Burasi Istanbul’un Cukurcuma semtindeki korunup bugune ulasmis iki guzel ev .. Gorur gormez o evlerde yasananlari hayal ettim ..Belliki cok eskilerden gunumuze degin ayakta kalmayi basarabilmis iki varsil kisinin evleriymis zamaninda .. Belki de biri gayri muslumlerden olabilir .. Ne dersiniz? Soldaki ev bir Ermeni tuccarin evi , sagdaki de Karakoyde iskele civarinda yine ticaretle ugrasan Abdullah efendinin evi .. Ikisi de namuslu tuccarlar .. Hanimlari da can ciger kuzu sarmasi .. Ozellikle Noel zamanı Hayganusun Topicleri, zyagli dolmalari , midye kizartmalari , mis kokulu ekmekleri meshur ..Pek temiz tertipli oldugu soylenemez ama harika bir ahci ! Yaptıgı yemekler civarda dillere destan .. Abdullah efendinin karisi da Çamlıca’nın en güzel kızlarından biri , çağla yeşili gözlerini suzerek Hayganussss diye bir seslenisi var Cumbadan , karsidaki berber Alexi bile hayran hayran o şen -sakrak sesi dinler .. Derlerki Nazligul hanim eskiden cok parasi olan bir tuccarin kiziymış ..Babasi iflas etmek uzere iken kizlarini iyi kismetlerle evlendirivermis .. Nazligul’un kismetine de Abdullah efendi dusmus ..Abdullah efendi namuslu durust namazinda niyazinda bir Istanbul efendisi lakin karisindan 15 yas buyuk ..Kizlari Sebinur dogana kadar ehh işte gecinmisler karı koca , Sonradan Yillar geçip te Abdullah efendi yaslandikca Nazligul ‘un gozu disari kaymaya baslamis ..Hayganuşla sık sık Pera ya gıderler, rengarenk kumaşlar alırlarmış ..Pera’daki bir Ermeni tüccarı gözüne kestirmiş dediler sonradan ..Cuma günleri namaz saati etrafta müslüman kalmayınca Nazlıgül ile Hayganuş Arton’un magazasına giderler uzun uzun muhabbet ederlermiş .. Sonraları bu ilişki her gecen hafta geri dönülmez boyutlara ulaşınca , Nazlıgül’ün gözü kızını bile görmemeye başlamış .. Aşk bu ya…..Çukurcumadan , Peraya yapılan Cuma saati ziyaretleri her geçen hafta uzamaya , ögleden sonra geç vakite kadar sarkmaya başlamıştı..Hayganuş çoğunlukla aşıkları yalnız bırakır , Pera civarındaki eşini dostunu görmeye giderdi .. Agzı hiç durmaz; kenardan köşeden Nazlıgül’ün sırrını , elini ağzına götürüp güya gizli saklı (!) paylasıverirdi .. — Amannn Rebeccacığım , sakın duymasın kimselerrr Nazlıgül bizim Arto ya yaktı abayı! Her Cuma vakti müslümanlar gider namaza biz geliriz Arto’nun dükkana.. Ahh ahh Zavallı Abdullah efendi taktı boynuzları dolaşır ! Ne oluorr bilemiorumm bu kadına çok azgındır şekerimm çok azgın.. Düşünmez bir yakalansa önce beybabası öldürür onu! Hayganuş , Rebecca’yla dedikoduyu ilerletir , ordan burdan derken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmazdı . Üstüne de orta şekerli kahvesini içer, fallara bakar, öglen namazı vaktini geçirdikten bir müddet sonra Arto’nun dükkanının yolunu tutardı Nazlıgül çogunlukla Hayganuş dönene kadar yukarı kattan aşagiya inmiş , Dagılıp terden boynuna ve yüzüne yapışmış açık kumral saclarını toplamış , küçük topuzunu zarif başının arka tarafına kondurmuş olurdu .. Hayganuş un gözünden kacmazdı Nazlıgül ün bu halleri , bazen iç geçirir bazen de boyle bir şeyin ne denli cesaret işi oldugunu düşünür özenmekten vazgecerdi ..Korkaktı Hayganuş , kocasından Allahtan korkar gibi