BOLUM 41

Koyler haril haril bosaltiliyordu. O gece Misavruya haber geldi, yarin gidiyorsunuz…..Herkes tetik ustundeydi.. Rum komsular, Turk komsularina gidiyor, mutlaka bir hatira hediye ediyorlardi, genelde kirilip yok olmayacak seylerdi, el emegi goz nuru bohcalar, kucuk kurelalar(kilim), kumaslar, bazilari samanlarin icine gomdugu fincan , bardak , serbet takimlarini komsularin boynuna sarilip esyalarinin yanina birakiveriyorlardi.Cok duygusal anlar yasaniyordu.. Yillardir birbirlerinden bir gun olsun ayrilmamis gercek sevgi ve muhabbetle birbirine bagli bu insanlarin ayrilisi, iki kardesin, iki akrabanin birbirinden ayrilisindan farksizdi…

Bazilari Midilliye kadar eslik ediyor ama gumruge alinmiyorlardi..Maria kac gundur Zeliha hanimla Rasim beye ne hediye verecegini dusunup dururken aklina sandiktaki kiymetli dokuma carsaflari geldi, gelinliginden beri kullanmamisti, Gerci Istanbuldan getirmisti kocasi ama olsun yine de ogluyla ikisinden hatira olacakti, Carsaflari cikardi, yikamaya gerek duymadan katladi, Kucuk sandik odasindan getirdigi makasla ; ana ogul saclarindan birer tutam keserek carsafin arasina sardilar.. Onlari hatirlamalari  ve uzun sure  unutmamalari icin en guzel hatiraydi; lakin Zeliha hanima soylemeyeceklerdi nasilsa gittiginde carsafi acinca icinden dokuluverecekti saclar.. O gece cok surdu.Rasim beyin evin ici gelen gidenle doluydu, Rum komsularin biri gidiyor biri geliyordu, duygusal anlar yasaniyor, sarmas dolas olup aglasiyordu hepsi bir agizdan…Sevginin dili ve dini olmazdi; o gece anlamisti Koca Rasim ama bu duygularini ifade edecek kadar agzi laf yapmazdi.. Maria ile Kosta  geceyi orada gecireceklerdi, Zeliha hanim, evde olan biten ne varsa Anadol dan gelen Rumlar yerlesmeden Maria ya veriyordu, sandiklar agzina kadar doluydu, Zeliha hanim dugununde giydigi mavi  atlas harba entarisi , birka ipek dokuma carsafi, degerli mucevherleri haricinde herseyi Maria ya birakmisti, Mavi cini sobasini da Kostaya teslim etmisti, evinize alin kurun isinirken bizi hatirlarsiniz diyor, arkasindan gozlerindeki yaslarla hakim olamiyordu.. ,hepsinin gozyaslari sel olmustu, aslinda agizlarini bicak acmiyordu, herkes vucut diliyle konusur olmustu o gece sagir dilsiz gibi. Fatma cok uzgundu, Kosta’yi bir daha goremeyecekti lakin kac zamandir kendini hazirliyordu, Mehmetcik ise Maria ile Kosta ‘nin kucagindan kalkmiyordu, Olaylarin cok farrkinda olmasa bile bir gemi seyahatine gideceklerini soylemislerdi ona Ayse en metanetli olaniydi uc cocugun icinde,durmadan anacigina yardim ediyor, mutfaktaki aziklardan yanlarina yolluk hazirliyordu . Ambar agzina kadar, zyag,siyah ve salamura yesil zeytin, bugday, pirinc, nohut, fasulye , misir herturlu bakliyatla doluydu . sucuklar hala kurutulmak uzere ambarin tavanindan sarkiyordu, bir kac kavun bile asmisti Rasim bey , hepsi ama hepsi Kosta’yla anasina emanetti. Anadoldan gelecek olanlar tasinmadan gerekeni alsinlardi, nasilsa Kostanin anahtari vardi..Giderken evlerinin anahtarini  askeriyeye  teslim ediyordu herkes …

Ziyneti hanim , kizi, Sabire hep beraber hazirlanirken hem agliyor hem guluyorlardi, Ziyneti neseli kadindi, oluyu guldururdu.. Sabire bazi bazi delleniyor, sinirlenince elindekini savurtuveriyordu.. Komsulari Eleftra’cik gidip geliyor, hatira sus esyalari tasiyordu sevgili Ziyneti ablasina ..O sirada kapi calindi, Mehmet her zamanki gibi kapiyi buyuk bir zevkle kadar acti, Rumca bilmezdi elbette ama Elena Turkceyi iyi konusurdu; siyah saclarini tepesine iki orgu yapip toplamis, siyah elbisesi ile kapida gorunuverdi, solgundu, uzgundu, cok diyecek lakirdisi yoktu , yine de aglamamk icin dudaklarini isirararak basladi soze..

