Ayvalik’ta gunler poyrazin hizina karismis soguk ve sert geciyordu. Geldiklerinin neredeyse 25. gunuydu ama ne mal dagilimi yapilmis ne de oturduklari evlerinin tapulari verilmisti. Sonradan gelenler , evlerin ceteler tarafindan talan edildigini, esyalarin kullanilmiyacak halde oldugunu gorunce dehsete ve panige kapiliyorlardi.
Buyuk hayal kirikliklari, dunyadan vazgecme hissi, ya da zor da olsa hayata tutunma cabalari , herbirinin ruh sagligi harapti. Ayakta kalabilenler dunyayi umursamayan meczuplar ya da cok saglam altyapisi olanlardi..Insanlar beklenenin aksine birbirlerine yardimci olmak yerine kendi kabuklarina cekilmenin daha dogru olacagini dusunseler olsa gerek; her aile kendi cikarlari dogrulltusunda hareket ediyordu, Kiskancliklar, cekememezlikler, dedikodular, zor gunlerin uzerine tuz biber ekiyordu bir anlamda…Komsular birbirlerini taniyamaz olmustu, herkes kendi dunyasina kapanmis, digerinden daha cok mal mulk sahibi olma pesindeydi… Rusvet girla gidiyordu..Bu adaletsiz uygulama daha ileriki yillarda mubadiller arasinda dusmanliga, hatta adam oldurmeye, akraba cocuklarini bogdurmaya kadar varacakti..
Anadola ayak bastiklarinin 33. gunu mal taksiminin yapilacagi haberi geldi, butun erkekler tapularini alarak Mal idaresinin kapisinda beklemeye basladilar,Nobetteki askerler karmasayi ve izdihami onlemek icin mubadilleri ucer ucer iceri aliyordu; icerden cikanin yuzu bir karis asik, sinirleri sanki daha cok bozulmus, allak bullak olmus vaziyetteydi, ama herbiri ser veriyor da sir vermiyordu neredeyse… Rasim bey buyuk bir heyecanla sirasini beklerken gogsunde bir agri hissetti aniden ; kendi kendine soyleniyordu.
-Amani bilirmisin bide buracikta oleyim kayi?(bir de burada olursem artik ne olur?)O arada kapidaki erat Tanimisti koca Rasimi;
- Vay babam gene sensin, bak hele ben Erzurumluyum lakin senin gibi cesaretlisini de gormedim..
- -Oglum bakma benim kusuruma, biz de buna cesaret degil, delilik derler..Ara sira atar benim asfalyalar(sigortalar)
- Ne dedin anlamadim ama , sevdim seni hadi sira sendedir gir bakalaim iceri..
- Rasim bey elinde tapulari; basi dik, gozleri odalari ararken , katibin birinin el ederek Onu cagirdigini farketti, digerleri mesguldu zaten..Keci sakali , uzamis, celimsiz, tel gozluklerinin ustunden bakan bu yahudi kilikli adami gozu tutmamisti ama ‘ hadi Bismillah deyip, daldi odaya..
- – Ver bakalim tapulari agam dedi , Katip efendi.. Rasim cikardikca cikariyordu, bir tomardan fazlaydi tapusu..
- OO masallah effendi! sen de para denizde puldur heralde , baksana sayamadim tapunun sayisini.. Rasim bu laflardan dolayi biraz gururlandi, basini kaldirdi;
- Ee taze para cok yoktur ama mal vardir Alaha sukur katibim ,diyiverdi, belli belirsiz bir gururla.. Katip efendi bir taraftan kafasini kasiyor, bir taraftan keci sakalini sivazliyordu, bir taraftan da Kafasini kaldirip Rasim beyin elma yanaklarina bakiyor, mavi gozlerinde mana (anlam) ariyordu..
- -Beni burada bekle bakalim agam; bir ayakyoluna gidip doneyim..
- Ayak yolu suresi uzadikca uzadi, Rasim kendi kendine bu keci sakal heralde kubura dustu deyip guluyordu, zayif siska da birsey zaten , kubura dusse cikamazda garibim darken, katib Izzettin effendi kapida gorundu..
- Agam, ayakyolunda sonra serkatibe ( bas katibe)danistim, senin tapun cok lakin simdi hepsini veremeyiz, burada 7500 agac gorunuyor, sana bu kadar agac verirsek baskasina ne kalir? lakin yeni cumhuriyete bir bagista bulunursan dusunuruz .. Rasim in basindan kaynar sular dokulmustu;
- -Ne kadar bagis yapacakmisiz Katip effendi?
- 500 altin mecidiyeden asagisi kurtarmaz bu kadar mali mulku Rasim effendi..
Tertemiz niyetli Rasim bey, adamin rusvet isteyebilecegini aklina bie getirememisti ,, Kardeslerine sormasi lazimdi once , kendi basina yanlis yapmaktan korkardi;
-Katip effendi , sen once ne kadar agac alabilecegimi soyle sonra gene gelirim..