kırkardı.. Nazlıgüle böyle bir arkadaşlık ettiğini bile duysa büyük cingar çıkardı evde ama işte … Şebinur ise serpilip hergeçen gun genç kız oluyordu artık ..Nazlıgülün Pera’ya gittiği Cuma saatlerinde evde piyano ogretmeni Yahudi asilli Alman Frau Hosser olurdu .. Nazlıgül’ün dönüşünde genç kadının neşesinden , bülbül gibi şakımasından birseyler oldugunu sezerdi .. Zeki kadındı Frau Hosser .. Soğuk ama son derece algıları açık bir kadın .. Bazen Nazlıgülün ricasını kıramaz ; ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE YANDIM ALLAH GÖZLERE BAK GÖZLERE Şarkısını piyanoda çalar, Nazlıgül de piyano eşliğinde o kadife sesiyle meşk ederdi .. Cumalar , Cumaları kovaladı .. Köprülerin altından çok sular aktı .. Nazlıgül artık giderken Hayganuş a bile haber vermez olmuştu, Hayganuş bundan dolayı ne kadar rahatlamış olsa da Nazlıgül’ün bu başına bıyruklugundan az da olsa rahatsızdı .. Kendini kulkanılmış , bir kenara atılmiş hissediyordu ..Ara sıra kendıni “ Amann Levon bir duysaydı , allah korudu beni “ diyerek teselli ederdi .. Nazlıgül bir sabah basında crep de moir iğne oyalı eşarbıyla komşusunun kapısını çaldı hızlı hızlı .. Heyecandan titriyordu , gözleri ağlamaktan kızarmişti ..Kekeleyerek konuşmaya başladı .. _ Ah Hayganuşummm vah Hayganuşum .. Senin gibi dost, komşu gelmez bu dünyaya .. Biliyor musun Arto bana ne dedi dünkü buluşmamızda? Hayırdır , Nazlıgülüm , Hayırdır güzel komşum ne dediNAZLIGÜL, KIZI ŞEBİNUR’A DURUMU ANLATIYOR …. Nazligul un dudaklarindan dokuluveren kelimeler, Hayganus’u hayretler icerisinde birakmaya yetmisti .. Agzi acik, gozlerini kacirarak komsusunu dinlerken bir taraftan da olacaklari, mahalledeki dedikodulari dusundu ..Bu dedikodularin ucu Hayganus’a bile dokunabillirdi yani. Nazligul ‘u uzun uzun dinledi , kendini bu isten nasil siyiracagini dusunurken aklina Cihangirde oturan arkadasi Rebecca geldi, nasil olsa herseyi biliyordu az cok ..Olayin Hayganus’tan uzak kalmasi icin her turlu yolu gosterirdi .. Nazligul kararini vermisti , Arto’nun dayanilmaz tekliflerine dayanamayip kocasini birakacak kizini ikna edebilirse alip Arto ‘nun evine yerlesecek ve karisi olacakti . Yasi gencti daha 35 ine yeni basmisti .. Kizi da 15 inde kumral saclari, yesil gozleri ,selvi gibi sallana sallana yuruyusuyle Nazligul’un gencligini andirirdi .. Hepsi tamam da babasi Zekeriya beyi bu duruma nasil ikna edecekti..Zekeriya bey, iflas edip karisini da kaybettikten sonra nasil olup ta hala yasadigini dusunedursun Nazligulun boyle bir durumu adamcagizin olum sebebi olurdu .. Arto 40 yaslarinda yalisikli, karisini yillar once kaybetmis parali bir Ermeni tuccardi , Kimi istese kolaylikla elde edebilirdi, butun bunlari dusunmek Nazligul ‘u kiskancliktan deli etmeye yetiyordu artiyordu bile..Genc kadinin gozu ne kizini ne de babasini goremiyecek kadar kör olmuştu aşktan ..