BÖLÜM 9 BİLMİYORUM , YÜZBAŞIM …😓😓 Hasan Usta sabahı zar zor etmişti o gece. Ne annesine ne de karısına birsey belli etmemeye gayret ediyordu ama o kadar kolay olmuyordu bütün yükü kaldırıp taşımak .. Sabahın ilk ışıkları ile uykuya teslim olup tam dalmak üzereydiki , evin Rumlardan kalma büyük tahta kapısının halka şeklindeki tokmağı sanki yerinden çıkacakmışçasına vuruluyordu ..Bu saatte gelen elbette hayra gelmezdi, az çok kulagina kar suyu kaçırmışlardı ya yıne de ‘ Hayırdır inşallah “ deyip , terliklerini bile gıymeden pijamasının üzerine damatlıgından beri gıyip soldurdugu lacıvert robdeşambr ‘inı geçirip hızla merdıvenlerden indi ; Karısının nutku tutulmuştu . Zavallı kadın korkudan tir tir titriyordu .Hasan usta’nin “ Kim o ? “ demesine vakit kalmadan kapıdaki başçavusun sesi işitildi ; – Hasan Demircioglu , kapıyı aç ! Evini arayacagız ! Hasan , kendı kendini rahatlatmaya çalışıyordu ; hiç olmazsa arayacaklar ama birsey bulamadan gidecekler diyordu içinden . Hayallerinin üzerinde cereyan edecek olan olayları nasıl tahmin edebilirdi ? Kapının arkasındakı demir kolu indirdi . Başçavuş Erkan , kimliğini gösterip postallarıyla daldı içeriye .Yanında 4 er daha vardı. . “Oglun Rıza Demircioğlu’nu , TC ‘nin temel değerlerine karşi gelmekten , vatana ve millete ihanetten arıyoruz. “ Bütün evi arama iznimiz var, Oglun nerdeyse soyle yoksa seni alıp nezarete götüreceğiz “ dıye baslamıstı içeri girer girmez .. Hasan usta ; yalnızca “gecin arayın “ dıyebildi .. Evde kimse yok bilin bile demek aklına gelmedi .. Kanı çekilmişti birden bire duydukları karsısında , butun vucudu buz kesmişti. Ardından titremeye başladıginin farkına vardı ; Karısı Aysel , merdiven başında ustune gecırdığı pazenden dikilmiş mavi çiçekli sabahlıgı ile beklıyordu .. Başçavuş Erkan , görevini yapmanın huzuru ile evin hertarafını didik arıyor, dılapları açıyor, buldugu kitapları yerle nir ediyor, suç unsuru olarak kulkanmsk uzere erlere taşıtıyordu .. Atiye hanım, seslerden uyanmış , yatagının içinde korkuyla dua ededursun, birden oda kapısının şöyle bir usuleten tıklatılıp hızla açıldıgının farkına varınca az daha korkudan dilini yutacaktı . Erkan Başçavuş ; Atıye hanıma dönerek ; – Teyze sen kim oluyorsun bu evde? – Kim olucam oglum, Hasan’ın annesıyım ben . Ne sandın beni ? -Madem öyle , söyle bakalım torunun nerde? – Oglum ne bileyim nerde, bir sabah kalktık , Rıza’m gitmiş .. Sen bilirsen bize söyle ..Gözümün nuru, yavrumu ne yapacaksınuz ? – Neyse teyze, işimiz senle değil, oğlunu alıp yüzbaşıma götürücez şimdi , o konusturur onu ! Atıye hanım bu sözü duyunca , nasırına basılmış gibi bağırmaya başladı ; – Ne yapacaksınız benim oğlumu , ne yaptı size ? Ne zorunuz var bizimle siz menleketi anarşistten kurtarın ! – Teyze senin torunun bu kasabanın en azılı anarşistlerınden , neyse ne dıye sana laf anlatıyoruz ki biz? Diyerek odadan çıktı . Başçavuş Erkan, Hasan Ustaya giyinmesini , nezarete gideceklerini emreder bir sesle söyleyince Hasan şaşkınlıkla başçavuşun gözlerine baktı .Böyle bir gidişi beklemiyordu zira yine de söyleneni yaparak ,çıkıp üstünü değiştirdi, nüfusunu cebine koydu, askerlerin arasında suçluymuşcasına jipe bındı ..Jipin motorunun sesinden konu komşu uyanmış, perdelerin arkasından Hasan Ustanın götürülüşünü seyredıyorlardı ..Dedikodu alıp başını gidecektı o sabah.. Hele de bakkala ekmek , yumurta , süt falan almaya gelen müdavimler alacaklarını unutup Bakkal Hüseyin’le olanları konusacaklardı bir müddet .. Bilse bilse Hüseyin bilirdi neler olup bittiğini .. Aslında mahallede kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyordu ya, işte laf olsun sepet dolsun dıye sabah muhabbetine başlamışlardı .. -,Hasan, oglunu kacırdı dıyolar ? Dogru mu Hüseyin ? – Ne bileyim abi ? Vallaha tek bildiğim Rıza günlerdir yok ortalarda.. Varsa bir cezası çekecek , vallahi her gece canımız burnumuzda yatıyorduk, kaç gündür rahatladık .. Allah razı olsun Evren Pasamızdan da , diğer pasalardan da , rahat nefes aldık yahu .. Mahalle , askerlerin Aysel’le , Hasan Usta’nın evine gelmesini konustu o gün boyunca.. Hasan usta ; Garnizona getirildiğinde askerlik günlerini anımsayarak , Son derece saygılı biçimde yüzbasıya selam verdi ,Lakin Yüzbaşı saygıdan çok uzak bir vazıyette dünyayı o yaratmışçasına sorulara baslayıvermişti ; – Adın soyadın ne ? -Ne iş yaparsın? .. Hasan usta trbiyesini kaybetmeden yüzbasının sordugu sorulara cevap veriyordu lakin oglunun nerde oldugu soruldukça “ Bilmiyorum” dıye tekrarlayıp dıruyordu .. Hasan’ın aynı cevapları vermesi Yüzbası Settarın sinirlerini bozmaya yetmişti .Bir ara kendine hakim olamayıp Hasan Ustayı tokatlamaya başladı . Hasan başını kaldırıp yüzbasının yüzüne bakamıyor yalnızca yemin ederek -“ Bilmiyorum yüzbaşım “ diyordu Bilmiyorum …. Bilmiyorum yüzbaşım … Yaşı 60 a yakındı Hasan’ın . Saclarında üç renk saç vardı . Beyaz, gri , az kalmış siyah .. O saç kılları diplerinden dimdik kalkmışlar “ Bilmiyorum “ diyorlardı Settar’a sanki hepbirlikte… Hasan sinirlerine gayet hakimdi , ağlamadı , yalvarmadı ve asla aman dilemeden “bilmiyorum yüzbasım “ demeye devam etti Yüzbası , Hasanı konusturamayacagını anlayınca ; – Atın nezarete , diye seslendi askerlere .. Hasan Usta’nın dişlerinden biri kırılmış, agzının kenarından kan sızıyordu .. Askerlerden biri cebinden burusmuş bir kağıt mendıl çıkarıp, Hasan Usta’ya uzattı , Hasan kanını sildi . Genç askerin yeşil gözleri ilk defa böyle bir sorgulamaya şahit oluyordu . Sessizce Hasan Usta’yı demir parmakların arkasına bıraktı, üstünden de kilitledi, bana verilen görev bu dercesine yüzündeki utancı saklayarak Hasan Usta’nın gözlerine bakamadan dönüp gitti ..