-Rasim agam sana bu agacin ancak 4000 nini verebilrim gerisini yardim yaparsan dusunuruz , anladin mi ?Ama bu yardim isi aramizda kalsin zira az olandan istemiyoruz..bilesin , senin gibi zenginlere yakisir milletimize yardim etmek..
- Dusuneyim bakayim katip efendi,deyip , surati allak bullak disari cikti, her tarafi kasiliyordu, sendeledi, ama mavi gozlerinde ofke vardi..Dosdogru Selim beyin yazihanesine gitti..bastan sona anlatti olanlari…Selim beyin sinirden biyiklari seyirmeye baslamisti, okkali bir kufur sallayarak bagirmaya basladi;
- Abeyim, bunlar yankesici, bunlar serefsiz, bunlar keraneci! ne dersen de.. Sakin bizden habersiz para mara vermeye kalkma.. senden dosdogru rusvet istiyor
- Rasim aganin hertarafi kasilmaya baslamisti sinirden, ne gunlere kaldik yarabbim diyerek , Karisina anlatmak uzere kardesi Emin beyin evinin yolunu tuttu, uzgundu , sinirliydi, memleketinde bu serefsizliklere maruz kalacagini dusunmemisti bile.. Neyse 4000 agacini kurtarmisti nasilsa, gidip begendigi yerleri alacakti, guya..
- Osmanli’dan kalma rusvet aliskanligi ” istemem ama yan canibime koy”genc Cumhuriyette de devam ediyordu, butun kokusmusluklar mubadillerin sirtina mi yuklenecekti? Ne de olsa sahipsizdiler, kimseleri yoktu savunacak.!!.En son yapilacak is Sari Pasaya telgraf cekmekti ama eline gecermiydi acaba?..
- Rasim bey, Zeliha hanima, kardesine , Afet yengesine durumu anlatti yemekte..Sinirinden kolali pecetelerle agzini , burnunu siliyor birtaraftan da yiyordu, Zeliha kas goz isareti yapacak oldu ama bir turlu o tarafa bakmiyorduki ..Afet hanim cok nazik ve gormus gecirmis terbiyeli bir kadindi, O bile sinirine hakim olamiyor;
- – Aman Allahim , Rasim abeycim ne gunlere kaldik, bunlari da mi goruceydik?(gorucektik)diyerek namaz yasmagini basindan indiriyor tekrar ortuyordu, beyaz teni kipkirmizi alaca olmustu ..
- Zeliha tum bunlari dinlereken gogsundeki siziyi yeniden hissetti , herkesin icinde sikintisindan bahsetmek cok ayipti o zamanlar, hele bir kadin gogus kafesindeki siziyi kayinbiraderinin yaninda soylermiydi? Rasim beye de anlatmak istemezdi simdi butun bu sikintilarin ustune..Yorgunluklar cikiyordu. uzuntuden daraliyordu gogsu Zelihanin…
ZEHRA’NIN DOGUMU YAKIN..
Evlerde kadinlarin isi, erkeklerden daha fazlaydi bu aralar, esya yerlestiriyorlar, getirdiklerini yikiyorlar, kazanlar kayniyor, gavurdan kalma carsaflar kaynatilip mikroplardan arindiriliyor, bir taraftan da aksam icin yemekler yapiyorlardi, En kolay hayat cocuklarinkiydi, ellerinde bir dilim salcali ekmekle sokaklarda oynuyorlardi ama bilmedikleri cevre oldugu icinde uzaklasmamalari tembihlenmisti herbirine.. Kucuk Mehmetcik daha amcasiniin evinde olduklarindan buyuk arka avluda kuzeni kucuk Meliha ile oynuyordu, hic olmazsa goz onundeydi cocuklar..
Zehra ,calismaktan yorulmaktan dolayi ara sira sancilaniyordu ama sabirli kadindi, bu kadar sancidan cocuk dogmaz diyip kimseyle paylasmyordu yasadiklarini; Havalarda iyiden sogumustu, kar bile atistirmaya baslamisti Ayvalikta,
– hadi canim usutmek yaramazdi gebe kadina ne olucakti hemen..Ziyneti hanim yukari kose odanin yan taraftaki penceresinden kafasini cikartti ;
Zehraa, bre Zehra nerdesiniz, sabahtandir cikmaz sesin , Sakin dogurdun?Hadi geleseniz evlatcim, yemecimiz hazirdir yiyelim hep beraber, Salih cavusa, Sabireye de soyle. bu havada oturmasinlar orda gelsinler bizim eve, hem yiyelim hem konusalimm..Yanarrrr sobacikkk ne dedini bilmez.. bakasaniz ne yemekler yaptim bugun, bakalim beyenicemisiniz de??
Zehra annesinin sesini duyuyor ama yerinden dogrulamiyordu, Sanci siklasmisti, aa bacaklarinin arasindan akan sivi idrar degildi, e neydi bu simdi? nerden cikmisti kime haber vermeliydi, yoksa cocuk doguyormuydu?
–