Şebinur ‘u ikna etmek Zekeriya beyi ikna etmekten çok daha kolaydı elbette.. İstanbul’un en güzel yerinde yasayacaklar, Abdullah efendının saçma sapan baskıları üzerlerinden kalkacak, kadınlı erkekli partılere gidecekler , kuyruklu piyanosu olacak Şebinur’un , Boğazın en güzel yerinde yürüyüşlere çıkacaklar ana – kız birlikte ..belki de Annesinin yapamadıgını kızı basaracak , bır erkek arkadaşı olacaktı .. Bu Çukurcuma da küflenip gidiyorlardı ne de olsa .. Osmanlı devleti can çekişiyordu artık, Müslüman tüccarların hali hergecen gün kötüye gidiyordu . Gayri müslümler bir yolunu buluyor, Galata ‘daki bankerlerle al tekke- Ver külah işlerini yürütüyorlardı .. Nazlıgül de Abdullah efendının durumunun çok ferah olmadıgını bildiği için de kendi başına gelenin kızının başına gelmesinden ölesiye korkuyordu ..Nasılsa kocası, bohçasını tıplayıp giderse ar edip “ Bos ol “ diyiverecektı ardından 😢 Nazlıgül o gece düşünüp aglamaktan bitap düşmüş vazıyette kızıyla kınusmaya karar verdi .. Bu iş bir şekilde olacaktı ama Şebinur’unu burada bırakıp gitmek onu mahvederdi .. Şebınur , odasında ogrendiği Osmanlıcasıyla şiirler yazıp ara sıra annesine okuyup onun fikrini almaya bayılan bir çocuktu .. Dıygusal bir kızdı .. Genç kız olma yolunda güzel mi güzel bir cins-i latifti .. Nazlıgül kapıyı acıp içeri girdiğinde pamuk şekeri pembesı yatak örtüsünün üzerinde yine aynı renkteki gecelik entarisiyle uzanmiş kızını görünce yüreği söyleyeceklerinin heyecanıyla güm güm çarpmaya başladı .. Nereden başlamalıydı , nasıl girmeliydi konuya ? Kızıba daha önce adet olacağını bile anlatmamışken böyle bir konu neredeyse ölüm kalım meselesi gibiydi .. Hele de bir gayrimüslümle? Zor bir işti yapmaya kalkıstıgı hem de çok zor ama yıllar önce babasının zoruyla evlendıği Abdullah efendının koynuna gırmekten daha zor değildi ne de olsa….Cesaretini topladı, yutkundu .. -Şebinur’um iki gözüm pamuk şekerim senınle konusacaklarım var yavrum .. Mühim meseleler, beni bir yetişkin gibi dinleyeceğine söz vermelisin öncelikle…Bazen insan neyin dogru neyin yanlis olduguna karar veremez; basi hep karanliktadir zira .. Icinde bulundugu karanligin aydinligi oldugunu bile düşünemez .. Karanliklarda yasamak oyle birseydir .. Ama biraz isigin geldigi yone basini cevirdiginde yuzune gelen gunes isiginin aydinlattigi yuz kivrimlari bile daha guzel gorunur insana .. Iste o zaman o isik nerden gelirse gelsin basini karanliktan cikarmaya calisirsin, disarisi kar da olsa buz da tutsa, tipi de yagsa aydinliktir ya .. Gozlerin guzellikleri bir baska gormeye baslar kizimm.. “ Ne diyorsun anne ? Ne simdi bu sozler ? Anlam vermeye calisiyorum, sen de mi siir yazacaksin yoksa? Nazligul ne diyecegini bilemez vaziyette biraktigi yerden devam edecekti ki ; Sebinur genc kadinin konusmasina izin vermeden bir kez daha sordu; “ Anne, gozlerin daldi , ne diyeceksen de , benimde diyeceklerim var cunku ..Bekleyecek halde degilim bilesin !! “ Nazligul , kizinin bu tavrindan rahatsiz olmustu ama, belli etmeden once Sebinuru dinlemeye niyetlendi .. Ne vardi acaba sakladigi , coktandir kizini ihmal etmisti ; bir dinlesin bir anlasindi bakalim ? “Soyle gozumun nuru, servi revanim , pamuk sekerim bir derdin mi var ? “ Benden baska kimin var senin , soyle de neymis ogrenelimm ; derdin ne ise bilelim ! “ “ Nasıl soylıcemi bir bilsem soylıcem de ; ama çok büyük bir dert benimkisi annem” Ne derdi olurmuş bu yaştaki çocugun kızım , söyle anlat , deli etme beni !diyerek tekrarladı dıyeceklerini Nazlıgül .. Bır