Rasim bey, sofraya oturdu, sofra bezini dizinin üstüne çekti, keşkek mis gibi tereyağ kokuyordu, agzına bir kaşık keskek, bir kaşık pirinçli güveçten aldı; agzında olusan bu karısım sanki dünyanın en güzel lezzetıydı, annesı Pirinçli güveci çok güzel yapardı, sonradan gelinine de ogretmişti;
Toprak tencerede fırında pişen bu tarcınlı, karabıberli etli pilavın lezzeti Rasımi başka diyarlara götürüverdi; Gençliğini, Kosta’nın babasıyla denizde yarıstıgı günleri , anacıgının hastalıgını, Zelihasını ilk gördüğü günü , yemeğin uzerıne yediği bademli tereyaglı baklavayı hatırladı ! Birden hızla dogruldu yer sofrasından, çini sobanın arkadındakı sedıre pamuk yastıkların arasına gömülüverdi , yorgundu ama kahvesini içmeden asla gözünü yummazdı , çogu gece de aksam namazını bu yorgunluktan dolayı kacırır ertesi gün kaza namazı kılarım diye kendını avuturdu dogrusu! Aslına bakacak olursak, Rasım bey çok dindar bir adam değildi, ama yine de dini vecibelerini yerıne getırmeye çalısırdı kör topal!
Küçük kızı Ayse, pirina ateşinde pişirdiği kahveyı getırdiğinde Rasım bey neredeyse sıcagın da verdiği rehavetle uyuyacaktıki birden avlu kapısının hızlı hızlı vuruldugunu duydu; Hayırola kim olurdu bu saatte?
Yukarı sahanlıgs çıktı, hayat üstü penceresinden sokaga baktı, kapıda Karsı komsusu Yorgosu görünce ferahladı!
– Hayırdır bre Yorgo ? Bu saatte ne ararsın, sakın zarar verdi keçiler senin zeytının dallarına?Yorgo burnundan soluyordu! Bozuk Turkcesıyle;
– Ah bre Rasim beyim, ah bre pasam senın Kosta aldı benım oglak! Gebertezeğim Onu bilesin! Benim pistol tospıtımu( evde) Aldı şimdi ben giidecek vursun onun kefali ! ( kafasını)
– Yorgo senin dedığini kulagın duyar mı ? Sen benım Kosta’m dan mı bahsedersin? Hiç olur öyle şey ? Kosta da anası da aç kalır gene dönüp bakmaz el malına! Sen ruya gordun ouzo ları devırdıkten sonra!
– Rasim bey severim seni sayarım seni ama matyamu ( gözlerim) gördü o bastarku yaptı ( piç)
– Yorgo asagı indirme beni ! Yorgunuyum, öyle şey olmaz! Ama Yorgo dediğim dedık Kosta’yı hırsız bellemişti ! Rasım bey sinirlendı, yanakları kıpkırmızı , gece enterasıyle asagı avlu kapısında belirdı;
– Bak , Yorgo sus dıye sana iki sikke verıcem yarına kadar! Ama Kosta yapmadım derse yapmamistir alurim parami geri bilesin! O benim oglumdur oyle bil Yorgo efendi ! Sakin bu mevzuyu kimseye de uzatma ! iste o zaman tutar efe damarim!
Her ne kadar Kosta’nın yapmadıgını biliyorsa da Rasim beyın o akşam olanlardan midesi bulanmışti ..
SYRATI’NİN KAHVESİ ..
Türkler, Rumlar neredeyse aynı kahveye çıkardı gecelerı, aralarında hiç bir sıkıntı olmazdı, muhabbetleri zeytın zamanı , zeytın ve zyagı yazın da balıktı , kimse kinseye yan gözle bile bakmazdı hatta bazıları kardeş gibiydiler.
O gece kahvenin iki yabancı misafiri vardı; Dimitri’yle , Sarkis! Enine , boyuna düzgün giyimli bu gencleri pek tanıyan yoktu ama Onlar kendılerini köyün eski esrafından Anastas efendının torunları olarak tanıtmışlardı !