  • Gordun Memedim, birakip bizi gidiyorsunuz, arayacaksin Elena ablani? diye latife yapti..Mehmet biryerden ayrilisin sonunda hep donus olacagini bildigi icin;
  • -Donucez Elena  abla, donucez , yakiceyiz gene firinlari , yapiceyiz gene keskekleri degil Elena   abla? diye diye elinden iceri cekti Elenayi.. Zehra da Ziyneti de Elena ‘yi bu saatte beklemiyorlardi,sasirmislardi.Sabah giderken nasilsa ugurlamaya gelir diye dusunuyordu hepsi.. Elenanin elindeki kirmizi kadife kutuyu ilk farkeden Sabire oldu; bir mucevher olmaliydi bunun icinde ama onlara mucevher hediye edecek kadar yakinlari degildi Elena;
  • – Ziyneti abla kimselere veremedim , senden baska kimselere guvenemedim..bu kutu icinde iki sira inci var , bunlari Vecize ablama gotur, elbette goreceksin onlari, Vecize  ablami goremezsen , kizlarini gorursun , benim sana emanetimdir , Ziyneti ablacigim diyerek boynuna sarildi Ziynetinin  sonra da sirasiyla Zehranin , Sabirenin..Mehmet haric hepsi agliyorlardi.. Vedalastilar.. ama ertesi gunu arkalarindan su dokmeye cikacakti Elena elbette…  Bu arada erkekler , paralarini sarip sarmaliyorlar cariklarinin icine yerlestiriyorlardi, Salih usta , alet sandigini hazir etmisti, bircok Rum askere de carik dikmisti allah verede onlardan birine rast gelselerdi gumrukte..
  •  O gece Misavru hic uyumadi; ezan sesi duyulur duyulmaz  esyalarini cikardilar bahcelerine, gavurun askeri beklemezdi, gelip geciverirdi alimallah..
  •  Hava buz kesmisti sanki , Rum komsulardan bazilari zeytine gidiyor, sokaklarda zeytincilerin, tek atli arabalarin,  esegiyle zeytine gidenlerin seslerinden baska bir de Rum Askeriyesinin buyuk arabasinin sesi duyuluyordu, asagidaki evlerden baslamislardi toplamaya, Rasim efendinin evine geldiginde Kosta butun denkleri hazir etmisti evvelden, karsi komsu Yorgo ve Guzel karisi Eftelya Sabahliklarina sarilip cikmislardi, ellerinde kova ile su vardi, Rasim beyin ve Zeliha hanimin ellerini optuler, gecmisteki hatalari icin af dilediler, arkalalarindan su dokmek icin bekliyorlardi. Atina’li Eftelya bile agliyordu;
  • Bre Zeliha, hic bozusmadik , kotu lafini duymadim senin, ne asil, hanim kadindin sen, cok arayazagim seni.. diyerek Zeliha hanimi kucakladi, duygusal anlar yasaniyordu, Kosta ve anasi Midilliye gideceklerdi , gemiye bindireceklerdi aileyi, lakin mubadillerden baska kimseyi almiyordu koca arabalar, kocaman burunlarinda motor vardi , homur homur ses cikariyordu bazen dumanlar da cikiyordu ama atlardan hizliydilar ..