taraftan da alı al, moru mor olmuştu .. İman tahtası hizli nefes alnaktan bir kalkıp bır ınıyordu .. Aklına gelen basına gelirdi hep !! Yoksa .. Yoksa kızı birine mi tutulmuştu .. İnsanlık hali ya bu diye düşündü ? Şebinur’un pirinç karyolasının ayak ucuna tutunup yerınden fırladı ; gözleri hızla kalkısından dolayı karardı ; sesini biraz sertleştırerek sordu ; Anlat Şebinur , nedır derdin? Çıkar agzından baklayı ? Dedim ya büyük dert annemm! Nazlıgül kızının ne diyeceğini tahmin etmeye çalışıyordu ? “ Beni daha fazla delirtme de söyle ne dıyeceksen! “ “ Tamam ama düşüp bayılmayacaksın söz ver bana! “ “ Nasıl veririm kızım isteyerek bayılmıyorum ki ben !” “ Anne ben hamileyim galiba? Karnın büyümeye içimde birseyler oynamaya başladı “ Kızım , delirdın mi sen ? Insan kendi kendine hamile olur mu ? Kendi kendime degil tabiki ! Babasi var bu cocugun annem ! Deyince Nazligul bayildi !!! Sebinur, annesinin bu bayilmalarina alisikti .. Limon koklatirdi biraz sonra Nazligul kendine gelirdi .. Tel dolabindan limonu getirdi , annesinin burnuna surdu, genc kadin bir iki dakika sonra kendine geldi .. Elini , yuzunu aliskanligi uzerine aynaya bakip toparladi .. Saskinlik ve uzuntuden ne diyecegini bilemiyordu ama cinnet gecirir gibi bagirmaya basladi , bu kadar yuku kaldiracak kadar guclu degildi ne de olsa? “ Cabuk anlat bana yoksa derhalll.. derhall .. “ Derhal ne yaparsinn…? Babana soylerim diyecek oldu ama onun yediigi haltlari duysa ne yapardi Abdullah efendi ? Kalbi dayanir miydi zavalli adamin ? Annem , hani sen Cuma gunleri Hayganus teyzeyle bir yerlere gidiyordunuz yaa , sizin gittiginiz gunler benim de erkek arkadasim eve geliyordu Frau Hosset gidince .. Iste ne olduysa o zaman oldu annem , istemedim cok korktum ama dinlemedi beni , seni babandan isticem dedi .. Soyleyemedim ben de suze korktum babam beni Sarayburnubdan cuvala koyup denize ativerir diye” Kizim , insan evladini cuvala koyup denize atar mi ? Delirdin mi ? Erken deseydin bu isin caresine bakardik ama simdi bu cocuk mecburen dogacak , usoyle simdi kimmis bu damat adayi ? Gayrimuslim annem, Rum ! Kasap Horto’nun oglu Aris ! Biliyorsun Mektebi Sultanide okuyor, bana Fransizca ogretecekti … Nee ? Bi de Gayrimuslumm haaa? Baban duyarsaaa … Dedi ve sustu Nazligul .. Artik diyecek birsey birakmamisti Sebinur annesine soyliyecek .. Asagidaki tablo ; Oğuz Tolga ADLI DOSTUMUNDUR , kendisine tesekkur Nazlıgül o gece sabaha kadar yatağın içinde döndü durdu, zaten Abdullah efendı ile yataklarını çokktannn ayırmıştı, kocasının yanında yatamıyordu artık, suçluluk duygusu tüm bedenini kaplıyordu Abdullah efendi O na dokunduğunda .. Sabah ezanı okundugunda yatagında doğrularak bildiği bütün duaları okudu, sonrasında kalktı abdestini aldı, yatağının ucundaki al renkteki kadifeden ince dokunmuş seccadesini kıbleye dogru serdi .. Son zamanlarda “Allaha da yüzüm yok “ diye namazlara iyiden ara vermişti .. Sabah namazı duaların en çok kabul edildiği rekatıdır derdi rahmetli anacıgı ..Namazını kıldıktan sonra uzun süre duasını edip yardım dilendi Allahtan .Gönlündeki tanrı inancı da eskisi gibi değildi artık ya ; aksini düşünüp bir kez daha günaha girerim diye bütün inancıyla dualarını ettıkten sonra yatagına yattı. Tanrının yardım edeceğini düşünmekten başka birsey yapmak istemiyordu o an .Gözleri uykudan kapanmak üzereydi .. Kafasının içi öyle karmakarişiktı ki ; tam uykuya dalacakken saçma sapan birsey daha geliveriyordu aklına .. Uzun süre uyku ile cebelleşirken sonunda yenik düştü Nazlıgül . Rüyasında rah anacığı beyaz uzun elbiselerle kızına bu işten vazgeçmesini yoksa felaketin yakın olduğunu anlatmaya gayret ediyordu .. Uykusunun en tatlı yerinde ; Nazlıgül kocasının davudi sesiyle irkildi , sabah kahvaltısı için çorba yapmasını istıyordu Abdullah efendi .. Nazlıgül, kocası için yalnızca mutfakta bir hizmetçi, yatakta kadın olmalıydı . Eski Osmanlı erkeğinin kadına bakış açısı buydu .. Böyle olsun böyle kalsın yeterdi o zamanlarda erkek için .. Abdullah efendi abdestini alıp sabah namazını kıldıktan sonra et suyuna yapılan tereyağlı un çorbasını höpürdete höpürdete içti, sakallarından akan çorba artıklarını peceteyle sildi , kuruladı .. Hava aydınlanırken evinden çıkıp dükkanının yolunu tuttu .. Hava buza kesmişti , bastgı yerlerden çıtır çıtır buz sesleri gelirken yürümek için büyük gayret sarfediyordu.. Güneş çok yükselmeden dükkanda olmalıydı , Çırak Samet çoktan gelip açmiştı da yine de sabah satışı için yerinde olmalıydı .. Şimdi kahveci çirakları doluşur, torba torba şeker istemeye başlarlardı ..Bunları düşüne düşüne huzur içinde yoluna devam etti .. O gün Nazlıgül ‘ün bütün düşündüğü Şebinuru bu durumdan en az zararla nasıl kurtarırımdı .. Eminönündeki Ermeni doktoru Varyan Aranyan a götürecekti eger yapulacak bişey varsa zaten Doktor Varyan yapardı .. Nazlıgül mutfajtaki büyük döküm sobayı ateşledi, o günün cuma olduğu tamamiyle aklından çıkmıştı .. Normal zamanda Cuma günlerini iple çeker gitmek için saatleri sayardı .. Kestiği ekmekleri yanan sobanın üzerine kızartmak için dizdi , kızına alt kattan yukarı sahanlıga dogru yüksek sesle seslendi; – Sebinur kalk artık bugün seninle önemli işimiz var ..demekki kızı hamileliğin verdiği rahatlıkla gec saatlere kadar uyur olmustu .. Besmele çekip tekrar bagırdı .. Sebinur yuksek boylu oda kapısının aralıgından “ merak etme geliyorum “ diye seslenip cevap vermekle yetindi .. Mutfaktan yayılan mis gibi kızarmış ekmek kokusu Şebinur’un sabah bulantısını tetiklemiş olacakki genç kız kendini büyük bir öğürtüyle ayakyolunda buldu.. Nazlıgül ile Şebinur sabahın ilerliyen saatlerinde Eminönündeki Ermeni kadın doğumcu Dr Varyanın yolunu tuttular .. Kalabalıktı Bekleme odası ; başı beyaz patiskadan yapılmiş bir esarpla sıkı sıkıya arkaya dogru sarılmış hemşire kapiyi acti ; uygun bir dille utanıp sakınarak derdini anlattı genç kadın , hemşire bu hikayeleri duymaya o kadar alışmıştıki .. Eliyke içeriki odayı işaret etti Beklıyeceklerdi malesef önlerinde dört hasta daha vardı .. Doktor Kanamalı bir hasta ile ugrasıyordu şu anda .. Nazlıgül bir taraftan dua edıyor diğer taraftan da dualarının tanrıya ulaşıp ulaşmadığını düşünüyordu .. Ulaşmış olsaydı yıllardır bu kadar çile çekermıydi zavallı kendi ? diye düşünedursun Yeni Caminin müezzini Cuma selasını okumaya başlamıştı bile..Aslında bu saatler Nazlıgül’ün , Pera’da Arto’yla buluşma saatleriydi .. Ama Şebinur ‘un durumu şu anda herşeyden önemliydi onun için …. Bir an Arto ‘yu düşündü .. Bütün bedenini tatlı bir sıcaklıkla birlikte göğüslerini bir ürperti sardı .. Allahtan ki üzerinde çarşafi vardı .. Kimse bu durumu farketmez nasıl olsa diye düşünüp , duvardaki tabloyu incelemeye koyuldu.. Şebinur hiç konuşmuyordu , belliki suçlulugun da hissettirmiş olduğu ruh haliyle yalnızca başı önde etrafi dinliyordu …Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu …… ARKASI YARIN…

BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava BÖLÜM 6 Giren çıkmak bilmiyordu muayene odasından .. Cuma vakti geldikleri doktor muayenehanesinde neredeyse ikindi ezanı zamanı olmuş, henüz sıraları gelmemişti . Nazlıgül, “ keşke önceden randevu alabilseydik “ diye aklından geçirirken ; beyaz patiskadan esarbını başının arkasında bağlamış , mavisi kırarmış uzun elbiseli , kocaman elleri, soluk mavi gözleriyle Rus’u andıran iri yarı bir hemşire belirdi muayene odasının kapısında; yüzü oldukça sert görünümlüydü ; Yarım yamalak Türkçesiyle ; Nazlıgül hanım hanginizdir ? , diye bağırınca kadının Türk olmadığından emin oldular; zaten o zamanlar çok muhtaç olmadan Müslüman bir kadının doğum doktoruyla çalışması imkansız gibi birseydi . Kapıyı açan hemşire de aslında Ermeniydi .. Nazlıgül daha evvel kocasıyla birlikte tedavi için geldiğinden beridir tanırdı bu kadıncağızı .. Sessiz sedasız ama mutsuz yüzlü bir kadındı .. Kimbilir ne derdi vardı ? Kim isterdiki böyle bir yerde çalışıp temizlik yapmak insanlarla uğrasmak, bazen de Dr Varyan’dan azar işitmek .. Nazlıgül kizini önüne katıp soluk mavi gözlü iri kıyım hemşirenin ardından muayene odasına girdi. Dr Varyan önünde mavi muşambadan yapılmış önlükle ellleri belinde hastasını beklıyordu .. Gözlüklerinin üzerinden şöyle çapkınca bir bakışla iki kadını da süzdü, Nazlıgül ‘ ü gözü ısırıyordu ama genç kızı hiç görmediği belliydi ; – E söyleyiniz bakalım ne oldu bu küçük hanıma ? Diye başladı söze tecrübeli hekim; – Bu güzel kızı getirdiğinize göre siz değilsinizdir hasta ? deyince ; Nazlıgül ne diyeceğini şaşırmış vazıyette; önce çarşafını sıyırdı derin bir nefes aldı ve söyleyeceklerini kekelemeden bir çirpıda anlatıverdi .. Soluk mavi gözlü hemşire Nazlıgül’ü dikjatle ve merakla dinliyor ama yüzündeki mimiklerden herşeyi anlamadığı belli oluyordu .. Dr Varyan bir ara hemşireye doğru döndü ; – Muayeneye hazırlayınız Küçük hanımı Swetla ; acele ediniz ama hırpalamayınız kızı ! Anladınız? daha çocuktur sayılır! Korkutmayalım .. Yapmıştır bir hata bir kere .. Şebinur, korkudan titriyor ama başını kaldırıp ne annesine ne de doktora bakabiliyordu .. yandaki dar odada ,kadının kocaman ellerinin yardımıyla iç çamasırını çıkarırken küçük dilini yutacaktı az daha .. “ Neden soyuyorsun beni boyle ?” diyip direnç gösterince tecrübeli ama sert hemşire kızın, ilk defa doktora geldiğini anlayıverdi ; “ Sen hiç doktor gitmedi ? Açacak sen iki bacagını koyacaksın buralara “ diyerek elleriyle dogum masasının kelepçelerini işaret etti ; “Sonra doktor bakacak içeri “ – Hangi içeri ? Ne yapıyorsun beni derken, Nazlıgül yan odadan sesleri duyup , hızla kızının yanında buldu kendini . Sinirliydi , kan beynine hücum etmişti ..dişlerini gıcırdatarak; dudaklarının arasından sessizce – Beni delirtme buralarda, ne diyorlarsa onu yap, bunları önceden düşünecektin , diyerek Şebinur’un etini burktu .. Canı yanan genç kız korku ve heyecan içinde doğum masasına yatıp sessiz sedasız doktorun muayenesini beklemeye başladı . bir taraftan için için ağlıyor diğer taraftan sevgilisi Aris ‘e beddualar yagdırıyordu .. Muayene sırasında Swetla , Şebinur’un mümkün oldukça hareket etmesine engel olacak vazıyette doktora yardım etti .. Zavallı kız hiç alışkın olmadığı bu utanç duydugu muayene bitince bir soluk aldı almasına da, başına gelecekler bununla bitmiş değildi ki .. Dr Varyan ; kızın gebelıgının sandıkları kadar geç olmadıgını , iki ayı bile doldurmadığını ,bu işi bitirebilecepini ama en az iki altın lira istediğini anlattı Nazlıgül e .. Genç kadın bu duruma bir nebze olsun sevinmişti ; en azından gebelik sona erecekti ama altınları Abdullah efendıden nasıl isteyecekti ? Neyi bahane edecekti ? Bir başka kabus başlıyordu şimdi .. Bu iş bitmeliydi ama Abdullah efendi sivrisineğin yağını hesap ederdi ; iki altın lirayı kolay kolay sebebini bilmeden verir miydi ? Tek seçenek kalıyordu ……  İki kadın , Çukurcuma’ya döndüklerinde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi . Nazlıgül , çarşafının iç cebinden eksik etmediği evin pirinçten yapılmış anahtarını çıkarıp , mümkün olduğunca sessiz bir biçimde dış kapının kilidini çevirdi . Şebinurdan hiç ses çıkmıyordu , annesiyle hiç konuşmadan ,tahta merdivenleri fazla ses çıkarmamaya özen göstererek birer ikişer çıktı. Belliki hali oldukça kötüydü , Üçüncü kattaki odasına girip kapıyı arkasından kilitledi . Nazlıgül de üzerine gidip , daha fazla yüz göz olmak istemiyordu , olan olmuştu, şimdi yeni doğacak günün getireceğine bakmalıydılar . Abdullah efendı , orta kattaki oturma odalarında akşam namazını yeni bitirmişti ki ; kızının oda kapısının kilidinin sesiyle irkildi , kendine geldi ..Son zamanlarda bu kıza birseyler oluyordu ya .. Büyüyordur Genç kız oluyordur diye geçirdi aklından , yaşı biraz daha genç olsaydı kızına bir oglan kardeş pekala düşünürdü düşünmesine lakin ömrü yetermiydı evladını büyütmeye bilinmezdi işte…Ellisine basmıştı , etrafta o yaşta kaç kişi kalmıştı ki .. Keşke daha erken evlenseydı diye geçirdi aklından ..Erkekliğine diyecek yoktu lakin Nazlıgül genç olmasına rağmen çoktan vazgeçmişti kocasından ..Kimselere birşey diyemeden bu durumu da sineye çekmişti Abdullah efendi . Nazlıgül , önce mutfağın sönen sobasını tekrardan körükledi ..Sabahtan pişirdiği etli kuru fasulyeyi ocaga koydu, ısınsın da bir an evvel yatsı okunmadan yesin yatsınlardı .. Düşünecek çok şey vardı yattığında..Lakin Abdullah efendinin tahtaları gıcırdatarak orta kattan aşagıya mutfağa indiğini farketti , sık inmezdi yemek öncesi ya ; vardı bir diyeceği elbet.. – Hayırdır Abdullah efendi daha sofra hazır değil dıyecek oldu ama birden kocasının nefesini ensesinde hissediverdi .. Belliki adamcağız karısını özlemişti hiç yüz vermeden sofrayı hazırlamaya devam etti genç kadın.. – Nazlıgülüm , iki gözüm neredeydiniz bugun güzel karım? Mis gibi de amber kokuyorsun hani ! Şebinur pek mutlu görünmüyor, selamsız sabahsız çıktı kilitledi kendini odasına .. Nedir bu kızın deli bozuk halleri son zamanlarda ? – “Amannn Abdullah efendi genç kız oluyor, her gördüğü entariyi istiyor , o yakıştı bu yakışmadı derdinde ! Bize ayın kaçını soran olmazdı , üç kızkardeştik vallaha annemiz ne derse onu giyerdik .. Bunlar zamane efendiciğim zamane “diyiverdi genç kadın.. Nazlıgül’ün berrak sesini duymak bile Abdullah efendiyi ziyadesiyle mutlu etmeye yetmişti.. Çoktandır konuştuğu bile yoktu güzel kadının .. Abdullah efendi karısına yanaşarak ; -Nazlıgül’üm bülbülüm bir şarkı meşk et bari bu gece yemekten sonra duyayım o güzel sesini , vallahi hasret birakıyorsun kendine .. Mahrum ettin beni genç yaşımda kendinden .. —Aa , Ayol efendiciğim yaşınız elliyi geçti neredeyse, derlerki erkeğin üstüne fazla gitmeyin kalbi dayanmazmış o yaşlarda vallahi ben mahallenin kocakarılarının yalancısıyım , malumunuz o sebebtendir ayırdım odamı sizden , ee bir de pek horluyorsunuz geceleri af buyurun , bazen de sesli gaz çıkarıyorsunuz uykum kaçıyor vallahi .. Şimdi bana kabahat bulmayınız .. – Anlaşıldı , Yavuz hursız ev sahibini bastırırmış Nazlıgülüm , ne dıyelim yaşlanıyoruz elbette .. Lakin kalbim sağlamdır merak etme güzel kadınım benim.. Nazlıgül , Abdullah efendinin ayakyoluna girmesiyle rahat bir soluk aldı, , kulplu sağanda erittiği tereyagını pilava ilave etti ..Mutfağa yayılan yağın kokusu pek davetkardı lakin Şebinurdan hiç ses seda çıkmadı , yemeğe inmeyecektı belliki .. Karı koca pek fazla konuşmadan akşam yemeğini yediler.. Zaten yemekten sınra Abdullah efendi orta kattaki odaya çıkar , sade kahvesini içer bazı akşamlar yatsı namazını bile kılmadan sıcak sobanın da verdiği rehavetle pamuk sedirin üzerinde sızardı .. O gece de aynı rutinler tekrar etti .. Nazlıgül, ferahladı .. Düşünecek çok şey vardı zira..Nihayet odasında kendıyle başbaşa kalabilecekti .. Kışlık gecelik entarisini giyip üstüne battanıyesini aldı ; Pirinç karyolasına uzandı , acaba Arto onu merak etmişmiydi ? Önceki hafta Sevgilisiyle yaşadıklarını düşündü .. bütün vücudu titredi yeniden .. Her gün özellikle de geceleri yalnız yattığında çok düşünüyordu Arto yu .. Ne yapıp ne edip onunla bir hayat kurmalıydı ama nasıl , nasıl başaracaktı ??? Yarın olsun hayrolsundu ; Sabah ev işlerini hallettikten sonra Pera nın yolunu tutacaktı .. Olsa olsa iki altın lirayı Arto verirdi Nazlıgül’e .. Şebinur a ; sakladığı altınlarından olduğunu soyleyecekti . Halbuki Abdullah efendinin kasasında kiliıtlıydı babasından getırdıklerı .. Kafasında tilkiler dolanadursun uykusunun geldiğini farketmedi ne de olsa bir nebze rahatlamıştı , kızının gebeliğinden kurtulacaktı ama sonrası ya sonrası .. ?? Kızı artık dul bir kadın olmuştu bu durumda namusunu nasıl koruyacaktı bu genç ve cahil haliyle .. Aman allahım neler düşünüyorum derken ertesi sabah Sevgilisinin onu rahatlatacagını düşünerek yeniden kaçan uykusunu yakaladı … ARKASI YARIN … Sizlere günaydınlar bizlere iyi geceler olsun , VARIN KALIN SAĞLICAKLA … Görüntünün olası içeriği: açık hava

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir