Mesagros’u , Paraslayi, Komi’yi, Kapya’yi tasiyan Sulh zirhlisi Ayvalik limanina yanasiyordu o gun ogleden sonra, heyecan doruktaydi, canlarini kurtarip sag salim anavatan kavustuklari icin mutluydular, lakin o kadar yasanmisligi geride birakmanin huznu cokmustu uzerlerine , Bayragi ilk gorusteki sevincten eser yoktu su anda, sanki biri ” Hopp kendinize gelin , daha onunuzde cok badireler var ” demisti kulaklarina .. Yine de can korkusu olmadan topraga ayak basmak bambaska bir duyguydu, Kimisi iner inmez topragi opuyor, kimisi korkmus bir yabanci gibi etrafa urkek bakislar atarak halata tutunarak dengeyi bulmaya calisiyor, kimisi dualar ediyor,cocuklar ise Rumca sarkilar mirildaniyordu,cogu Rumcayi Turkceden guzel konusuyordu cocuklarin, okulda Rumca okuma yazma ogreniyorlardi ne de olsa..
Anadolu’ da , hersey Gazi pasanin emriyle ayarlanip , hizmete donusuyordu.. Ayak basma isleminden sonra Limanin yanibasinda acilan buyuk karantinlara aliniyordu mubadiller, resmen bir hastane gibiydi herbiri, beyazlar giymis hemsireler, doktorlar, herbiri haril haril calisiyordu, ikinci kafileydi Sulh zirhlisiyla gelenler, hamile kadinlara ve yasli hastalara oncelik veriliyordu; Zehrayi Mehmet Emin effendi doktora teslim ettikten sonra rahatlamisti, oyle bir oh cektiki gorulesiydi; en azindan artik Turk doktoruna teslim etmisti karisini.. Esya denklerinden birisinin uzerine oturdu, tabakasindan sardigi cigaralarindan birini cikardi, yakti, iki gunluk sakal birikmisti yuzunde, elini yuzune degdirdiginde farketmisti, gunlerdir hazirliklardan ne tras olmayi ne de yemek yemeyi akil edebilmislerdi.. Gozleri uzaklara daldi.Gorunmuyordu artik dogup buyudugu topraklar, bir bulut kesivermisti gozlerinin onunu.. Neyse sag salim geldik ya diyerek yeniden derin bir soluk aldi, sukretmeliydi Allaha sag olduklari icin..
Doktor Fahrettin bey Zehrayi guzelce muayene etti, daha once hic bir erkek doktor tarafindan muayene olmamis Zehra’cigin utanmaktan dili tutulmustu neredeyse, Fahrettin bey gormus gecirmis tecrubeli adamdi , babacandi zaten o yuzden o goreve secilmisti , bu insanciklarin tibbi muayeneden once insan gibi yaklasima ihtiyaci vardi, Basini kaldirdi, Zehranin sismis karnina kulagini koyacaktiki; hastasinin birden bacaklarini toplayip kendini simsiki kapattigini farketti; iste o zaman oyle bir sey soylemistiki; yillarca bu sozu doktora her gidisimde bendeniz anacigimdan dinlemisimdir;
- Senin adin ne kizim?
- – Zehra’dir efendim..
- – Bak guzel kizim, herseyden utanip cekinebilirsin ama doktordan asla.. Doktora ayip yoktur kizim…
- Zehra , biraz olsun rahatlamisti, Fahrettin bey son muayenesini de yaptiktan sonra , dogumun bir iki ay icinde olacagini mujdeledi…Siradaki hastayi almak icin hemsire disari cikmistiki; kalabalik bayilan bir hastanin basinda toplanmis, su vermeye calisiyor, limon koklatiyor, kimisi dua ediyor,kimisi de hayretler icerisinde bakip agliyordu.. Fahrettin bey , steteskopunu kapip ,kalabaligi yararak hastayi muayene etmeye geldiginde , upuzun boyunla , simsiyah saclarinla disleri kenetlenip agzindan kopukler sacan hastanin sara (epilepsy) krizi gecirmekte oldugunu farketti; bu guzel kadin Sabire’den baskasi degildi malesef..Genc kizligindan beri bayiliyordu ama koy yerinde hocaya okutmuslar, cin cikartmislar, akillarina gore tedavi etmislerdi genc kadini..
- -Hastanin yakini kimse benimle gelsin diyip, hem Sabire’yi hem de Salih cavusu tedavi odasina alip basina hemsireyi koydu, gerekli tedavi uygulandiktan sonra bu vahim hastaligin ilaclarini yazacakti ama bir asabiyeci gormeliydi bu durumu..Aile neye ugradigini sasirmisti, bir taraftan sevinirken bir taraftan sikintidan kurtulamiyorlardi..Goc dedikleri bu olmaliydi, acinin, heyecanin , bir tutam sevincin,kayiplarin , endisenin harman oldugu bir yasam kesiti..
- Asilari yapilip, tedavi uygulanan hastalar karantina odalarina aliniyolardi, mahser mahser gunuydu.. kimisi cikinlarini acip acikan karinlarini doyuruyorlar , kimisi hacet ihtiyacini gormek icin ayak yolu ariyor, aglayan cocuklar, sizlanan yaslilar , ne yapacagini bilemeden donup duran aile reisleri, hersey ama hersey birbiri icine girmisti, karantina odasina gidene kadar kimseye rahat yuzu yoktu., Asi olmadan tedavi gormeden Limandan disari cikma zinhar yasakti , hatta suctu.. Bir taraftan da tapularini hazir etmeleri soylenmisti bu perisan insanlara , oncelikle ev tapulari beyan edilmeliydi…sonrasinda nasil olsa alacaklari zeytinliklerin hesabi yapilacak, herkese biraktigi kadar zeytinlik dagitilacakti. bir de muhacir hakki denilen 30 ar agac zeytinlik vardiki , kundaktaki bebege bile veriliyordu..Gelen mubadillerin bakimi, tedavisi, ilaci , karantina sureci yaklasik uc gun surmustu…Gulcemal , Izmir limanina mubadil goturmek icin bir gun once ayrilmisti, ne de olsa Izmir uzakti iki gun yol surer, uc dort gun de karantina…(Izmir’in eski adi KARANTINA semti olan bolgesi 1845 veba salgini doneminde kurulan karantina binasindan bu adi alsa da mubadele doneminde de ayni amacla kullanilmisti)
- Karantina bitiminde , erkekler Ayvalik’i dolasmaya cikmislardi; Rasim beyin kardesleri Emin ve Selim beyler agabeyleri icin bir ev bulmuslardi ama bakalim kanun munasip(uygun) bulacakmiydi… Oncelikle yeni eve tasinmadan agabeylerini ve ailesini evlerine aldilar, hamamlar yakildi, yemekler yendi,odalar hazirlandi, gec vakitlere kadar sohbetler edildi.. Zeliha hanim , Afet hanim eltisini daha cok severdi, Emin bey de babacan adamdi hem de cocuklari yasitti, dunya guzeli bir kiz Meliha ile Mehmet’in aralarinda ay farki vardi, guzel de oynuyorlardi ee daha ne olsundu? Gelirleri iyiydi, yaglar cikiyor ISTANBUL’a sevkediliyor, bazen de alisveris icin gemiyle yine bu buyuk memlekete gidiliyordu..Heyecan yapip uzulmek icin neden yoktu, canlari selametti nihayetinde.
- Pehlivan Huseyin aga, Mehmet Emin effendi Salih cavusu almadan Ayvaliki dolasmaya ciktilar, koylerinde biraktiklari mahalLeye benzer yerler ariyorlardi.. Cok yer dolastilar, hadi burasi bizim olsun diyemiyorlardi, biraktiklari ev buyuklugunde bir ev alabileceklerdi..Ayvalik beklediklerinden de guzeldi aslinda… mis gibi cam kokusu, yayiliyordu ortaliga, sahildeki fabrikalarda zeytintag sikilmaya baslamisti bile mevsim itibariyle,lakin fabrikalarin Rum sahipleri satip ya Atina ya kacmislar , ya da Turk arkadaslarina gecici olarak teslim etmislerdi, guya donup fabrikalarini geri alacaklardi..Elbette bu donus hikayeleri hayal olup bir ani olarak kaldi belleklerde.. Zira Lozan baris antlasmasinda ek olarak hazirlanan 19 maddelik mubadele anlasmasi gidenin kesin olarak donmesini yasaklaniyordu, ancak gitmekten vazgecip kesin kalis bildirebilirlerdi, ama her iki tarafta birbirinden olesiye korkuyordu, Daha mubadele baslamadan binlerce Rum malini mulkunu satip Atinaya ya da Selanik’e ya da Adalara goc etmislerdi..
- Pehlivan Huseyin aga Bir ara Veli efendi ile Ruhi beyin sesini duydu,
- -Bekleyin bizi agalar nereye yerlesiceksek birlikte hareket edelim.. Evet dogrusu oydu, lakin Hatice hanimin titizligi dillere destandi ya, o yuzden erkekler hanimlarina sormadan ne diyebilirlerdi….
- Limandan epey uzaklasmislardi, denize cok yakin yerlere bakmiyorlardi, zira gavur gece sandalla yanasir da bizi oracikta kesiveriri korkusu bilinc altina oylesine yerlesmisti..Yine de kimse korkusunu birbirine belli etmiyordu, ellerindeki tapular olcusunde ev ariyorlardi, butun erkekler kadinlari karantina da birakip sokaklara dokulmustu.. herkes es , dost , hisim akraba birlikte hareket etmeye calisiyordu.. Bir ara Bilali gorduler, Ama onlar bir gun once geldikleri icin yerlesmeye baslamislardi , karantina sureleri bitmis, Sehir icinde guzelce bir ev bulmuslardi bile, Selamlastilar, Sarildilar, Ruhi bey hala Bilal efendinin gozlerinin icine bakamiyordu..Rastgelsin diye ayrildilar birbirlerinden.. ; Bir ara Ruhi bey ;
- – Hahh galiba burasi bize en uygun agalar Misavruya da benziyor gelin bakalim evlere , diye sokaga daldi, sagli sollu evler vardi lakin kucuk kucuk evlerdi herbiri, biraktiklari evlere uygun degildi; Hatice olurdu de boyle evde oturmazdi, burnundan getirirdi vallaha.. Pehlivan Aga , kosedeki eve bayildi..(sakarya mah deki dogdugum ev) cok guzeldi, aciklik ferah, bahcesi de vardi, ehh daha ne isterlerdi,Zaten Ziyneti uyumlu kadindi, tek istedigi kizina yakin olmakti. Iceri girip gezdiler, Hersey oldugu gibi birakilmisti, ocakbasinin kaneviceli ortusu bile oldugu gibiydi, yataklar yorganlar goturulmus, mutfaktaki bakir esyalardan cogu oldugu gibi duruyordu, belliki vakti hali iyi insanlardi burada oturanlar, karsisindaki eve de Kizini yerlestirirdi, Onun yanibasindakine de da Salih ustayla Sabireyi.., Evler sanki biraktiklari evlerinden daha bakimliydi bile, ama kizi icin baktiklari evde kan izleri vardi, belliki burada kiyim olmustu, duvardaki istavrozu bile almaya zaman bulamamisti ev sahibi.. O Sira da Ruhi beyle, Veli efendinin sesi duyuldu..Onlar da alt sokakta bulmuslardi , gonullerine gore evleri , hadi hep birlikte olacaklardi yine cok sukur deyip hanimlari almaya gittiler..
- Emin beyle Selim bey agabeyleri icin bulduklari buyuk genis bahceli, bahcesinde bir de kilisesi olan evi gostermek icin sabahtan hazir olmuslardi, hava da sogumaya yuz tutmustu hani , o sene zeytinlerin cogu altindaydi daha! Gavurun zeytinin toplayacaklardi insallah dagitimdan sonra..
- Rasim bey, kardesleriyle eve adim atmaz , buyulenmisti zira ev kilisenin papazinin eviydi, genisti buyuktu , kosk gibiydi lakin her taraf kan icindeydi, buyuk bir arbede yasandigi belliydi.. Temizligi kolay olmayacakti, Artik ne Tula vardi ne de Maria ..Kiliseye girdiklerinde uc erkek te saskinliktan kucuk dillerini yutmak uzereydiler, korkunc bir durumla karsi karsiyaydilar, papazin cansiz bedeni bir tarafta , basi bir taraftaydi.. Kadinlarin ve cocuklarin buraya gelmeden temizlenmesi lazimdi , Fabrikadan isciler gelip cesedi alir arka taraftaki bahceye gomerlerdi de tahtalara islemis kanlar nasil temizlenecekti?, Selim bey , abisinin sirtini sivazladi;
- – Abeycim merak etme hepsi hallolur, istersen biraz d a bende kalin… Rasim bey hic ses etmedi, Emin bey diger taraftan atildi;
- Canim, duyanda abeyimi sokaga attim sanacak, Allah allah ne bicim laf oyle?
Kadinlar karantinanin bahcesinde bekliyorlardi bir an evvel evlerine gidip sicak bir su bile olsa icmek icin sabirsizlaniyorlardi, Sabire aldigi ilaclarin etkisiyle sersem gibiydi, zavalli kadin; bu yolculuk en cok onda eser birakacakti, Omur boyu yasayacagi bir dert sahibi olmustu artik.. Salih cavus cok iyi bir esti ama yasanan sikintilar, uzuntuler zavalli Sabirecigi belki de bu sekilde carpmisti, kimbilirr?? Nihayetinde kader diyorlardi bunun Adina.. Doktor Fahrettin bey, Istanbulda yeni acilmis olan br Ruh ve sinir hastanesinden bahsetmisti, Bakirkoyde kurulmustu bu hastane, Gazi ve Ismet Pasalarin onculugunde Dr Mazhar Osman tarafindan yeni yeni hasta kabulune baslamisti, ama tamamlanacakti daha , yerlestikten sonra oraya gitmelerini tavsiye etti Fahrettin bey..
Aksam olmadan erkekler donup kadin ve cocuklari atli arabalara doldurarak bulduklari evlere getirdiler , hepsi heyecanliydi bir kisi haric; Sabire hanim heyecanini bayrak diregine bayrak cekilirken orada birakmisti sanki… Ne heyecan, ne sevinc ne de uzuntu ugramiyordu artik Sabire’ye.