  • O gun ogleden sonraya kadar Misavru bosaldi neredeyse .. Turklerden kalan olmamaisti, evler hayalet gibiydi artik.  Kapilarina muhur vurulmustu,kimse acip giremesin diye , Allahtan Kosta Rasim agasinin evine girmke icin arkadaki kucuk geciti falan iyi bilirdi, evde kalan kiymetli seyleri evlerine tasiyableceklerdi boylelikle…
  •  Kusluk vakti Midilliye vardi kafile, O gune kadar hayatlarinda gordukleri en buyuk gemi limanin aciklarinda onlari bekliyordu, Rum askerler gumrukte diger koylerden gelenlerin ustunu basini ariyor , sunguleriyle erkeklerin canini yakiyorlardi cogunlukla, itisip kakisma  son safhadaydi, O arada Parasla koyunden gelen Riza beyin kucuk oglu ile uc kizi, Rum askerlerin hismina ugramislardi neredeyse..Zengin olduklari bilindiginden didik didik araniyorlardi , Oysaki,evin   kucuk oglu Azmi bey ile uc kizkardes yanlarina cok az altin almislardi, asil parayi ve altini arkadan gelecek olan agabeyleri getirecekti oyle konusmuslardi
  • , – Su paraya  (kalabalik) gecsin sonra ben ayri bir tekneyle gelecegim ,sandikla gecirecegim butun paramizi demisti kardeslerine; babalari gibiydi, ana babalarini kaybettikten sonra kardeslerine evlenmeyip o bakmisti.. Azmi bey ve kizlar sandala binip giderken buyuk  agabey hungur hungur agliyordu, az sonra Rum cetelerden biri uzaktan nisan alip bu aglayan adami  oracikta sehit ediverdi, acisini dindirmisti ama asil niyeti varlikli olan ailenin evdeki parasina mucevherine el koymakti elbette… Azmi bey ve kizkardesleri Ayvalika gittikten sonra yillarca agabeylerini beklediler …ama ne gelen vardi ne de giden…..
  • Zehranin karni iyiden belliydi artik neredeyse yedi ayini tamamliyordu, butun aile uzerine titriyordu.O arada esyalarinin uzerine oturmuslar, askerlerin gelip arayip sandal bindirmesini bekliyorlardi, Salih usta silahlarini sandiklarin icine sarip sarmalayip saklamisti, telasliydi, bulurlarsa oracikta sehit bile edebilirlerdi gavurun isine belli olmazdi , cok sikintili saatler yasaniyordu iki gundur, O arada sungusunu parlatip onlara yaklasan Rum askerinin gulerek  geldigini farketti.
  • – Hayde Bree koca Sali( SALIH) sen de gidersin sakin? kim dikecek bize carik sen yoksan? Ah bre Sali kal burada sana en guzelinden bir kiz bulayim , hep beraber yasar gideriz… Salih hem Vasiliyi gordugune sevinmis hem de soylediklerinden rahatsiz olmustu , simdi Sabire bir densizlik edecek diye dislerini sikti iyiden, allahtan o anda Sabire hanim baskalariyla mesguldu ,denenleri duymamaisti , zaten Rumcasi da anlamaya pek yetmezdi..
  •  – Vasili  iyi soylersin ama ben bilirisin evliyim , Karim beni  nisanliyken bekledi senelerce harpten doneyim diye. Evimde huzurum var, ben gidiyorum Vasilimu, hakkini helal et, deyip iki arkadas kucaklastilar, aileyi hic yoklamadi  kimse o gun.. Sandala binerken Zehra’yi almadan once  once Mehmet Emin ile Huseyin Aga binip dengelediler … Arkadaki sirada Rasim bey ve ailesi vardi; Kosta nasil ettiyse oraya kadar anaciginla gelebilmisti. Agasina sarilmis bir turlu birakmak istemiyordu, Maria ise Zeliha ve cocuklarla sarmas dolasti, bu ayriliga bir turlu inanmamislardi hicbiri sanki hic yasanmayacak gibi gelmisti son ana kadar… Mehmet zeytin yesili gozleriyle etrafi gozetliyor, anacigina , ablalrina bakiyor, sanki ne var bu kadar agliyacak donucez gene dercesine limandaki insanlara boynunu bukerek bakiyordu.
  • Rahmetli babacigimin bu boyun bukusu hic bir zaman degismedi, olup gidene kadar uzuldugu zamanlarda boynunu buker, dudagini isirirdi, belki de aglamamak icin kendince gelistirdigi bir yontemdi.. Eee o zamnalar erkekler aglamazdi, gucsuzluk ifadesiydi aglamak bir erkek icin..
  • Vasili onlari gayet sakince ayirdi, Bazi Turkleri severdi ne de olsa Sali ustanin akrabalariydilar… gozyaslari sel olmustu en kucukten en buyuge herkes agliyordu, en cok ta etkilenen sanki Rasim beydi, evladi gibi belledigi Kosta dan ayrilmak cok aci gelmisti Ona, mavi boncuk gozleri kipkirmiziydi, mandilisi(mendili) elinde surekli burnunu gozlerini siliyordu, Vakit geldi,  sandala bindiler, Sandalci binen ailenin variyetine gore rusvet istiyordu , adam basi birer sikke aldi , Yollarina devam ettiler.. Gelen geminin adi SULH ‘tu bugun.. Gulcemali beklemislerdi ama o yarinki sefere hazir olacak dendi …
  •  Guvertede bekleyen Turk askeri, Mubadilleri ellerini operek cocuklarin baslarini oksayarak karsiladi, karavana kayniyordu, her birine birer tas corba birer ekmek verildi, karmakarisik duygular icindeydi herbiri, canlari kurtulmustu kurtulmasina ama arkalarinda sevgililerini, anayurtlarini esyalarini evlerini, gecmislerini, yasanmisliklarini birakip gidiyordu. O gunku kafile Vasili ile Salih ustanin dostlugundan dolayi pek hirpalanmadan yola cikti.. Sulh adli gemi demir aldiginda sallanan eller gozden kaybolana kadar inmedi… Herkes yorgundu, bitap dusmustu, kimsenin konusacak hali yoktu, erkekler guvertede oturuyorlar, bazilari tutun sarip iciyordu, kimsenin corbadan sonra bir lokma icecek ya da yiyecek hali kalmamisti, Yalnizca Zehrayi besleyip duruyordu Ziyneti. Iyice yol almislardi artik Ayvali’nin adalari gorunmeye baslamisti neredeyse..O arada Sabire nefes alip dolasmak icin guverteye cikti , heryer dopdoluydu. es dost hisim akraba hepsi ayni kaderi paylasiyorlardi,,Birden bayrak diregine Turk bayraginin cekildigini farketti, kendine hakim olamiyordu Sabire , ciglik cigliga bagiriyordu..
  • -Bakin  bayragimiz bayragimiz , Allahim sukurler olsun bayragimizi gorduk ya olsek te gam yemeyiz artik geldik sukurler olsun Anadola !…..deyip secde ediyordu, o anda herkes sevinc cigliklariyla birbirine sarilmaya baslamisti bu sefer akan sevinc gozyaslariydi.. Gemi bayram yeri gibiydi.. bagiran ,cagiran, sevincini haykiran , aglayan yuzlerce insan ayni duygulari paylasiyordu.. Anavatana birkac dakika sonra ayak basacaklardi , ne buyuk mutluluktu..
  •  Bir diger taraftanda Gazi Pasaya dualar ediliyor, marslar soyleniyor, mubadiller cilginlar gibi sevinc cigliklari atiyorlardi…
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir