ama bu kadar cabuk affedecegini dusunmemisti, Ayse onde, O arkada merdivenleri hizla ciktilar, Rasim bey her zamanki kosesinde oturmus, Zeliha hanimla lafliyordu,;
– Kosta’mu gel oglum, bizim kusurumuza bakma yaslaniyoruz artik bir de ust uste olan meseleler benim harcimi asti.
– Kusur ne demektir agam , sen benim pateremu , ister dover ister sever.. dedikten sonra Kosta , Rasim beyin elini opup basina koydu..
– Agam boyle haberlerle sana gelmek istemezdi ben ama biz dun gece hep dolasti daglari Salih aga, Huseyin agayla, yok Leyla yok ..
Rasim bey , Kosta’nin yarim yamalak Turkcesini duyunca yeniden gulumsemeye basladi, ozlemisti bu cocukla konusmayi, yureginde yeri baskaydi Kosta’nin neredeyse dogdugundan beri elindeydi evlatcik..
-Agam , bi haber daha vardir ama cok uzgun ben , bilmem nasil soyleyim sana; geldi bizim Rum ceteler, palikarya isterler Misavru’ dan, gelecekmis derler Turkler adaya; 
Rasim bey bunu duyunca birden dellendi yeniden; 
– Turkler neden gelsin adaya, ne isi var Turklerin adada? Deli midir bunlar ? kimsenin burda gozu yoktur, Gazi pasa gonderdi, ismet pasayi yabanci diyara halletsin meseleyi? Gene ne hikaye cevirir Venizelos?
– Bilmem agam, gecen aksam kahvede olanlar bunlar, bizim Adonis te haber salmis genclere gelin kiliseye konusalim diye, toplasip gideceklermis, dediler.
– Cehennemin kör kaynarina gitsinler, haram olsun bunlara verdigim emekler..Yarin kar duracak, baksana karsi tepelerde bulut kalkti, soguk olsa da zeytine cikilacak bende gelcem yavas yavas, tek beygiri kosarsin arabaya birllikte gideriz..
– Nasil istersen agam, her sey istedin gibi olsun..
ADADAKI TURKLER DE ORGUTLENIYOR…
Rum cetecilerin tum koylerde yaptiklari konusmalar , butun Gera korfezinde duyulmustu, herkes huzursuzdu, kimse komsularindan dostlarindan onlara karsi bir saldiri beklemek istemiyordu ama bir savas vardi yasanan, bitse bile mutareke devam ediyordu, hic bir sey nihayete baglanmamisti..Turkiye de , Anadolu da , Ayvalik ta olanlardan kimsenin haberi yoktu, Gazi Pasanin, Yunani bozguna ugrattigini biliyorlardi ama , tafsilatli bir bilgi yoktu neticede, gelen mektuplar herseyin gulluk gulustanlik oldugu yolundaydi.. Acaba denenlerin hepsi dogru muydu?Bunu ogrenmenin tek yolu vardi, tebdili kiyafet adam gondermek lazimdi Anadol’ a , ama kim gonullu giderdi? Kim goturup kim getirecekti, su zamanda boyle bir seyi dusunmek bile tehlikeliydi..Ama birinin cikip birsey yapmasi lazimdi, Yoksa Rumlar hepsine zarar da verebilirdi , bilinmez bir durum vardi ortada.
Salih cavus, Balkan harbindeyken cok yararlilik gosteren bir adamdi, bu isleri bilmesi lazimdi, acaba Turkleri bir araya toplar ne yapilacagini soylermiydi? Kim yapardi bu isi , kim cekerdi basi koyde?herkes birbirinden korkar olmustu, ya Rumlarin kulagina onlarin da orgutlendigi giderseydi, ne olurdu? Bu kivilcim bir alev alip adayi yakar miydi?

Rasim bey tum bunlari dusunurken, asagi bahce kapisi hizla acildi, kopek havlamaya baslamisti, gelen yabanciydi besbelli, kucuk pamuk kopecik bile ahirdan bagrismaya baslamisti, Mecnun huysuzlanmisti, Rasim aga , tabancasini kusaginin icine sakladi, cocuklari arka odaya gonderdi, pencereyi acti; 
– Kım var ordaaa? Hayirdir gecenin bu saatinde , dostmusun dusman mi hayir ola?
– Agam ben Midilli’den Rustem , hayirdir; merak etme, koyde en munasip gelecek hane senin hanendir diye dusundum, kapini actim , lakin bu saat uygun degilse sabah geleyim, Midillliden, Kulaksizoglu gonderdi beni, daha butun koyleri gezicem..
Rasim bey, Kulaksiz Muhtar beyin adini duyunca , kapiya gitmek icin eline gaz lambasini aldi, Zeliha’nin ceyizinden cikan , pembe opal cam uzerine mavi ciceklerle bezenmis lamba hayat uzerini aydinlatmisti, Rasim bey yine de lambayi duvarin dibine koyup, kusagindaki tabancanin kabzasini sag eliyle kavradi, gelen Rustem de olmayabilirdi, gerci ses onun sesiydi,lakin hersey olabailirdi artik bugunlerde..Rustem muhtar beyin yanasmasiydi, yigit delikanliydi, iyi ata biner, iyi silah ceker, iyi dovusurdu, korkusu yoktu, canini dusunecek delikanli degildi; Rasim bey, kapinin demir kolunu indirdi. Filini(kilidini) acti, kapi araligindan gelen delikanlinin gozlerine bakti, nerde gorse Rustemin, kendininkiler gibi mavi boncuk gozlerini tanirdi; 
– Oh sukur be oglum, sensin demek?gir bakalim iceri, gel gel sogukta durma, havacik ta cok soguk yapti bu sene baksana..
Rustem basindaki ust uste sarilmis sarpalardan yapilmis fesi cikardi, o sogukta ter icindeydi basi, belliki acele gelmisti gecenin bu saatinde.. ayagindaki körüklü ama bir o kadar da camurlu cizmeleri kapin icinde cikardi, saga sola baktiktan sonra Rasım beyin elini optu..
– Hayirdir oglum gecenin bu saatinde, yoksa durumlar cok mu kotu?
– Hayir olur mu agam bu saatte gelen haber? adanin her yerinden eli silah tutan adam topluyorlar, butun koylerden, size zararimiz olmaz dedıler ama , Muhtar bey agam, Fahri beyler, Ziya beyler, Mustabeylerle ( mustafa beyin eski dilde soylenisi) toplandilar, karar aldilar, koylere simdilik ulak niyetine beni gonderdiler bu isi sessiz halletmeliyiz, Rumlarin kulagina su kacirmamamiz lazim , lakin nasil yapilacak?
– Bunun altindan nasil cikariz biz , Rustem oglum?Ben bunu kiminle istisare edeyim bilememki?
– Rustem Agam , kiminle istersen et, ama sakin Rumlarin birinin kulagina gitmesin en guvendiginin bile..
Rasim bey, ne diyecegini sasirmisti, aklina Kosta geldi, Ondan da mi sakliyacakti bu mevzuyu? Hıc olur mu canim, O, Onun oglu gibiydi, agasini satacak hali yoktu ya diye gecirdi icinden, ama Rusteme birsey diyemedi..
-Agam ben gideyim daha cok yolum var,Iskoplu’ ya gidicem, ordan ,papazliga , sonra da Pereme de kalicam bu gece, ertesi gunu sabah erkenden kimse ler yola dusmeden cekilip gitmem lazim buralardan, kimse benim geldigimi gormemeli..;

Rasim bey, olayin vehametini bir daha kavramaya calisti, bu mevzu kimseyle paylasip hasbihal edilecek bir mevzu degildi ancak Karisina sorup O’nu fikrini alabilirdi..
Bır an dusundu, Rumlarla bir catisma cikarsa ne olurdu, ne yaparlardi, onlar cogunluktaydi, lakin yine de Turklerden korkarlardi, bizim insanimiz gozunu budaktan sakinmazdi. Turklerin adindan bile korakardi palikarya bozuntulari.
Birden , Arap Emin dayinin , yasli Rum Andos’u korkuttugu gece geldi aklina, Rumlar, zencilerden oldu olasi korkarlardi, hele de gece gorduklerinde .. Arap Emin dayi cok sakaci bir adamdi, kendinle cok barisikti, yanibasindaki Rum komsusunu severdi lakin ara sira da sakalar yapmaktan geri durmazdi…O gece adamcagiz tam yatmak uzereyken, bahcesindeki ayakyoluna saklanip, tuvalete Girecegi sirada Andos’un ustune dogru yurumustu hani, zavalli adamcagizin korkusunu anlatmak ancak pantolonunun ertesi gunku halini gormekle mümkün olabilirdi..
-Turkos geldi, Turkos geldiiiii.. deyip ortaligi yalniz ayaga kaldirmakla kalmamis Zavalli Andos, korkudan hem buyuk hem de kucuk abdestini pantolununa yapmisti.. 
Tabiki olaya sahit olanlar da gulmekten altlarina 
…………
O guzel gunler galiba geride kalmisti artik…

Rasim Aga, sahanliktan kose odaya girince Zeliha , Mehmedini ayaklarinda sallayip uyutmustu coktan, bir taraftan da kocasinin Rustem’le konustuklarina kulak misafiriydi..
-Rasim bey , galiba haberler pek hayir degildir?
– Sorma Zeliha hanim, ne diyecegimi sasirmis durumdayim agzim dilim baglandi, dua bile etmeyi beceremedim, Allah Rustem’e selamet versin, çakı gibi oglan , yolu acik olsun..Bu havadisi, once Pelivan abime sonra yavas yavas butun hisim akrabaya yaymamiz lazim , lakin hic bir Rum’un haberi olmamali, bizim Kosta’nin bile…; 
Deyince, Fatma ile Ayse birbirlerine bakindilar, durumun Kostadan saklanacak ne tarafi vardiki? Anlayamamislardi.. Rasim bey , kizlariyla uzun uzun konusmayi pek beceremezdi; karisina donup,
– Durumun vehametini bunlara anlat, yoksa hepimizi kesiverirler buracikta bilsinler dedi..

BÖLÜM 12

Mehmet Emin Aga , anlattikca Rasim bey utancindan kipkirmizi kesildigini hissetti, Kosta’ya buyuk bir haksizlik yapmis oldugunu dusundu, O cocugun hic bir zaman agasina karsi bir tedbirsizlik, bir hiyanet icinde olmadigini bilirdi ama gunlerdir evde hasta yataginda hicbir sey yapmadan yatmak O’nu bunaltmisti, son zamanlarda koyunde yasananlar ustune tuz biber olmustu, bu durumu telafi etmeliydi.. 
Pelivan Huseyin aga ile , Mehmet Emin efendi musade isteyip Rasim beyin yanindan ayrildilar, kar hizlanmisti , boyle giderse zeytinin kalanini iceri sokmak(toplamak) kolay olmayacakti..
Rasim bey, kadin akliyla hareket eden bir adam degildi, lakin karisi her zaman akilli kararlar veren bir kadındı ; yerinden dogruldu, köşe odanin kapisini aralayarak seslendi:
– Zeliha hanim, bir gel de konusalim, Zeliha boyle cagrildiginda onemli bir durum oldugunu bilirdi, elindeki sebzeleri birakarak kose odaya dogru seyirtti, arkasindan da Mehmet’cik daldi odaya..
– -Buyur Rasim bey! Ses tonunda bir hayret ifadesi vardi, meraklanmisti ama az cok konunun Kosta ile ilgili oldugunu da tahmin ediyordu, kocasinin sinirinin kolay gectigini , yureginin yufka oldugunu hep bilmisti zira..
– Zeliha , anlatilanlari sen de duydun, bu cocuk bizi affeder mi dersin? Zeliha hanimin kocasinin basta yanlis yaptigini soylemesi nerdeyse mumkun degildi, yeniden bagirip cagirmaya baslayacagini bilirdi ….
– Efendi, cagirip gonlunu alacagiz, yok baska caresi yoksa gunahini cekeriz bu evlatcigin, yoktur yanlisi, bilirim hep bizi dusunur …
Kari –koca boyle dusunedursunlar, Midilli merkezde yasanan olaylar hayli sikintiliydi. Rumlar cete kurma pesindeydiler, koylerden eli silah tutan gencleri topluyorlardi, Turkleri istemiyorlardi artik bu adada..Bu arada , savasin bittigi Anadolu ‘ da Turk kuvvacilar da bos durmuyordu elbette, orada da cetin bir mucadele suruyordu, lakin bunun Midilliye yansimamasi lazimdi, aksi halde oradaki soydaslarimizi katlederdi, Rum ceteler..

Gazi Pasanin emriyle, kuvvacilar, Ayvaliktaki Rumlarin agzindan mektuplar yazip, adaya gondermeye basladilar, bu mektuplar Midillide bulunan soydaslari rahatlaracakti , en azindan bir cozum bulunana kadar..
Her seferinde bir ya da iki mektup geliyordu Ayvalik taki Rumlardan:(( gelen mektuplar sevgi ve muhabbet doluydu, Rumcayi ana dili gibi okuyup yazan Kuvvacilar yaziyordu elbetteki , mektubun biri o aksamuzer Mesagros koyune ulasti, akrabalarindan biri kahveci Strati’ ye gondermisti, Firincilik yapardi Nikolas Ayvali’ da ; mektubunda soyle diyordu;
Cok sevgili kardesim Strati, 
Bizi merak etmeyin sakin, sizi ozlemekten baska bir sikintimiz yoktur, Turkler benim firina cuval cuval un tasidilar, neredeyse butun Ayvaliya yetecek kadar un var benim firinda simdi, nereye koyacam sasirdim, yandaki berber Yorgakinin dukkanina bile depoladik. Rahatimiz iyidir, bizim hanim bu sene corek te yapacak, Turklere de dagitacayiz..

Her kim bizim sikintida oldugumuzu soylerse yalan soyler, biz burda huzur ve refah icindeyiz, cok sukur harp nihayete erdi, rahat rahat sobalarimizi tutturuyoruz, evlerimizde rahat oturuyoruz . 
E hadi cok isim var simdi, ekmekler yanmasin , Turku de Rumu da ekmek bekler benden. 
Hasretle operim matyasu (gozlerinden) kardesim… 
Kardesin Nikolas
Mektup, kahvede yuksek sesle okundu, Ayvaliktan gelen Rumlar bile bu gelen mektuplara o kadar inaniyorlardiki; yerlerini evlerini biraktiklari icin hayiflaniyorlardi.. 
Yıne de Mıdilli merkezde cete kurmak icin adam toplamaya devam ediliyordu, Mesagrosa da ugradi ceteciler o soguk gecede. Mektubun okunmasi tam bitmistiki iki palikarya hizla daldi iceri 
-Kalispera bre! Bize savasacak adam lazimdir,Turkler her an adaya da saldirabilir, askerimiz yetersizdir, eli silah tutan adam yokmudur? kim gonulludur aranizdan? 
Bunu duyan Kahvehanediki Turklerden bazilari sessizce baslarini one egdiler, disari cikip dikkati uzerlerine cekmek istemiyorlardi; ama durumun vehameti ortadaydi.. 
Mektubu dinleyen Rumlardan hicbiri, rahartini bozup, Turklerle basini belaya sokmak istemiyordu, kimseden ses cikmadi, ama Midilliden gelen palikaryalar israrciydilar, o arada kahvenin dip kosesinde ouzosunla demlenen Adonis ortaligi yatistirdi ;
– Bize zaman ver bre palikaryamu, biz de hain degiliyiz dusunuruz heralde, sana yarindan sonra sayi veririz.
Bunu duyan ceteciler, atlarina atlayip diger koylere dogru yollandilar, kahvehanedeki Turkler ses etmeden yavas yavas orayi terketmeye basladilar, kusagindan parasini cikaran , kahveci Stratiye borcunu oduyor, evine dogru yol aliyordu, durum vahimdi.
RASIM BEY , KOSTA’YI CAGIRIYOR..
Kosta sabah her zamanki erken saatte uyandi, gidip Mecnunun karnini doyurmak uzere evden cikti, butun daglar ovalar, bembeyazdi, gokyuzunde gunes parlamaya baslamisti bile, demekki hava bugun guzel olacakti , belki Mecnunu bir ara disariya cikarip dolastirirdi , kac gundur hayvancik ahirda sikintidan patlamisti.. Kapının acildigini duyan Rasim bey, Ayse’yi Kosta’yi yukari cikmasi icin cagirmaya gonderdi, Kosta henüz ahıra yeni girmişti ki , Ayse’nin sesiyle irkildi…..

BÖLÜM 11

– Kosta , M. Emin aga, Salih aga sabahin 3’une kadar at üstünde Mesagros daglarini gezdiler, daglarda in cin top oynuyordu, ara sira kopek havlamalari, kurt ulumalari da duymuslardi lakin ucu de silahliydilar, herhangi bir hayvan ya da insan saldirisina kolay kolay pabuc birakacak delikanlilar degildiler , Hele de Salih aga ,Balkan harbi gazisiydi, cok adam öldürmüşlüğü vardi. O’nu goren de bu sakin adam nasil olurda adam katleder diye dusunur dururdu, Boylu poslu, yosun yesili gozleriyle ara sira dalar giderdi derinlere..Kımi buyukler Salih aganin biraz iyi saatte olsunlara karistigini da soylerlerdi ama dogrusunu Allah bilirdi artik.. Balkan harbi bittikten sonra uzun zaman koyune donememis anacigi Salih’inden umudu kesmisti. Yillar once bir gun anasinin tahta kapisini acip 
– Ana ben geldim, Ben Salih, anam !dediginde zavalli anasi Ruveyde kadin (bazi kadinlara hitap bicimi)dusup oracikta bayilivermisti, doktor Stavros hala buyuk bir nese icerisinde Ruveyde kadinin kendine gelisini , ogluna sarilisini anlatir dururdu..

Kosta, sabaha karsi evine dondukten sonra gun agarana kadar , gozunu kirpmadi, cok yorgundu ama Rasim agaya hesap vermesi lazimdi, kar alabildigince yagmisti o gece, tayfanin cikmasi mumkun degildi, neyse yüzüp yüzüp kuyruguna gelmislerdi 2500 cuval zeytinin..daha da toplanacak vardi , 3000 cuvali buliurdu her yil toplanan zeytin miktari..Bu yil da o sayiyi tutturmaya calisiyordu Kosta; agasi yanlis anlamasin diye..
Sabah ezanının baslamasıyla gozlerini tahta tavana dikti,her zaman yaptigi gbi, tavandaki kiris sayisini sayacakti ki; saba makamiyla okunan ezani husu icinde dinlemeyi tercih etti.,Şu, sabah ezani kadar da onu etkileyen hic birsey yoktu , guzelce yataginin icinde dogruldu, bir musluman gibi ezanin bitmesini bekledi, sonra kendince dualar etti. Allahtan yardim dilendi, su gunlerin gecmesini, anacigini, kendisini, Rasim agasini,ailesinin hepsini ama hepsini koruması icin Allaha yalvardi..
Gun iyiden agarmisti, gozunu kirpmadan gune baslamak zorundaydi, Rasim agaya olan biten herseyi anlatacakti, yoktu caresi.. Nasil izah edecegini , agasinin tepkisini merak ediyordu.. sert adamdi , ara sira ne yapacagi belli olmaz kalbini de kirabilirdi .Yatagindan kalkti , giyindi, sabah trasini oldu, kahvalti etme gibi bir aliskanligi yoktu, bazen bir bardak soguk keci sutu icerdi. Filomena adli bir kecileri vardi, her gun onun sutu sagilir, bazen yogurt bazen de peynir yapilirdi evlerinde , cogu gunde yapilan yogurdu ve peyniri ikinci ailesi Rasim beyin evine gotururdu, anaciginla ikisinin yiyecek istahlari olmazdi cogunlukla..
Bır bardak soguk sut ictikten sonra , kapiyi acti, disarida hayli kar vardi, agasinin gecen yil ona Istanbul’dan gelirken getirdigi gocugunu, ayakkabilarini, anaciginin ordugu basligini giydi, kuzu yununden yapilmis atkisina iyice sarindi, kar durmus ayaz basmisti, her taraf buz icerisindeydi, sacaklardan sarkan buzlar bicak gibi keskin olurlardı , bu yil cok don yapmisti Mesagros tepeleri..Beyaz teninin soguktan etkilenmesi her zaman Kosta’nın yuzunu kipkirmizi yapardi, burnu nerdeyse donar gibiydi, ellerinde yine Marianin ordugu eldivenler vardi, hepsi halis muhlis kuzu yunundendi..Ela gozleriyle karsiki Gera korfezine bakti, Anadol hala kapkara idi, daha fazla zaman gecırmeden çıkması lazımdı, anasi uykuda oldugu icin sessiz sedasiz firladi, Rasim beyin evinin yolunu tuttu, Ahira bir goz atti, Mecnun gercek bir ,mecnun gibi boynunu bukmus esini ariyordu sanki, kucuk pamuk kopecik te aglamakli olanlarin farkina varmis gibi Kostaya sirnasti, buyuk coban kopegi bahcedeki zeytin agacinin altinda suclu suclu yatiyordu, sanki Leylayi alip giderlerken bir ise yaramadim ben, edasi icerisindeydi..
Kosta , evin buyuk tahta kapisinin zarif tokmagini tiklatti, bu saat O’nun gelis saatiydi, ev halki bunu bilirdi, Fatma kapiyi acti, ama Kosta’nin uzuntuden Fatmasinin gozlerine dogru duzgun bakacak hali bile yoktu, durumu once Zeliha hanima anlatmaliydi, lakin ailenin hepsi mutfakta sini basinda oturmus sabah aziklarini yiyorlardi, en buyuk sabah kahvaltisi tuzlanmis yeni zeytin, yag peyniri, kizarmis ekmek, sicak sut bazen de cay olurdu,Midillili Turkler de ,Rumlar da kahvalti konusunda cok ilerleme kaydetmis degillerdi o yillarda, en guzel yemeklerini aksam sofarsinda yerlerdi, genellikle kuzu eti ve kuzu etli yemekler cok yenirdi. 
Kosta , iceri girer girmez, Rasim aga birden birseylerin ters gitigini anladi;
– Hayırdır, Kostamu, var birsey ama du bakalim? Nedir o surat?
– Sorma agam, Leylayi kacirmislar ,der demez Rasim aga gunlerdir biriktirdigi ofkesini sanki kusmaya basladi, cocuklar donup kalmislardi, babalarini Kostaya hic boylesine bagirdigini duymamislardi,Rasim aga bagardikca sah damarlari inip kalkiyordu, agzindan kopukler saciyordu, Kostayi ihmal ile sucluyordu, halbuki Kosta’cigin hic ihmali yoktu bu iste, ama gunlerin birikimi , hastaligi , Afroniasa’nin kaybi Rasim agayi cigrindan sikarmisti, sinirine hakim olamaiyordu, utanmasa Kostayi dovecekti; 
– – Ekso , hadee Ekso gozum gormesin seni bir zaman diye azarladı , Kostacigin soyleyecek tek sozu yoktu, agasiydi, babasiydi , doverdi de soverdi de, evden cikti, merdivenlerden asagi inerken ela gozlerinden iki koca damla yas suzuluverdi, ahira girdi, Leylanin yerine bakti, orda sesli sesli , bagir a bagira agladi, neydi bu baslarina gelen felaketler, galiba huzurlu gunlerin sonuna yaklasmislardi.gozlerini, burnunu cebinden cikardigi mandilisine (mendil) sildi, kendini toparlamaya calisti, eve gidecekti, bu saatte nereye gidebilirdiki? Hele agladigini farkeden olursa turlu turlu dedikodu cikarirdi koy icinde simdi, evlerine dondu, bahcenin derme catma kapisini acar acmaz anacigi bahcedeki ayakyolundan yeni cikiyordu, oglunun eve donusunu yagan kara bagladi, 
– Kopelamu , ela pedimu, sana yemecik hazilasin mamasu..
– Yok be mama, yoktur yiyecek istahim der demez Kosta cocuklar gibi bosandi, Maria istavroz cikarmaya baslamistı oglunu hic boyle gormemisti, neydi bu olanlar ,neydi evladinin basina gelenler?Kosta her seyi dun geceden baslayarak birer birer anlatmaya basladi anasina , anlattikca rahatliyordu, ıcı ferahlıyordu..
– RASIM AGAYA ZIYARET..
Hava yukunu tutmustu, sabahin erken saatlerinden itibaren kar yeniden yagmaya basladi, erkekler zeytine cikamamislardi, o arada Pelivan Huseyin aga ile, mehmet Emin efendi sabah konusmalarini yapiyorlardi, genclerin babalari yaninda kahve ya da sigara icmesi munasip karsilanmazdi o yillarda; Pehlivan Huseyin aga sabah kahvesini sesli sesli icerken oglu ve damadinin dun aksam baslarindan gecenleri dinledi, Rasim beye gecmis olsun demeleri lazimdi, hazir havada kar da vardi, bu soguk gunde en munasibi gidip bir fincan kahvelerini ya da sicak sutlerini icip gecmis olsun demeleriydi, Baba ogul kalin ceketlerini giydiler, Rasim beyin , asagidaki evine dogru yola ciktilar, asagiya dogru inerken her taraf neredeyse buz tuttugu icin bir degnekle yurumeleri ehveni şerdi. Kar devam ediyordu, buzlarin ustune yeniden yagmasi biraz olsun yurumeyi kolaylastırmıştı , 5 dakikalik mesafeyi yirmi dakikada yuruyup, Rasim beyin gosterisli buyuk evine vardilar, bahcedeki buyuk coban kopegi bu iki adami cok fazla gormedigi icin onları bahceden iceri sokmak istemedi, dis kapinin çanına asildilar, çanın sesi Rasim aganin oturdugu kose odadan cok iyi duyuldugu gibi gelen giden de gorulebiliyordu, Rasim aga kuruyan dallar arasindan basını çıkararak cok sevdigi akrabalarini iceri cagirdi; evde kendilerinden baska kapiyi acacak kimse yoktu, Afroniasa yoktu, Kosta yoktu. Kucuk kizi Aysesine seslendi; 
– Aaaşe, Aşee, bre Aşee acasan asaga kapiyi bak kimler geldi! Ayse hizla kar dolu merdivenlerden indi, keci gibi sekerdi, kizdan cok oglan cocuklariyla oynar , onlarla arkadaslik ederdi , bu hali de aile icinde cok hos karsilanmazdi ama neyse..
– Pelivan Huseyin agayla,Mehmet Emin efendi sicak sahanliga giridiklerinde cennete gelmis gibi hissettiler kendilerini;hayat ustu buyuk genisti, mavi cini soba bir gumburtudur yaniyordu..
– Sabah seriflerin hayrolsun Rasim bey, dedi Huseyin aga..Rasim aga da bu kendinden yasca oldukca buyuk insanin evine kadar gelip O’nu ziyaret etmesinden hem cok memnun olmus hem de kapida karsiliyamadigi icin mahcup olmustu..
– Hayirli sabahlar olsun Huseyin abim, diyerek eline sarildi ve yasli adamin bu bukulmez bilegini basina goturdu, Mehmet emin efendi de , Rasim aga dan az kucuktu, selamlastilar, kucaklastilar, hepsi Zeliha hanimin her yaz basi kabartip, seyyar hallaca attirdigi sedirlere oturdular, yumusacikti, ne de olsa zengin eviydi burasi evdeki kitik yastiklara benzemezdi, Huseyin aga az daha sedirin pamuk siltesine gomulucektiki, butun cevikligiyle firladi, 
– – Amma da kabartirmis bunlari Zeliha, az daha yatip uyuyacaz icinde , diyerek sitemini belli etti, 
– Ayse , sabah kahvelerin iyapmak icin coktan mutfaga gitmisti bile, maltizdaki pirina atesine kahveleri surdu, o sirada Zeliha hanim beyaz igne oyali yasmagiyla, Huseyin abisinin elini opmeye geldi, Mehmet Emin Efendinin elini sikmak o zamana gore caiz degildi, onu da basiyla selamladi, kose odadaki kucuk sobanin yanindaki hasir iskemleye igreti bicimde ilisti, aslinda kadinlarin erkeklerle oturmasi pek uygun degildi ama bu insanlar Rasim beyin de Zeliha hanimin da akrabalariydilar.. Ayse, pur dikkat kahveleri getirdi, ikram etti sonra basiyla olur aldiktan sonra odadan cikti, bu arada Mehmetcik anasinin koynuna oturmak icin iceri dalmisti coktan.. muhabbet basladi, Mehmet Emin Efendi dun aksam ki seruveni anlatmaya koyuldu, ama Rasim aganin kayip atindan baska olanlardan haberi yoktu, Zavalli Kostayi dinlememistiki!

BÖLÜM 10

Kosta , kahvehanenin eski tahta kapisinin ipini cekti, icerisi her zamankinden kalabalikti, soba catir catir yaniyor duvara giren bacanin kenarindan iceri sizan duman bu aksam poyrazın etkisiyle durmustu, lakin herkes nesesizdi,Afroniasanin aci haberi koye cabucak yayilivermisti; “ aci haber tez ulasir” misali..
Kosta , haberi duyar duymaz yikildi, elinden cok hizmet gordugu insanlardan biriydi Afroniasa’cik!Olumunun arkasindaki sis perdesini bir turlu cozemiyordu, o genc,aslanlar gibi, guzel mi guzel Afroniasa nasil uc-bes gun icinde toparlanip meleklerin yanina giderdi, akil sir alacak sey degildi neredeyse..
Kendine gelmesi bir yarim saati buldu Kosta’nin , bunun saklanacak gizlenecek tarafi yoktu, dosdogru Rasim beyin evine yollandi, dis kapi henuz fillenmemisti (kilitlenmemisti) bile, bahcenin buyuk demir kapisini her zamanki gibi acti, cebinde yukari ev kapisinin anahtari da vardi ama bu saatte saygisizlik edip acmak istemedi, kapinin el seklindeki zarif tokmagini tiklatti: bu saat Rasim beyin evine gitmek icin uygunsuz bir saattti ama bu gece sartti nerdeyse, ailenin haberi olmaliydi, cenaze yarin kaldirilirdi mutlaka..
Zeliha hanim da cocuklarda , mavi cini sobanin basina toplanmis, kestane yiyorlardi, kapinin sesiyle irkildiler, Ayse yerinden firladi, bu saatte habersiz gelen misafır hayir haber getırmezdi yaa …..Kosta sakin ama bir o kadar da uzgun halde , iceri girdi, uzuntusunden Fatma sina bile bakacak durumda degildi;
– Hanimum, istemezdim boyle haber getireyim ama Afroniasimizi kaybettik , cok uzgunuyum..
Zeliha hanim ın basından kaynar sular döküldü, ne diyecegini sasirmis vaziyetteydi, boyle bir sey aklina en son gelirdi, gencecik Afronias’ina ne olmustu, cabbar, her isin ustesinden gelen , bir dedigini iki etmeyen. Saygidan baska agzindan tek yanlis bir kelime duymadigi , son zamanlarda cok daha fazla sevip baglandigi Afronisa ‘ya ne olmustu, akil sir erecek gibi degildi; Fatma aglamaya baslamisti,Afroniasa ile arkadas gibiydiler, birbirlerine sirlarini acar, kah guler kah aglarlardi birlikte, yaslari ne de olsa herkesden daha yakindi birbirine, kucuk Mehmet ciciablasini kaybettiginin henuz farkinda degildi ama sabahlari neden gelmedigini sordugunda ogrenecekti en nihayet..
Rasim bey , kose odada uyuyordu, bu saatte O’na boyle bir haber vermeyi kimse cesaret edemezdi.Zeliha hanim , kendini biraz toparladi, kalkti , uzun siyah mantosunu giydi, basina beyaz tulbentten kenarlari igne oyali namaz yasmagini orttu, Kosta onde o arkada cenaze evine dogru yola cikti, ev cok uzak sayilmazdi ama asagi Rum mahallesine gecenin karanliginda yurumek icab ediyordu gene de , Kostanin koluna girdi, ay isiginin aydinlattigi dar ama kayalikli yollardan asagi mahalleye dogru yurumeye basladilar;evin kapisina geldiklerinde iceriden feryat sesleri isitiliyordu, Fedoranin sesiydi bu:acisi buyuktu elbet, konusacak laf soylenecek soz yoktu boyle bir durumda; Zeliha hanim iceri girince ellerine sarildi iki kadin birbirlerine sarilarak aglamaya basladilar. Uzun sure birbirlerinden ayrilamadilar , Afroniasa Zeliha hanimin da kizi gibidi son zamanlarda , Fatmasinin da can yoldasiydi, hastaneye bile giderken O’na guvenip cocuklarini birakmis gozu arkada kalmamisti..

Ertesi gunku buyuk kilisedeki cenaze toreni uzun surdu, papaz efendi boyle genc ve guzel bir kadinin yerinin cennet olacagini soyleyip duruyordu, Yorgo efendi de cenazeye katilanlar arasindaydi, yaninda karisi da siyahlar icinde daha bir guzel gorunuyordu, Yorgo’nun agzini bicak acmiyordu, ee karisi da O’nu anlayabilirdi yani;ne de olsa Afroniasa kocasinin eski aftosuydu(sevgilisi)
Zeliha hanim kilisedeki cenaze torenine katilmamisti, Kosta , Rasim beyin koluna girmis bir baston yardimiyla kilseye cikarmisti agasini.. Hanimi da evinde kizlarinin da yardimiyla , tavuk suyuna sehriye corbasi, bol tereyagli tavuklu pilav ve paluze hazirlamisti, cenaze evine..
Kosta yiyecekleri Fedora’nin evine tasidiktan sonra, Rasim beylere geri dondu; Agasi cenazenin verdigi huzun ve yorgunluktan dolayi kose odasina cekilmis, istirahat ediyordu, belki de uykuya bile dalmisti yine.Mutfaga haniminin yanina girdi. Orada kucuk bir sedir ve masinga vardi, etler , borekler corekler, o masinga da piserdi hep, Afroniasa bu kucuk masingayi da kullanmayi iyi ogrenmisti, atesini ayarlar , icindekinin nar gibi kizarmasina ozen gosterirdi, kostak kizdi, zekiydi, caliskandi, cenaze de bazilari intihar ettigini soyluyorlardi ama neden yapardi guzel neseli bir kiz boyle bir sey?Zeliha hanim Kosta ‘ya egildi; 
-Evlatcim dun soylediklerimi dusundun mu?Bak felaketlerin ne zaman , nasil gelecegi belli degildir, biz buralardan gidersek anacigini da seni de ac taksir birakamayiz , sen bizim boynumuzun borcusun, evlat gibi bildik seni , o yuzden seni gecindirecek zeytinligi sana birakacaz..hangi mevkideki zeytinligi istersin evlatcim? Nasilsa bize oraya gdince mevkisine gore zeytilik vermiyecekler , sayisina gore vereceklermis duydugum kadariyla.. Ben babam Haci Behlul agadan drahoma getirdim 5000 agac, Rasim beyin de 3000 agaci vardi cok sukur 8000 agac zeytinimiz var burada , 500 agac sana biraksak seni de anacigini da gul gibi gecindirir, Rasim beyle biz bunu hastalanmadan önce konusmustuk, az cok bu dedikodular bizimde kulagimiza calinmisti. Haaaa!! bu arada Afroniasa nin durumunun intihardan olmadigini Agate den ogrendim, megerse gebe kalmis zavallicik, bize soylemekten cekinmis, o gun Rasim beyin hastalandigi gun , karsiki ahlaksiz Yorgo’nun mutfaga nasil suzuldugunu bu gozler gorgu Kostamu; lakin birsey yapacak durumda degildim aklima boyle birsey gelmezdi , ama simdi vukuatin nedenini anliaybiliyorum..Ahh o Ahlaksız adam, Rasım bey duysa, av tüfeğiye vurur onu! 
Fatma evin buyuk kizi olarak bunlari dinliyordu bir taraftan, basiyla onaylar gibi yapti ama agzini acmadan guzel zeytin yesili gozlerinden yaslar suzuldu..Kosta hayret uzerine hayret yasiyordu, kimseye soyleyecek birsey yoktu. Yorgo yu oldu olasi sevmezdi lakin bu kadar adilesebilecegini tahmin etmemisti, butun bu lakirdil;ardan sonra soyleyecek soz kalmamisti hanimindan musade istedi; kalkti ve usulca evi terketmek icin buyuk oymali tahta kapiyi acti; ahirdan bu gune kadar duymadigi sesler geliyordu, kopek baglandigi yerde yoktu, kucuk pamuk kopecik te bahcede salinmis dolasiyordu, birden kasaturasini belinden cikardi, ahira daldi , lakin Guzel Leyla,nin yerinde yeller esiyordu, biri goturmustu Leylayi.Caresizlikten kivranmaya basladi, o karanlikta nasil bulabilirdi bu hirsizlari, kim yapmis olabilirdi?bugune kadar baslarina gelmeyenler gelmeye baslamisti, koyun uzerindeki bulutlar firtina getirecege benzerdi, o anda aklina ilk gelen geri donup Zeliha hanima bildirmekti ama zavalli kadin kahir olmaktan baska ne yapacakti ki? bir an sakince dusundu, Pehlivan Huseyin agalarin evinin kapisinda buldu kendini, Rasim beyin en sevdigi akrabasiydi, durust namuslu ve mert adamlardi , pelivan Huseyin aga da Oglu da damadi Salih aga da .. Salih aga hele Balkan harbi gazisiydi. Elinden kacan kurtulmazdi koyde..
Kosta kapiyi hizli hizli caldi, Mehmet Emin efendi kapiyi acmak uzere sahanliga cikti, evleri Rasim aganinki kadar buyuk degildi ama tertemiz duzenli mis gibi tarcin ve karanfil kokardi karisi Zehra sayesinde, Zehra’nin paluzeleri, badem sutleri, tarcinli karanfilli pisileri koydeki Turkler arasinda cok meshurdu, yeni evli sayilirdi Mehmet Emin efendiyle , daha cocuklari da yoktu, olmuyordu bir turlu..
Mehmet emin efendi kapinin kolunu indirdi, hizlica kilidini cozdu, acar acmaz karsisinda Kosta yi gorunce ; Rasim beye birsey oldugunu dusundu;
– Hayrola Kosta? Sakin Rasim Aga?
– “ Yok agam cok sukur iyidir, simdi ciktim onlarin evden, ahirin kapisi acikti, gebe atimizi en guzel hayvanimizi goturmusler agam , kime haber salayim sasirdim?Midilliye bu saatte gidip askeriyeye bildiremem zaten bildirsem de kim bakacak Turk lerin malina? Biliyorsun son zamanlarda Mıdilli icinde bir Turk dusmanligi basladi; “derken yuzu utanctan kizarmisti, Rumlarin bu guzel insanlara olan dusmanca tutumlari Kostayi kahrediyordu nerdeyse..
– – Dur bakalim, babama bir haber vereyim, namazi kilmis belki de yatmistir yasli adam ne de olsa; Mehmet Emin babasi ve annesi ile dip dibe evlerde oturuyordu, anasi Zehranin da Teyzesiydi , o yuzden bir sorunlari olmazdi gelin kaynananin..Anasi da babasi da yatsi namazindan sonra yatip uyumuslardi, Kostayi yalniz birakmak olmazdi, kardesinin kocasi Salih agayi da yanlarina alarak atlarina atladilar, zeytin icine dogru yol aldilar, kar atistirmaya baslamisti, gozkyuzu aydinlikti, atlar yavas yavas ilerliyor ara sira huysuzluk ediyorlardi…

BÖLÜM 9

FEDORA’NIN CARESIZLIGI…..

Fedora o  geceyi kizinin basinda gecirdi. Tanriya ettigi dua sayisini kendi bile unutmustu. Kocasi Nikos denizde kaybolduktan sonra evinin diregi ,tek gecim kaynagi Afronia ‘ siydi, Rasim beyden aldigi maas ve bu eli acik ailenin yardimlariyla Nıkos un kaybini kolay atlatmislardi, boyle bir ailenin ahlaki degerlerini bile bile nasil gidip te kizinin yaptigi bir hatayi onlara anlatip yardim isteyebilirdi,ölse yuzu boyle bir seye tutmazdi..

Hava soguk mu soguktu o gunlerde, belki de yillardir boyle soguk gormemisti Midilli .. Kosta , Zeliha hnimdan izin alip bir kac kez kofun icinde odun tasidi Afronisia ve Feodara nin evine. Kizin hasta oldugunu biliyordu ama ne oldugunu soramamisti elbette . Utanirdi Kosta sormaya, kadin kisminin hastaligi sorulmaz derdi Zeliha hanim hep, o da bu tembihi benimsemisti. Gerci Rumlar bu konularda Turklerden daha rahattilar ama , Kosta , Zeliha hanimin sozunu tutardi hep..Anasi gibi severdi , hanimini . Rasim bey de oz babasi gibiydi sanki..O gun yine ikikufe odun tasidiktan sonra, Feodara ile biraz dertlestiler, konustul;ar, Feodara da Rasim bey ve Zeliha hanima olumune minnettardi, severdi bu insanlari.. Yardimsever ve iyi niyetli kimselerdi, koyde boyle aileler yok denecek kadar azdi artik

AFronisia ,O gun ve gece dinlendikten sonra , ayaga kalkti, annesinin yaptigi un corbasindan icti, elini yuzunu yikadi,Lakin guzel siyah gozlerinin feri sonmustu, ana kiz hic birsey konusmuyor, birbirlerinin bildigi konuyu (Turklerin deyimiyle) temcit pilavi gibi isitip isitip ortaya getirmiyorlardi artik , olan olmus , yasanan yasanmisti, sanki buna benzer bir illet Feodaranin da basina gelmemismiydi.?
Ama Nikos yaptigi hatayi ustlenmisti, bekardi, guclu kuvvetliydi, evini bakacak durumdaydi, Ikisi birlik olup calismislar, zeytin toplamislar, baliga cikmislar evlerini gecindirmislerdi, Fakirlik kolay degildi, o yuzden Nikos , Feodara’nın butun israrlarina ragmen bu kacakcilik isine evet demisti, zor isti, pis işti , yolsuzluktu, tehlikeliydi, hele de Turk cetelerine yaklanirsa omrunun sonu gelmiş demekti, Nikos 15 yil kadar bu isi yapmayi basardi ama bir firtinali aksamda Gera korfezinin dev dalagalari Feodara’nin Nıko’sunu yutuverdi..
O geceden sonra , Afronisia anaciginin eli kolu anasi babasi kocasi herseyi olmustu, yaptigi hatalari bir daha yapmiyacagina soz vermisiti hem anasina hem hanimina hem de Aziz Meryem’e…
Rasim beyin kriz gecirdigi gun evde yasananlar , Afronisianin basiretini mi baglamisti ki , Yorgo’nun pis emellerine alet olmustu yillar sonra? BU durumu Yorgo ya anlatsa dinlermiydi ki ; O’nu! Afronisia yattigi yerde bunlari dusunurken yeniden tuvalete gitme ihtiyaci hissetti, kalkmasiyla tekrar kan bosalmasi bir oldu, yerdeki kurelanin (dokuma kilim)uzeri kan golune donmustu, gerisin geri yatti, gozlerini kapatti, anacigina seslenmeye calisti;
– Mama , mama bre mamaaaaaa….
Feodora kiliseye cikmis, papaz efendiyle birlikte dua ediyordu, evde kimse yoktu..Afronisia yeniden gucu yettigince bagirdi.

-Mamamaaaa ela mamamu?( gel annecigim)

Lakin ortalarda ayak sesi, kapi tikirtisi bile yoktu, Afronisia bir kuvvet dogruldu, ayakyoluna ( tuvalete) yoneldi, solmus mavi gecelik entarisi sanki kirmizi harita gibi olmustu, duvari tutat tuta ayakyolunu. buldu, ama giremeden oraciga dusup yigildi, kan kaybediyordu..Fedoranin kiliseden donusu bir yarim saati bulmustu, kizini o halde goren Fedora , ebe Agate yi canhıras biçimde çagırdı! Sesı bagırmaktan kısılmak uzereydı neredeyse; 
– Yetis, Agate mu, koricimu gidiyor! Agate geldiginde kizin nabzi o kadar zayifiti ki. Dogrudan hastaneye goturmeleri gerekiyordu , Agatenın harcı değildi bu iş!!Fedora bir kosu faytoncu Milo nun evine cikti, Milos merkezden yeni donmustu, nazlanarak kapiyi acti;
-Hayrola Fedora, hangi koyun papazi öldü ? sen bu saatte bizim eve hiç gelirsin?
– Konusacak sakalasacak zaman degil,Milos efendi Afronisiami hastaneye goturecyizz, cabuk hem de cok cabuk.. 
Milos, şaşkınlık içerisinde kırarmış gocugunu , kurklu şapkasını giydi, atlarin teri bile sogumamisti daha……Faytonu hazır etti , atları arabaya kostu, Afroniasi battaniyeye sardilar ve arka koltuga yerlestirdiler, Fedora da faytonun yer kismina oturdu, Agate onlari yalniz birakmak istemedigi icin eskimekleten kirlasmis kalin yun mantosunu sirtina gecirdi, siyah sarpasini (esarbini) basina sardi, hava oyle soguktuki, tükürsen donacaktı nerdeyse,vakit aksam vaktine yaklasmisti ama koydeki doktorun yapacagi bir sey kalmamisti bu saatten sonra , yetisirlerse bu guzel Afronisia yi kurtarabilirlerdi.. 
Faytoncu Milos ,hıcbır laf etmeden atlarinin yuzunu Skopelosa dogru cevirdi, biraz sonra Papados, sonrasinda Peramayi bulacaklar, sonra da insallah Midilliye varacaklardi ama bu yol 2-3 saati bulurdu bu hava kosullarında..

Hava çok sogumuştu , Anadol dan gelen ruzgar ve soguk Midillinin yuksek tepelerini kasip kavuruyordu, zeytin agaclari bu yil gormedigi kadar soguk gormustu, buyukler don olmasindan korkar, hepsi Allaha kendi dinlerinde dua ederlerdi..O aksam ,hepsinden soguk gibiydi , hele Milos’un yükü cok agirdi bu gece ; bundan once de hasta goturmustu Midilliye ama Afronias kadar gencini ilk defa tasiyordu 40 senelik meslek hayatinda, ne oldugunu bile sormaya dili varmamıştı Feodoraya..
Agate , o anda soyle bir yerinden dogruldu, elini kizin alnina koydu, atesten yaniyordu, usutunu soguk ta olsa acti atesinin biraz olsun dusmesi lazimdi hastaneye gidene kadar, su anda kimsenin yapacak birseyi yoktu dua etmekten baska..

Milos’un karisi, bu mevzunun Zeliha hanim tarafindan bilinmedigini az cok tahmin etmisti, yoksa Rasim beyin ailesi asla Feodarayi yalniz birakmazdi ama yine de sessiz kalmayi yegledi , bu gibi seylerin koyun icinde duyulmasi an meselesiydi.. Dedikodu etmekten oldum olasi cekinirdi, Eleftera’cik, daha once dusuk yaptigi zaman koy icinde konusulanlar az daha olumune sebebiyet verecekti…Demekki Feodora caresizdi .. Konusulmamasi gereken seyler gelmisti baslarina ..
Eleftera evin ust kose odasina cikti, pencerenin kenarina oturdu, karanlik iyiden basmisti, odanin beyaz badanali duvarinda asili gaz lamabalarinin siselerini oylesine parlatmistiki ikisin birden yakarsa cok aydinlik olacakti, kocasi eve gelmeden evin icinin cok aydinlik olup disaridan gorulmesini istemezdi oldum olasi: pencerenin onune oturdu yanik bir turku tutturdu, 
– 
– İpes istigmi tutam yolumu….
– Dale daksana ne aftomu….
– ta vasa nernemamu…

Dört nala giderken , Milos bir ara atlardan birinin huysuzlandigini farketti, yollar issizdi, gerci bu yollarin haritasini yapardi gozu kapali ama yine de atinin sesine kulak vermeliydi; Faytondan indi, atinin basini oksadi, biraz elinden yem yedirdi, atlarin ikisi de terliydi aslinda , yola cikmalari uygun degildi ama acil durum olmasa asla kimse onu bu saatte bu sogukte bu atlarla yola cikaramazdi..Fedora faytonun icinde yere oturmus surekli dua ediyor istavroz cikariyordu..Soguk ve gece ikisi de birden bastirmisti, yollari uzundu.. hem de cok..
Atlar sanki Afroniasa’cigi hastaneye yetistirmek istercesine hizla kosuyorlardi, Agetha, hastasini seyredyor, hizli nefes alip verisini dinliyordu, Feodara da karanlikta gorunen iki gozuyle tek yaptigi dua etmekti ara sira da sessiz sessiz agliyordu, Bırden atlardan ikisi de huysuzlandi, hic olmadigi kadar kisnemeye basladilar, Mılos bu durumdan cok huylanmisti, gece vakti bir sikinti ciksin istemiyordu,
—Hoooppp!!! , cusss!!!! Csssss!!! Deyip Faytondan indi, Beygir de , kisrakta gayet iyi durumdaydilar, ama kisneyip duruyorlardi, bir ara binip kirbaclamayi dusundu ama daha cok huysuzlanirlar diye atlarinin ikisini de oksamaya basladi, Ruzgarın ugultusu kulaklarını sagır ederken bir taraftan da donduruyordu; Atlarının baslıgını cıkarmaya çalışırken , birden bire 
Fedoranin cigligiyla kalbi yerınden çıkacak sandı; Afroniasa nin nefesi durmus muydu neee?: Agate romatızmalı bacagının ustunde dogrulmaya çalıştı; kizin sah damarini yokladi, nabzına baktı; kalbının uzerıne yattı, 
hersey sessizdi, hiç birisinde ses yoktu;😥😥ruzgardan ve atlardan baska…..
KOSTA O GECE ZEYTINDEN DONUNCE….
Kosta o aksam uzeri zeytinden doner donmez atlarin yemini suyunu vermis, gunluk hesabi patronuna anlatmis, fazla konusmadan sesizce evin yolunu tutmustu, Zeliha hanimin sabah anlattiklari sabahtan beridir kulaklarinda cinliyordu, kimseyle paylasamamanin verdigi sikintiyla yemegini yedi ve kahvehaneye gidiyorum diyerek evden ayrildi, yolunda gitmeyen cok seyler vardi artik koyde..

BÖLÜM 8

Adonis, pencerenin yanindaki kucuk tahta masada oturmus, hem ouzosunu cekiyor hem de gelen geceni gozluyordu, ciarasindan(sigarasindan) ard arda iki siki nefes cekti, bir yudum Ouzo ile dudaklarini islatti, sonra da kahveci Stratiden kucuk bir tabak icinde yeni cikmis yag ile iki kucuk parca ciroz istedi.
. Koyde meyhane olmadigi icin , yazin koca cinarin altinda, kisin da kahvenin bir kosesinde demlenmek adet haline gelmisti, kimsenin bir sikayeti olmazdi, Muslumani da Rumu da bu adeti benimsemisti, agzina icki koymayan Muslumanlar bile bu adetten rahatsiz degildi, ne de olsa her koyun kendi bacagindan asilirdi oteki dunyada, gerci Mesagrosta agzina icki koymayan erkek bir elin parmaklarini gecmezdi ya!!
Turklerin en sevdikleri icki zamani Ramazandan sonraki gunlerdi, Erkekler camiden cikar; Stratiye seslenirlerdi;
– Hadee bre koca Barba getir bakalim rakilari.. susadik bir aydir!
Boyle ahenk icinde yasardi Mesagros halki ; diger koyler de asagi yukari ayniydi, kimsenin birbiriyle sorunu olmazdi. Rumlar asure zamanini dort gozle beklerlerdi, en sevdikleri tatliydi, bazi Rum delikanlilarinin, bazilari da sutlu ada pisisinden bir turlu vazgecemezlerdi, Koyun buyuk kilisesinin papazinin en sevdigi corba tarhanaydi, tarhanasiz gecesi gecmezdi Stefonos’un neredeyse..Turk cocuklari ise Ilkbaharda yortu zamani Rumlarin yaptiklari mis kokulu , bademli coregi asla kacirmazlar, hatta bazen birbirleriyle yarisirlardi corek dagitilirken..Boyle bir dostluk vardi halk arasinda ..
Koyun yasini almis buyukleri Rum dan da Turk ten de saygi gorurdu..
Pelivan ( pehlivan)Huseyin aga yasini oldukca almisti, 80’nine merdiven dayamisti nerdeyse, gencliginde Yere deki, (Gera)koyler arasinda bilegini buken, sirtini yere getiren olmamisti, koy merasinda yapilan gureslerin yenilmez pehlivaniydi, oglu Mehmet Emin de babasi gibiydi ama O’nun kadar dovuscu oldugu soylenemezdi, babasindan devreladigi zeytinlerin neredeyse uzmani olmustu koyde herkes zeytin kesfine Mehmet Emin efendiyi cagiridi, kesifteki hata payi iki –uc sepeti gecmezdi, Rum tuccarlardan cok rusvet teklifi alirdi zeytin kesfi zamani, lakin bugune kadar kabul ettigi , kursagindan haram lokma gecirdigi gorulmemisti. 
O gece baba ogul, camide yatsi namazini kildiktan sonra Yukari Turk mahallesine cikarken , gaz lambalarinin fener gibi aydinlattigi kahveye ugradilar, koyde son gunlerde olanlar onlarin da kulaklarina gitmisti, zeytin zamani oldugu icin kimseden tafsilatli birsey duyamamislardi.
Pehlivan Huseyin Aga ;
Kalispera ( iyi aksamlar) bre agalar ! diyerek kahvenin, mavi boyalari dokulmus, yer yer kurt yemis tahta kapisindan iceri girdi, arkasindan da oglu Mehmet Emin…..

,Disarisi Aralik ayinin en soguk ve yagisli gunlerinden birini yasiyordu, belki de bu gece bu yagmur kara donecekti gece soguguyla birlikte, kim bilir?

Adonis, bu baba- ogula karsi cok saygiliydi, hemen oturusuna ceki duzen verdi, basiyla selamladi , hatirlarini sordu, Balik muhabbetine basladilar hemen ardindan..Son zamanlarda yagan yagmurlar zeytinin tadini kacirmisti, Mustahsil aslinda burnundan soluyordu, yagmur zeytini onune katmadan bir turlu iceri sokamamamislardi mahsulu,sabir cekiyordu zeytinciler, kac gundur..
– Biraz derya dan konusalim be palikaryamu dedi, Pehlivan Huseyin Aga,Adonise donerek.. Adonis te buyuk bir hasilatla gelmisti bugun Perema iskelesine cok sukur, o yuzden nesesine diyecek yoktu, hepsini de satmis, kalan ipsaryayi (balik) da yasli babacigi ile anacigina getirmisti, daha evi barki yoktu genc delikanlinin..Ana babasinla burlikte yasardi..
– Hava sogudu mu 
Ipsaria pola (cok) bre agam! Guldu yuzumuz bugun.. ama bakarsin yagmuru birakmadi zeytini iceri sokasin, pateremu da (babam ) da uzulur durur .. 
Muhabbet koyulasmisiti, Adonis, ouzo teklif etti ama bu aksam yemeklerini yemisler agizlarini muhurlemisler aci bir kahveyle geceyi bitirmeye ugramislardi, Allah icin Strati de kahvenin hasini yapardi pirina atesinde ..
– O sirada, kahvenin eski tahta kapisi sanki teklmeleniyormuscasina acildi, dort genc delikanli iceriye daliverdi , dordu de yabanciydi aslinda, ikisi Anadol dan gelen Rumlardan di ama diger saci sakali birbirine karismis camurlu cizmeli arkadaslarini kimse tanimiyordu, belliki ickiliydiler, konustuklari abuk sabuk acik sacik seylerdi, Koyun genc kizlarindan olmadik laflarla bahsediyorlardi..Pehlivan Huseyin Aga bunlari duyunca rahatsiz olmustu, Adonis ickinin de verdigi cesaretle patlamak uzereydi ki; Huseyin aganin isaretiyle durdu, dikkatli olmak lazimdi, bu ara olmadik seyler duyuluyordu koyun icinde.. Ama icki belliki genclerin agzinin sirazesini iyiden kacirmisti:
Iclerinden en yakisikli olani iyiden sarhortu.Ne dedigi ne de soyledigi aslinda pek anlasilmiyordu ama belliki Adonisin eski sevgilisi Afrula ile nasil yattigini, kizin yatakta nasil mukemmel oldugunu bagira bagira anlatiyordu .. Iste o anda Adonis”in gozu dondu, firladi, bacaginda sakladigi ince kamayi cikardi, genclerin uzerine dogru yurudu, olay buyumek uzereydi, etraftakiler Adoni’si yatistirirrken Kahveci Strati bu densiz gencleri kahveden kovalamakta buldu careyi; 
– Adee ekso hadeee, yok burda size kafe, burada beyler var sizin gibileri degil..
O anda genclerden biri Strati ile Adonis e donerek;
– ‘Turklere kopeklik yapmaya devam edin, onlar gidince bakalim sizi kim koruyacak eskiyadan’ diyince ; 80 ‘nine merdiven dayamis Pelivan Huseyin Aga nin nasil yerinden firlayip , gencin bogazina sarildigini kimse farkedemimisti, Gozle kas arasinda az daha oglani yere yatiriyordu ki; oglu Mehmet Emin efendi babasini durdurdu,, Gencler arkalarina ve soguga bakmadan cikip korku icinde ‘ karanlikta kayboldular..
Butun bu olaylara Kosta da sahit olmustu,Pehlivan Huseyin aga ile Mehmet Emin efendiyi cok sever cok sayardi, Rasim beyin de akrabasi olurlardi, bu mevzulari agasinin duyacagi endisesiyle, sessizce kalkti ve evlerinin yolunu tuttu, bu gece yine uyku O’na haramdi, bu olaylar en cok Kostayi dusundurup uzuyordu.. 
Uykusuz gecen gecenin sabahinda erkenden Rasim beyin evinin yani ikinci yuvasinin yolunu tuttu, bahce kapisini sessizce acti, ahirin gicirdayan kapisinin kilidini ses cikartmadan acmaya calisirken, merdiven basindaki ust kapinin sesiyle irkildi.
Zeliha hanim;
– Kosta gel oglum, bir bardacik cay ic, bi lokma zeytin ekmecik ye bari evlatcim..bilirim evinizde yemezsin sabahlari..
Gercekten Kosta’nin aklina en son gelen sey yemekti, o yuzden kolay oruc tutarim deyip duruyordu kendi kendine..Hanimini kiramazdi, hele de Fatmasi ni da gorurdu belki yukarida..😀Merdivenleri iki uc atlayarak cikti, hayat uzerindeki, mis gibi zeytin odunu citiitisiyla yanan çini sobanin yanıbaşındaki kucuk sedirin kenarına ilisiverdi.Zeliha hanimin biraz sitemkar sesiyle kendine geldi; 
– Bre evlatcim neden oturusun oyle yabanci gibi, Gel mutfaga, Afronia yoktur iki gundur , kendin alicasin cayini ekmegini zeytinini , yoksa benden beklersin hizmeti?Kosta afallamisti, Afronia nin ise gelmeyecek kadar hasta olduguna bugune kadar hiç şahit olmamıştı, utancindan kipkirmizi kesildi; 
-Hanimim , ben gideyim, sen zahmet etme. Afronia nin hasta oldugunu bilmiyordum.
– “ Nerye gidersin evlatcim, otur bakalim sen benim buyuk oglum gibisin bir iki kelam edelim seninle, soracaklarim ayni zamanda da anlatacaklarim var”Kosta saskinlik icindeydi, Zeliha hanim daha once hiç boyle bir istekte bulunmamisti?

BÖLÜM 7

MIDILLI ADASI VE MUBADELE ILE ILGILI KISA TARIHI BILGI;
Mıdıllı adasi , Osmanli Padisahi Fatih Sultan Mehmet ve ordulari tarafindan EGE DENIZ’ini kontrol altinda tutmak amacli 1462 de Osmanli topraklarina katildi
450 yil boyunca Osmanli eyaleti olan bu adaya, Fetihten sonra , Fatih’in emriyle Yenicerilerden bazilari ve Orta Anadolu halkindan bir bolumu mecburi goc ettirilerek yasayan halkin cogunlugunun musluman olmasina gayret gosterilmisitir ..16. yy boyunca halkin yaklasik %40 i muslumandi, 20. Yy da ise bu oran %15 lere dusmeye baslamisti, Bunun asil nedeni de Yunanistanin 1860 li yillarda Osmanli egemenliginden ayrilip kendi egemenligini ilan etmesiyle dogru orantilidir, 1912 yilindan itibaren ise Midilli adasi tamamen Yunanistanin egemenligine gecince Turk ve musluman halkin %60 kadari adayi yavas yavas terketmeye baslamislardir, Hatta 1912 yilindaki isgal sirasinda buyuk vatan sairi Namik Kemal’in oglu Ali Ekrem Bey (Bolayir)Yunanlilar tarafindan esir alinmistir.
Midilli deki Muslumanlar, diger adalardaki Turk ve Musluman halk gibi yalniz sehir merkezlerinde degil , kirsal bolgelerde de yasamaktaydilar, Turklerin zengin olanlarindan bazilari ise Midilli merkezdeki yasamlarina devam ediyorlardi, cogunun evi kosk denecek tarzda guzel ve alimliydi. Adada yasayan Turklerin bazilarinin Ayvalik, Edremit ve Dikili de mulkleri oldugu tarihi belgelerde anlatilmaktadir.Ada halkinin baslica gecim kaynagi; zeytincilik, sabunculuk, uzum ve sarapciluk, palamut mese ticareti ve balikcilikti.Turk ve musluman halkin yasadigi Midilli merkez haricinde baslica kirsal alanlanlar sunlardi;
Molovas (Molivos),Kalonya (Kaloni),Sigri, Balcik (Balstsika),Sarlica,(Thermi)Fila (Filye),Comlekkoy (Sklohori), Petre (Petra),Mandumandu(Madamados),Plimer(Plomari), Komi,(Kumi),Iskoplu(Skapelos), Papados (Papazlik), Misavru(Mesagros), Keramiya, Kapya(Kapi), Iskamya (Skamia)

Kaynakca:Lozan Mubadilleri Vakfi Belgeleri
Ankara Unv. Tarih Bol. Dergileri Veritabani

ARALIK 1922
Rasim bey, Mıdillideki buyuk hastanede 10 gun kadar kaldiktan sonra evinin ozlemiyle yanip tutusmaya baslamisti, her gelen doktora ;
– Beni ne zaman evcezime gondericesin , doktor? Diye soruyordu. Karisi Zeliha hanim yanibasinda sandalye uzerinde sabahlamaktan neredeyse canli cenazeye donmustu, Midilli merkezdeki akrabalar, Rasim beyin hastaligini duyar duymaz, corbalar, badem sutleri hazirlayip hastaneye akin ediyorlardi ama Rum doktorlarin siki tembihi vardi;
– -“ Yagli, tuzlu, tatli yenmek yasak , guzel yiyecekleri artik unutacaksin, tatsiz , tuzsuz yemege basliyacaksin, yoksa oteki dunya seni bekler” deyip Rasim beyin gozunu iyiden korkutmuslardi..
Taburcu edildigi gun; Rasim bey neredeyse kurban kesecekti,Lakin ne sihhati ne de nesesi kurban kesmeye musait degildi, yorulmamasi , uzulmemesi lazimdi bundan sonra , O’nu en cok dusunduren de mahsulun istedigi gibi toplanamamasiydi.. Allahtan cani kadar sevdigi, evlat yerine bildigi Kostasi vardi, ufaciktan beri Kosta Rasim beyin hizmetinde oldugu icin herseyi ogrenmisti;her aksam hesabi, cuval sayisini , calisan sayisinin hesabini getirip agasina tekmil verdiginde; 
– Agam, gozun arkada kalmasin, senden iyisini yapamasam da, elimden geleni yapiyorum, sen sakin uzme kendini ;deyip kahveye gidiyordu, Kahvede olan biteni dinleyip arasira agasina anlatiyor, bazilarina sansur uyguluyordu. Bazi haberlerin Rasim agaya simdilik soylenmemesi lazimdi; Kosta bu Anadol’dan gelen dedikodularin dogruluk payindan cok emin degildi ama soylenilenler de yabana atilacak seyler degildi yani,hele koye ve civar koylere Ayvaliktan,  gelip yerlesen Rumlarin anlatiiklarini duydukca ne diyecegini ne dusunecegini sasirmis vaziyetteydi, O’nun agasi boyle eskiya degildi Allahtan, lakin karsidan gelip Misavru(Mesagros) ya yerlesen Rumlar arasinda her turlusu vardi, hepsi issizdiler, her an Turklere karsi kotu baskaldirmalar olabilirdi, bu durumda ne yapardi Kosta ? O’na bir gun ;
– – Ya O , ya Biz? Derlerse Kosta agasini asla birakamazdi, O’ndan ve Zeliha hanimdan hele de Fatma’sindan asla vazgecemezdi, onlar O’nun ailesiydiler artik , 15 yasinda babasini kaybettigi gunden beri , anacigini bir de bu aileyi baba -ana bilmisti..
– 
– O gece Kosta basini yastiga koydu , perdesi yari acik pencereden gokyuzundeki yildizlari saymaktan baska birseye izin vermiyordu dusundukleri; taaa ki;caminin hocasi sabah ezanini okuyana kadar; ezani dilemeyi oldu olasi severdi, ama anasina hic bundan bahsetmemisti, cunku anasinin en buyuk korkusu Kosta ‘nin yanilip yakinip da musluman olmasiydi..Hani Kosta da bunu dusunmemisti degil;, hele Ramazan ayinin iftarlari, firinlardan cikan sureler, etli patates yemeklerinin kokusu, keskeklerin lezzeti , O’ nu hep bir gun olsun oruc tutmaya itiyordu..
– 
– O aksam , Kostadan baska uyumayan biri daha vardi, Afronia, sancilar icindeydi, sari duvarli sevimsiz ayakyolunda kisilip kalmisti( alaturka tuvalet)cikamiyordu, Yorgoyla beraber olmasinin ustunden nerdeyse 2,5 ay gecmisti ama Afronia bir turlu adet olamamistui, kimseye de derdini acamazdi, hele Zeliha hanim bir duysa o gun koyardi kapinin onune, nasil uymustu Yorgonun aklina, nasil aldanmisti O’nu yillar once ortada birakip ceken giden bu adama? Sessiz sessiz aglamaya basladi. O guzel siyah lule saclari terden sirilsiklam olmus , yuzune yapismisti,elleri titremeye , gozleri kararmaya basladi, susuzluktan dudaklari kupkuruydyu, acisini haykirmamak icin dudaklaini kanatincaya kadar isirmaya devam etti, tek derdi hamileligine son vermekti. 
Mahalledeki dogum yaptiran Agate den laf arasinda bir sey duymustu ;Supurge copu bu isi halleder demisti Agate ebe, ayakyolunun supurgesinden kopardigi coplerle gebeligini sonlandirmaya calisti; tam o sirada buyuk bir sanciyla kpkirmizi bir et parcasi ayakyolunun deligine dustu, kanamasi devam ediyordu, hem de oncekinden iki kat fazlasiyla..tuvaletin cesmesinden su alip ortaligi temizlemek uzereydiki; gozleri karardi ve kendini ksybetti😢

Sabah ezani , anacigi Fedora’nin da tuvalete kalkis saatiydi, Yaslı kadın avluya bakan odanin yanindaki sari sevimsiz tuvaletin kapisini acti, guzeller guzeli Afronia sinin baygin halini gorunce birden cildirdi, bagirip cagirmadan sedirin uzerine yatirmaya ugrasti, Kizi baygindi, ama Fedora’nın durumu anlaması icin Ebe Agate yi cagirmasi lazimdi, alahtan ebe nin evi cok yakindi, sokaga cikarken sogugu unutmus, gecelik entarisiyle firlamisti..
Ebe Agate’nin gelip , Afronia yi muayene etmesi ancak bir on dakika yi aldi, iceri girdiginde kiz kendine gelmeye baslamisti bile;
– -Ah bre koricimu ( kızım) neler yaptin seennnn?oldurecezin kendini.. delisin, hic bu is kendi basina yapilir, kimle yaptiysan Onu caricazin..(cagiracaksin)diyerek kizi rahatlatmak icin bir igne yaptı. bol sekerli su icirdi, agrisini hafifletip tekrar yatirdi, yattigi yatak kan golune dinmustu, Fedora dan carsaf yirtip getirmesini istedi, gelen carsaf temiz olmaliydi yoksa kizi mikrop kapardi, zavalli Fedora evliliginden beri saklayip kullanmadigi carsaflari sandıktan çıkartıp, Agate ye verdi , pansuman yapilmasi icin..
Fedora kızını hamile bırakanın kim oldugunu az cok tahmin ediyordu ama o anda konusup ortaligi ayaga kaldirmasi uygunsuzdu,
– Agatemu, oldu bi kere, cok cizli (gizli) kalsin bu laflar olurrr?
– -Hic olmazzz? Benim isimdir buu neler gordu matyamuuu?(gozlerim)
Sabah olmustu ama Afronia nin evden cikmasi, ise gitmesi mukun degildi, Fedora ,Rasim beyin evine kizinin hasta oldugu bugun gelemiyecegi haberini ucurdu, bakalim daha kac gun gideneyecekti?
– KOYDE HIRSIZLIK ARTIYOR..
Ertesi gece kahvehanede, koyun en yakisikli delikanlisi Adonis baliktan yeni gelmis, ouzosunu koymus demleniyordu, lakin Peremadan gelir gelmez yasli babacigi, tavuklardan ikisinin kayip oldugunu soylemisti, Adonis’e.. bugune kadar olmayanlar oluyordu koyde, eskiden koy halki, Turk’u de Rum’u da kapisini fillemeden(kilitlemeden)yatar, kimsenin ufacik bir rahatsizligi olmazdi, neydi bu olanlar son gunlerde? Kimsenin Anadol’dan yeni gelen aileleri suclamaya dili varmiyordu..

BÖLÜM 6

Yorgonun hovardaligi Midilli de meshurdu ama evlendikten , sonra kafasini cevirip etrafa bakmaya bile cekinir olmuştu. Eleni’si guzelligi kadar kiskancligi ile de gozunu baglamisti Yorgo’nun, lakin gonul bu ya Yorgo, Afronia’ sini nerde gorse O’nun sicacik bedenini duyumsar , dokunmak icin firsat yaratirdi.

Ailesi Afronia ile evlenmesine asla razi olmamisti, kızın babasinin Anadol’a silah, koyun kacakçılıgı yaptigi soylenirdi , nitekim de firtinali bir aksam Gera korfezi aciklarinda denizin koynunda kayboluverdi Nikos efendi..Afronia o gunden sonra anacigina bakmak icin evlere temizlige gitmeye basladı , varlikli aileler kolayliyordu, kiliseden yardim aliyorlardi ana kiz, sonunda Zeliha hanim bu genc guzel kizi yanina daimi olarak aliverdi, sabah gelip aksam gidiyordu artik, kucuk Mehmet e de goz kulak oluyordu; bir taraftan da evin temizlik islerini yapiyordu, lakin Zeliha hanim Yorgo efendi ile gonul iliskisini bildigi icin ilk gunden Afronia yi siki bir tembihten gecirmisti;
-Afronia , kizim beni iyi dinle, burasi senin evin gibi olacak, lakin bir hatani gordum mu, ikiletmem bilesin, heleki karsi da Yorgo efendi var, o tarafa baktigini bile gormek istemiyorum, Eleni cok kiskanctir, agzinin sirazesi de yoktur sakin basima dert acma benim…Afronia tum bunlari dinledikten sonra ‘ istavroz cikardi, Isa uzerine yemin etti, hanimina soz verdi ve o gunden itibaren de kimse Afronia nin bir yanlis hareketini gormedi..
YORGO , KOSTA’YI ÇAĞIRIYOR….
Yorgo, merdivenlerden inerken bir taraftan da Kosta, Kostaaaaa diye bagiriyordu,
– Kosta neredesin , kos yatros Stavro yu cagr, Rasim bey galiba ölüyor!!
– Sen ne diyorsun be deli adam , duyarsin sen dedigini, diye tersledi Kosta , geveze Yorgo ‘yu!
– -Bak yemin ederim Isa , Meryem ve Kutsal ruh uzerine Rasim bey cok kotu, adeee bekleme git cagir Yatrosu.
Eli ayagina dolanmisti zavalli Kosta’nin, babasindan sonra sevdigi tek erkek Rasim beydi, agasiydi, babasiydi buyuguydu, birden firladi ahirdan, Leyla da huysuzlaniverdi birseyler hissetmis gibi, birden iki ayagi uzeerinde saha kalkti. 
Yorgo, tum bunlari gordukce korkmus, urkmus, ne yapacagini daha da sasirmisti. Ahira girse atlar tepecek, disarida kalsa kopek isiracak, birden kendini yukarida Afronia’sinin yaninda buluverdi, mutfak kapisindan iceri dogru süxülüverdi..😂
Kosta nefes nefese asagi mahalledeki Doktor Stavro’nun evine dogru deli gibi kosturuyordu…koyun eski dere yollarindan atladi, yagmurun yeni islattigi camurlu yollardan gecti, asagi mahalle de camur yoktu allahtan , zengin Rumlarin oturdugu mahalleydi orasi ..
Doktor Stavrosun uc katli buyuk vitray kapili, uzun pencereli, pembe taslardan yapilmis muhtesem evi karsisinda duruyordu.Herkes bu eve hayrandi ,ilkbaharda bahcesindeki Leylaklara zambaklara, bakmaya kiyamazdi koyun halki;duvardan sarkan sari yasemen kokmazdi kokmasina da, sarilarla bezenmis bahce duvarinin goruntusu de koydeki hicbir evde yoktu, Nerdeyse, butun kadinlar doktorun evini gordukce ic gecirirlerdi; Kosta, bu guzel eve daha once babacigi hastalandiginda gelmisti , birden onu hatirladi, kaninin cekildigini , ellerinin buz kestigini hisssetti, bahcenin buyuk uzun demir kapisini sarsarak acti, kalin tastan yapilmis yuksek merdivenleri hizla tirmandi ic kapinin çanına asildi iki defa;az sonra dr un hizmetcisi kapiyi araladi; belliki herkes daha uykudaydi..
– Elena, Agam Rasim bey hastadir cabuk yatrosu goturmem lazim, cabuk ama cabuk be Elena, sallanma !
– 
Elena telasli hasta yakini gormeye o kadar alisikti ki; 
– Stasu ,Kosta Stasu(dur) heyecan yapma geliyor simdi yatros!

Doktor Stavros ta cok titiz adamdi, giyinip cikana kadar nerdeyse hasta cennete giderdi, zaten yaslanmisti artik, emekli olup, Mesagrosa donmesi , yerlesmesi nerdeyse 20 seneyi bulmustu ama yine de köyün bir doktoru vardi Allahtan.
Doktor Stavros bir muddet sonra, ince tel gozlugu, kolali beyaz gomlegi, ingiliz yunlusu kumastan dikilmis yelegiyle kapida gorundu, sakalindaki tuyler iyiden dokulmus , agarmis nerdeyse cimbizla yolunacak hale gelmisti,Kosta doktoru gorur gormez az daha boynuna sarilacakti..
– Yatrosimu, grigora girigora, (cabuk cabuk) Rasim bey Ölüyor..
Doktor her zamanki sakinligiyle,
– Hic oyle kolay ölünürrr ?? be evla’dım dur bakalim daha derelerin altindan cok sular akacaktir, Rasim ölmez hemen, Kuvvetli Turk’tur O !Daha parasini alacayim ben Onun ! cok parasi vardir bilirim..
– Kosta bunlari duyunca cileden cikmisti ama yapacak birssey yoktu bu geveze ihtiyara tahammul etmeliydi.. Doktor kalin yun kumastan Istanbul –Beyoglunda terzi Bogos’a diktirdigi ceketini, Elenanin elinden giydi, koca siyah bavul misali cantasini acti, icinde bir iki eksik vardi, muayenehane olarak kullandigi odadan eksiklerini cantasina koydu;
– –EE Hade gidelim bakalim, gorelim neyi var koca Rasim’in!
Kosta, doktorun elinden tuttu, cantasini aldi,yukari mahalleye cikmak icin caba sarfmetnesi gerekiyordu bu yasli adamin, yavas yavas yol aliyorlardi , ama Kosta’nin ici icine sigmiyordu, okulun onune vardiklarinda gunes iyiden yukselmisti, cocuklarin bazilari okula gidiyordu ama aralarinda Ayse yoktu elbet bugun..bahce kapisini hizla acti, bahceye girince doktorun elini birakti, hizla merdivenlerden tirmandi, camurlu ayakkabilarini bir tarafalara firlatarak sahanliga daldi, çini soba catir catir yaniyordu her sabahki gibi,ama bugun evde kizarmis ekmek ve cay kokusu yoktu, buyuk kose odanin kapisini tiklatti,tam iceri giriyorduki doktorun sesi duyuldu; 
-_Kosta evla’dim nerdesin be kopelamu?( Cocugum)
-Edo ime yatros,(buradayim) baktim agam iyidir!
-Hic senin bakman olurrr be kopelamu?tut su cantayi da girelim iceri..
Doktor iceri girer girmez , Rasim bey canlaniverdi birden, 
-Bre doktor Stavros, sen de uydun bunlarin aklina, yok benim biseyim , para verecekler illaki sana!
– Goreceyiz bakalim be Koca Rasim, varmi biseyin, yok mu biseyin? Ne oldu boyle?
– Sorma uzun hikaye yatrosimu, anlatirim birgun elbet, sinirlendindim iste biraz..
– birazzz??? Haah bre Rasim, kimse inanmaz senin biraz sinirlendigine, kizdinmi agzindan kopukler cikar, bilirim ben senin nasil kizidigini, uzat bakalim kolunu bana dogru.. 
Doktor Stavros guzelce muayene etti Rasim beyi, muayene ettikce yuzu asiliyordu, sirtini dinledi, gogsunu dinledi, tansiyonun olctu , dinledi , dinledi , dinledi..
.Zeliha hanim nefesini tutmus bekliyordu, Kosta bir kosede, kizlar disarda, herkes sus pus vaziyette doktorun agzindan cikacaklara dikkat kesilmislerdi , duvardaki eski antika saatin akrep ve yelkovanının çıkardıgı seslerden ve hayat ustundeki cini sobanin citirdilarindan baska hicbirsey duyulmuyordu, Doktor cantasindan biraz pamuk ve siringasini cikardi. İlaci siringaya cekti, Rasim beye kaba etinden ignesini yapti, belliki durum vahimdi ama kimseye birsey soylemiyordu.. biraz bekledi bir daha kontrollerini yapti, Rasim beyin rengi biraz duzene girmisti; ardından Stavros sakin sakin konusmaya basladi; 
– Ah koca Rasim, sanslisin boyle karin var, sanslisin boyle bir adamin var, sanslisin ki zamaninda yakaladik, simdi sana igne yaptim , sakinleyeceksin, sonra da köyün faytonuyla Midillideki hastaneye gideceksin, yatiracaklar seni orada, yoksa…
Rasim bey bu laflardan hic memnun olmamisti, zeytinin en zor gunleriydi. Kasim yagmurlari baslamadan zeytinin toplanip yagin depoya girmesi lazimdi, biraz yerinden dogrulur gibi oldu, doktor derhal mudahele etti, kipirdamamasi lazimdi, zira bu kadarcik nmuayene ile bile hayli ciddi bir terleme ile kalp krizi gecirdigi belliydi, gogsunun agrisi hala hafiflememisti. 
-Ben, ogleden sonra gene gelip bakicam sonra da faytona sizi elcegizimle yerlestiricem dedi..Zeliha hanim hayatinda doktora para vermemisti ama kocasinin kusagindan 3 akce cekip aldi, Dr Stavrosun avucuna birakti… 
Evde hic olmayanlar olmustu, boyle bir hastaliga bu aile hic sahit olmamisti lakin bundan sonraki gunler yasamlarinda dev dalgalara gebeydi. (devami gelecek)

BÖLÜM 5

Terlemeye basladi, eli ayagi titriyordu koskoca Rasim beyin, ellerini saklamaya calisti ama beceremiyordu, helal paraydi kurusuna kadara saydigi akceler, Anastas efendinin döllerine; kimsenin tek kurus hakki kalmasin diye gunlerce kesif yaptirmisti zeytin icinde;Birden kendini toparliyarak;
-Palikaryamu , bu densizligini gencligine veriyorum, derhal hanemi terket, yoksa canini yakarim, hadeee eksoo eksoo(disari, defol git)Yoktur benim kimseye satacak malim, git familyana da soyle bizde soz agizdan bir kere çıkar, donmeyiz geri “Satmam” dedimse satmam demektir, Hadeee Eksooooo!
Dimitri ne oldugunu sasirmisti, bu kadar sert bir cevap beklemiyordu,bir an gozleri Ayseyi aradi ama kimse ortada gorunmuyordu, en iyisi isi daha sarpa sardirmamakti, ayaga kalkti, isaret parmagini sallayarak
;
– Ee gorusuruz bee koca Rasim, kim hakliymis goruceksin tez zamanda , o zeytinler elbet bizim olacak gene..
Rasim bey birden tabancasina sarildi, kendine hakim olmakta zorlaniyordu, bir kelime daha soylerse vuracakti ayagindan bu serseri Rum’u..Dimitri, merdivenleri ucer beser atlayarak indi, hizla avlunun demir kapisina dogru kostu, Kosta ahirdan durumu hissetmis, solugunu tutmus, agasindan bir ses bekliyordu ki; Dımıtrı hizla koca demir kapiyi acip geriye savurdu.Giderken agzinda Rumca birseyler soyleniyordu, Kosata kulak kabartti; 
-Goreceksiniz gununuzu Osmanli tohumlari, gideceksiniz bu guzel adadan, bu ada bizim , Defoldugunuz gunleri dort gozle bekliyorumm. diyordu Dimitri..
Kosta birden celallendi, ama arkasindan kosup bu it doluyle kavga etmek basina bela acardi. Kendini toparladi, istavroz cikardi, Isa’dan yardim dilendi, Anaciginin ogutlerini aklina getirdi rahatlamak icin..Kafasını kaldırdı, bahcenın demır parmaklıkları arasından karsıya baktı, komsu Yorgo perdenin arkasindan Rasim beyin evini dikiz ediyordu o anda ; gidip gorusmenin tam zamani diye dusunmüştü Yorgo, Hem Kosta da oradaydi, yuzlestirirdi efendisiyle bu hirsiz yanasmayi iste , ‘ hah tam zamanidir bre Yorgo ‘ dedi kendi kendine , o sirada karisi Eleni’nin o guzel sesiyle kendine geldi;
-Kale, Yorgo nerdesin vre, sabahin seher vakti ne ararsin elalemin evini dikizlersin , utanmasin vre!
Eleni, Midilli ‘li degildi, Selanikten gelin gelmisti adaya seneler once cok guzel kadindi, Yorgo ya vurulmustu gencliginde, ee dogrusu Yorgo da onu el ustunde tutardi, bir dedigini iki etmezdi, kafasini cevirdi. Elenisi erguvan sabahligiyla ay isigi gibi parliyordu, kirmizi yanaklari, siyah gozleri siyah saclari, bembeyaz teni gununu aydinlatiyordu insanin , Yorgo bu guzelligin karsisinda her zaman donar kalirdi; birden kendini toparladi;
– Bu erkek isi Elenimu, soyle gec sedirine uzan eftelya gibi , bir soluk karsi komsuya gecip gelecegim..seni sevmeden cikamam evden bilirsin…
Yorgo bir hisimla evin tahta oymali kapisini acti, kucuk avludaki asma cardagin altinda soluklandi, kalbi pir pir atiyordu hani, bu Turklere belli de olmazdi yani, cok ta ustune gitmemek lazimdi..Kapinin onune mahallenin kedileri birikmisti , Eleni yedirirdi onlari hergun evin artiklariyla,Yorgo da hic sevmezdi bu mahluklari;
-Sabah sabah ne ararsiniz tospitumu (evim) onunde ; hadeee pissst pistttt pisttt hadeeeee, deyince kedicikler korkudan dagiliverdiler, Yorgo yerden buldugu kucucuk bir tasi firlativerdi kacan kediciklerin arkasindan, Allahtan Eleni duymamisti, yoksa dar ederdi ona gununu gene..Rasim beyin kapisina gelince soyle bir durdu, kapinin çanına asildi, Kosta kapiyi ardina kadar acip, Yorgo yu iceri buyur etti; sasirmisti Yorgo bu adam hem oglagini calip , hem O’nu nasıl boyle saygiyla karsilardi, kafasindaki tilkiler birden kuyruklarini birbirine degdirmeden dolasmaya basladi;” Vardir bu bastarkunun bir plani “dedi kendi kendine.. 
-Kalimera bre Kosta , nerdedir Rasim beyimiz? 
-Hayir olsun, Yorgakimu, bu sabah coktur agamin misafiri?
-Benim isim O’nunla, Kosta, seninle degil, cekil bakayim yolumdan..
-Eee tabii, herkesin isi onunla kim ne yapsin benim gibi yanasmayi?
-Hadee Kosta , bak sen isine..
Yorgo yukari cikti agir agir, bu evin merdivenlerini de oldu olasi sevmemisti, yuksek gelmisti O’na hep, ‘ ne isim var benım burda sabah sabah’ diye gecirdi icinden ‘ Rasım beye de belli olmazz hanii der gibi bir hali vardi Yorgo’nun. Kapiyi yumrukladi, icieriden hararetli sesler geliyordu, ‘gerci bu Turkler hep boyle sesli kavga eder gibi konusurlar’ diye gecırdı aklından , kapinin arkadan kilidi acildi, evin hizmetlisi Afronia kapiyi sonuna kadar acti; sasirmisti sabah erkenden Yorgo yu gorunce;
-ela mesa , ela mesa (gel iceri ) diyerek kolundan cekti
– Rasim beyi isterim Afronia’mu, knusacaklarim var
– Aman cok dikkatli ol sabahtan beri cok sinirlidir kizdirmis Anastas efendinin torunu beyimi..
Yorgo gerc ekten simdi korkmustu iste, ne diyecegini sasirdi. ‘Kosta caldi oglagimi’ dese, Rasim bey kovardi artik O’nu bu sefer; kirk yillik komsusunu kaybetmektense ozur diliyevirrdi, ne olacakki , alti ustu bir oglakti , zaten Kosta’nın caldigindan da emin degildi, simdi komsusuyla kotu olmanin alemi varmiydi? Yorgo bunlari dusunurken , hayat usutune bakan buyuk kose odanin kapisi acildi, Zeliha hanim kirmizi al-canfes sabahligiyla gorundu:
-Aman Yorgo efendi, Kostaya haber verin Doktor Stavrosu cagirsin , Rasim beyime birseyler oluyor . eli ayagi titriyor, yuzu kızardı terliyor,goğsü cok agriyor beyime birseyler oluyor Yorgo efendi hadi cabuuk cabukk cagirin doktoru!
Yorgo’nun eli ayagina dolasti. Ne yapacagini sasirdi, basi dondu, midesi bulanmaya basladi az daha hayat uzerindeki mavi cini sobaya carpacakti ki; kendini merdiven basinda buluverdi,Afronia, saskin vaziyette olanlari izliyordu; Yorgo o halde bile eski aşkı guzel Afronia ‘nin yanagindan kesme almayi ihmal etmedi..( Devamı var😊)

BÖLÜM 4

Anastas efendi köyün yarisinin sahibiydi bir zamanlar, cok zengin ama bir o kadar da cimriydi, kimse sevmezdi, iki kizi vardi, ikisi de Atina ‘ya evlenip gitmisler, babalarini da yanlarinda goturmuslerdi, yillar sonra Anastas efendinin cenazesini koye getirdiler , aile mezarligina defnettiler, kizlari babalarindan comertti , cenaze toreninde kiliseye yukluce bir bagis yapmislar, bircok fakirin de cebine harclik koymuslardi.. Sonra dan duyulduki Kizlardan buyuk olani zeytinliklerini satiliga cikarmisti, Rasim bey de uygun bir fiyatla zeytinleri varligina ekliyevermisti, degeri kadar parasini odememeyi cok gunah sayardi..o yuzden kesif yapildi, zeytin agaclarinin rayici belirlendi ve kurusuna kadar saticinin kocasinin avucuna sayildi Buyuk Midilli bankasinda ..
Koyun en varlikli adamiydi artik Rasim bey, Hayir yapmayi cok bilmese de , Zeliha hanimin eli cok acikti, zeytin mevsimi fakirlere zeytin, zeytin yag dagtilmadan evin ambarindaki kupler dolmazdi, Perama’daki fabrikadan yag gelir gelmez bukkallara dolar, köyün muhtac ailerine dagitilirdi, adet olmustu , Kosta cokiyi bilirdi kime ne verilecegini; gerci her sene Zeliha hanim ailelerin durumunu az cok bildigi icin verilen miktari arttirir ya da azaltirdi ama gene de bilirdi Kosta..

Dimitri’yle Sarkis o aksam kahvede yerli halkla muhabbeti koyulastirdilar , annelerinden ogrendikleri bilgileri teyyit etmeye calisir gibiydiler, cok fazla gec kalmadan atlarina atlayip Midilli merkeze geri doneceklerini soyledikleri an; kahveci Strati aziz Meryem uzerine yemin ederek gencleri evinde agarlamayi teklif etti. O gece,gencler annelerinin genc kiz olarak ciktigi bu koyde misafir olarak kaldilar, cok yakisikliydilar, onlari gorecek kizlarin peslerini birakmayacagi asikardi ama onlarin gozu koydeki kizlari gorurumuydu bilinmez..

🤓🤓🤓🤓
Sabahin ilk isiklariyla birlikte , Kosta ahirin kapisini acmis, Mecnu’nu, agasi icin hazirliyordu, birden avlu kapisinda beliren delikanlinin sesiyle irkildi;
-Eee bre biz Rasim beyin evini arariz, nerededir bilirsin?
Kosta bu yakisikli gencin soru sorus seklinden huylanmisti birden bire;ukala , cebi parali,saclari briyantinle taranmis, yeleginin uzerinden altin saatinin kostegini ozellikle gostermeye calisan hovarda kilikli bu adam sabah sabah Kosta’nin midesini bulandirmaya yetmisti;
-Buyurun, burasidir ama bu saatte kimdir arayan beyimi?
– Dimitri, benim adim ..Anastas efendinin buyuk torunuyum, Rasim beyle gorusmem lazim zeytine cikmadan..
-Anladim da beyim, karga bokunu comaklamadan bu saatte ne isin var buralarda, Rasim agam biraz sonra cikar ama Onu rahatsiz edecek bir lakirdin varsa once bana soyle..
– Bak , Rasim agayla konusacaklarim seni ilgilendirmez, benim ailemin mevzusudur bunlar.. sen de kim oluyorsun yanasma degilmisin aganin yaninda?
Kosta sinirlendigini belli etmemeye calisarak Mecnu’nu hazirlamaya devam etti, hic orali olmamisti bu laflardan sonra..aksi halde kavga cikacakti, bu ukala adami koyden dove dove gndermeyi dusundu birden ama sonra belki Rasim beye onemli birsey soyleyecektir diye susmayi surdurdu. Dimitri butun kustahligiyla konusmaya basladi yine;
– Sana soruyorum, yanasma… Agan ne zaman iner asagiya?
Rasim bey avludaki gurultuyu duymustu; sakince yukari sahanligin kapisini acti, asagi seslendi;
– Kostamu, oglumm; kim var orda?Ne istermis bizden desin bir bakalim..
– Kosta agzini acmadan , Dimitri yukari dogru bagirdi;
– Rasim aga ben Anastas efendinin buyuk torunu Dimitri seninle konusmak isterim, dun aksamdan beridir Mesagrosta’yiz seninle konusmadan buradan gitmeyiz..
– Eee soyle bakalim palikaryamu? Ne konusacakmissin benimle?
– Mevzu onemlidir , boyle ayakustu olmaz , eger musaitsen yukari cikmak isterim..
Rasim bey bu olmadik saatte gelen genc zuppeden rahatsiz olmustu ama evine Kabul etmese korktugunu dusunecek Rum delikanlisini iceri buyur etti, sahanlikta kitik yastiklarla yapilmis, etegi bir karis dantelli , mis gibi sabun kokan kar beyazi yastik kiliflariyla bezenmis kucuk sedirin uzerinde; tabancasi, heybesi, gocugu oylece duruyordu.Rum delikanlinin bunlari gormesinden rahatsizlik duymustu ama olmustu bir kere.Dimitri, gocugu eliyle iterek sedirin kenarina ilisti, tavanlardaki oymalara bakmaya basladi, buyulenmisti..Rasim beyin sesiyle tekrar kendine geldi;
– Sabah kahvesi icermisin, palikaryamu?
– Ee zahmet olmazsaa..
Rasim bey Ayseyi cagirdi, misafre kahve yapmasini isteyecekti, Ayse evdekilerin hepsinden guzel kahve yapardi, eli yakisirdi yemege icmeye ama delismendi, sokaga cikinca koyun butun erkeklerini kendine baktirmasini iyi bilirdi. Yakisikli delikanliya capkinca soyle bir goz suzdu, sanki ‘Kahveni ic de, sonra bulusalim dercesine Rum delikanlisina bir bakis firlatti, Dimitri bu durumu derhal yakalamisti..
-Ayse, kizim misafirimize bir orta sekerli sabah kahvesi yapmani istiyorum, hemen pisirip getir, acelemeiz var..
-Acelem yok, Rasim bey benim mevzu derindir konusmamiz lazim,Rasim bey bu sozleri duyunca afalladi bir taraftan da sinirlendi, sabahin kor safaginda bu Rum delikanlisi ne demek istiyordu, yuzu kipkirmizi kesildi, dilini dislerinin arasina alip kisik ama sert bir sesle sordu;
– Soyle bakalim, dilinin altindan cikar baklayi nedir benden istedigin?
-Rasim aga, Duydumki Anadol da savas bitmis, siz Turkleri oraya gonderexceklermis, burada ömrünüz yokmus artik, o yuzden anamizdan aldigin zeytinlikleri bize geri satmani istiyoruz..Cok para da veremeyiz haaa, aldigin fiyatin altinda fiyata satacaksin bize..
Rasim bey birden tavanin basina yikildigini hissetti, boyle birsey kulagina calinmisti ama dogru olabilecegine ihtimal vermiyordu..elbette malini bu hergele soytariya satmayacakti hele de ucuz fiyata ama birden dili agzinda buyudu ne diyecegini sasirdi….( ARKASI YARIN)

BÖLÜM 3

Rasim bey, sofraya oturdu, sofra bezini dizinin üstüne çekti, keşkek mis gibi tereyağ kokuyordu, agzına bir kaşık keskek, bir kaşık pirinçli güveçten aldı; agzında olusan bu karısım sanki dünyanın en güzel lezzetıydı, annesı Pirinçli güveci çok güzel yapardı, sonradan gelinine de ogretmişti; 
Toprak tencerede fırında pişen bu tarcınlı, karabıberli etli pilavın lezzeti Rasımi başka diyarlara götürüverdi; Gençliğini, Kosta’nın babasıyla denizde yarıstıgı günleri , anacıgının hastalıgını, Zelihasını ilk gördüğü günü , yemeğin uzerıne yediği bademli tereyaglı baklavayı hatırladı ! Birden hızla dogruldu yer sofrasından, çini sobanın arkadındakı sedıre pamuk yastıkların arasına gömülüverdi , yorgundu ama kahvesini içmeden asla gözünü yummazdı , çogu gece de aksam namazını bu yorgunluktan dolayı kacırır ertesi gün kaza namazı kılarım diye kendını avuturdu dogrusu! Aslına bakacak olursak, Rasım bey çok dindar bir adam değildi, ama yine de dini vecibelerini yerıne getırmeye çalısırdı kör topal!
Küçük kızı Ayse, pirina ateşinde pişirdiği kahveyı getırdiğinde Rasım bey neredeyse sıcagın da verdiği rehavetle uyuyacaktıki birden avlu kapısının hızlı hızlı vuruldugunu duydu; Hayırola kim olurdu bu saatte? 
Yukarı sahanlıgs çıktı, hayat üstü penceresinden sokaga baktı, kapıda Karsı komsusu Yorgosu görünce ferahladı! 
– Hayırdır bre Yorgo ? Bu saatte ne ararsın, sakın zarar verdi keçiler senin zeytının dallarına?Yorgo burnundan soluyordu! Bozuk Turkcesıyle; 
– Ah bre Rasim beyim, ah bre pasam senın Kosta aldı benım oglak! Gebertezeğim Onu bilesin! Benim pistol tospıtımu( evde) Aldı şimdi ben giidecek vursun onun kefali ! ( kafasını)
– Yorgo senin dedığini kulagın duyar mı ? Sen benım Kosta’m dan mı bahsedersin? Hiç olur öyle şey ? Kosta da anası da aç kalır gene dönüp bakmaz el malına! Sen ruya gordun ouzo ları devırdıkten sonra! 
– Rasim bey severim seni sayarım seni ama matyamu ( gözlerim) gördü o bastarku yaptı ( piç) 
– Yorgo asagı indirme beni ! Yorgunuyum, öyle şey olmaz! Ama Yorgo dediğim dedık Kosta’yı hırsız bellemişti ! Rasım bey sinirlendı, yanakları kıpkırmızı , gece enterasıyle asagı avlu kapısında belirdı; 
– Bak , Yorgo sus dıye sana iki sikke verıcem yarına kadar! Ama Kosta yapmadım derse yapmamistir alurim parami geri bilesin! O benim oglumdur oyle bil Yorgo efendi ! Sakin bu mevzuyu kimseye de uzatma ! iste o zaman tutar efe damarim!
Her ne kadar Kosta’nın yapmadıgını biliyorsa da Rasim beyın o akşam olanlardan midesi bulanmışti ..
SYRATI’NİN KAHVESİ ..
Türkler, Rumlar neredeyse aynı kahveye çıkardı gecelerı, aralarında hiç bir sıkıntı olmazdı, muhabbetleri zeytın zamanı , zeytın ve zyagı yazın da balıktı , kimse kinseye yan gözle bile bakmazdı hatta bazıları kardeş gibiydiler.
O gece kahvenin iki yabancı misafiri vardı; Dimitri’yle , Sarkis! Enine , boyuna düzgün giyimli bu gencleri pek tanıyan yoktu ama Onlar kendılerini köyün eski esrafından Anastas efendının torunları olarak tanıtmışlardı !

BÖLÜM 2

Avlunun alt kapisinin sesiyle irkildi Mehmet, Kosta elinde heybeyle asagi merdivenlerden yukari dogru seslendi;
-Memett bre Memet, Rasim beyim geldi,heybede yiyecek biseyler var gotur bunlari dedi , .. 
Mehmet’in birden gozleri buyudu bir tavsan kafasi sarkiyordu heybenin bir gozunden ne yapacagini sasirdi, babasi hic eli kolu bos donmezdi evine, bir kac gundur de zeytinin hayli yogun toplandigi gunlerdi, sabah cikip aksam alaca karanlikta donuyordu ,Kosta ise ,evlatlarindan sonra , en sevdigiydi Rasim beyin, yanasmasiydi. Ama Rasim bey Kostayi evlat gibi severdi, O’nsuz adim atmazdi disariya, zeytinliklere ..Anadol’a bile giderken yaninda gotururdu Kosta’yi.
-Anca beraber kanca beraber, Kostamu derdi,Kostanin babasi Angelos olmeden once Rasim beye emenet etmisti oglunu.. Kostanin annesi Maria da Zeliha hanimi kolaylardi ara sira, ev buyuk, nereyse konak , kizlar nazli, Zeliha hanim titiz mi titiz, Rasim bey de sert mi sert tam bir Anadolu beyi Midilli agasi..

Kosta, heybeyi Mehmet’e vermeden yukari sahanliga cikardi, Zeliha hanima teslim etti, evin buyuk kizi Fatma nin zeytin yesili gozleri takildi birden Kosta;nin mavi gozlerine ..aslinda O’nu gormek icin her gun muhakkak bir iki defa gider gelirdi Rasim beyin evine, ama mumkun muydu soylesin agasina kizini begendigini…oncelikle anasindan tembihliydi;

-Bak Kostam’u derdi , Maria; onlar nerrede biz nerede, onlar gemi, biz okka kayigi onlarin yaninda evladum..hem sonra dinimiz ayri biz inaniriz Isa ya -onlar inkar eder Isanin buyuk Allahin oglu oldugunu..Muhammedi peygamber bilirler.. Olmaz bu is Kostam’u, sondür yanginini evladum..
Kosta, anasinin sozlerini yeniden animsayarak gerisin geri merdivenlerden indi , Rasim bey koruklu cizmeleri, gri golf pantolonu. Kurk yakali siyah gocuguyla avlu kapisindan girerken oldukca heybetli gorundu gozune , elinin tersiyle sguktan usumus burnunu silerken unutmadan atlarin terini sogutmasini tembihledi Kosta’ya… 
-Unutma Kosta’mu leyla gebedir bu gunlere bundan sonra almiyacagim onu zeytine..Kalsin ahirda beslesin yavrusunu , benim yasli beygir Mecnun neyime yetmez.. Hadi durma git evinize anacagin bekler, var mi bu aksam guzel yemeginiz ?
Kosta, yanaklari yukarida gordugu guzelligin karsisinda kizarmis vaziyette ahirin anahtarini Rasim beyin avucundan cekip aldi;hala eli ayagi titriyordu, sanki agasi farkedecekti Onun Fatma icin dusunduklerini..
-Agam bilmem ne pisirdi anacigim ama istersen getireyimm?
-Ah be cocuk sen de hic anlamazsin sakadan, sorarim sana ne pisirdi, cunku hos konusursun Turkceyi, soyleyesen de gulelim diye israr ederimm..
Rasim bey cok guzel Rumca konusurdu, ama asil amaci Kosta’ya yarim yamalak ta olsa Turkce ogretmekti.Bu arada Mehmet, babasinin asagi kapida Kostayla konusutugunu duyunca yukari sahanliga cikan merdiven basinda beklemeye basladi, her aksam babasinin koruklu cizmelerine olanca gucuyle asilir cikarmasina yardim ederdi, aslinda yardimdan cok babasina biraz yakin olmak ti niyeti, basini oksasin isterdi babasinin , baba sevgisini hisetmek isterdi yureciginde , sabahtan aksama anasi ablalariyla birlikte olmak yetip artiyordu Mehmet’e, guzel zeytin gozlerini kaldirmadan babasinin simsiyah cizmelerine bakti;
Rasim bey koruklu cizmelerini her zamanki gibi uzatti , aslinda daha once ayagindan cikardigi cizmesini ogluna cektirmekti niyeti, bir turlu becerip gosteremedigi sevgisini bu sekilde ifade etmek te bir nevi rahatlatiyordu Rasim beyi, boncuk boncuk parlayan mavi gozleri Mehmet’in kumral basinda gezindi, oglunu ne kadar cok sevdigini sordu yuregine..
Baba onden ,Mehmet arkadan yukari sahanliga ciktilar, Zeliha hanim da kizlar da Cini sobanin basinda bekliyorlardi zaten, zeytin odunlarinin sesi dinlemeye degerdi aslinda ama Rasim beyin karni o kadar acikmistiki bekleyecek hali yoktu, kizlardan kucugu babanin eline su doktu, Rasim bey ellerini yikadiktan sonra basinin uzerinde asili peskiri aldi, elini yuzunu kuruladi, mavi gozleri birden pencereden gorunen zeytin agaclkariyla bezeli daglara onun da arkaasindaki karli zirvelere takildi, o gorunen daglar hep onundu , onundu da bu sene bu mahsulu nasil toplayacakti, birden bulut gecti gozlerinin onunden..Zeliha hanimin sesiyle irkildi birden ;
-Rasim bey seversin diye keskek yaptim sogumasin gel oturalim hadi, kizlar da ekmek dograsinlar…Zeliha hanimin uzerindeki al-canfes renkteki elbisesi piril piril parliyordu. Cok guzel kadin degildi ama giydigini yakistirirdi, teni mis gibi sabun kokardi, Istanbul’a gittiklerinde o cini sobayi evine alabilmek icin kocasinin gonlünü kaç kez yapmisti kimbilir saten kirmizi geceligiyle…( Arkası yarın)

Bölüm 1

YIL 1923/KASIM 
YER; GERA KORFEZI , MESAGROS KOYU VE CIVAR KOYLER

– Alacakaranlik cokmek uzereydi, avlunun arkasindaki caliliklardan hisir hisir sesler geliyordu ya, bu saatte kim olurdu ki orada?
-Evlatcim, sakin ordasin? arar dururum seni, bak baban gelicek ;gelesen iceri , kurdu sofrayi ablalarin.gelesen evcezimize evlatcim, baaartma (bagirtma)beni! 
Kucuk Mehmet ailenin tek erkek cocuguydu, iki kizdan sonra aileye gelen tek ve kiymetli erkek cocuk, el usutunde tutardi babasi ama yine de hic yuz vermezdi oglu simarmasin diye..Zeliha hanim tam iceri girmek uzereydiki oglancik,zeytin yesili gozleriyle elinde kucucuk bir beyaz kopecikle firlayiverdi calilarin arasindan.. 
-Allah iyiligini versin senin bre oglum ,ödümü kopardin aksam vakti, bak nerdeyse aksam ezan ı okunacak, hoca efendi ALLAHUEKBER dedimi bilesenki baban at ustunde durmaz , evdedir..
—Anınemmmm,nedir o elindeki? nerden buldun o enigi? sakin sokarsin eve , mekruhtur bizim dinimizde!
Mehmet dilini dislerinin arasina koymus kopeğini nasil besliyecegini nerede barindiracagini dusunuyordu ,anasinin ne kadar titiz oldugunu bldigi icin iceri almasi mumkun degildi, atlarla beraber biraksa iyiydi ama daha cok kucucuktu Pamuk tuylu kopegi, eziverirdi Leyla ile Mecnun Pamucugunu….( Devami gelecek..)

Giriş…

YIL 1922 …..
Lozan Konferansi 20 Kasim 1922 tarihinde Lozan kentindeki Mont Benon gazinosunda gorkemli bir sekilde acildi, Konferansi izlemis olan gazeteci Ali Naci Karacan yazdigi kitabinda soyle anlatiyordu;

“Konferesans baslayali bir ay olmustu.Bir ay icinde hic bir mesele halledilmemisti.Meseleler yalniz yoklaniyordu,her dokunulan davanin sarpligi anlasildiktan ve bir cesit tartisi alindiktan sonra bir kenara konmasi adet haline gelmisti.”
Lozan Konferansi hakkinda Gazi Mustafa Kemal ,unlu Soylevinde su durum tespitini yapmaktadir;

“Lozan Baris Konferansinda gorusulen sorunlar , yalniz uc -dort yillik donem ile sinirli degildi,Konferansta yuzyillik hesaplar gorusulmekteydi,Bu denli bulasik, bu deli karusik, bu denli eski hesaplarin icinden cikmak kuskusuz kolay olmayacakti…………….
….Devlet , borclarinin faizlerini bile odeyemez duruma getirilmisti. Osmanli Devleti diger uluslarin gozunde iflas etmisti.Mirascisi oldugumuz,Osmanli Devleti’nin dunya gozunde hicbir degeri onuru ve erdemi kalmamisti.Osmanli Devleti’nin uluslararasi haklari elinden alinmis, sanki vesayet altinda bulunan bir ulke gorunumundeydi”

Lozan’da , Ismet Pasa’nin ise cok net ,egilip bukulmeden soyledigi suydu;
“Turkiye de bagimsiz bir devlettir ve oteki devletler gibi esit kosullarda muamale gormek istemektedir.Eger bunu icinize sindirip kabul ederseniz baris olur,yoksa olmaz.”
4 Subat 1923 tarihinde artik gorusmelerin bir sonuca ulasamayacagi inancina varilarak Konferans tatil edildi.Ismet Pasanin etrafini saran gazeteciler soruyorlardi;
-Ne oldu Pasam?
–Ne olacak ,hic… Esaret altina girmeyi kabul etmedik..
Tatil sureci 23 Nisan 1923 tarihine kadar surdu, eksik telgraflar, sifresi cozulemeyenler, yanlis veye noksa basili sozcuklerve uzayip giden geceler gunler… 
Sonunda Lozan Konferansi 24 Temmuz 1923 te sona erdi. Tum yabanci medya Turk trafinin buyuk bir siyasal basari gosterdigini yaziyordu:ozellikle en yalin ve ovgu dolu manset Yunan basinindan gelmisti..
” TURKLER MONDROS ANTLASMASINI YIRTTILAR VE MUTTEFIKLERI HEZIMETE UGRATTILAR”